İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2202616 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

T.C. MERKEZ BANKASI TARİHSEL GELİŞİMİ

Kategori Kategori: Ekonomik | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 1974 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 08 Nisan 2007 14:50:34

OSMANLI DÖNEMİ
CUMHURİYET DÖNEMİ

T.C. MERKEZ BANKASI TARİHSEL GELİŞİMİ

 

OSMANLI DÖNEMİ

 

Merkez Bankaları, bugün hemen her ülkede dört ana işlev üstlenmektedir:

  • Ülke içindeki para arzı, dolayısıyla para piyasasını düzenlemek,
  • Bankacılık sistemini denetleyen kurum olarak ülkedeki kredi hacmini ve dağılımını ayarlamak,
  • Ülkenin altın ve döviz rezervlerini yönetmek, dış ödemelerini düzenlemek,
  • Devletin haznedarlığı ya da mali ajanlığı işlevini yerine getirmek.

Klasik Osmanlı düzeninde, yukarıda sayılan dört işlev; hazine, darphane, sarraflar, vakıflar, bedestenler ve loncaların yüklendiği değişik rollerin bir araya gelmesiyle görülmüş oluyordu. Tanzimat sonrasında Osmanlı İmparatorluğu'nun izlediği dışa açık ekonomik ilişkiler, İmparatorluğun para ve kredi sisteminde de yeni düzenlemeleri zorunlu kıldı. Tanzimat'ın ilanında en önemli nedenlerden biri olan, Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya karşı yapılan savaş, Osmanlılar'ı önemli para sorunlarıyla karşı karşıya bıraktı. Dışarıdan borç bulamayan Osmanlı İmparatorluğu ilk kez kağıt para basma yoluna gitti. Ancak, bu kağıt para hızla değer kaybetti ve çeşitli ayardaki madeni paralar da pek çok sorun yarattı.

Osmanlı İmparatorluğu, 1844 yılında "Usulü Cedide Üzere Tashihi Ayar" kararnamesiyle iki metalli bir para sistemi oluşturmaya çalıştı. Bu para reformunun sonuç verebilmesi için dış ödemelerinde Osmanlı parasının İngiliz parasına karşı kurunu sabit tutmak amacıyla Galata bankerlerinden Alleon ve Baltazzi ile bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşmaya göre İngiltere ve Fransa'ya yapılacak ödemeler, bankerler tarafından belli bir ödeme karşılığında, sabit kur üzerinden yapılıyordu ve bu şekilde Osmanlı parasının değerinde istikrar sağlanmış oluyordu. 1847 yılında Hükümet bu bankerlere Bankı Dersaadet'i kurma iznini verdi. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'nda ilk defa dış ödemelerde düzenleme işlevini üstlenen bir banka kurulmuş oldu.

Osmanlı İmparatorluğu'nda bugünkü Merkez Bankası'nın gördüğü işlevlerin bir kısmını gören bir bankanın kurulması 1856 yılında Fransız-İngiliz ortak sermayesi ile kurulmuş olan Bankı Osmani'nin, 1863 yılında Bankı Osmani Şahane adını alması ve bir devlet bankası niteliğini kazanmasıyla olmuştur.

Banka, banknot çıkarma imtiyaz ve tekeline sahip bulunuyordu. Hükümet, imtiyaz süresi içinde kağıt para çıkarmamayı ve bu konuda başka kuruluşlara izin vermemeyi kabul ediyordu. Banka, devletin haznedarlığını yapacak, devlet gelirlerini toplayacak ve Hazinenin ödemelerini yerine getirecek, ayrıca hazine bonolarını ıskonto edecekti. İç ve dış borçlara ilişkin faiz ve anapara ödemelerini sadece Osmanlı Bankası yapacaktı. Banka'nın sermayesi 135.000 hisseden oluşuyordu. Hisse senetlerinin 80.000'i İngiliz, 50.000'i Fransız grubu tarafından satın alınmış, 5.000'i Osmanlı'lara ayrılmıştı.

 

CUMHURİYET DÖNEMİ

Cumhuriyetin kurulmasından sonraki ilk yıllarda süresi 1925 yılında dolacak olan Osmanlı Bankası'nın imtiyazının uzatılması sorunuyla karşılaşıldı. Cumhuriyet yöneticileri, ekonomik durumun yeni bir banka kurmaya olanak vermemesi üzerine, Osmanlı Bankası'nın imtiyaz süresini 1935 yılına kadar uzattılar. Yalnız yeni anlaşmada Hükümetin banknot ihraç edebilecek bir devlet bankası kurması halinde Osmanlı Bankası'nın itiraz hakkı olmayacağını belirten bir hüküm yer alıyordu.

1926 yılından itibaren bir Merkez Bankası kurulması için hazırlıklara girişilmiş, 11 Haziran 1930'da 1715 Sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu kabul edilerek 3 Ekim 1931'de Banka kurulmuş ve resmen çalışmaya 1 Ocak 1932'de başlamıştır. Banka ilk kurulduğunda 30 yıl süreli banknot ihracı imtiyazına sahipti. 1955 yılında yapılan değişiklikle banknot ihraç imtiyazı 1999 yılına kadar, 25 Nisan 1994 yılında yapılan ikinci bir değişiklikle de süresiz olarak uzatılmıştır.

1930 yılında çıkarılan 1715 Sayılı Kanun, 26 Ocak 1970'te 1211 Sayılı Kanun kabul edilinceye kadar 40 yıl yürürlükte kalmıştır. 1715 Sayılı Kanun ile kurulan ilk Merkez Bankası'nın kuruluş yasasında bankanın temel amacı, ülkenin ekonomik kalkınmasına yardım etmek olarak belirlenmiştir. Bu amacı gerçekleştirmek için Bankaya;

  • Reeskont oranını belirlemek ve para piyasasını düzenlemek,
  • Hazine işlemleri yapmak,
  • Hükümetle ortaklaşa Türk parasının değerinin korunmasına yönelik tüm önlemleri almak görevleri verilmiştir.

Yürürlükte kaldığı sürede, 1715 Sayılı Kanun'da çeşitli defalar değişiklik yapılarak, günün koşullarına uydurulmaya çalışılmıştır. Kanun'da yapılan değişiklikler daha çok Hazine'ye ve KİT'lere daha fazla kredi verilmesini sağlamaya yönelik olmuştur. Bu nedenle de Banka'nın temel işlevi, etkin bir para politikası yürütmekten çok, kamu kesiminin finansman açığını kapatmaya yönelmiştir.

1960'lı yıllarda planlı dönemin başlaması ile 1930 yılından beri yürürlükte olan Merkez Bankası Kanunu'nun dengeli kalkınma için gerekli bir para programının yürütülebilmesine uygun olmadığı gerekçesiyle 1715 Sayılı Kanun'da, Merkez Bankası'nın para ve kredi politikalarının planın öngördüğü ilkelere göre yürütülebilmesini sağlayacak biçimde değişiklik yapılmıştır. Aynı amaçla, 26 Ocak 1970 tarihinde kabul edilen 1211 Sayılı Kanun'la Merkez Bankası günün ekonomik koşullarına uygun olarak organize edilmiş, görev ve yetkileri yeniden düzenlenmiştir. 1211 Sayılı Kanun'a göre Banka'nın temel görevleri para ve kredi politikasını yürütmek, paranın değerinin korunmasına ilişkin önlemler almak, para basma ve ödünç para verme işlemlerini düzenlemektir.

1986 yılında açık piyasa işlemlerinin yürütülebilmesi gibi yeni ihtiyaçları karşılayabilmek için, 1211 Sayılı Merkez Bankası Kanunu'nun 3291 Sayılı Kanun ile değiştirilen şekli T.C. Merkez Bankası'na bugünkü görev ve yetkileri tanımaktadır:

 

 

Türkiye'de TCMB' nın Uyguladığı 1990-2002 Para Politikaları

 1986-90 Dönemindeki Gelişmeler

1986 yılı para politikasının uygulaması yönünden,bir geçiş döneminin başlangıç yılı olmuştur.Söz konusu geçiş döneminin özelliği özel kesim ve kamu kesiminin portföy yapısına doğrudan müdahale ile şekillenen para politikası yerine,toplam rezervlerin kontrolüne dayalı bir para ve kredi politikasının uygulanmaya başlanmasıdır.1986 yılında benimsenen yeni sistemde merkez bankası,ticari bankaların Türk Lirası cinsinden rezervlerini kontrol ederek,hem faiz politikasının etkinliğini arttıracak,hem de bankaların pasiflerinin kontrolü ile eş anlamlı olan para arzı kontrolü uygulamasına olanak bulacaktır.

1986 yılında hazırlanan ilk parasal programda Merkez Bankası hedef değişken olarak M2'yi,dışsal olarak da hükümetin enflasyon ve büyüme hedeflerini seçmiştir.1986 yılı parasal programı,belli bir M2 artışı hedef olarak alındığında bunu gerçekleştirecek rezerv para artışının ve dolayısıyla da Merkez Bankası net iç ve dış varlıklarının programlanmasına dayanmıştır.

1986 yılında mali piyasalarda görünen en önemli gelişmeler,2 Nisan 1986 tarihinde Bankalararası Para Piyasasının kurulması,İstabul Menkul Kıymetler Borsasının açılması ve sermaye piyasa kurulunun izni ile piyasaya kazandırılan kısa vadeli araçlarla mali araçların çeşitlendirilmesidir.Bankalararası Para Piyasasının kurulması Merkez Bankasına parasal gelişmeleri yakından izleme olanağı sağlamış,İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının açılmasının da etkisiyle ikincil piyasalarda işlem hacmi belirgin bir artış göstermiştir Bankalararası Piyasaların kurulması,mali araçların çeşitlenmesi ve ikincil piyasaların genişlemesi Merkez Bankasının açık piyasa işlemlerinden geçebilmesine ve para politikasının daha etkin yürütülmesine yardımcı olacak gelişmelerdir.Mali piyasaların gelişmesiyle,dolaşıma çıkan paranın nakit ihtiyacı bulunan kesimlere yönelmesi mümkün olmaktadır.Böylece atıl fonlar değerlendirilmekte ve Merkez Bankası kaynaklarına olan talep azalmaktadır.

1987 yılı merkez Bankası'nın klasik anlamda merkez bankacılığı işlevini yerine getirebilmesini sağlamak ve banka sisteminin toplam rezervlerinin kontrolüne dayalı para politikası uygulamasına geçişi hızlandırmak amacıyla kurumsal düzenlemelere hız verildiği yıl olmuştur.Benimsenen yeni para politikası rejiminde,bankaların Merkez Bankasından kullanabileceği kaynak miktarı,uygulanan para politikasının gerektirdiği sınırlar içinde kalacaktır.Merkez Bankası,4 Şubat 1987 tarihinden itibaren açık piyasa işlemleri uygulamaya başlamıştır.Aynı yıl Mevduat Munzam Karşılıkları ve Umumi Dİsponibilite uygulamalarında,günün ekonomik koşulları doğrultusunda çeşitli değişiklikler yapılmış,alınan önlemlerle,bankaların nakit rezervleri yönetimine esneklik kazandırılmış açık piyasa işlemlerinin etkinliği arttırılmıştır.

1988 yılında likidite fzlasının mali piyasalarda yarattığı bazı dengesizliklerle girilmiş,bunların düzeltilmesi için köklü önlemler alınmak zoruda kalınmış ve para politikasıda bu önlemlere paralel olarak uygulanmıştır.4 Şubat 1988 kararları ile esas olarak para arzını denetlemeye yönelik ve Türk lirasını değerli kılacak bir politika izlenirken özellikle piyasaların işleyiş biçimleri arasındaki karşılıklı etkileşim göz önünde bulundurularak hareket edilmiştir.Bu karala o ana kadar reel olarak negatif olan mevduat faizleri munzam karşılık oranları ve disponibilite oranları arttırılmış,bunun sonucu olarak Türk lirası cinsindeki araçların getirisi yükselmiş ve paranın bu mali araçlar dışındaki alternatif alanlara kayması engellendiği için de döviz piyasasındaki dengesizlik giderilmiştir.

1988 yılında para politikasın en önemli yönü Merkez Bankasının para ve döviz piyasaları arasındaki karşılıklı bağımlılığıhesaba katan bir çerçeve içinde arz ve talebi etkileyerek sonuca varma uygulamasını yerleştirebilmesi olmuştur.Bu iktisat politikasının piyasa mekanizmasının dinamiğinin anlaşılarak piyasa araçlarıyla yürütülmesi yönünde önemli bir aşama olmuştur.

1989 yılında para politikası Merkez Bankası bilanço büyüklüğünün denetimi altında tutulması hedefine yönelmiştir.Bu gelişme Merkez Bankası'nın göreli büyüklüğünün(TİY/GSMH) 1989 yılında gerilemesine yol açmıştır.Hazine'nin kısa vadeli avans kullanımına sınır getirilmiş ayrıca Merkez Bankası bankalara açtığı kredileri de denetimi altında tutabilmiş ve bu önlemler sonucunda iç kredi genişlemesi durdurulabilmiştir.1989 yılında Merkez Bankası bilançosundaki büyüme tümüyle net dış varlık artışı ve kurlardaki değime nedeniyle değerleme hesabında ortaya çıkan hareketlerden kaynaklamıştır.1989 yılında izlenen politikaların bir özelliği de Merkez Bankası'nın aktif artışının finansman şeklinin değişmesidir.1986-88 yılları arasında Merkez Bankası aktif artışını giderek daha yüksek oranlarda yerleşik kişiler döviz cinsinden borçlanarak karşılamıştır bunun sonucu olarak,toplam iç yükümlülükler içinde Merkez Bankası parasının payı 1986'da %67 iken 1988'de %58'e düşmüş 1989 yılında izlenen politikalar sonucu bu oran %65'e yükselmiş yeni yerleşiklere olan döviz yükümlülüklerinin bir kısmı Merkez Bankası parasına dönüşmüştür.Böylece Merkez Bankası yükümlülükleri daha likit ve denetlenebilir hale gelmiş ve Merkez Bankası para politikasını uygulamada bir miktar esneklik kazanmıştır.

1989 yılı sonlarına kadar Merkez Bankası kredileri bir para politikası aracı olarak değil kalkınmanın finansmanı amacıyla selektif kredi politikasının bir aracı olarak kullanılmıştır.1989 yılı ekim ayında alınana bir kararla Merkez Bankası'nın orta ve uzun vadeli kredi açması uygulamasına son verilmiştir.

 

1990 Yılı Para Politikası Uygulamaları

Merkez Bankası para programı uygulamasına 1985 yılında başlamış,ilk parasal program 1986 yılındahazırlanmıştır.1986'da ana hedef olarak M2'yi temel alan bir program hazırlanmıştır.Benzer iki program 1987 ve 1988 yıllarında da uygulanmıştır.Aslında bu programlar 1970'li yılların ortalarından beri birçok ülkede uygulananlarla paralellik göstermektedir.Hedeflenenlerle gerçekleşenler arasındaki çok büyük farklılık ve finansal sistemde yapılacak yapısal değişikliklerle ilgili güçlükler,böyle bir uygulamanın değerini azalttığı için,1988 yılında Merkez Bankası parasal program uygulamalarına son vermiştir.

Parasal programlarla ilgili bu ilk denemelerdeki memnuniyetsizlik dikkatleri Merkez Bankasının karşılaştığı yapısal ve kurumsal kısıtlar üzerinde yoğunlaştırılmış,1989 yılında istenilen kurumsal düzenlemelerin pek çoğu gerçekleştirildiği için 1990 yılında Merkez Bankası yeni bir parasal programı yürürlüğe koymuştur.

T.C. Merkez Bankası hazırladığı para programları vasıtasıyla para politikasını uygulamaya ilk olarak 1990 yılında başlamıştır.1990 yılında uygulamaya konan bu para programında para politikası amaç değişkenleri olarak yıllık ortalama %54 enflasyon ve %5.7 büyüme hızı alınmıştır.Para politikasının hedef değişkenleri olarak Merkez Bankası parası ve bununla bğlantılı olan toplam iç yükümlülükler belirlenmiştir.Merkez Bankası parasının %35 ile %48 arasında ve toplam iç yükümlülüklerin %6 ile %16 arasında artması öngörülmüştür.T.C. Merkez Bankası para programını uygulamada oldukça başarılı olmuş,nitekim para programının amaç değişkenleri yönünden uygulama sonuçlarına baktığımızda enflasyon oranının 1990 yılında %56 olduğu görülmüştür.Dolayısıyla para politikası yoluyla öngörülen enflasyon oranı gerçekleştirilmiş ve böylece fiyat istikrarı ile ilgili amaç yönünden etkinlik sağlanmıştır.Ancak,1990 yılınbda gerçekleşen büyüme hızı %9.1 olmuştur.Dolayısıyla para politikası ile büyüme hızının belirlenmesi mümkün olmadığı ortaya çıkmıştır.Büyüme hızı bir ekonomide uygulanan diğer politikalardan büyük ölçüde etkilenmektedir.

Parasa program çerçevesinde Merkez Bankası,1990 yılında kendi içi kredilerini büük ölçüde denetim altına alabilmiş ve bunun sayesinde bilanço büyümesinide kontrol edebilmiştir.O dönemde,iç varlıkların kontrol altına alınmasında en büyük etken,Hazine'nin Merkez Bankası kaynaklarından kısa vadeli avans kullanımına daha az başvurması olmuştur.Hazine, 1990 yılında, piyasa koşulları nedeniyle,piyasadan borçlanma imkanı bulunca Merkez Bankası kaynağına daha az başvurmuştur.Böylece Merkez Bankası iç kredilerini, iç varlıklardaki artışı denetim altına alabilmiştir. Merkez Bankası iç varlıkları yıl sonunda % 12 kadar büyümüştür. Bu büyümenin büyük ölçüde değerleme hesabındaki artıştan kaynaklandığı görülmektedir;çünkü Merkez Bankası nakit işlemleri 1990 yılında 269milyar azalmıştır.

1990 yılındaki parasal gelişmeler değerlendirildiğinde,parasal program hedeflerinin büyük ölçüde tutturulduğu,buna bağlı olarak para piyasalarında istikrarın sağlandığı söylenebilir.Faiz oranı ve döviz kurları da 1990 yılında aşırı dalgalanmalar göstermemiştir.Diğer taraftan,parasal program hedefleri içinde olmamasına rağmen,geniş tabanlı parasal büyüklüklerin artış hızıda denetim altında tutulmuştur.

Merkez Bankası bilanço kalemleri incelendiğinde para programları vasıtası ile para politikasının uygulandığı 1990 yılında bilanço büyüklüğünün kontrol altına alındıı ve artış oranının çok düşük düzeyde(%24)gerçekleştiği gözlenmektedir.Merkez Bankası'nın Türk lirası yükümlülüklerinin toplamı olan Merkez Bankası parasının bilanço içindeki payı döviz yükümlülüklerinin azalmasına paralel olarak zaman içinde artmıştır.

 

1991 Yılı Para Politikası Uygulamaları

 

1991 yılında ortaya çıkan Körfez Krizi,politik gelişmeler ve erken seçim karanının yarattığı belirsizlikler nedeniyle para politikasının uygulama açısından zor bir yıl olmuştur.Böyle bir ortmda Merkez Bankası parasal program ilave etmek yerine,Türk lirası ve döviz piyasalarındaki istikrarı korumayı ve rezerv paradaki büyümeyi kontrol altına almayı amaç edinmiştir.Hem Türk lirası hemde döviz mvduatlarından büyük çekilişler olmuştur.Bu mevduat çekilişleri kurları ve faizleri yükseltmiş,rezervler azalmıştır.Savaşın etkisiyle oluşan politik belirsizlik piyasaları olumsuz etkilemiş bununda kurlar üzerinde büyük baskılar yaratması sonucu 1990 yılı aksine döviz kurları enflasyondan daha hızlı artmış,Türk lirası değer kaybetmiştir.Ayrıca kamu finansman açığının da denetim altına alınmamış olması parasal büyüklüklerin kontrolünü güçleştirmiş ve parasal programın açıklanmasını olanaksız kılmıştır.Ess olarak 1991 yılındaki para politikası,rezervlerde büyük kayba yol açmadan kurlar üzerindeki baskıyı azaltmak yönünde olmuştur.

1991 yılında enfasyon %66, faiz %72,döviz %105 değerlerinde gerçekleşmiş bu yıldaki gelişmeler Merkez Bankası'nın mevduat çekilişleri ile karşı karşıya gelen bankalar ve kamu kesimine kapsamlı fon desteğinde bulunmasına neden olmuştur.Bu nedenle Merkez Bankası kredileri 1990 yılına göre oldukça farklı bir seyir izlemiştir.

 

1992 Yılı Para Politikası Uygulamaları

 

1990 yılındaki deneyimler göz önüne alınarak,1992 yılında Merkez Bankası orta vadekli hedefleri çerçevesinde yeni bir parasal program ilan etmiştir.1992 yılında uygulamaya konan par programında para politikasının tek amaç değişkeni olarak enflasyon oranı alınmış ve %43 oranında bir enflasyon öngörülmüştür.Para politikasının hedef değişkenleri 1990 yılında uygulanan para programında olduğu gibi Merkez Bankası parası ve toplam iç yükümlülükler alınmıştır.Buna göre,Merkez Bankası parası artış oranı %40 ile %50 ve toplam iç yükümlülükler artış oranı %38 ile %48 olarak öngörülmüştür.Bu hedeflerin gerçekleştirilmesinde para politikası aracı olarak açık piyasa işlemlerinin kullanılması kararlaştırılmıştır.

Kamu açıklarının kontrol edilememesi,Hazine'nin yılın ilk aylarında kısa vadeli avans limitinin sınırına gelmesi ve gelişmelere paralel olarak kamu sektörüne verilen kredilerin uyması olanaksız hale gwlmiş,bunun yerine döviz kurlarındaki aşırı dalgalanmaların giderilmesine çalşılmıştır.Artan likiditenin döviz piyasasına baskı yaratmasını engellemek için Merkez banksaı bir yandan açık piyasa işlemleri yoluyla aşırı likiditeyi çekerken diğer taraftan da döviz satarak piyasaya müdehalede bulunmuştur.Bu nedenle açık piyasa işlemlerinden dolayı yükümlülükleri artmış ve para programı hedef değişkenleri arasında yer alan Merkez Bankası program hadefinin çok üzerinde olmuştur.

1992 yılında uygulamaya konan para programı başarılı olamamış ve %43 olarak öngörülen enflasyon oranı %70 oalrak gerçekleşmiştir.Para programının başarılı olamamasının nedenleri:

·Kamu kesimi açıklarının artması ve artan açıkların bir kısmının para                programına aykırı olarak Merkez Bankası kaynaklarından finanse               edilmesidir.Bu nedenle para artış hızı programda öngörülen seviyede                tutulamamış ve %71 olarak gerçekleşmiştir.

·Hazine yılın ilk aylarında kısa vadeli avans limiytinin sınırına gelmiş açık           piyasa işlemlerinden doğan yükümlülükler artmıştır.

              1992 yılınd uygulanan para programı Türkiye ekonomisinde para ve maliye politikalarının koordinasyonunun önemini ortaya çıkarmıştır.Dİğer taraftan T.C. Merkez Bankası'nın Almanya ve ABD Merkez Bankaları gibi bağımsızlığa sahip olmadan öngördüğü par programalarını uygulayamayacağı anlaşılmıştır.

 

1993 Yılı Para Politikası Uygulamaları

 

                 1992 yılında uygulanan para politikasının başarısız olması ve T.C. Merkez Bankasının bağımsızlığa sahip olmadan öngördüğü para programlarını uygulayamayacağının anlaşılması,kamu açıklarının denetim altına alınamamasının parasal büyüklüklerin kontrolünü zorlaştırması nedeniyle Merkez Bankası 1993 yılında parasal program açıklamamıştır.Diğer bir ifadeyle 1993 yılında kamu kesimi açıklarının artmaya devam ederek GSMH'ın %11.9'una ulaşması ve bu açıkların önemli bir bölümünün T.C. Merkez Bankası kaynaklarıından finanse edilmesi nedeniyle para programı uygulanamamıştır.

                 1993 yılında artan dış açıklar kısa vadeli sermaye yani sıcak para girişi ile finanse edilmiş ve döviz kuru politikası uygulanmayarak Türk lirasının değerlenmesine imkan verilmiştir. 1993 yılı sonlarında artan iç ve dış açıklara karşın faizin ve döviz kurunun yapay olarak baskı altında tutulması sonucunda 1994 yılının ilk aylarından itibaren Türkiye'de mali piyasalar (para piyasası, sermaye piyasası ve kambiyo piyasası ) krize girmiş ve bu kriz bir süre sonra reel piyasalara yayılmıştır.

 

1994 yılı Para Politikası Uygulamaları

           

Türk ekonomisinde 1994 yılının ilk aylarından itibaren ortaya çıkan krizi önlemek için 5 Nisan 1994 tarihinde kapsamlı bir istikrar programı uygulamaya konmuştur.

            5 Nisan kararları temelde Ortadoks (Ortadoks yaklaşım para arzının kısıtlanmasını, yüksek faiz oranlarını, piyasa mekanizmasına daha çok güvenmeyi, kamu harcamalarının kısıtlanmasını ve vergi artışlarını içermektedir), ancak ücret ve maaşların dondurulmasını önğördüğü içinde Heterodoks (Heterodoks programlar enflasyonun geri beslemesini ortadan kaldırmayı ve böylece ortodoks politikaları daha etkin ve daha az zarar verici hale dönüştürmeyi amaçlamaktadır) unsurlar taşıyan IMF tipli istikrar politikasıdır. 5 Nisan kararlarıyla öncelikle kamu harcamalarının kontrol altına alınmasına ve kamu gelirlerinin arttırılmasına yönelik önlemlerle ekonomik istikrarı sağlamaya yönelik düzenlemelere öncelik verilmiştir.Bu bağlamda:

             

·      TL'nın değeri önemli ölçüde düşürülmüştür

·      Hazine'ye verilecek kısa vadeli avans oranları değişmemiştir(oranlar iki cari yıl bütçe ödenekleri farkının %12'si olarak belirlenmiştir.Bu oran 1996 için %10,97 için %6,98 sonrası için %3 olara saptanmıştır)

·      KİT ürünlerinin fiyatları yükseltilmiştir.

·      Ekonomik denge için ek vergi konulmuştur.

·      Kamunun cari ve yatırım harcamalarında önemli kısıtlamalara gidilmiştir.

·      KİT transferleri kısıtlanmıştır.

·      Mali piyasalarda istikrarı sağlayacak ve mali sisteme olan güveni sağlayacak kurumsal ve yasal düzenlemeler gerçekleştirilmiştir.

·      Özelleştirmeye hız verilemesi hedeflenmiştir.

 

              5 Nisan kararlarının önemli bir özelliği yüksek oranlı bir görünüm kazanan enflasyonu yarı-heteredoks politikalarla düşürmeyi amaçlamasıdır.Bu bağlamda Türk lirasının yabancı paralar karşısındaki değerinin bir süre sabitleştirilmesi öngörülmüştür.Bir diğer değişle 5 Nİsan kararlarının nominal çapası olarak döviz kurları seçilmiştir.Böylece döviz kuru istikrarına dayanan istikrar programı benimsenmiştir. Ayrıca maaşlar ve özelliklede kamu kesiminde çalışanların ücretleri hemen hemen dondurulmuştur. 5 Nisan kararlarının bir diğer özelliği şok tipi kararlar olmasıdır. Alınan şok kararlar sonucu ekonomi üzerinde 24 Ocak 1980 kararlarındakine benzer bir şekilde reel ankes etkisinin sonuçlarının yaşandığı söylenebilir.

5 Nisan kararlarını izleyen dönemde fiyatların çok kısa sürede yaklaşık %50 oranında artması reel para stokunu önemli ölçüde düşürmüştür. Reel para stokundaki bu düşüş otomatik olarak şu etkileri yaratmıştır.

 

·      Tüketim harcamaları azalmıştır.

·      Faiz oranlarının yükselmesine bağlı olarak yatırımlar üzerinde olumsuz etki yaratmıştır.

·      Faiz oranlarının yükselmesi tasarrufları arttırıcı ve tüketimi kısıcı etki yaratmıştır.

·      Reel ücretlerin düşmesine neden olmuştur.

 

5 Nisan kararlarının doğal sonucu olarak GSMH'da önemli düşüş olmuştur. 1994 yılında GSMH'a -%6,1 oranında düşmüş, emisyon miktarı %98, rezerv para %80, parasal taban %38 oranında artmıştır. 5 Nisan kararlarını izleyen dönemde reel ankes talebi önemli ölçüde artmıştır. Bunun sonucu olarak Türk Lirası aranır hale gelmiş ve Merkez Bankasına dönmemiştir. Nitekim 1994 yılında emisyondaki önemli artışa rağmen özellikle parasal taban ve Merkez Bankası parası artış oranı düşük kalmıştır.

1994 yılında toptan eşya fiyatları %149,6, tüketici fiyat artışları %125,5 oranında yükselmiş, ihracatın ithalatı karşılama oranı %77 seviyesinde oluşmuştur. 5 Nisan kararlarının içeriğini oluşturan iki yapısal önlem olan özelleştirme ve vergi reformu konusunda gerekli adımlar atılmamıştır. Bu kararlar sonucu milli gelir dağılımı dahada bozulmuştur. Bunda kararların içeriğinde yer alan özellikle kamu sektöründe çalışanların maaş ve ücretlerinin hemen hemen dondurulmuş olması önemli rol oynamıştır.

5 Nisan 1994 tarihinde kapsamlı bir istikrar programı uygulanmaya konulması çerçevesinde esnek ve gerçekçi kur uygulamasına geçilmiştir.Buna göre T.C. Merkez Bankası döviz kurunun hedeflenen enflasyon oranı ile uyumlu bir şekilde gelişmesini sağlamayı amaçlayan bir kur politikası uygulanacaktır.Para politikası amaçlı değişken olarak enflasyon oranı alınmış ve para arzı hedef değişken olarak seçilmiş,para arzının öngörülen enflasyon oranında arttırılması kararlaştırılmıştır.Para politikası aracı olarak mevduat kanuni karşılık oranının kullanılması kararlaştırılmıştır.Bunun yanında Merkez Bankası'nın parasal büyüklükler üzerindeki kontrolünü arttırabilmek için Merkez Bankası'nın Hazine ve diğer kamu kuruluşlarına açacağı kredilere sınırlama getirilmiştir.Uygulamaya konan para ve maliye politikası tedbirleriyle Türk ekonomisinde Eylül 1994 tarihinden itibaren belli bir istikrar sağlanabilmiş ve Türk ekonomisinin içine girdiği kriz giderek aşılmaya başlanmıştır.

Nİsan 1994 tarihinde uygulamaya konan istikrar programının uygulanmasına 1995 yılında da devam edilmiştir.Özellikle T.C. Merkez Bankası'nın Hazine ve diğer kamu kuruluşlarına açtığı kredilere 1994 yılında getirilen sınırlama uygulamasına 1995 yılında artan bir biçimde devam edilmiştir.Bu konudaki gelişmeleri istatistik rkamlarıyla açıklamak faydalı olacaktır.T.C. Merkez Bankasının açtığı krediler 1992 yılında %112, 1993 yılında %122 artmıştır.Bu artış hızı 1994 yılında %79'a ve 1995 yılında %31'e düşmüştür.1995 yılında para politikasında ortaya çıkan bu olumlu gelişmenin temel nedeni bu yılda kamu kesimi açığının önemli ölçüde azaltılmasıdır.1994 yılında kamu kesimi açığının GSMH'ya oranı %8.1 iken bu oran 1995 yılında %5.4'e düşmüştür.

1211 sayılı T.C. Merkez Bankası kanununun Hazineye kısa vadeli avans hesabını düzenleyen maddesi 21 Nisan 1994 tarihli kanun ile değiştirilmiş,yapılan değişiklik ile daha önce genel bütçe ödenekleri toplamının %15'i olarak belirlenen avans hesabını üst limiti bir önceki mali yılı genel bütçe ödenekleri toplamının aşan tutarının 1995 yılı için %12, 1996 yılı için %10,1997 için %6,1998 yılı ve bunu izleyen yıllar için de %3 olarak belirlenmiştir.

Merkez Bankası parasal kontrolünü arttırabilmek ve piyasalarda kaybolan güven ve istikrarı tekrar sağlayabilmek için bankacılık alanında da bir takım düzenlemeler yapmıştır.Mevduat munzam karşılıkları ve disponibilite sisteminin değiştirilerek bankaların tüm pasifleri üzerinden disponibilite uygulamasının başlatılması gündeme getirilmiş,döviz lehine çalışan mevduat munzam karşılık uygulaması Türk lirası lehine çevrilmiştir.Ayrıca repo işlemlerine ilişkin düzenlemelerde yapılarak karşılıksız repo yapılmasının önüne geçilmiştir.Bankalardaki tasarruf mevduatlarının tamamı güvence altına alınmıştır.

 

1995 Yılı Para Politikası Uygulamaları

 

1995 yılının ilk on ayında izlenenpara politikası 1994 yılının ikinci yarısında uygulanan politikanın bir devamı niteliğindedir.Bu dönemde Merkez Bankası enflasyon ile mücadelede kurları nominal bir çap olarak kullanmayı sürdürürken,kur politikasının kredibilitesini arttırabilmek için dış varlık artışına önem vermeye devam etmiştir.Öte yandan dış varlık artışının parasal büyüklüklerde ortaya çıkaracağı baskıyı azaltmak için iç varlık artışına sınırlama getirilmiş ve açık piyasa işlemleri uluslararası rezerv artışının sterilizasyonun da kullanılmıştır.

1995 yılında IMF ile yapılan Stand-by çerçevesinde verilen tek parasal büyüklük hedefi Net İç Varlıklar Kalemidir.Net iç varlıklar kalemi;

     Net iç varlıklar=rezerv para-net dış varlıklar+bankaların döviz mevduatı şeklinde elde edilmektedir.Buna göre rezerv para ve net dış varlıklar kalemleri hedef değil ancak izlenen büyüklüklerdir.Diğer taraftan net uluslararası rezervler de IMF hedefleri arasındadır.1995 yılının ilk 9 ayında tüm bu kalemlerdeki gerçekleşmeler konulan üst limitlerin altında olmuştur.Uluslararası rezervlerdeki artış beklenenin çok üstüne gerçekleşmiştir.Bir ABD Doları ve bir buçuk Alman Markından oluşan döviz kuru sepetinin artış hızı da kontrol altında tutulmuştur.Ancak ekim ayı içinde ortaya çıkan seçim atmosferi bir değişiklik gündeme getirmiş,son iki aydaki para politikası temelde seçim atmosferi nedeniyle ortaya çıkan belirsizliklerin azalmasına yönelik önlemler şekline oluşmuştur.

Bir üst bölümde de anlatıldığı gibi,1995 yılında da 1994 yılında getirilen T.C. Merkez Bankası'nın hazineye ve diğer kamu kuruluşlarına açtığı kredilere sınırlama uygulamasına artan bir biçimde devam edilmiştir T.C. Merkez Bankası'nın açtığı krediler 1995 yılında %31'e düşmüştür.1995 yılında para politikasında ortaya çıkan bu olumlu gelişmenin temel nedeni bu yılda kamu kesim açığının önemli ölçüde azalmasıdır.1995 yılında kamu kesimi açığının GSMH a oranı %5.4'e düşmüştür.Bu gelişmeler bize bir kere daha Türkiye'de para politikası uygulanmasının etkinliğinin para ve maliye politikalarının koordinasyonuna bağlı olduğunu göstermektedir.Bunu temel nedeni T.C. Merkez Bankası'nın bağımsızlığa sahip olmaması ve büyük ölçüde Hazine tarafından kontrol edilmesidir.

 

1996 Yılı Par Politikası Uygulamaları

 

1995 yılı sonunda erken genel seçim yaşanması,gümrük birliğine girilmesi,yıl içinde yaşanan hükümet değişiklikleri ve IMF ile yapılan Stand-by anlaşmasının sona erdirilmesi gibi nedenler ekonomideki belirsizlikleri arttırmıştır.Bu nedenle 1996 yılında izlenen para politikasının temelini finansal piyasalarda istikrarın sağlanması ve korunmasına yönelik uygulamalar oluşturmuştur.Merkez Bankası para programı rezerv paranın kontrol edilmesini ve döviz kurundaki hareketlerin gözetimini amaçlamıştır.

1995 yılı son aylarındaki azalma eğilimine giren net dış varlıklar,1996 yılında hızla yükselerek,1995 yılı sonu değeri olan 136.1trilyon Türk Lirasından aralık 1996'da 625.3 Türk Lirasına ulaşmıştır.Bu gelişmenin en önemli nedeni uluslararası rezervlerde 1996 yılında gözlenen yüksek artıştır.Net iç varlıklar kaleminde ise,yılın ikinci yarısında özellikle temmuz ve ağustos aylarında kamuya açılan kredilerin yükselmesiyle birlikte artış gözlenmektedir.Merkez

bankası bilançosunun hükümlü tarafında bulunan rezerv para talebinde ise nisan ve ağustos aylarında net dış varlıklar ve kamuya açılan krediler kalemindeki artışa paralel olarak yükselme olmuştur.Aralık ayı itibariyle rezerv parada yıllık bazda %80 oranında artış gerçekleşmiştir.

Geçmiş yıllarda uygulanan para politikaları ile benzerlik taşıyan 1996 yılı para programı Merkez Bankası iç varlık artışını sınırlamayı ve dış varlık artışı karşılığı Türk Lirası yükümlülük yaratmayı öngörmüştür.Merkez Bankası kanunu gereği hazineye açılan kısa vadeli avansın bir sınırının olması ve 1996 yılında kısa vadeli avans imkanı dışında hiçbir kamu kuruluşuna Merkez Bankası kaynaklı kredi kullandırılmaması iç varlık artışının Merkez Bankası kontrolünde ve düşük oranlı gerçekleşmesine neden olmuştur.Bu durum para programının takip ettiği değişkenlerden biri olan net iç varlıkların yıl boyunca öngörülen limitler içindeki hareketini sağlamıştır.Yıl içinde zorunlu döviz devir oranlarının önemli miktarda düşürülmesine rağmen Merkez Bankası'na yapılan zorunlu döviz devirleri beklenenin üzerinde gerçekleşmiştir.Bununla birlikte döviz piyasalarına satış yönlü yapılan müdahalelerin de geçmiş yıllara göre azalış göstermesi,para programının diğer bir değişkeni olan net dış varlıklardaki artışın yüksek oranlı olmasına neden olmuştur.Öte yandan,enflasyonun yüksek seviyede fakat göreli bir sakinlikle devam etmesi ve aynı şekilde faizlerdeki hareketliliğin azalması,özellikle dar tanımlı paraya olan talebin öngörülebilirliğini kolaylaştırmıştır.Bu mantık içinde Merkez Bankası yıl boyunca rezerv para artışını talep artışı ile paralel götürmeye çalışmıştır.Net dış varlıklardaki artışın rezerv fazlasının çekilmesinde ise açık piyasa işlemleri yıl boyunca aktif olarak kullanılmıştır.

Enflasyon ile mücadeleye yönelik ciddi bir siyasi iradenin 1996 yılında oluşmaması Merkez Bankası para politikasının,enflasyonu düşürmesini değil,finansal piyasalarda istikrarın sağlanması ve korunmasına yönelik oluşturulmasını gündeme getirmiştir.IMF ile yapılan Stand-by anlaşmasının sona ermesi,gümrük birliğine girilmesi,1995 yılı sonundaki erken genel seçim ve yıl içine ortaya çıkan iktidar değişikliklerinin piyasalar üzerinde yarattığı belirsizlikler istikrar hedefini en az enflasyonla mücadele hedefi kadar önemli hale getirmiştir.Merkez Bakası kurlar üzerinde yıl boyu içinde uygulamaya soktuğu program ile bilançosundaki büyüklükler üzerinde disiplin sağlamaya yönelmiştir.Faiz oranları,para ve döviz piyasalarında oluşan istikrarlı hareketten olumlu etkilenmiş ve reel faiz oranları yılbaşına ulaştığı en yüksek düzeyinden yıl boyunca kademeli bir azalma göstermiştir.Yılın ilk yarısı boyunca süren bu eğilim yaz aylarına ulaştığı %125’ler düzeyinde istikrar kazanmıştır.Bu ortalama olarak yaklaşık %20’ler düzeyinde bir reel faize denk gelmektedir.Yılın son aylarında ise faiz oranlarında yeni bir azalış eğilimi ortaya çıkmıştır.Rezerv para büyüklüğünü kontrol altında tutmaya çalışan Merkez Bankası'nın aynı zamanda bir faiz hedefinin olması söz konusu olamaz.Ekonomideki reel faiz oranları temelde,piyasalarda en büyük fon talep eden kurum olan,kamunun borçlanma ihtiyaçlarını ve stratejisinin bir sonucu olara belirlenmektedir.Bu süreçte Merkez Bankasının rolü ancak ekonomideki belirsizlikleri faizler üzerinde yarattığı primin,bu belirsizliklerin azalmasına katkıda bulunarak,düşürülmesi olabilir.Bu doğrultuda,para programının uygulanmaya konulması ile birlikte kısa vadeli işlemlerin gerçekleştirildiği,para piyasalarında oluşan faiz oranlarının hareketliliğinin azaltılması amaçlanmıştır.Merkez Bankası, Türk lirası interbankın da oluşan faizlerin hareketliliğinin zaman içinde azaltılması,diğer piyasalarda oluşan faizlerdeki istikrara da katkıda bulunmuştur.

 

1997 Yılı Para Politikası Uygulamaları

 

1997 yılı para politikası uygulaması, 1996 yılında olduğu gibi temelde finansal piyasalarda istikrarın sağlanmasını hedef almıştır. Merkez Bankası'nın istikrar hedefinin unsurları iki başlık altında toplanabilir.Birincisi,öncelikle TL ile döviz piyasalarında ortaya çıkan kısa süreli;hızlı veya değişken fiyat(faiz,döviz kuru)hareketlerinin önlemesi,ikincisi ise piyasalardaki belirsizliklerin azaltılmasıdır.

Merkez Bankası gerek döviz gerek Türk lirası piyasalarındaki fiyatların,ekonominin genel dengeleri ile uyum içersinde gerçekleşmesini gözeterek kısa dönemde oluşabilecek dalgalanmaların veya hızlı hareketlerin önüne geçmeye ve reel sektörde ekonomik büyümenin kesintiye uğramadan sürdürülmesine katkıda bulunmaya çalışmıştır.Dönem boyunca beklenen kurların enflasyon paralelinde hareketi ve bankalar arası para piyasasındaki faiz oranlarının hareketliliğinin azaltılması,söz konusu hedefin uygulamadaki yansımalarıdır.

Yüksek enflasyonun piyasalar üzerinde yarattığı belirsizlikleri mümkün olduğu ölçüde azaltmak,böylelikle ekonomideki belirsizlik ortamından doğabilecek zararların önüne geçmek istikrar hedefinin diğer unsurunu oluşturmuştur.Bu doğrultuda,Merkez Bankası altı aylık dönemler itibariyle piyasalara enflasyon öngörülerini ve para programı uygulamalarını açıklamıştır.Bu konuda,Merkez Bankası'nın ortaya koyduğu gerçekçi yaklaşım piyasaların enflasyon ile ilgili beklentilerinin oluşmasındaki belirsizliklerin azaltılmasında önemli katkı sağlamıştır.

İstikrarlı bekleyiş hedefinin Merkez Bankası bilançosuna yansıması,iç varlıkların azaltılması,Merkez Bankasının döviz pozisyonunu güçlenmesi ve rezerv paranın sadece net dış varlıklardaki artış karşılığı yaratılmış şekilde olmuştur.

Rezerv para değişkeni Merkez Bankası'nın operasyonel hedefi olarak alınmıştır.Merkez Bankası rezerv para artışını kontrol altında tutmaya çalışırken artışın kaynağının net dış varlık artışı olmasını hedeflemiştir.Net iç varlıklar son iki yılın genelinde düşük oranlı bir artış göstermiştir.1997 yılı sonu itibariyle artış hızı enflasyonun oldukça altında kalmıştır.Öte yandan yılın son üç ayında gelişen ekonomik,konjoktür çerçevesinde Merkez Bankası'nın,açık piyasa işlemleri ile piyasayı fonlaması rezerv para artışına katkıda bulunmuştur.

Merkez Bankası'nın 1997 yılında uyguladığı döviz kuru politikası,reel kur değişmelerinde istikrarı sürdürmeye dayanmıştır.Bu doğrultuda kur artışlarının beklenen enflasyon oranı ile paralellik göstermesine özen gösterilmektedir.İzlenen kur politikası bu dönemde cari işlemler dengesinin belirlenmesinde etken olmuştur.Belirli bir düzeye sahip olan ve 1997'de istikrarlı bekleyişlere uygun seyreden kurlar dış ticaret sektörünün rekabet edebilme gücünü korurken,bu sektörün ileriyi görebilmesi ve uzun vadeli ticari bağlantılar yapabilmesine olanak tanımıştır.

Artan bütçe açıkları ve bu açıkların artan oranlarda iç borçlanma ile karşılama zorunluluğu 1997'de de hazinenin iç borçlanma ihalelerinde bir arz baskısı yaratarak ihale ve ikincil piyasa faizlerinin,beklenen enflasyonun üstünde bir seviyede oluşmasına neden olmuştur.Ekonomide siyasi belirsizliklerin arttığı bir dönemde kısa vadeli faiz oranları hareket olarak temelde hazine bono ve tahvillerinin işlem gördüğü birinci ve ikinci piyasalardaki faiz oranlarını izleyerek yükselmektedir.Merkez Bankası 1997 yılında kısa vadeli Türk Lirası piyasalarında piyasanın likidite gereksinimini karşılarken oluşan faiz birincil ve ikincil piyasalarda gerçekleşen daha uzun vadeli Türk lirası işlem faizlerinin üzerinde kalmasına dikkat etmiştir.Ayrıca,kısa vadeli Türk lirası piyasalarındaki dalgalanmaların azaltılmasına özen gösterilmiştir.Bu amaçla,Merkez Bankası 1996 yılında başlattığı kendi gözetimindeki bankalar arası para piyasasında bir gün ve bir hafta sonrası valörlü işlemleri 1997 yılında da sürdürmüştür.

 

1996-97 Para Programlarının Analizi

 

T.C.Merkez Bankası 1996 ve1997 yılında ayrıntıları kamuoyuna açıklanmayan para programlarının uygulanmasını gerçekleştirmiştir.Ancak,bu dönemde siyasi irade kamu finansal açıklarını kontrol altına alma yönünde bir kararlılık göstermediğinden para politikasının amaç değişken olarak fiyat istikrarının sağlanması alınamamıştır.Bu yıllarda amaç değişkeni mali piyasalarda istikrar sağlanması yani döviz kurunun ve kısa vadeli faiz hadlerinin aşırı dalgalanmasının önlenmesi olmuştur.Para politikasının bir amacının da yüksek enflasyonun piyasalarda yarattığı belirsizliğin azaltılması olduğu belirtilmiştir.Bu çerçevede o yıllarda T.C.Merkez Bankası altı aylık dönemler itibariyle enflasyon öngörülerini ve para problem uygulamalarını kamuoyuna açıklamıştır.

T.C.Merkez Bankası 1996 ve 1997 yıllarında gerçekçi kambiyo kuru politikası uygulamıştır.Diğer bir anlatımla kambiyo kuru enflasyona paralel olarak yükselmiştir.Böylece imalat sanayiinin rekabet gücü korunurken,cari işlemler bilançosunda olumlu gelişmeler ortaya çıkmıştır.

T.C.Merkez Bankası 1996 ve 1997 yıllarında uyguladığı parasal programda para politikası hedef değişkeni olarak rezerv parayı almıştır.Rezerv para artış oranı kontrol edilmeye çalışılmış ve rezerv paradaki artışların esas olarak net dış varlıklardan kaynaklanmasına özen gösterilmiştir.Bu yıllarda uygulanan para programı amaçların gerçekleştirilmesi açsından başarılı olmuş ve rezerv para artışı çok büyük ölçüde Merkez Bankası'nın net dış varlıklarındaki artıştan kaynaklanmıştır.Buna karşılık bu dönemde artan bütçe açıkları nedeniyle piyasa faizleri enflasyon üzerinde bir seviyede oluşmuş ve Türkiye'ye kısa vadeli yabancı sermaye girişi hızlanmıştır.

Burada önemle üzerinde durulması gereken bir husus vardır Bütçe açıklarının yükselmesine karşın Hazine'nin T.C.Merkez Bankası'ndan finansman kaynağı sağlaması sınırlanmıştır.Temmuz 1997 tarihinde Hazine ile Merkez Bankası arasında imzalanan protokol ile Hazine T.C.Merkez Bankasından kısa vadeli avans kredisi almaktan vazgeçmiştir.Ancak artan Bütçe açıkları finansmanı yönünden iki olumsuz gelişme ortaya çıkmıştır.Bunun birincisi Hazinenin Bütçe açıklarını finanse etmesi için Ziraat Bankası ve Halk Bankası'nı devreye sokması ve bu bankaların görev zararları şeklinde Bütçe açıklarını finanse etmeye başlamalarıdır.Bu finansmanla ortaya çıkan iç borçlar uzun süre kamu iç borç rakamlarında gösterilmemiştir.Böylece Türk ekonomisinde iç borç stoku düşük olduğu görüşü hakim olmuştur.

 

1998 Yılı Para Politikası Uygulamaları

 

T.C.Merkez Bankası 1998 yılında yılın ilk üç ayını,yılın ikinci üç ayını ve yılın ikinci altı ayını kapsayan para programları yaparak kamuoyuna açıklamıştır.Bu para programları çerçevesinde uygulanan para politikasının amaç değişkenleri mali piyasaların istikrarını sağlamak ve enflasyonla mücadele etme şeklinde belirlenmiştir.Para politikasının hedef değişkeni olarak rezerv para miktarı alınmıştır.Buna göre,rezerv para miktarının birinci üç aylık dönemde %18-20 aralığında ve ikinci üç aylık döneminde %14-16 aralığında artması kararlaştırılmıştır.Diğer taraftan bu rezerv para artışının kaynağının dış varlık yani döviz rezervlerinin artışı olması para programında amaçlanmıştır.İlk altı aylık uygulama başarılı olmuştur.Rezerv para artış oranı ilk üç aylık dönemde %17.3 , ikinci aylık dönemde %13.1 olmuştur.Rezerv para artışının kaynağı programda öngörülen biçimde T.C.Merkez Bankasının dış varlıklarındaki artış olmuştur.Para programı sayesinde mali piyasalarda istikrar sağlanması ve enflasyonla mücadelede iyi sonuçlar alınması Türk ekonomisine kısa vadeli yabancı sermaye girişini hızlandırmış ve T.C.Merkez Bankasının döviz rezervleri artmıştır.

T.C.Merkez Bankası 1998 yılı ikinci altı aylık para programını IMF ile 26 Haziran 1998 yılında imzalanan "Yakın İzleme Anlaşması"çerçevesinde hazırlamıştır.Bu programda para politikasının hedef değişkeni değiştirilmiş ve rezerv para yerine net iç varlıklar miktarı hedef değişken olarak alınmıştır.Hedef değişkenin değiştirilmesindeki maksat piyasaların fon talebinin ekonomik faaliyetlerin gereğine uygun olarak karşılanmasıdır.

1998 yılının ikinci altı aylık döneminde uygulanan para programında Rusya ekonomisinde kriz çıkması nedeniyle sorunlar yaşanmıştır.Rusya krizi Türkiye'den kısa vadeli yabancı sermayenin çıkmasına yol açmıştır.Ortaya çıkan likidite ihtiyacının karşılanması için ekim ayında hedef değişken net iç varlıklar miktarı revize edilmiş ve yıl sonu için 700triluon TL olarak öngörülmüştür.Nitekim Merkez Bankası piyasaları açık piyasa işlemleri vasıtası ile fonlamış ve yılın ikinci yarısında emisyon hacminde önemli artış olmuştur.Diğer bir sorun faiz hadleri ile ilgilidir.Yılın ilk altı ayında nominal ve reel faizler azalmışken,yılın ikinci altı ayında yabancı sermaye çıkış nedeniyle nominal ve reel faizler artmıştır.Bu nedenle büyüme hızı düşmüş ve kasım ayı itibariyle imalat sanayiide daralma ortaya çıkmıştır.

Yılın bütününü göz önüne aldığımızda para politikasının temel amacı olan enflasyonu aşağı çekme yönünden para programının başarılı olduğu görülür.1997 yılında %92 colan enflasyon oranı 1998 yılında %62'ye çekilmiştir.

 

1999 Yılı Para Politikası Uygulamaları

 

Rusya Federasyonundaki ekonomik krizin Türk ekonomisine geniş ölçüde yansıdığı 1999 yılında T.C Merkez Bankası mali piyasalarda istikrar sağlanmasını ve enflasyonun kontrol altında tutulmasını para politikasının amaç değişkenleri olarak belirlemiştir.

T.C Merkez Bankası 1998 yılında olduğu gibi 1999 yılında da esnek ve gerçekci döviz kuru politikası uygulanacağını vurgulamıştır. Türk ekonomisinde rekabet gücünün yükseltilerek ihracatın geliştirilmesi açısından esnek ve gerçekci kur politikasının uygulanması çok önemlidir. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği hükümetrlere verdiği raporlarda enflasyonun kontrolünde para ve maliye poplitikalarının kullanılmasını, buna karşılık kambiyo kuru politikasının enflasyonun kontrolünde bir araç olarak kullanılmamasını ve esas olarak ekonomide rekabet gücünün arttırılması ve ihracatın geliştirilmesi için uygulanmasını özellikle önermiştir. Bu amaçla mutlaka esnek ve gerçekci bir döviz kuru politikasının uygulanmasının nekadar önemli olduğuna dikkat çekilmiştir.

T.C Merkez Bankası 1999 yılında para politikası hedef değişkeni olarak net iç varlık büyüklüğünü seçmiştir. Para politikası aracı olarak açık piyasa işlemleri kullanılmıştır. Bu yılda uygulanan para politikası sonuçlarını aşağıda ki şekilde belirtebiliriz. Finansal piyasalarda istikrar sağlama yönünde uygulanan para politikası oldukça başarılı olmuştur. Ancak temel amaç değişkenlerden olan enflasyonun kontrolü yönünde pek bir başarı sağlanamamıştır. 1998 yılında %62 olan enflasyon oranı 1999 yılında %66 ya yükselmiştir. Esnek ve gerçekci döviz kuru politikasının uygulanmasında oldukça başarı sağlanmış ve bir Dolar ve 0,77 Euro dan oluşan sepetteki değer kaybı %60,6 olarak gerçekleşmiştir.

 

 

 

 

2000 Yılı Para Politikası Uygulamaları

 

Türk ekonomisinde 2000 yılında enflasyonu hızla aşağı çekmek üzere IMF ile stand-by anlaşması yapılarak üç yıllık kapsamlı bir istikrar programı uygulanmaya konmuştur. Bu anlaşmanın temel amacı:

· Tüketici enflasyonunu, yapısal reformlarla desteklenen, birbirleriyle tutarlı, güçlü, itibarlı ve süreklilik arz eden maliye, gelir, para ve kur politikaların eşgüdümlü uygulanması ile 2000 yılı sonunda %25, 2001 yılı sonunda %12 ve 2002 yılında %7 ye indirmek.

· Reel faiz oranlarını makul düzeylere indirmek.

· Ekonominin büyüme potansiyelini arttırmak.

· Ekonomideki kaynakların daha etkin ve adil dağılımını sağlamaktır.

 

Para politikası amaç değişkeni olarak enflasyon oranı alınmıştır. Buna göre 1999 yılında %66 olan enflasyon oranının 2000 yılında %22,5'e çekilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Enflasyonu Düşürme Programı üç temel unsur üzerinde işleyecektie:

· Sıkı bir maliye politikası uygulayarak faiz dışı fazlanın arttırılması, yapısal reformların gerçekleştirilmesi ve özelleştirmenin hızlandırılması.

· Enflasyon hedefiyle uyumlu gelirler politikası.

·Bu unsurların enflasyon ve reel faizlerin düşürülmesine yapacağı katkıyı desteklemek ve ekonomik birimlere uzun vadeli bir bakış açısı kazandırmak için enflasyonun düşürülmesine odaklanmış kur ve para politikası uygulaması, programın üçüncü temel unsurunu oluşturmaktadır.

 

Para politikası hedef değişkenleri olarak döviz kuru ve net iç varlıklar seçilmiştir. Para politikası aracı olarak açık piyasa işlemlerinin kullanılması kararlaştırılmıştır. Merkez Bankası uygulayacağı kur politikasının özelliklerini; döviz kuru sepetini bir yıllık süreyi kapsayacak şekilde, günlük olarak açıklanması, kur sepetinin Bir ABD Doları + 0,77 Euro olarak devam ettirilmesi olarak açıklamıştır. Geçmiş yıllara göre para programındaki en önemli değişiklik esnek ve gerçekci kur politikasından vazgeçilerek döviz kurunun nominal çapa olarak kullanılması olmuştur. Döviz kurunun nominal çapa olarak kullanılmasının temel nedeni Türk ekonomisinde ki enflasyonist beklentileri kırmak ve belirsizlikleri ortadan kaldırmaktır. Son yıllarda, Merkez Bankasının fiili kur politikası temelde kısa vadeli enflasyonist bekleyişler, ödemeler dengesi ve kamu dengesi gibi değişkenlere göre belirlenmiş ise de, bundan sonra T.C. Merkez Bankası kur politikasını yanlızca enflasyon hedefine göre uygulayacaktır. Program süresince, döviz kuru politikası iki farklı dönemde, iki farklı kur rejimi altında şekillenecektir. Döviz kuru politikası 2000 Ocak- 2001 Haziran dönemini kapsayan ilk 18 aylık sürede "Enflasyon Hedefine Yönelik Kur Sepeti", takip eden dönemde ise "Kademeli Olarak Genişleyen Bant" çerçevesinde yürütülecektir.

Net iç varlıklar büyüklüğünün yıl içinde sabit tutulması ile Türk ekonomisinde para arzındaki değişme döviz giriş ve çıkışlarına bağlanmış ve böylece para kurulu benzeri bir uygulamaya gidilmiştir. Diğer bir anlatımla para arzı değişimi kesin kurala bağlanmış ve T.C. Merkez Bankasının para arzını etkileme imkanı çok büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır.

T.C. Merkez Bankası tarafından 2000 yılında uygulanan para programının sonuçlarını şu şekilde belirtmemiz mümkündür. Para politikasının amaç değişkeni olan enflasyon oranı %35,8 olarak gerçekleşmiş ve öngörülen enflasyon oranı olan %22,5'in önemli ölçüde üzerinde gerçekleşmiştir. Buna karşılık döviz sepetindeki artış oranı %21 olarak gerçekleşmiştir. Para politikasının hedef değişkenlerinden olan net iç varlıklar Kasım ayı ortalarına kadar öngörülen -1,2 katrilyon büyüklüğü civarında tutulmuştur. Döviz kurlarındaki belirginliğin risk primini azaltması ve kısa vadeli sermaye girişi faiz hadlerini beklenenden çok daha hızlı ve fazla düşmesine neden olmuştur. Türk Lirasının değerlenmesi ve faiz hadlerinin hızla düşmesi ithalat talebini önemli ölçüde arttırmış ve cari işlemler açığı çok büyümüştür. Cari işlemler açığının giderek artması Türk ekonomisinde devalüasyon beklentisi yaratmıştır. Bu nedenle kısa vadeli yabancı sermaye çıkışı olmuş ve byna bağlı olarak ekonomide likidite hacmi büyük ölçüde daralmıştır. Bunun sonucunda kasım ayında faiz hadleri jızla ve büyük öşçüde yükselmiştir. Bu nedenle T.C. Merkez Bankası para politikası hedef değişkeni olan ve büyüklüğü -1,2 katrilyon Lira ile sınırlanan net iç varlıkların bu öngörülen değerini açık piyasa işlemleri ile piyasayı fonlayarak büyük ölçüde aşmıştır. Para arzı artışı dövize olan talebi kamçılamış ve T.C. Merkez Bankası kambiyo piyasasdında yoğun döviz satışı yapmıştır. Kasım ayında ortaya çıkan bu kriz ancak IMF'nin 10,4 Milyar Dolarlık ek rezerv kolaylığı sağlaması ile kısmen aşılmıştır. Ancak, cari işlemler açığının giderek büyümesi ve devalüasyon beklentisinin devam etmesi sonucunda döviz talebi giderek genişlemiştir. Bu nedenle 2001 yılı Şubat ayında kademeli sabit kur uygulamasına son verilerek dalgalı kur uygulamasına geçilmiş ve uygulanan para programı çökmüştür.

 

2001 Yılı Para Politikası Uygulamaları

 

Türkiye, 2000 yılı boyunca uygulamış olduğu "kur çapasına dayalı enflasyonu düşürme" programının ard arda yaşanan iki krizle çökmesini izleyerek, 14 Nisan ve 15 Mayıs tarihlerinde iki aşamada açılkanan yeni bir istikrar programını uygulamaya koymuştur. Önceleri "Ulusal Program" daha sonrada "Güçlü Ekonomiye Geçiş" programı olarak tanımlanan yeni istikrar arayışının temel amacı kamuoyuna "..güven bunalımına ve istikrarsızlığı süratle ortadan kaldırmak ve .. birdaha geri dönülmeyecek şekilde kamu yönetiminin ve ekonominin yeniden yapılandırılmasına yönelik alt yapıyı oluşturmak" şeklinde duyrulmuştur.

20 Ocak 1970 tarihinde kabul edilen 1211 sayılı T.C. Merkez Bankası kanununa önemli değişiklikler getiren 4651 sayılı, 25 Nisan 2001, kanun Türkiyenin geçmiş yıllarda tanık olmadığı bir hızla görüşülmüş ve kanunlaşmıştır. "Yeni TCMB Kanınu" nun ardındaki fikri birikimin yerel bileşeni, 1990 larda para politikası ve onun bir parçası olarak uygulanmak istenen parasal programların enflasyon hızını düşürmek ve değişkenliğini azaltmaktaki başarısızlığına dayanır.

4651 sayılı kanuna dayanak olan hükümet tasarısı, T.C. Merkez Bankasının amaç seçimi ve amaç/araç bağımsızlığı konusunda radikal değişiklikler önermekteydi. Bunlar:

· TCMB'nin temel amacının "fiyat istikrarını sağlamak" olarak tanımlanması ve hükümetin büyüme ve istihdam politikalarını "fiyat istikrarını sağlama amacı ile çelişmemek kaydi ile" destekleyebileceğinin hükme bağlanması.

· TCMB'nin para politikasının belirlenmesi ve uygulanmasında tek yetkili ve sorumlu olduğu ve para politikası stratejisi çerçevesinde hükümetle birlikte enflasyon hedefini belirleyeceği.

· Bankanın, kanun ile kendisine verilen görev ve yetkileri kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak yerine getirilmesi ve hiçbir makam ve merciden talimat almaması.

· TCMB'nin faliyetlerini ve para politikası uygulamalarını yılda iki defa Bakanlar Kuruluna ve dönemsel raporlarla kamuoyuna açıklaması şeklinde ifade edilebilir.

 

Yeni yasa ile TCMB artık konsolide bütçe açıklarını finanse etmeyecek, Hazine ve diğer kamu kuruluşlarına avans vermeyecek ve açık piyasa işlemleri bu amaçla yapılmayacaktır.

Para politikası belirlemek ve yürütmek üzere oluşturulan Para Politikası Kurulu, fiyat istikrarını para politikası amaç değişkeni olarak alacak ve buna uygun olarak para politikası ve stratejisini belirleyecektir.

T.C. Merkez Bankasına yasa ile son kredi mercii olma fonksiyonu verilmiştir. Buna göre T.C. Merkez Bankası güvensizlik nedeniyle mevduat hesaplarından para çekiminin arttığı bankalara bu çekiliş miktarını karşılayacak şekilde kredi verebilecektir. Düzenleme ile bankacılık krizleri önlenmeye çalışılmıştır.

Yapılan yasa değişikliği ile para politikası uygulamaları daha şeffaf hale getirilmiştir. Buna göre TCMB, para politikası araçları, hedefleri ve uyglamaları hakkında raporlar hazırlayarak kamuoyuna duyuracak, yılda iki kez TBMM plan ve bütçe komisyonunu bilgilendirecek ve Nisan - Ekim aylarında para politikasıyla ilgili gelişmeleri içeren raporları Bakanlar Kuruluna sunacaktır.

Dalgalı kur sistemi içinde enflasyonla mücadeleyi kesintisiz ve kararlı bir biçimde sürdürmek, bankacılık kesimini hızlı bir şekilde yapılandırmak, kamu bankalarına zarar oluşturacak görevler vermemek, kamu bankalarının sermayelerini kısa süre içinde yeterli seviyeye getirmek, kredilendirmede etkinlik ve verimlilik ilişkisinin gözönüne alınmasıda bu programın hedef, amaçları arasında sıralanabilir.

2001 yılında para politikası, enflasyon hedeflemesine geçilmesinin ön koşulları sağlanıncaya kadar, para tabanının nominal çap olarak belirlendiği bir parasal hedefleme çerçevesi içinde yürütülmüş ve programda öngörülen hedefler gerçekleştirilmiştir. Yıllık enflasyon oranları incelendiğinde, 2001 yılı Şubat krizinden sonra tüketici fiyatlarının üstünde seyreden toptan eşya fiyatları artışı, bu eğilimini 2002 yılının ilk 3 ayındada devam ettirmiştir. 2002 yılı mart ayı itibariyle yıllık enflasyon oranları  TEFE ve TÜFE'de sırasıyla %77,5 ve %65,1 olmuştur.

Merkez  Bankası, enflsyonla mücadelede temel politika aracı olarak kısa vadeli faiz oranlarını kullanmaktadır. 2001 yılı Şubat krizi sonrasında ekonomi hızlı bir daralma sürecine girmiş ve bu daralma yılın son çeyreğinde beklentilerin aksine derinleşmiştir. 2001 yılının tamamında GSYİH, geçen yıla göre %7,4 ,GSMH ise, net dış alem faktör gelirlerindeki azalmaya bağlı olarak %9,4 oranında gerilemiştir.Ekonomide gerçekleşen geri,leme, iç talepte ortaya çıkan daralmadan kaynaklanmış ve toplam yurt içi talep % 18,4 oranında azalmıştır. Özellikle dayanıklı tüketim mallarına yönelik harcamalar ve sabit sermaye yatırımları yüksek oranda gerilemiştir. İç talepte ortaya çıkan daralmada, işsizlikteki artış, reel ücretlerdeki gerileme ve mali piyasalarda gözlenen dalgalanma ve belirsizliklerin tüketici ve üretici güvenini olumsuz etkilemesi temel unsurlar olmuştur. Ayrıca, kuraklığın ve bazı ürünlerdeki dönemselliğin etkisiyle tarım sektörü üretimindeki azalış da ekonomideki daralmayı hızlandırmıştır.

 

2002 yılı para politikası ve muhtemel gelişmeler üzerine

 

2002 döneminin para ve kur politikası tasarlanırken, çok önemli miktarda faiz dışı bütçe fazlasına dayanan bir mali disiplinin sağlanacağı, mali disiplin ve kamu kesiminde yeniden yapılanma ile ilgili uzun vadeli taahhütlerin gündeme geleceği, bankacılık sektörünün 2001 yılında alınan önlemlerle güçlendirilen yapısının ek önlemlerle daha da kuvvetlendirileceği ve böylece GEGP ile başlatılan bankacılık reformunun tamamlanacağı, iktisadi temelleri giderek sağlamlaştıran ve Türkiye ekonomisinin geleceğine daha güvenle bakılmasını sağlayan iktisadi reformların süreceği, resmi dışı kaynak girişi ile borç stokunun kısa vadede sürdürülebilirliği ile ilgili endişelerin ortadan kaldırılacağı bir ekonomik ortamın oluşturulacağı temel varsayımından yola çıkılmıştır.

Öncelikle belirtilmek istenen nokta, bu olumlu ekonomik ortamın sağlanması olasılığının son derece yüksek olmasıdır. Bu yargının temel nedeni 2001 yılında gerçekleştirilenlerdir. 2001 yılında, bir dizi yapısal reform hayata geçirilmiş, uluslararası ölçütler açısından son derece iddialı bir faiz dışı bütçe hedefi açıklanmış ve bu hedefe ulaşılmış, bankacılık alanında bir dizi önlem alınmış, kamu bankaları yıllardan beri ilk defa kar edebilir konuma getirilmiştir. Öte yandan 2000 Kasım ve 2001 Şubat krizleri ile, 2001’in yaz aylarında yaşanan ekonomik gelişmeler, reform sürecinden sapılmasının, ya da bu sürecin aksatılmasının ne gibi sonuçlar doyuracağını çok net biçimde herkese göstermiştir. Ancak, yine 2001 deneyimi, iktisadi temellerin giderek düzeltilmesinin her zaman istenilen sonuçların elde edilmesini garanti etmediğini, bir kez daha göstermiştir. 2001 Şubat krizinden Ağustos ayına kadar olan dönem ile 11 Eylül olaylarını izleyen bir aylık dönemde, iktisadi temellerdeki düzelmeye karşın, faiz haddi yüksek düzeylerde kalmış ve Türk Lirası sürekli olarak değer yitirmiştir. Bu durum, iç borçlanmanın çevrilemeyeceği şüphesini yaygınlaştırmış, bunun sonucunda artan risk primi nedeniyle, faiz haddi daha da yükselmiş ve döviz kuru sürekli yükselme eğiliminde olmuştur. Kendi kendini besleyen olumsuz bir süreç gözlenmiştir.

Sıkı para ve maliye politikası ile yapısal reformlara bel bağlayıp, bekleyişleri göz ardı etmek, arzu edilen sonuçlara ulaşılmasını geciktirecektir. Para politikasının temel işlevlerinden biriside bekleyişlerin şekillenmesine yardımcı olmaktır. 2002 yılında bu amaçla kullanılabilecek üç temel alternatif karşımıza çıkmaktadır: döviz kuru çapası, parasal hedefleme ve enflasyon hedeflemesi.

Yukarıda belirtildiği gibi, ileriye yönelik belirsizlikleri azaltmak ve bekleyişleri şekillendirmek amacıyla 2002 yılında kullanılabilecek iki tür nominal çapa bulunmaktadır; Parasal hedefleme ve enflasyon hedeflemesi.2002 yılına parasal hedefleme ile başlanılacak ve aynı zamanda “gelecek dönem enflasyonu” na odaklanan bir para politikası uygulanacaktır. “Gelecek dönem enflasyonu” na odaklanan bir para politikası, aynı zamanda “örtük bir enflasyon hedeflemesi” anlamına gelmektedir.

Hedeflenen temel parasal büyüklük “para tabanı” dır. Para tabanı, Merkez Bankası bilançosundan seçilmiş bir büyüklüktür ve Merkez Bankası’nın kendisi dışında kalan ekonomik kesimlere olan net yükümlülüğünü ifade etmektedir. 2002 yılında para tabanının, nominal milli gelir büyüme hızı kadar artması hedeflenmektedir. Böylece, 2002 yılı sonunda para tabanı bir yıl öncesinin aynı dönemine kıyasla % 40 oranında yükselecektir. Ayrıca, yeni Niyet Mektubu’nda para tabanı bir performans kriterine dönüştürülmektedir. Para tabanının gösterge niteliğinden performans kriterine yükseltilmesinin temel nedeni, enflasyona karşı daha güçlü bir çapa atmak arzusudur. Bir diğer performans kriteri değişkeni olan “net uluslar arası rezervler” in dönemler itibariyle belli bir alt sınırının aşağısına inmeyeceği taahhüt edilmektedir.

Para politikası tümüyle enflasyona odaklanacağından, enflasyonun mevcut düzeyi ve gelecekte alabileceği değerler hakkındaki Merkez Bankası değerlendirmeleri kamuoyu açısından önem taşıyacaktır. Mayıs 2001’de değiştirilen yasası ile araç bağımsızlığını kazanan Merkez Bankası’nın temel amacı fiyat istikrarını sağlamak olmuştur. Bu çerçevede, 2001 yılı içinde para politikasının ana amacı enflasyonu düşürmek olacaktır. Merkez Bankası enflasyon hedeflemesine geçmeyi beklemeden kısa vadeli faizleri enflasyona yönelik kullanmaya başlayacak, diğer bir deyişle, enflasyonun gelecekte alabileceği değerleri dikkate alarak kısa vadeli faiz oranlarında değişikliğe gidilecektir.

2002 yılında sabit ve döviz kurunun iktisadi temellerle uyuşmayan bir düzeyde tutulmaya çalışıldığı bir kur rejimi uygulanmayacaktır. Bunun iki sebebi vardır:

1-2000 yılında bu tür bir kur rejimi uygulanmaya başlanmış ve Şubat 2001 krizi nedeniyle bu      rejim çökmüştür. Çöken bir rejimin yerine kısa sürede aynısını ya da benzerini koymaya çalışmak, bu rejimin “inandırıcılık, kredibilite” gibi unsurlara temelden bağlı oldukları dikkate alındığından hiç de gerçekçi değildir

2-Bu tür bir rejimin mevcut koşullarda Türkiye ekonomisi için yararlı görülmemesidir.

 

2002 yılı para ve kur politikaları çerçevesinde bankacılık sisteminin yeniden yapılandırılması sürmektedir. Bu çerçevede özel sermayeli bankaların kuvvetlendirilmesi, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kapsamına alınan bankaların hızla tasfiyesi veya satışı, kamu bankalarının yeniden yapılandırılması ve bankacılık sektörünün denetlenmesi ve düzenlenmesi açısından yapılan çalışmalar bir yan sonuç olarak para politikasının yüz yüze kalacağı baskıyı hafifletecektir.

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA