İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2172790 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

Hz. EBU BEKİR ES SIDDIK

Kategori Kategori: Dini | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 1956 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 06 Mart 2007 21:31:14

Hz. Muhammed (s.a.s.) ın İslam i tebliğe başlamasindan sonra ilk iman eden hür erkeklerin; raşit halifelerin, aşere-i mübeşşerenin ilki. Camiul Kur an, es-Siddik, el-Atik lakaplariyla bilinen büyük sahabi.

Hz. EBU BEKİR ES SIDDIK (571-634)

        

             Hz. Muhammed (s.a.s.)’in İslam’i tebliğe başlamasindan sonra ilk iman eden hür erkeklerin; raşit halifelerin, aşere-i mübeşşerenin ilki. Camiu’l Kur’an, es-Siddik, el-Atik lakaplariyla bilinen büyük sahabi.

            Kur’an-i Kerim’de hicret sirasinda Rasullulah’la beraber olmasindan dolayi,   …ma arada bulunan iki kişi den biri…   (et-Tevbe, 9/40) şeklinde ondan bahsedilmektedir. Asil adi Abdülkabe olup, İslam’dan sonra rasullalah (s.a.s.)’in ona Abdullah adini verdiyi kaydedilir. Azaptan azad edilmiş manasina “atik”; dürüst, sadik, emin ve iffetli olduğundan dolayi da “siddik” lakabiyla anilmiştir. “Deve yavrusunun babasi “ manasina Ebu Bekir adiyla meşür olmuştur. Teym oğullari kabilesinden olan Ebu Bekir’in nesebi Mürre b. Ka’b’da Rasulullah2la birleşir. Annesinin adi Ümmü’l-Hayr Selma, babasinin ki Ebu Kuhafe Osman’dir.  Künyesi Abdullah b. Osman b. Amir b. Amir… b. Murra…et-Teymi’dir. Bedir savaşina kadar müşrik kalan oğlu abdurrahman dişinda bitin ailesi müslüman olmuştur. Babasi Ebu Kuhafe, Ebu Bekir’in Rasulullah (s.a.s.)’den bir veya üç yaş küçük olduğu zikredilmiştir. İslam2dan önce de saygin, dürüst, kişilikli, putlara tapmayan ve evinde put bulunmayan ‘hanif’ bir tacir olan Ebu Bekir, ölümüne kadar Hz. Peygamber’den hiç ayrilmamiştir. Bütün servetini, kazancini İslam için harcamiş, kendisi sade bir şekilde yaşamiştir.

            Hz. Ebu Bekir, Fil yilindan iki sene birkaç ay sonra 571’de Mekke’de dünyaya gelmiş, güzel hasletlerle taninmiş ve iffetiyle şöhret bulmuştur. İçki içmek cahiliye döneminde çok yaygin bir adet olduğu halde o hiç içmemiştir. O dönemde Mekke’nin ileri gelenlerinde olup Araplarin nesep ve ahbar ilimlerinde meşhur olmuştur. Kumaş ve elbise ticaretiyle meşgul olurdu; sermayesi kirk bin dirhendi ki, bunun büyük bir kismini islam için harcamiştir. Rasulullah’a iman eden Ebu Bekir (r.a) İslam davetçiliyine başlamiş, osman b. affan, Zebeyr b. avvam, abdurrahman b. Avf, Sa’d. Ebi Vakkas ve Talha b. Ubeydullah gibi İslam’in yüceleşmesinde büyük emekleri olan ilk müslümanlarin bir çoğu İslam’i onun davetleriyle kabul ettmişlerdir.

            Hz. Ebu Bekir hayati boyunca Rasulullah’in yaninda ayrilmamiş, çocukluğundan itibaren aralarinda büyük bir dostluk kurulmuştur. Rasulullah birçok hususlarda onun görüşünü tercih ederdi. Umumi ve hususi olan önemli işlerde ashabiyla müşevere eden Peygamber (s.a.s.) bazi hususlarda özellikle Ebu Bekir’e danişirdi. Araplar ona “Peygamber’in veziri” derlerdi.

            Teymoğullari kabilesi Mekke’de önemli bir yere sahipti. Ticaetle uğraşiyorlar, toplusal temaslari ve geniş kültülükleri ile taniniyorlardi. Hz ebu Bekir’in babasi Mekke eşrafindandi. Hz Ebu Bekir, cahiliye döneminde de güzel ahlaki ile taninan, sevilen bir kişi idi. Mekke’de “eşnak” diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi işleirinin yürütülmesiyle görevliydi. Muhammed (s.a.s.) ile büyük bir dosluklari vardi. Sik sik buluşur, allah’in birliği Mekke müşriklerinin durumu ve ticaret gibi konularda müşavere ederdi. İkisi de cahiliye kültürüne karşiydilar, şir yazmaz ve şiiri sevmezlerdi, daha ziyade tefekkür ederlerdi.

           

            İslam’i Benimsemesi

            Hz Ebu Bekir, Hira dağindan dönen hz Muhammed ile karşilaştiğinda, Rasulullah (s.a.s.) ona “Allah’in elşisi” olduğunu söyleyip “Yaratan Rabbinin adiyla oku” diye başlayan ayetleri bildirdiği zaman hemen ona: “ Allah’in birliğine ve senin O’nun rasülü olduğuna iman ettim” demiştir. Hz Hatice’den sonra Rasulullah’a ilk iman eden odur. Hz peygamber (s.a.s) İslam’i tebliğinin ilk zamanlarinda kiminle konuştuysa en azindan bir tereddüt görmüş, ancak Ebu Bekir şeksiz ve tereddürsüz bir şekilde kabul etmiştir. Hatta Hz. Peygamber (s.a.s.), “Bütün insanlarin imani bir kefeye, Ebu Bekir’in ki bir kefeye konsa, onun imani ağir basardi” diye latif bir benzetme de yapmiştir. Mü’min Ebu Bekir, hayatinin sonunda kadar tüm varliğini İslam’a adamiş, bütün hayirli işlerde en başta gelmiştir.

            Ebu Bekir Mekke döneminde güçlü kailelere mensup kişileri İslam’a kazandirmaya çalişti, öte yandan müşriklerin işgencelerine maruz kalan güçsüzleri, köleleri korudu; servetini eziyet edilen satin alip azad etmekte kullandi. Bilal, Habbab, Lübeyne, Ebu Fukayhe, Amir, Zinnire, nahdiye, Ümmü Ubeys bunlardandir. Kendisi de Mecsid-I Haram müşrüklerin saldirisina uğramişti. Ebu Bekir, iman ettikten sonra İslam’i tebliğe gizli gizli devam ediyordu. Annesi, karisi Ümmü ruman ve kizi Esma da iman etmiş, fakat oğullari Abdullah, Abudurrahman ve babasi Ebu Kunafe henüz iman etmemişlerdi. Osman b. Affan, Sa’d b. Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. Avvam, Talha b. Ubeydullah gibi ilk

müslümanlari İslam’a davet eden odur. Müşrüklerin eziyetleri çoğalip müslümanlara yapilan baskilar arttiktan sonra Hz Peygamber  Hz. Ebu Bekir’e de Habeşistan’a göç etmesini söylemişve Ebu Bekir yola çikmiş, ancak Berkü’l-Gimad’da Mekke’nin ileri gelen kabilelerinden İbn Dugunne ile karşilaştiğinda İbn Dugunne onu himayesine aldiğini ve Mekke’ye dönmesi gerektiğini belirterek, ikisi birlikte Mekke’ye dömüşlerdir. Ancak şartli olarak Ebu Bekir’I himayesine alan İbn Dugunne, Ebu Bekir’in açiktan açiğa ibadet etmesi ve inancini yaymaya devam etmesi sebebiyle şartlarini yerina getirmediyini  iddia ederek ona ibadetini gizli yapmasini söylediyinde Ebu Bekir, onun himayesine ihtiyaçi olmadiğini, zaten kendisine söz vermediyini ifade etmişti: “Senin himayeni sana iade ediyorum. Bana Allah’in himayesi yeter.” Böylece onüç yil Mekke’de Rasulullah’in yaninda kalan Hz Ebu Bekir, Hz Aişe’nin rivayetine göre, Rasulullah hicret emrini alip Ebu Bekir’e gelerek ona berberce hicret edeceklerini söyleyince Ebu bekir sevinçten ağlamaya başlamişti.

            Hz. Peygamber’in bir gecede Mekke’den kudüs’e oradanda Sidretü’l Münteha2ya gittiği İsra ve Mirac hadisesini duyan müşrikler bunu Hz ebu Bekir’e yetiştirdikleri zaman; “O dediyse doğrudur.” Demiştir. Bu sözünden sonra Ebu Bekir’e; ihlasli, asla yalan söylemeyen, özü doğru, itikanda şüphe olmayan anlaminda, “Siddik” lakabi verildi. Kur’an tabiriyle, “ O, ne iyi arkadaşti” denilebilir.

            İşte o “ Siddik” ile o “Emin”, iki arkadaş beraberce Sevr dağindaki mağraya hareket ederek hicret etmişlerdir.

           

            Hicreti

            Sevr mağasina ilk giren Hz. Ebu Bekir(r.a.) mağarada keşif yaptiktan sonra Resullulah içeri girmiştir. Ebu Bekir’in kizi Esma yolda yemeleri için aziklarini hazirlamişti. Onlar Mekke’den ayrilinca müşrikler her tarafa adamlarini yollayarak aramaya başladilar. Küreyş kabilesinin müşrikleri Ebu Cehil başkanliğinda Esma’nin evini aradilar, hararet edip dayak attilar.

            Hz. Ebu Bekir (r.a.) hiçret yolculuğuna çikarken yanina bütün parasini almişti. Buna rağmen kizi Esma onun nerede olduğunu nereye gittiyini kafirlere söylememiştir. İz süren Mekkeli müşrikler sevr mağrasina kadar geldiler Resullulah bu sirada Kuran’da anlatildiği biçimde şöyle diyordu : “Üzülme, Allah bizimledir” (et-Tevbe,104/40) nitekim Allah ona güven vermiş, göremedikleri askerleriyle onu desteklemiştir; Allah gülüdür, hakimdir. Kafirler tüm aramalara rağmen onlari bulamadilar. Mağrada üç gün kaldiktan sonra Mediye yönelen Resullulah ile Ebu Bekir Kuba’ya vardilar.

            Ebu Bekir mağrada kaldiklari günü şöyle anlatir; “Rasullulah (s.a.s.) ile bir mağrada bulundum. Bir ara başimi kaldirip baktim. O anda Küreyş casuslarini gördüm bunun üzerine, ‘Ya Rasullulah, bunlardan birkaçi gözünü aşaği eysede baksa muhakkak bizi görür’ dedim. O, sus ya Ebu Bekir. İki yoldaş ki Allah onlarin üçüncüsü ola endişe edilirmi?’ buyurdu.

            Kuba’da üç gün Resullullah ile Hz Ebu Bekir nihayet Medine’ye vardilar. Medine’de Hz Ebu Bekir humma hastaliğina tutuldu. Hastalik ilerleyip düştüyünde Resullulah, “Allah’im Mekke’yi sevgili kildiğin gibi Medine’yide bize sevgili kil, hummayi bizden uzaklaştir diye dua ettiyi zaman Hz Ebu Bekir ve diyer sahabilier iyleştiler. Bu arada “Hz Aişe ile Hz Muhammed (s.a)’in  düyünleri yapildi. Mescidi Nebi inşa edildi. Masraflarin bir kismini Hz Ebu Bekir karşiladi. Medine’de kardeşlik tesis edildiyinde Ebu Bekir’in kardeşliyi Harise b. Zeyid oldu.

            Hz Ebu Bekir Medine’de Mescidi Nebi’nin inşasina katildi. Resullulah İslami yaymak ve duşmanlar hakkinda bilgi toplamak için Seriyye denilen keşif kollarini Medine dişina yolluyor, bunlara bazen Hz Ebu Bekir’de katiliyordu. Resullulah ile birlikte bizzat savaşlarda (Bedir’de, Uhut’ta, Hendek’te) Ebu Bekir’de yer aldi. O, Müreysi, Kurayza, Hayber, Mekke, Huneyin, Taif gazvelerindede bulundu. Resullulah’in bizzat idare ettiyi harplere gazve denir. Ebu Bekir bu sözü geçen büyük savaşlardan başka otuzdan fazla gazveye katilmiştir. Çarpişma olmaksizin Vetdan,  Buvat, Bedir-I Ula, Uşeyre gazveriylede duşmanlar itaat altina alinmiştir. Bütün bu gazvelerde Hz Ebu Bekir, Resullulah’in en yakinin da yer almiş olup onun “veziri” gibi idi. Bedir’de, oğlu Abdurrahman müşrikler safinda yer aldiğinda Ebu Bekir oğluyla çarpişmiştir. Sadece o deyil Bedir’de birçok sahabi oğlu, kardeşi, babasi, dayisi ile çarpişmiştir. Bedir savaşi, müslümanlarin İslam’i herşeyden üstün tuttuklarini Allah için en yakin olan müşrüikleri kan baği veya kabile taassubu içinde kalmadan, başka insanlardan ayirt etmeden öldürdüklerini göstermektedir. Resullulah’in bir amcasi Hamza islam ordusu safindayken öteki amcasi Abbas düşman safindaydi. Yeyeni Ubeyde kandi yanindayken, öteki yeyenleri Ebu Sufyan ve Nevfel müşriklerle beraberdi. Hatta kizi Zeynep’in eşi Ebu’l-As da Resullulah’a karşi müşriklerle beraber savaşiyordu.

            Hicret’in  9 yilinda Medine’de büyük nir kitlik oldu. Bu arada Bzans imparatorui, Şamda Hicaz bölgesini istila etmek üzere büyük nir ordu hazirladi. Resullulah, bu orduya karşi islan ordusunu hazirlarken, kitlik sebebiyle zorluklarla karşilaşti. Ebu Bekir mallarinin hepsini bu ordunun hazirlanmasinda kullandi. 10. yilda ” Veda Hacc” inda bulununan Allah’in Resulu, 11. Yilda hastalandi.

           

            Hilafeti                                                                                                                                                                                                                                          

            Hicri 11. Yilda hastalanan Resullulah (s.a.s.) 13 Rebuyyulevvel Pazartesi günü ( 8 Haziran 632) vefat etti. Onun vefatini duyan müslümanlar büyük bir üzüntüye kapildilar ve ilk anda ne yapmalari gerektiyini karar veremediler. Ama O’da bir ölümlüydü. Hz. Ömer onun Hz Musa gibi Rabbi ile buluşmaya gittiyini, O’nun için öldü diyen olursa ellerini keseceyini söylüyordu. Ebu Bekir, Resulalah’in iyi olduğu bir sirada ondan izin alarak kizinin yanina gitmişti. Vefat haberini duyar duymaz hemen geldi. Resulallah’i alnindan öptü ve ‘’Babam ve anam sana feda olsun Ya Resulallah.ölümündede  yaşamindaki kadar  güzelsin.Senin ölümünle peyganberlik somn bulmuştur.Şanin ve şerefin o kadar büyükki,üzerinde ağlamaktan  münezzehsin .Ya Muhammed ,Rabbinin katinda  bizi unutma ; hatirinda olalim …’’ dedi.Sonra dişari çikip Ömer’I susturdu ve ;’’Ey insanlar ,Allah birdir ,O’ndan başka İlah yoktur ,Muhammed onun kulu ve elçisidir Allah apaçik hakikattir.Muhammed’e kulluk eden varsa bilsinki,o ölmüştür Allah’a  kulluk edenlere gelince şüpesiz,Allah, Baki ve ebedidir. Size Allah’in şu buğruğunu hatirlatirim : ‘’Muhammed sadece bir elçidir . Ondan önçede  peygenberler gelip geçmiştir. Şimdi  o ölür veye öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz?  Kim  ökçesi üzerinde geriye dönerse Allah’a Hiçbir ziyan veremez .Allah şükredenlere mükafatlandiracaktir’’.(Al-u İmran, 3/144).Allah’in  kitabi ve

Resulallah’in sünnetine sarilan doğruyu bulur ,o kisinin arasini ayiran sapitir. Şeytan , peyganberimizin ölümü ile  sizi aldatamsin , dininizden saptirmasin. Şeytanin size ulaşmasina  firsat vermeyiniz ‘’

            Hz Ebu bekir bu konuşmasiyla  orada bulunanlari teskin ettikten sonra Resulallah’In techiziyle uğraşrken , Ensar,

Benü Saide Sakifesinde toplanarak Hazreç’in Reisi olan Sa’de b. Uhude’yi Resullulah’tan sonra halefe tayini için bir araya gelmişlerdir. Ebu Bekir, Hz Ömer, Ebu Ubeyde ve muhacirlerden bir grup hemen Benü Saide’ye  gitti. Orada  Ensar ile konuşulduktan sonra  hilafet hakkinda çeşitli muzakereler yapildiktan sonra Hz Ebu Bekir , Ömer ile Ebu Ubeyde’nin ortasinda durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine bey’at edilmesini istedi. O, kendisini halife olarak öne sürmedi. Hz Ebu Bekir’in konuşmasindan sonra Hz Ömer atilarak hemen Ebu Bekir’e bey’at etti  ve, “Ey Ebu Bekir müslümanlari sen Resullulah’in emriyle namaz kildirdin. Sen onun halifesisin biz sana bey’at ediyoruz. Resulullah’a hepimizden sevgili olan sana bey’at ediyoruz” dedi. Hz Ömer’in bu ani davranişi ile orada bulunanlarin hepsi Ebu Bekir’e bey’at etti. Bu özel bey’at sonra ertesi gün Mesci-i Nebi’de Hz Ebu Bekir bütün halka hutbe okudu ve resmen ona bey’at edildi. Resullulah’in defni sali günü gerçekleşirken, O’nu nereye defnedileceyi hakkinda da bir iftilaf geldiyinde Hz Ebu Bekir yine firasetini ortaya koydu ve “Hey her peygamber öldüyü yere defnedilir” hadisini asaba hatirlatarak bu ihtilafi giderdi. Resulullah’in cenaze namazi imamsiz olarak gruplar halinde kilindi. Bütün  bunlar olurkan Hz Ali’nin Hz Fatimanin evinde Haşimoğullari ve yandaşlariyşa ve bey’at katilmadiği nakledilir. Hz Ali rivayetlere göre el-Bey’atü’l- Kübra’ya bey’at edildiyi haberini alir almaz, elbisesini yarim yamalak giydiği halde evden firlamiş ve gidip Hz Ebu Bekir’in üstünlüsünü bildiyini, onun hakkinda yaptiği konuşmalar ve tarihin akişi, diğer revayetlere aykiridir.

            Rasulullah’in en yakin asabi arasinda - hatta Ebu Bekir ile Ömer arasinda - zaman zaman ihtilaflar, görüş ayriliklari meydana gelmişsede ilk iki halife zamaninda da görüldüyü gibi daima birlikte devam ettirilmiştir. Anlaşmazlik gibi görünen hadiselerin birçoğunda huy ve karakter farkliliği röl oynuyordu. Mesela Ebu Bekir yumuşak ve sakin davranirken, Ömer sertlik yanlisiydi. Ama her zaman birlikte hareket ettiler. Ebu Bekir’in yönetiminde Hz Ali ve Zübeyir b. Avvam Ritte savaşlarinda kararlarin içinde,  namazlarda  Ebu Bekir’in arkasinda  yer almişlardir . Hz. Ali Rasulullah’in bir vasiyeti olsaydi ölünceye kadar onu yerine getireceğini söylemiş ancak İbn Abbas’in Rasululah hastalandiği zaman ona gidip hilafet işini sormak istemesini geri çevirmiştir. Yani Hz Ebu Bekir’in halifeliğine karşi kimseden bir çikiş olmamiştir. Zaten tabii, fitri, akli ve maslahata uygun olanda halifeliyidir. Hz Peygamber ölmeden önce yazili bir ahitname birakmamiş, ancak Ebu Bekir’in faziletine dair mescidde konuşmuş hasta hatağindayken onu israrla çağirtmiş ve yerine imam tayin etmiştir.

            Hz Ebu Bekir, kendisini Rasulullah’in mirasindan pas almak için gelen Hz Fatima’ya “Resulullah’in yaptiği hiçbir şeyi yapmaktan geri durmam “ diyerek Fatima’nin Peygamber’in kizi olmasini dinin üstün tutulmasindan daha önemsiz görmüş ve Rasullulah’in yanindayken ne duymuş, ne görmüşse onu tatpik etmiştir. Sonralari Hz. Ali’nin hilafeti zamaninda Fatima’ya ki, Ebu Bekir’e gidip miras isterken savunmuştu- mirastan hiçbir şey vermemesi de ashabin Rasulullah’in sünnetine nasil itaat ettiklerinin delilidir. Hz Ebu Bekir “ Rasulullah’in Halifesi” seçildikten sonra Mescid’de yaptiği konuşmada, “ sizin en hayirliniz değilim, ama başiniza geçtim görevini hakikiyle yaparsam bana yardim ediniz, yanilirsam doğru yolu gösteririz; ben Allah ve Rasülü’ne itaat ettiğim müddetçe siz bana itaat ediniz, ben isyan edersem itaatiniz gerekmez…” demiştir.

           

            Mürtedlerle Mücadele,

            Irak ve Suriye Fütühati

            Hz Ebu Bekir Rasulullah’in halifesi olduktan sonra, onun vefatiyla Arabistan’da Mekke ve Medine dişindaki bölgelerde görülen dinden dönme haraketlerine, yalanci peygamberlere, “namaz kilariz, ama zekat vermayiz” diyenlere karşi savaş açti. Esvedu’l-Ansi, Müseylemetü’l-Kezzap, Sacah, Tuleyha gibi yalanci pegamberlerle yapilan savaşlarla bu zararli unsurlar yok edilmiş, isyan bastirilmiş, zekat yeniden toplanmaya başlamiş ve Bey-tü’l-Mal 2 konulup dağitilmaya başlamiştir. Rasulullah’in hazirladiği, ancak vefati sebebiyle bekleyen Üsame ordusunu Ürdün’e yollayan Ebu Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen, Mühre isyanlarini bastirmiştir. İçte isyanlarla mücadele edilirken, sişta iki büyük imparotorluğun, İran ve Bizans’in ordulariyla karşilaşmiştir. Hire, Ecnadin ve Enbar, savaşlarla İslam diyarina katilmiş, irak fetedilmiş, Suriiye’nin de önemli kentleri ele geçirilmiştir. Yemrük savaşi devam ederken Hz Ebu Bekir vefat etmiştir. Onun ordusuna verdiği öğütlerde şu ibareler vardir: “Kadin, çocuk ve yaşlilara dokunmayin , yemiş veren ağaci kesmeyin, haddi aşmayin, korkmatin.” Gerçekten İslam ordusu fethettiği yerlerde kimseye zulmetmemiş, adeletiyle düşmanlarinin taktirini kazanmiş, müslüman olmayip da cize vererek İslam’in himayesine giren milletler huzur ve emniyet içinde yaşamişlardir.

           

            Kur’an-i Kerim’in Toplanmasi,

            “Mushaf”in Meydana gelmesi

            Hz Ebu Bekir, Redde harplerinde, vahiy katiplerinin ve kurra’nin birçoğunun şehid olmasi üzerine, Hz ömer’in Kur’an’in toplanmasi fikrine sicak bakmamişsa da sonra ona hak vererek, Kur’an aytlerinin toplanmasini sağlamiştir. Rasulullah zamaninda peyderpey inen vahiy, katiplerce ceylan derilerine, beyaz taşlara, enli hurma dallarina yazildiği gibi, ashabin çoğu da Kur’an hafizi idi. Ancak yazili olan ayetler dağinikti, Kur’an’in muhafazasi hususunda endişe edildi. Ebu Bekir Zeyd b.Sabit’in başkanliğinda bir heyet teşkil ederek, harkesin elindeki ayetleri getirmesini emretti. Ayrica sahitlerele ayetle doğrulaniyor, kurra  ile te!kid ediliyordu. Böylece bütün ayetler toplandi ve “mushaf” meydana getirildi. Bu Mushaf Ebu Bekir’den Ömer’e, ondan kiiz hafsa’ya geçti ve Hz Osman zamaninda çoğaltilarak Darü’l-İslam’in bitin vilayetleirne dağildi.

 

            Vefati   

            Hilafeti iki sene üö ay gibi çok kisa bir müdet sürmesine rağmen Hz. Ebu Bekir zamaninda İslam Devleyi büyük bir gelişme göstermiştir. Hz Ebu Bekir Hiçri 13. Yilda Cemaziyelahir ayinin başinda hicretten sonra Medine’de yakalandiği hastalandiği hastaliğinin çikmasi üzerine yatağa düşünce yerine Ömer’in namaz kildirmasin istedi. Ashabla istişare ederek Hz. Ömer’in sert ve kaba oluşu gibi bazi itirazlara cevap verdive hilafet ahitnamesini Hz. Osman’a yazdirdi. Ebu Bekir(r.a.) de çok sevdiyi Rasulullah gibi altmişüç yaşinda vafat etti. Vasiyeti gereyi Rasulullah’in yanina - omuz hizasinda olarak - defnedildi. Böylece bu iki büyük insanin, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti.

 

            Kişiliği ve Yönetimi             

            Tacir olarak geniş bir kültüre sahip olan Hz Ebu Bekir, dürüstlüğü ve takvasi ile ashap içinde ilk sirada yeralir. Karakteri; yumuşak huyluluk, çok düşünüp az az konuşmak, tevazu ile belirgindi. Hz Aişe’nin rivayetinegöre, “ gözü yaşli, gönlü hüzünlü, sesi zayif” biri idi. Cahiliye döneminde müşrikler ona güvenir, diyet ve borç-alacak işlerinde onu hakem tanirlardi. Rasulullah’in en sadik dostu olan Ebu Bekir’in Miraç olayinda sergilediyi sonsuz bağlilik örneyi ona “es-siddik”1 lakabini kazandirmiştir. O bu olayda “O ne söylüyorsa doğrudur” demiştir. Cömertlikte üstüne yoktur. Bütün malini mülkünü İslam için harcamiş, vefat ederek vasiyetinde, halifeliyi müddetince aldiği maaşlarin, topraklarinin satilarak iade edilmesini istemiş ve geride bir deve, bir köleden başka birşey birakmamiştir. Dört eşinden alti çocuğu olan Ebu Bekir, kizi Aişe’yi Resululah ile hiçretten sonra evlendirmiş. Hiçret sirasinda mağrada iken ayağini bir yilan soktuğunda ve ayaği acidiğindao sirada dizine yatap uyumuş olan Peygamber’i uyandirmamak için sesini çikarmamasi, ağlarken Hz Peygamber uyanip ne olduğunu sorduğunda, “ Anam-Babam sana feda olsu ya Resulullah” demesi olayi Ebu Bekir’in Resululah’a bağliliğini örneklerinde sadece biridir. Hz Ebu Bekir’in beya yüzlü, zayif, doğan burunlu, sakalini kina ve çivit otuyla boyayan sakin bir adam olduğu rivayet edilir. Rasulullah’tan sonra bu ümmetin en hayirlisi Ebu Bekir’indir. O, Hz Peygamber’in veziri, fetvalarinda en yakini idi. Rasulullah’in, “İnsanlardan dost edinseydim, Ebu Bekir’I edinirdim.” ve “Herkeste iyiliklerimin karşiliği vardir, Ebu Bekir hariç” demesi ve son hutbesinde, “ Allah, kullarindan birini dünya ile kendi katinda olan şeyleri tercih hususunda serbest birakti; kul, Allah katinda olani tercih etti” diye Ebu Bekir’I övmesi ve mescide açilan tüm kapilari kapattirip yanliz Hz. Ebu Bekir’in kapisini açik birakmasi ona verdiyi değeri göstermektedir.

            Hz Ebu Bekir’in nasslara aykiri hiçbir görüşü bize ulaşmamiştir, çünkü böyle bir reyi yoktur. Ebu Bekir nasih sünnetini çok iyi biliyor, Rasulullah2i herkesten çok taniyordu. Bu yüzden hilafetinde kendisine karşi içte mualif bir hareket olmamiş ve fitneler görülmemiştir. Ihtilaf veya İhtilaflarda çözümsüzlük, bid’atler onun devrinde yaşanmamiştir. “Üzülme, Allah bizimle beraberdir” buyuran Rasulullah’in haberi sanki lafizda ve manada Hz. Ebu Bekir’de zahir olmuştur.

            Kaynaklarda onun, “Ben ancak Rasulullah’a tabiyim, birtakim esaslar koyucu değilim” diye kararlarinda çok titiz davrandiği zikredilir. Bir meseleyi hallederken önce Kur’an’a bakar, bulamazsa Sünnet’te araştirir, orda da bulamazsa ashabla istişare eder ve ictihad ederdi. Ganimetin bölüşümü meselesinde Muhacir-Ensar eşitliğinin ihtilafa yol açmasinda Ömer’in Muhacirlere daha çok vermesini savunmasina rağmen ganimeti eşit olarak bölüştürmüştür. O sebeple hilafetinde huzursuzluk çikmadi. Rasulullah ve kendisi, bir mecliste bir anda verilen üç talaki bir talak saymişlar, bu daha sonra birçok “maslahat gereği” diye yapilan değişiklik gibi - üç talak sayilmiştir. Yani Ebu Bekir, Rasulullah’in tüm uygulamalarini aynen tatbik etmek istemiştir; bazen - kalpleriİslam’a isindirmak istenenlere toprak vermesi gibi- maslahat gereği veya zamanin değişmesini söyleyen ashabina uymuştur. Müslümanlar henüz onsekiz kişiyken Mekke’de mescid-I Haram’da İslam’i tebliğ eden ve müşriklerce dövülen Ebu Bekir’e hilafetinde “Halifet-u Rasulullah” denilmiş sonraki halifelere “Emirü’l-Mü’minin” denilmiştir. Mali işlerde Ebu Ubeyde, kadilik ve kaza işlerini Hz Ömer, katipliğini Hz. Ali, başkumandanliğini Üsame ve Halid b. Velid yapmiştir. Medine Darü’l-İslam’in başkenti olmuş, Mekke, Taif, San’a, Hadramevt, Halvan, Zebid, Rima, Cened, Necran, Cureş, Bahreyn vilayetlere ayrilmiştir. Yönetimi merkezi olup, gamimetlerin beşte biri Beytü’l-Mal’de toplanmiştir.

            Hz Ebu Bekir, Mukillin denilen çok az hadis rivayet eden ashablardan sayilir. O, yanilip da yanliş bir şey söylerim korkusuyla yanlizca yüz kirk iki hadis rivayet etmiş veya ondan bize bu kadar hadis rivayeti nakledilmiştir. Hutbe ve öğütlerinden bazilari şöyledir : “ Rasulullah vahy ile korunuyordu. Benim ise beni yanliz birakmayan şeytanim vardir … Hayir işlerinde acele edin, çünkü arkanizdan acele gelen eceliniz var … Allah için söylenmeyen bir sözde hayir yoktur…

Herhangi bir yericinin yermesindan korktuğu için hakki söylemekten çekinen kimsede hayir yoktur… Amelin sirri sabirdir… Hiç kimseye imandan sonra sağliktan dahaüstün bir nimet verilmemiştir… Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz  .

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA