İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2226484 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

TÜRKİYE DE 1999 YILI EKONOMİDE GERİLEME DÖNEMİ

Kategori Kategori: Ekonomik | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 1464 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 10 Nisan 2007 16:08:17

Türkiye ekonomisinde şartlara uygun kararların verilmesine ve kararlılıkla uygulanmasına ihtiyaç vardır.

1999 YILI EKONOMİDE GERİLEME DÖNEMİ

 

      Türkiye ekonomisinde şartlara uygun kararların verilmesine ve kararlılıkla uygulanmasına ihtiyaç vardır. Ancak Türkiye’de kriz dönemlerinde gerekli stratejilerin geliştirilmesi konusunda büyük eksiklikler görülmektedir.

      1999 yılında ekonomik büyümenin %6 civarında oluşması   ekonomik faaliyetlerde daralma kendini ithalatın küçülmesi ve ihracatın bir önceki yıla oranla %4  düşmesi şeklinde kendini göstermiştir. Bu dönemde enflasyondaki düşüş durmuş ve enflasyonist beklentiler yeniden canlanmış; bir önceki yıl %54’e düşen enflasyon  yeniden %63’e yükselmiştir.

Buna karşılık Bulgaristan ve Yunanistan gibi ülkelerde enflasyon %3 ‘e düşmüştür.

      1999 yılında mali sistemde faaliyet gösteren kurumların mali yapıları önemli ölçüde bozulmuş; borç yönetimi iflas etmiş; kamu açıklarının yüksek maliyetli iç borçlanmayla karşılanması faiz giderlerinin bütçe içindeki payını hızla arttırmıştır.

      Bu bağlamda Türkiye’nin sorunlarına çözüm aranırken serbest piyasa ekonomisinin varlığı, özellikleri ve dünyada yaşanmakta olan küreselleşme göz önünde tutulmalı, uluslar arası alanda rekabet gücünü arttırmaya yönelik projelere ağırlık verilmelidir.

 

aralık 1999 istikrar programı  (stand-by antlaşması)

 

      Uluslar arası Para Fonu’nun (IMF) Aralık 1999’da imzalanan stand-by antlaşması, özellikle ekonomiyi hasta eden yüksek enflasyonu ortadan kaldırmayı, makro-ekonomik dengeleri iyileştirmeyi ve ekonominin uzun zamandır var olan yapısal zayıflıklarını gidermeyi hedeflemiştir.

      Bu programın bazı darboğazları olacağı ve bazı sorunlara yol açacağı ve özellikle cari işlemler açığını arttıracağı baştan belli idi. Ancak ortaya çıkacak sorunların aşılabileceği düşünülüyordu.

 

1999 Programının Temel Özellikleri ve Döviz Çıpası Uygulaması

      IMF  destekli programa göre, kamu iç borç stokunun denetim altına alınması düşünülürken, para politikasında net iç varlıklar ile sıkı limitler getirilerek, Merkez Bankası pasifize edilmiştir.

    

 

      Döviz kurunun sabit olmasını (döviz çıpasının uygulanması)  savunan görüşe göre;

      Döviz kurunun çıpa olarak kullanılması, mali disiplin için çok ciddi bir ortam   hazırlamaktadır. Ancak ortaya çıkacak problemler önceden görülerek hızla çözülmelidir.

      Enflasyonist beklentilerin kırılabilmesi için, basit, kolay ölçülebilir ve izlenebilir bir gösterge olmalıdır. Ancak uygulamada, faizler hızla düşmekte, enflasyon, programın üstünde gerçekleşmektedir.

      Yüksek para ikamesinin sağlanmasıyla, dövizin ölçü ve değişim aracı olarak da kullanılması ön plana çıkmaktadır.

      Dövizin sabitleştiği durumda, kontratların döviz kurundaki değişime daha kolay uyum sağlayacağı beklenmektedir.

      Yüksek para ikamesi nedeniyle enflasyonu  veya  parasal büyüklüğü hedef alan para programlarının uygulanmasında güçlükler ve Merkez Bankası’nın durumu önceden belirlenmelidir.

      Türkiye’de döviz kurunun ABD Doları karşısında sabitleştirilmesinden doğacak sorunların üzerinde önemle durulması, alternatif çözüm programlarının hazırlanması gereklidir.

 

Kura Dayalı Programlarda Yaşanan  Sorunlar

      Kurun sabitleştirilmesi sonucu artan ithalat, hızla düşen faizler ve enflasyondaki düşüşün neden olduğu servet etkisi nedeniyle kura dayalı programların ilk 10 ayında tüketim mallarının talebinde önemli ölçüde artış olmaktadır. Türkiye’de 2000 yılının Kasım ayına kadar bu durum görülmüştür.

      Ekonomideki hızlı canlanmanın ardından, hızlı bir yavaşlama ve mali sektördeki açık pozisyonlardan dolayı ciddi krizlerin söz konusu olabileceği görülmemiştir. Dünyadaki uygulamalardan ders alınmamıştır.

      Dış dengede ithalata dayalı sektörler avantaj kazanırken, ihracata dayalı sektörler olumsuz etkilenmektedir.

      Faiz oranlarındaki düşüşler nominal faiz oranlarının düşüşünden daha hızlı oluşmuş ve cari açık büyümüştür.

      Büyümenin istikrarlı ve sürdürülebilir hale gelmesi, enflasyonun kalıcı bir şekilde düşürülebilmesine; ortaya çıkacak sorunlara program bütünlüğü içinde ve sorunları biriktirmeden hızla çözüm bulunmasına, iç-dış ve sosyal dengenin optimum ölçüde kurulmasına bağlıdır.

 

1999 yılı İstikrar Programının sonuçları

 

      1999 yılında hazırlanan IMF Programına göre net iç varlıklar döviz girişine ve döviz çıkışına bağımlıdır. Merkez Bankası’nın net iç varlıklara ilişkin pasif politikasının esneklikten yoksun olması kritik dönemlerde tehlike noktasıdır. 22 Kasım 2000 krizi de bu noktadan çıkmıştır.

      Cari işlemler açığının hızla  artması, finans sektörünün 20 milyar dolar düzeyinde açık vermesi, Merkez Bankası’nın net iç varlıklar ile ilgili taahhütlerini gerçekleştirememesiyle birlikte likidite krizini başlatmıştır.

      Mali sektördeki  kırılganlık ve kamu bankalarının karşılanmayan görev zararları kritik noktalardır. Kriz bu noktalardan başlamıştır .Bu tür yapısal programların öncelikle finans sektörünü etkilemesi kaçınılmazdır. Bu nedenle mali sektörde açıklık, şeffaflık ve disiplin önemlidir. Ancak programda bankaların problemlerine ilişkin herhangi bir tedbir ya da takvim bulunmamaktadır.

       Bankaların 20 milyar dolar düzeyindeki açık pozisyonları dikkate alınarak gerekli düzenlemeler gerçekleştirilmelidir. Aksi takdirde dövize olan talep patlar.

       Diğer taraftan, programda öngörülen enflasyon hedeflerinin tutturulamaması halinde, programa olan güven sarsılacak ve beklentilere bağlı olarak, enflasyon tekrar artış trendine girebilecektir. 2000 yılında enflasyon hedefi %20-25 olarak alınmıştır. Döviz kuru buna paralel olarak sabitleştirilmiştir. Ancak, enflasyon programlanan düzeyde gerçekleşmemiştir. Bu nedenle Kasım 2000’deki kriz önemlidir.

      Enflasyon hedefi ile istikrarlı büyüme hedefinin eş anlı olarak gerçekleşmesi, öngörülen mali disiplinin sağlanmasıyla yakından ilişkilidir.

      Enflasyonun düşürülmesinde, kur politikasının sadece on sekiz ay uygulanacağı ve sonra kurların dalgalanmaya bırakılacağı göz önüne alındığından, yapısal tedbirlerin önemi daha da artmaktadır. Kurların bant sistemi içinde belirlenmesi 3-4 ay öncesine alınmalıdır. Mart 2001’de bant sistemine geçilerek TL’nin değer kazanması durdurulmalıdır. 

       2001 yılında  program ve bütçe açığı için tedbir alınması gereklidir çünkü bütçe ve KİT açıkları ciddi boyutlara ulaşmıştır.

       Programın başarısı için özelleştirme uygulamalarının da  hedeflerine ulaşması büyük önem taşımaktadır. Ancak 2000 yılında 7,5 milyar dolarlık özelleştirme hedefine karşılık gerçekleşen oran 3,5 milyar dolar seviyesinde olmuştur.

       Programın belki de en büyük riski, uygulama aşamasında kararsız kalmakla ortaya çıkmaktadır. Bu süreçte gelir dağılımı bozukluğuyla sosyal sorunların ağırlaştığı ve toplumsal barışın bozulduğu görülmektedir.

      22 Kasım’da ortaya çıkan finansal kriz ile birlikte bu tarihte bankalar arası piyasada gecelik borçlanma basit faizi üç kat artarak %110,8’e fırlamıştır (en yüksek %210). Ortalama gecelik faiz ise 15 Kasım tarihinde  %81,45 olmuştur. Faiz sonraki günlerde düşmüştür ve sıçrama kamu kesimi maaş ödemesine bağlanmıştır ancak daha önceki aylarda böyle bir sıçrama yoktur.

      2000 başından itibaren gecelik faizlerde gözlemlenen dalgalanma, Ağustos ve Eylül aylarında önemli ölçüde yükselmiştir. Faizlerdeki bu yükselmeyle birlikte finansal piyasalarda bir baskı ve gerginlik ortamı oluşmuştur. Bu nokta kriz ortamına gidildiğinin açık sinyalleri görülmektedir.

      22 Kasım ve sonrasında TCMB’nin döviz rezervlerinde de önemli bir azalma gözlemlenmiştir. TCMB, 17-24 Kasım haftasında yaklaşık 3 milyar dolar, 24 Kasım-1 Aralık haftasında ise 2,5 milyar dolarlık döviz rezerv kaybı yaşamıştır. Döviz rezervlerinde hızlı erime de finansal piyasalardaki baskının ve gerginliğin derecesini yansıtmaktadır.

      Finansal piyasalarda baskının derecesini ölçmek için genelde kabul gören yöntemlerden biri, faiz oranı, döviz kuru ve resmi döviz rezervi değişmelerinin ortalamasından bir “finansal baskı endeksi” (FBE) oluşturmaktır. Bu hesaplamada döviz rezervi değişmesi endekse eksi işaretli olarak alınmalıdır. Söz konusu olan endeks genellikle ağırlıksız olarak hesaplanmaktadır. Bu hesaplamayı formülize edersek;

      FBE=Faiz % Değişmesi+Döviz Kuru % Değişmesi-Döviz Rezervi % Değişmesi

      Bu endeksin belli bir düzeyi aştığı durumda artık kriz var demektir (endeks değeri ortalamasını 1-1,5 aşarsa).

      Ancak Türkiye’de böyle bir endeks hesaplanmamıştır. Kasım ayında döviz kurunda değişme olmamasına karşılık, faizlerdeki artışın ve döviz rezervlerindeki erimenin boyutu dikkate alınırsa, herhangi bir baskı endeksinin herhangi bir kriter göre krizi göstereceği açıktır.     

 

 

 

1999 aralık Programının Kırılma Noktaları

 

      Türkiye geçmişte IMF ile 16 anlaşma yaparak[1] istikrar programları uygulamış, ancak bunlarla enflasyonu indirememiş,üstelik programların büyük bir bölümü de yarıda kesilmiştir.

      Döviz çıpası ya da benzer uygulamaların başka ülkelerde başarısız olmuştur ve finansal krizlerle sonlanmıştır. Örneğin; Brezilya, Meksika,Rusya ve Tayland.

      Riskli bir bankacılık sistemi dışardan borçlanacak fakat sterilizasyon da olmayacaktır. Para kurulu benzeri bir kurala göre, TCMB’nin  Net İç Varlıkları sabitlendiği için , parasal taban TCMB’nin Net Dış Varlıklarına göre belirlenecektir. Para-faiz politikasının olmadığı bu düzen tedirginlik yaratmıştır.

      Programın enflasyonu düşürmek isterken büyümenin yükseleceği eleştirilere tabi olmuştur.

      İç talepteki, özellikle dayanıklı tüketim malları talebindeki genişleme ve bunun ithalata yönelmesi öngörülenin çok üzerinde olmuştur.

      1999 sonu ve 2000 başında TEFE enflasyon beklentisi % 20’lik hedefe göre zaten çok yüksek oluşmuştur. Programın ilan edilmesiyle 2000 sonu için beklenen ortalama TEFE enflasyonu %50’lerden %40’ların altına çekilmiş ancak daha sonraki aylarda düşüş

gerçekleşmemiş ve bu oran %37’nin altına inmemiştir. Bu durum karşısında ek önlemler getirilmeliydi ancak bu gerçekleşmemiştir.

      2000 yılında kamu fiyatlarını da çıpa olarak kullanmak amacıyla, 1999’un sonlarında yüksek kamu zamları yapılmıştır. Ancak Ocak 2000 itibariyle kamu enflasyonunun %30’u aşması gerginlik yaratmıştır.

      2000 Şubat ayında portföy yatırımı amacıyla, özellikle hisse senedine yönelik olarak Türkiye’ye gelen yabancı fonların bir bölümünün ülkeden ayrıldığı anlaşılmıştır. Bu olay borsa endeksinde önemli düşüşe neden olmuş, 18 Ocak 2000 ‘de 18,548 olan borsa endeksi, %21,6’lık azalışla 18 Şubat’ta 14,539’a inmiştir. Bu olay programa kuşkuyla bakılmasına neden olmuştur.

      Kira artışlarının TÜFE enflasyon hedefi ile sınırlanması için yasa da çıkarılmış olmasına karşılık, bu sınırlamaya genel olarak uyulmayacağı anlaşılmıştır.1999 Aralık ayından 2000 Aralık ayına kadar ki 12 aylık dönemde TÜFE endeksi içinde kira kaleminde %41,9 ‘luk bir artışın olması bunun en gerçekçi göstergesidir.

      Konsolide bütçe içinde kalındığında kamu açığının istenilen düzeye inmesinin mümkün olduğu belli olmuştu ama, kamu bankalarını ve KİT sistemini de içine alan kamu kesimi açıklarının hedeflenen düzeye indirilmesi kolay görülmüyordu. Çünkü kamu bankalarının görev zararları artarak sürüyordu. KİT sistemi açıkları da, bunların fiyatları çıpa olarak kullanıldığından, giderek büyüyordu. Bu durum dikkate alındığında enflasyonun 1999’da %60’lardan 2000’de %20’lere inmesi zor görünüyordu.

      Bütçenin ve kamu kesiminin mali uyum hedefleri faiz dışı denge üzerinde yoğunlaşmıştı ve bu yoğunlaşmanın sakıncası; faiz dışı denge hedeflerini, özel kesime yapılan faiz transferlerini ve bu transferlerin özel talep üzerindeki uyarıcı etkisini gözardı etmesiydi. Kamu talebi ile birlikte özel talebi de önemseyen bir yaklaşımın, faiz transferlerini de dikkate alması gerekirdi.

      Yapısal uyumun önde gelen bir kalemi olan özelleştirmenin mali uyuma en büyük katkıyı yapması hesaplanmıştı. Ancak 2000 yılı ortalarına doğru özelleştirme hedefine varılamayacağı belli olmuştu. Yapısal uyum sürecinde belki de en önemli konu, zayıf ve sorunlu olduğu bilinen bankacılık sisteminin yeniden yapılandırılmasıydı. Ancak kamu

bankaları da dahil olmak üzere, bankacılığı yeniden yapılandırma girişimleri hep batık banka sayısının çok yüksek olduğu ve sistemin sanıldığından da zor durumda olduğu duygusunu yarattı. Bankacılık kesimini en azından döviz ve vade uyumsuzluklarına  karşı denetlemek üzere konulan bazı kuralların da uygulanmadığı anlaşıldı.

      Örneğin, 1999 Eylül sonunda alınan bir kararla ticari bankaların döviz net genel pozisyon sınırı, daha çok bilinen adıyla açık pozisyon sınırı, sermayenin %20’sine indirildi. Bu sınırı aşan bankalar Haziran 2000 sonuna kadar TCMB’ye %8 munzam karşılık yatırmak zorunda idi. Bu tarihten sonra munzam karşılık oranı %100’e çıkarıldı. Bu kurala uyulduğu takdirde,

sınırı aşarak açık pozisyon yaratmanın ve dış borçlanmayı arttırmanın hiçbir ekonomik mantığı yoktu. 2000’nin yarısına varıldığında bankacılık sistemi dış borçlanmayı hızla sürdürüyordu.

      Bankalar dışarıdan borçlanıyor, para kurulu benzeri düzene göre TCMB’nin Net İç Varlıkları sabit, ama sterilizasyon da yapılmıyor ve parasal taban TCMB’nin Net Dış Varlıklarına göre belirleniyordu.  Nominal faiz ve daha hızlı olarak da reel faiz düşüyordu. Bu konuda DİBS faizi öncülük ediyor, tüketiciyi ilgilendiren mevduat faizi daha da çok iniyordu. Krediler, özellikle tüketici kredileri hızla artıyordu.  

      Döviz kuru artışının enflasyona göre düşük kalması (TL’nin reel olarak değerlenmesi) hem bir fiyat-ikame etkisi hem de gelir etkisi ortaya çıkarıyordu. Bu etkiler yoluyla ithalat talebi hızla yükseliyordu. Bu tür talep artışı ile ithalata dayalı bir büyüme ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte ithalattaki hızlı artış, program cari açığı GSMH’nın %1.5-2’si dolayında, 3-4 milyar dolar arasında öngördüğü halde 9,8 milyara ulaşmıştır. Cari açığın bu kadar yüksek çıkmasında petrol fiyatındaki artıştan çok dayanıklı tüketim mallarındaki artış etkilidir.                                                                                                                                                                                                                                                      Giderek büyüyen cari açığın sürdürülebilmesi için mutlaka dış kaynak girişi gerekiyordu.       Bu dış kaynak girişi net doğrudan yabancı yatırım şeklinde olsa, bazı olumsuz beklentiler oluşmayabilirdi. Ancak Türkiye’ye 2000 yılı içinde gelen yabancı yatırım varsayılanın tersine çok sınırlıydı. Bu nedenle, krize giden yolda borç veren ve yatırım yapan ülkelerin bakış açısı belirleyici rol oynamıştır.

 

2001 ŞUBAT KRİZİNE DOĞRU

 

       Türkiye’ye 2000 yılındaki hızlı dış kaynak girişinin hemen hemen tümü borçlanma şeklinde olmuştur. Gelişmekte olan ülkelerin hızla borçlanması genellikle  finansal serbestleşme programı sonrasında veya  nominal döviz kurunun belli bir kurala göre belirlenmesi sonrasında olmaktadır. Yabancı para girişi, Türkiye’de olduğu gibi sterilize edilmemişse, parasal genişlemeye, talep artışına, enflasyonun yükselmesine, yerli paranın reel değer kazanmasına ve ithalat talebinde tırmanışa neden olmaktadır. Yabancı kaynak girişinin sürdürülmesi, uygulanan programın sürdürülebilirliğine bağlıdır. Ancak bu konuda   şüpheler ortaya çıktığında, artık kriz ortamına girilmiş demektir. Bu ortamda herhangi bir kıvılcım, krizi başlatabilir.

      2000 Ağustos-Eylülüne gelindiğinde Türkiye’nin dış borçlanma görüntüsü “borçlanıyor, ithalat yapıyor, dış borç geri ödeme gücü giderek azalabilir” yorumlarına neden oluyordu. Bu bağlamda, cari açığın GSMH’ya oranı %3,5 düzeyine, yani 7 milyar dolara varıncaya kadar Türkiye’nin görece rahat borçlanabileceği, ancak bu eşik aşıldığında dış borçlanmayı sürdürmenin zor olacağı ifade ediliyordu. Bu noktada krizi ateşleyen olay, hem kamu bankalarının hem de büyük ölçüde DİBS taşıyan Demirbank gibi bazı özel bankaların iç piyasada kısa vadeli borçlanma telaşına girmeleridir. Bu sırada bazı bankalar da yıl sonunda kapatmaları gereken açık pozisyonlarını kapatma telaşına düşmüşlerdir. Böylece bankaların dış borçlanması daha da zora girmiştir.

 

     1990’larda gelişmekte olan ülkelerdeki kriz göstergelerine bakıldığında;

 

   Kısa Vadeli Dış Borç / Döviz Rezervi

   Cari Açık / Döviz Rezervi

   Cari Açık / GSYİH

   Toplam veya Kısa Vadeli Dış Borç / İhracat

   Bankacılık Kesimi Açık Pozisyonu / Döviz Rezervi

   Banka Kredisi / Döviz Rezervi

   M2 / Döviz Rezervi

   Yerli Paranın De er Kazanması

   Sermaye Hareketinde Dalgalanma - Volatilite

   Kısa Vadeli Faizde Dalgalanma - Volatilite

 

      Kısa vadeli faizin volatilitesi uygulanan para politikasının yarattığı belirsizliği somut olarak ve anında yansıtmaktadır. Türkiye’de kısa vadeli faizler program uygulaması başladıktan sonra önemli dalgalanmalar göstermiştir. Net İç Varlıklar kuralı nedeniyle faizin dış kaynaklara ve dış şoklara bu kadar açık olması önemli bir belirsizlik kaynağıdır.

2000 yılında Kısa Vadeli Dış Borç / Döviz Rezervi oranında da önemli bir artış görüldü.  Asya krizi öncesinde de bu oranın yükseldiği ve Malezya’da 0,61’e, Filipinlerde 0,85’e, krizin ilk başladığı Tayland’da ise 1,45’e ulaştığı bilinmektedir. Kısa Vadeli Dış Borç / Döviz Rezervi oranının Türkiye’de Malezya ve Filipinlere göre oldukça yüksek seyrettiğini ve 2000 sonunda Tayland düzeyine vardığını (1,44)  vurgulamamız gerekir.

      Cari Açık / GSYİH oranı 1999 sonunda %0,7’dir ve oldukça düşüktür, 2000 Haziran ayında bu oranın %3,5’i hatta %4’ü aşacağı anlaşılmıştır. 2000 sonunda bu oran yaklaşık %4,9’a ulaşmıştır. Biz bu konuda %3,5 oranının Türkiye için kritik bir eşik oluşturduğunu; paranın hızlı ve %25’i bulan reel değerlenmesi ve Cari Açık / GSYİH oranının %4’ü bulması bir ülkeyi kriz bakımından kırmızı bölgeye taşır( Dornbusch’un tanımına göre).

      Kısa Vadeli Dış Borç / İhracat oranında da bozulma görülmektedir.

      Türk Lirası 2000 yılında sürekli değer kazanmıştır. Yılın sonundaki reel değerlenme oranı

Yılın sonundaki reel değerlenme oranı döviz sepeti karşısında TÜFE’ye göre yaklaşık %14, TEFE’ye göre yaklaşık %10’dur. Bunlar kriz yaşayan ülkelerinki ile karşılaştırıldığında küçümsenecek oranlar değildir. 1994’teki krizden önceki 24 ayda Meksika parası %13,1 reel

değer kazanmıştır. Asya ülkelerinde yine krizden önceki 24 ay içinde paranın reel değer kazanma oranları;  Endonezya’da %12,1, Malezya’da %12,8, Tayland’da %15,5, Filipinler’de %17,7.  Türk Lirası, 1999-2000 yıllarındaki 24 ayda döviz sepeti karşısında ve yine TÜFE’ye göre %18 değer kazanmıştır.

     Beklenen enflasyon oranlarını kullanarak Türk Lirasının ne ölçüde reel değer kazanacağı beklentisine bakarsak durum daha da vahim görünmektedir. 1999 Aralık - 2000 Aralık döneminde kur sepetinin %20 (aslında %19,9) artacağı ilan edilmiştir. Ancak bu açıklamanın yapıldığı tarihte 2000 yılı sonu için beklenen TEFE enflasyonu %44,1’dir.  2000 Haziran’ında 12 ay sonra beklenen enflasyon %34,9 iken, döviz kuru sepeti %12,8 artacaktır.Beklenen enflasyon kur hedefinin üç katıdır ve 20 puan üzerindedir.

 

GÜÇLÜ EKONOMİYE GEÇİŞ PROGRAMI

 

Programın Temel Amaç ve Araçları – Ekonominin Yeniden Yapılandırılması ve  İstikrarın Kalıcı Kılınması

     Yeni programın temel amacı; kur rejiminin terkedilmesi nedeniyle ortaya çıkan güven bunalımı ve istikrarsızlığı süratle ortadan kaldırmak ve eş anlı olarak bu duruma bir daha geri dönülmeyecek şekilde kamu yönetiminin ve ekonominin yeniden yapılandırılmasına yönelik altyapıyı oluşturmaktır. Eski düzene dönmek artık gerçekten mümkün değildir. Bu doğrultuda;

·        Programımız öngörülen hedeflere ulaşılması ve ekonominin yeniden yapılandırılması konusunda kesin bir siyasi taahhüdü ve desteği içermektedir.

·        Kamuda kaynak tahsisi sürecinde şeffaflık ve hesap verilebilirliğin sağlanması, rasyonel olmayan müdahalelerin bir daha geri dönüş olmayacak şekilde önlenmesi, iyi yönetişimin ve yolsuzlukla mücadelenin güçlendirilmesi hedeflenmektedir.

·        Bütün bunlarla, katlanılan fedakarlıkların boşa gitmesinin önlenmesi ve piyasalarda güven ortamının yeniden sağlanması amaçlanmaktadır.  

 

      Güçlü ekonomiye geçiş programı; dalgalı kur sistemi içinde enflasyonla mücadeleyi kesintisiz ve kararlı biri biçimde sürdürmeyi, bankacılık sektöründe kamu ve TMSF bünyesindeki bankalar başta olmak üzere hızlı ve kapsamlı bir yeniden yapılandırılmayı, böylece bankacılık kesimi ile reel sektör arasında sağlıklı bir ilişki kurmayı, kamu finansman dengesini bir daha bozulmayacak bir biçimde güçlendirmeyi, toplumsal uzlaşmaya dayalı, fedakarlığın tüm kesimlerce adil bir biçimde paylaşılmasını öngören ve enflasyon hedefleri ile uyumlu bir gelirler politikası sürdürmeyi ve, bütün bunları etkinlik, esneklik ve şeffaflık ile sağlayacak yapısal unsurların yasal altyapısını oluşturmayı kendisine alt hedefler olarak seçmiştir.

      Programın amacı ekonomide sürdürülebilir bir gelişme ortamını sağlayarak kaynak kullanma sürecindeki verimliliği artırmak, dışa açık bir yaklaşımla piyasa koşullarında rekabet gücümüzü geliştirmek ve böylece ekonomide büyümeyi, yatırım ve istihdamı artırarak halkımızın geleceğe umutla bakmasını ve refah düzeyini kalıcı bir biçimde yükseltmek olacaktır.

 

Yapısal Yenilenme ve Yasal Düzenlemeler

      Program çerçevesinde ;  mali sektörün yeniden yapılandırılması, devlette şeffaflığın artırılması ve kamu finansmanının güçlendirilmesi, ekonomide rekabetin ve etkinliğin artırılması, sosyal dayanışmanın güçlendirilmesi konularında yasal düzenlemeler yapılmıştır.

 

Mali Sektörün Yeniden Yapılandırılması

      Bankaların mali bünyelerinin sağlıklı bir yapıya kavuşturulması mali piyasaların ve reel sektörün istikrarı bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda öncelikli olarak Bankalar Kanunu’nda değişiklikler öngören yasal süreç başlatılmıştır.  Bankalardaki mevduat ve bankaların diğer yükümlülüklerine yönelik olarak ilan edilen garanti uygulamasına devam edilecektir.

 

 

 

Yasal Düzenlemeler

·        BÜTÇE KANUNUNDAKİ DEĞİŞİKLİKLER

·        GÖREV ZARARLARINI KALDIRAN KARARNAME VE KANUN

·        BORÇLANMA YASASI

·        KAMULAŞTIRMA YASASI

·        15 BÜTÇE VE 2 BÜTÇE DIŞI FONUN KAPATILMASI İLE İLGİLİ YASA

·        KAMU İHALE YASASI

·        MERKEZ BANKASI YASASI

·        BANKALAR KANUNUNDAKİ DEĞİŞİKLİKLER

·        İŞ GÜVENCESİ YASASI

·        EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY YASASI

·        SİVİL HAVACILIK YASASINDA DEĞİŞİKLİK

·        TELEKOM YASASI

·        ŞEKER KANUNU

·        TÜTÜN KANUNU

·        DOĞALGAZ KANUNU

 

    Kamu ve TMSF bünyesindeki bankaların yüksek tutarlı nakit açıklarını gidermek amacıyla günlük olarak piyasalara fon ihtiyacı için başvurmaları, hem piyasaların dengesini hem de mali bünyelerini bozmaktadır. Bu olumsuzluğun giderilmesi için kamu bankalarına Hazine’den alacaklarına karşılık olarak piyasa koşullarına uygun faizli Hazine kağıdı verilerek, görev zararı alacaklarının tümü en kısa sürede ortadan kaldırılacaktır. Kamu ve fon bankaları, belirli bir program dahilinde, bu kağıtlar karşılığında Merkez Bankası’ndan repo veya satış karşılığı temin edecekleri likidite ile diğer bankalara ve banka dışı kesime olan gecelik yükümlülüklerini azaltacaklardır. Merkez Bankası likidite fazlasını ters repo ve interbank işlemleri yoluyla piyasadan çekecektir. 2001 yılı içinde Hazine, kamu ve fon bankalarına mali durumlarını güçlendirmek amacıyla 10.3 katrilyon lira tutarında kağıt vermiştir. Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılmasına yönelik diğer çalışmalar; kamu bankaları, TMSF bünyesindeki bankalar ve özel bankalar olmak üzere üç ana grupta ele alınmaktadır.

 

Kamu Bankaları

      Kamu bankalarında yaşanan sorunların tekrar oluşmaması için likidite sorunlarının giderilmesi ile eş anlı olarak gerekli olan diğer önlemler de alınmaktadır. Bu çerçevede;

kamu bankalarına zarar oluşturacak görev verilmeyecektir. Mevcut görev zararlarına ilişkin kararnameler iptaline ilişkin kararname Başbakanlığa sevk edilmiştir. Kanunlarla verilen görevlerin tasfiyesine ilişkin çalışmalar devam etmektedir. Gerekli görüldüğü hallerde kamu bankaları kanalıyla verilecek destek, bütçeye konulacak ödeneklerden karşılanacaktır.

     Mevcut koşullarda yetersiz düzeyde bulunan kamu bankalarının sermayeleri kısa süre içinde yeterli seviyeye getirilecektir. Artırılan sermaye tutarları  hemen ödenecektir.

      Kamu bankalarının faaliyetlerinin etkinlik ve verimlilik ilkeleri çerçevesinde sürdürmeleri doğrultusunda, her bankanın ihtisas alanındaki kredilerini kaynak maliyetlerini dikkate alarak sürdürmeleri sağlanacaktır.

     Emlak Bankası’nın Ziraat Bankası ile birleştirilmesi çalışmaları devam etmektedir.

     Kamu bankalarının yönetiminin profesyonel bankacılardan oluşan bir ortak yönetim kuruluna devredilmesi süreci başlatılmıştır. Bu kurula kamu bankalarını yeniden yapılandırma ve özelleştirmeye hazırlama yetkisi verilmiştir.

     Kamu bankalarının verimsiz şubeleri kapatılacak ve personel sayısını azaltmak için emeklilik teşvik edilecektir

     Kamu bankaları ile ilgili bu düzen değişikliği Türkiye için köklü bir değişimdir. Uzun yıllardır süren bozuk düzenin sonudur.

 

TMSF Bünyesindeki Bankalar

      TMSF bünyesindeki bankaların sorunlarının en kısa sürede çözüme kavuşturulması mali sistemin istikrarı ve kamu maliyesine getirdikleri yükün azaltılması bakımından önem taşımaktadır. TMSF bünyesindeki 13 bankadan 5’i Sümerbank bünyesinde birleştirilmiştir. Sümerbank bünyesinde birleştirilen bankaların Fona devir tarihinde 9141 olan çalışan sayısı Mart 2001 itibariyle 4596’ya, 396 olan şube sayısı ise 213’e indirilmiştir. Haziran 2001 itibariyle şube sayısı  134’e indirilecektir. TMSF bünyesinde bulunan Demirbank’ın satış süreci devam etmekte olup, tekliflerin değerlendirilmesi Nisan ayı sonuna kadar bitirilecektir. 6 Nisan 2001 tarihine kadar teklif alınamamış olan bankalar Sümerbank veya bir diğer geçiş bankası bünyesinde birleştirilecektir. Bu bankaların şube ve çalışan sayısı rasyonel düzeye indirilecektir. Bankalar Kanunu’nda yapılacak değişiklikle TMSF bünyesindeki bankaların alacaklarının tahsil kabiliyetinin artırılması ve tahsil sürecinin hızlandırılması sağlanmış olacaktır. Ayrıca, oluşturulan Aktif Yönetim Birimi ile Fon bünyesindeki bankaların kötü aktifleri tek elden ve etkin bir biçimde yönetilecektir.

 

Özel Bankalar 

      Yaşanan krizlerden olumsuz yönde etkilenen bazı özel bankaların bir an önce sağlıklı bir yapıya kavuşmalarını sağlayacak düzenlemeler başlatılmıştır. Bu kapsamda; BDDK sermaye yeterliliği kriterini de dikkate alarak, özel bankalar ile sermaye artırımı ve yeniden yapılanma planları üzerinde belirli bir takvime dayalı anlaşmalar yapmaktadır. Bu çalışmalar hızlanacaktır. Ayrıca, bankaların dönem karlarını sermayeye ilave etmeleri sağlanırken; hem bankaların hem de şirketlerin devir ve birleşmelerini kolaylaştıracak ilave tedbirlerle ilgili çalışmalar sürdürülmektedir.

     Makul bir geçiş dönemi tanınarak bankaların mali olmayan iştiraklerinin öz kaynaklara oranı daraltılmaktadır.

     Bankalar Kanununda yapılacak değişiklikle özel karşılıkların kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider sayılması konusundaki yasal düzenlemelere açıklık kazandırılmaktadır.

     Bankacılık sistemindeki gelişmeler çerçevesinde uzun vadeli yatırımları özendirmek ve tasarruf araçları arasındaki farklılıkları gidermek amacıyla vergi ve munzam karşılıklar gözden geçirilecektir.

 

 Reel Ekonomiye Yönelik Önlemler

     İhracatın artırılmasına yönelik ilave tedbirler alınacaktır. Bu kapsamda; bütçeden ve diğer kaynaklardan sağlanacak finansmanlar çerçevesinde Eximbank’ın kredi imkanları artırılacak,

ihracatta KDV ödemeleri hızlandırılacak, desteklerle ilgili uygulamalarda bürokratik işlemler azaltılacaktır. Bu bağlamda, bugüne kadar bütçe ödenekleri öne çekilerek Eximbanka 128 trilyon lira aktarılmıştır. Bu tutarın 103 trilyon lirası son hafta içinde gerçekleştirilmiştir. Doğrudan yabancı sermayenin Türkiye’ye girişini hızlandırmak amacıyla daha önce Anayasa’da yapılan değişiklikle getirilen uluslararası tahkim imkanı ile ilgili gereken kanun çıkarılacaktır. Bunun yanı sıra doğrudan yatırımın önündeki idari ve bürokratik engelleri ortadan kaldıracak bir eylem planı çalışmaları başlatılmıştır.

       Esnaf, sanatkar, KOBİ’ler ve tarım kesiminin krizden asgari seviyede etkilenmelerini temin etmek amacıyla Ziraat ve Halk Bankasından kullanmış oldukları kredilerin faizlerine maliyetlerin yansıtılmasını sınırlamak amacıyla bütçeye 400 trilyon lira tutarında ödenek konmuştur.

 

Makroekonomik Hedefler

       60. Yaşanan krizler bankacılık kesimi üzerinde ciddi bir tahribata yol açmış ve kamu maliyesi üzerine büyük bir yük getirmiştir. Faiz oranlarındaki yükselme ve kurlardaki belirsizlik ekonomik birimlerin geleceğe ilişkin güvenlerini sarsmış, reel ekonomiyi de olumsuz yönde etkilemiş ve ekonomi daralma sürecine girmiştir. Türk Lirasının değer kaybıyla birlikte enflasyonda da bir sıçrama gözlenmiştir.

       Ancak, rekabet gücünde kazanılan iyileşme, güçlü maliye politikasının sürdürülmesi, aktif para politikası ve uzlaşmaya dayalı gelirler politikası ile büyüme hızı ve enflasyon üzerindeki bu olumsuz etkilerin giderilmesi mümkün görülmektedir. Yılın ikinci yarısında ekonomideki bu daralma eğilimi tersine dönecektir. Özellikle turizm gelirleri ile ihracatta beklenen artış ekonomide beklenen canlanmaya önemli katkı sağlayacaktır. Yılın tamamında GSMH’nın yüzde 3 dolayında gerilemesi beklenmektedir. Ancak, mevsimsel etkilerden arındırılmış bazda büyüme hızı yılın ikinci yarısında pozitif olacaktır.

      Türk Lirasının dalgalanmaya bırakılmasıyla birlikte enflasyonun hızlanması kaçınılmazdır. Yıl sonunda TEFE’deki artışın yüzde 57.6, TÜFE’deki artışın ise yüzde 52.5 olması beklenmektedir. Ancak, programın kararlılıkla uygulanması sonucunda yılın ikinci yarısında fiyat artışları yeniden yavaşlama eğilimine girecektir. Mevsimsel etkilerden arındırılmış bazda aylık fiyat artış hızı yılın son döneminde yüzde 2 civarına gerilemesi hedeflenmektedir.  Büyüme hızındaki düşüş ve iç talebin daralması sonucunda ithalatın gerilemesi, rekabet gücünde sağlanan iyileşmenin ise ihracat ve turizm gelirlerini olumlu etkilemesi beklenmektedir. Böylece, 2001 yılında cari işlemler hesabı dengeye yakın olacaktır.

 

 

 

 

Makroekonomik Politikalar 

       Kriz sonrasında bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılmasına ilişkin düzenlemeler kamu finansmanı üzerine önemli bir yük getirmiştir. Diğer yandan, TL’nin değer kaybı ve faiz oranlarındaki yükselme borç servis yükünü ağırlaştırmaktadır. Kamu borç stokundaki artışın kontrol altında tutulabilmesi için faiz dışı harcamalarda azami tasarrufun ve disiplinin sağlanması büyük önem taşımaktadır. Programın faiz dışı bütçe fazlasına ve kamu finansmanına ilişkin hedefleri bu çerçevede belirlenmiştir.

      2000 yılında yüzde 3 civarında olan toplam kamu kesimi faiz dışı fazlasının GSMH oranı 2001 yılında yüzde 5,5’e yükseltilecektir. Bu çerçevede;

 

1.      Faiz Dışı Kamu Dengesi/GSMH

      Konsolide bütçe faiz dışı fazlasının GSMH’ya oranının 2000 yılındaki yüzde 4,6’lık seviyesinden 2001 yılında yüzde 5,1 seviyesine yükseltilmesi, başta KİT olmak üzere diğer kamu hesaplarında 2000 yılında yüzde 1,8 olan faiz dışı açığın, 2001 yılında yüzde 0,4 fazlaya dönüştürülmesi hedeflenmiştir.

 

2.      Harcama Tedbirleri

      Kamu finansmanına ilişkin hedeflere ulaşmak için herşeyden önce devlet tasarruf edecektir. Faiz dışı harcamalarındaki nominal artışın GSMH’nın nominal artışının altında tutulması, bu çerçevede 2001 yılında 2000 yılına kıyasla harcamalarda yüzde 9 oranında reel bir azalma yaşanması hedeflenmektedir. Kamu harcamaları disiplin altına alınarak azami tasarruf sağlanacaktır. Bu amaçla, Kamu Tasarruf Genelgesi titizlikle uygulanacaktır. Maliye Bakanlığı’nın uygun gördüğü ödenek kalemlerinde blokaj uygulanacaktır.

     Diğer cari, yatırım ve bazı transfer harcamalarındaki artış kur ve fiyat artışlarının altında tutularak GSMH’nın yüzde 1,5’i kadar tasarruf sağlanacaktır.

     Bu önlemlerin yanısıra bütçenin diğer cari transferler kaleminde yapılacak kesintiler ile GSMH’nın yüzde 0,3‘ü oranında tasarruf sağlanacaktır.

     Kamu bankalarının faiz farkı ödemelerini karşılamak üzere bütçeye GSMH’ nın yüzde 0,2’si oranında ödenek konmuştur. Ödenek aşımına yol açacak yükümlülükler verilmeyecektir.

     Sağlık, eğitim ve güvenlik hizmetleri hariç kamuda yeni personel alımı ancak çok olağanüstü ve kuruluşların etkinliği açısından mutlaka gerekli durumlarda yapılacaktır. Toplam memur sayısında artış olmayacaktır.

    Tüm kesimleri ilgilendirmeyen ve ücret adaletini hedeflemeyen münferit maaş ve ücret artış talepleri kesinlikle dikkate alınmayacaktır.

     Çok zorunlu haller dışında yatırım programına yeni proje alınmayacak ve yıllara sari ihalelere gidilmeyecektir.

     Gider artışına yol açacak teşkilat genişlemesi ve yeni kadro ihdası dahil, kaynağı olmayan harcama artırıcı hiç bir öneri gündeme getirilmeyecektir.

      KİT’lerin etkin çalışmalarını sağlayacak düzenlemeler yapılmaktadır. Bu çerçevede personel sayısı artırılmayacak, fazla mesai, ikramiye ve prim gibi ödemelerde kısıntıya gidilecek, cari harcamalar kontrol altına alınacak ve yatırım harcamaları rasyonalize edilecektir.

     Tarımsal destekleme fiyatları öngörülen enflasyonu aşmayacak şekilde artırılacak ve kuruluşların finansman imkanları dikkate alınarak miktar kısıtlamasına gidilecektir.

     Sosyal güvenlik kurumlarının sağlık harcamaları disiplin altına alınacaktır.

     Kamuda taşıt kullanımı sınırlandırılacak ve Taşıt Kanunu etkin bir biçimde uygulanacaktır.

 

3.      Gelir Artırıcı Düzenlemeler

     Gelir hedeflerine ulaşmak için aşağıdaki başlıca düzenlemeler öngörülmüştür; vergi gelirlerinin artırılmasına yönelik olarak 2000 yılı sonunda alınan tedbirlerin titizlikle uygulanmasına devam edilecektir.

     Akaryakıttaki otomatik fiyatlandırma mekanizmasına devam edilecek ve Akaryakıt Tüketim Vergisi (ATV) en az hedeflenen enflasyon ölçüsünde ayarlanacak ve ATV tahsilatının GSMH içindeki payı yüzde 2,8 olacaktır.

     Başta enerji ve petrol sektörü olmak üzere ithale dayalı ürünlerin fiyatları kurdaki değişiklikleri, artan maliyetleri ve ekonomik gerçekleri yansıtacak şekilde geciktirilmeden uygulanacaktır.

     Vergi tabanının yaygınlaştırılması amacıyla vergi kimlik numaralarının kullanımı genişletilecektir.

      Vergi kayıp ve kaçağının en aza indirilmesi amacıyla vergi denetimleri artırılacaktır.

      Vergi tahsilatının artırılması için vergi gecikme faiz ve cezaları enflasyonla uyumlu bir biçimde artırılmıştır

      Bireysel yatırımcıların kamu kağıtlarından elde ettikleri gelirlerin beyanname dışı tutulması suretiyle kamu kağıtlarına olan bireysel talep artırılacaktır.

 

4.      Dış Finansman

     Faiz dışı dengede 10 milyar dolar civarında fazla verilmesine rağmen, 2001 yılında kamu kesiminin finansman ihtiyacı yüksek seviyede bulunmaktadır. Bu finansman ihtiyacının tamamen iç piyasalarda karşılanması mevcut makro-ekonomik öngörülerle tutarlı olmayacaktır. Bu nedenle ek dış finansmanın sağlanması gerekmektedir. Bu çerçevede, uluslararası kuruluşlar ve gelişmiş ülkeler nezdinde dış finansmanın sağlanması yönünde yoğun müzakereler sürdürülmektedir. Bu müzakerelerin tamamlanmasını müteakiben programın finansmanı ve buna bağlı olarak  para politikası ile ilgili belirlenen büyüklükler detaylı olarak kamuoyuna açıklanacaktır.

 

5.      Gelirler Politikası

     Hedeflenen enflasyonla uyumlu gelirler politikası uygulanması esastır. Memur maaşları enflasyonla uyumlu olarak artırılacaktır. Kamu işçilerinin ücretleri, 1999-2000 dönemini kapsayan toplu iş sözleşmeleriyle sağlanmış olan reel artışlar, kamu dengesi ve kamu kesimi çalışanları arasında ücret adaleti gözetecek şekilde ayarlanacaktır. Her kesimin bugün göstereceği fedakarlık büyüme ve istihdam açısından krizin maliyetini düşürecek ve yılın ikinci yarısında büyüme ortamına girişi hızlandıracaktır. Düşük gelirli çiftçilerin doğrudan gelir desteği sistemi ile güçlendirilmesi temel ilkedir. Bu politikanın ülke genelinde uygulanabilmesi için Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca yürütülen çiftçi kayıt projesinin tamamlanması gerekmektedir. Kısa dönemde, devletin destekleme alım fiyatlarının kuruluşların finansman imkanları dikkate alınarak ve hedeflenen enflasyonu aşmayacak şekilde artırılması öngörülmektedir.


 

 

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA