İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2226483 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

1990 YILINA GİRERKEN TÜRK EKONOMİSİ

Kategori Kategori: Ekonomik | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 1273 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 10 Nisan 2007 16:11:23

İktisat politikasının hedeflerini ortaya koyabilmek ve bu hedeflere varabilmek için en uygun araçları belirleyebilmek amacıyla, ekonominin içinde bulunduğu durumun ve bu duruma ulaşılmasına yol açan sürecin iyi anlaşılması gerekir.

1990 YILINA GİRERKEN TÜRK EKONOMİSİ

 

İktisat politikasının hedeflerini ortaya koyabilmek ve bu hedeflere varabilmek için en uygun araçları belirleyebilmek amacıyla, ekonominin içinde bulunduğu durumun ve bu duruma ulaşılmasına yol açan sürecin iyi anlaşılması gerekir.

Bu notun amacı Türk ekonomisinin 1990 yılı  başındaki görünümünü, 1986-1989 yılları arasındaki gelişmelerin ışığı altında vermektir. Ancak bu yapılırken, Türk ekonomisinin para politikası açısından, üzerinde önemle durulması gereken özelliklerine ağırlık verildiğini vurgulamak gerekir.

I. 1986-1989 MAKRO EKONOMİK GELİŞMELER

1986-1989 döneminin ilk yarısında ekonomide canlılık, ikinci yarısında ise durgunluk görülmektedir. 1990 başında ekonominin durumunu anlayabilmek için canlılıktan durgunluğa geçiş sürecinden söz etmek yararlı olacaktır.

 

I.l. 1986-1987 Dönemi

1986 yılında iç talepteki hızlı artış, petrol fiyatlarındaki düşmenin yarattığı uygun uluslararası koşulların da katkısıyla, ekonominin hedeflenen uzun dönem büyüme hızının üzerinde büyümesine yol açmıştır. Bu süreç 1987 yılında da devam etmiş, 1986'da yüzde 8.1'i bulan büyüme hızı bu yılda yüzde 7.u yılda yüzde 7.k, kamu kesimi harcamalarıyla uyarılmış bu hızlı büyüme ve kamu tarafından üretilen mal ve hizmetlerin fiyatlarının 1987 yılında ayarlanmasındaki önemli gecikmeler, kamu kesiminin borçlanma gereğinin önemli ölçüde artmasına yol açmıştır. 1986 yılında milli gelirin yaklaşık yüzde 5'i olan bu oran, 1987 yılında yaklaşık yüzde 8'e yükselmiştir.

1986 yılında fiyat artış hızı yıllık ortalama bazında yaklaşık yüzde 30 iken, 1987’de yıllık yüzde 32 olmuştur. Bu iki yıldaki fiyat artış oranları, birbirine yakın olmalarına rağmen farklı eğilimler göstermektedirler. Nitekim, bu fiyat hareketleri daha yakından izlendiğinde üzerinde durulması gereken iki önemli özellik ortaya çıkmaktadır. Bunlardan ilki, 1986 yılında gözlenen fiyat artış hızlarının düşmesi eğiliminin 1987 yılında ters dönmesidir. İkincisi ise, 1987 yılında kamu kesimi fiyat artışlarının özel kesimin altında kalma olgusunun iyice belirginleşmesidir.

1987’de kamu açıklarının büyümeye, enflasyonun yükselmeye başlaması, yılın sonlarına doğru mali piyasalardaki dengesizliklerin artmasına yol açmıştır. Bu gelişmeler sonucunda Türk parasından kaçma eğilimi güçlenmeye başlamıştır.

 

I.2. 1988-1989 Dönemi

Ekonomideki  dengesizlikleri giderebilmek üzere 1987 yılı sonunda kamu tarafından üretilen mal ve hizmetlerin fiyatları önemli ölçüde arttırılmış, mali piyasalardaki dengesizlikleri gidermek ve Türk parasından kaçışı engellemek üzere 1988 Şubat ayında bir dizi önlem alınmıştır. Bu önlemlerin amacı, Türk lirası cinsinden tutulan tasarrufların çekiciliğini ve dolayısıyla Türk lirasına olan talebi arttırmak, ithalatı frenlemek, ihracatı tekrar canlandırmak ve kamu harcamalarını kısarak ekonomideki aşırı ısınmayı soğutmak biçiminde özetlenebilir.

Bu bağlamda alınan faizlerin yükseltilmesi kararı, finansman maliyetlerini arttırıcı ve sonuçta üretimi yavaşlatıcı etki yaratmıştır. Üretimin yavaşlamasının yanı sıra, ithalat maliyetlerinin artmasına yol açan düzenlemelerin yürürlüğe konulması da ithalatın artış hızını düşürmüştür. Buna karşılık, ihracatı teşvik edici önlemler, kısılan iç talebin de etkisiyle, ihracatın artmasını sağlamıştır. Ancak, kamu fiyatlarındaki ayarlamaların büyük ölçekli ve şok biçiminde olması, ekonomide enflasyonist bekleyişler üzerinde olumsuz etki yaratmıştır. Nitekim, 1987 sonunda kamu fiyatlarının bir ay içinde yüzde 20 gibi çok yüksek düzeyde arttırılması, özel kesimin de fiyatlama kararlarını büyük ölçüde etkilemiş ve ekonomi çok kısa süre içinde, hızlı fiyat artışları dönemine girmiştir. Bunun yanında, kamu açıklarının azaltılmasının neredeyse tümüyle kamu yatırımlarının kısılması yoluyla sağlanmaya çalışılması, özel kesimin üretim ve yatırım kararlarını da olumsuz yönde etkilemiştir. Böylece ekonomi 1988 yılının ikinci yarısından itibaren, özellikle imalat sanayiinde belirginleşen bir durgunluğa girmiş, yılın son üç ayında ise bu durgunluk daralmaya dönüşmüştür. İthalatın reel olarak düşüp, nominal olarak aynı kalması, ödemeler dengesinde görünmeyen gelirlerdeki artışla birleşince cari işlemler dengesi yılın ikinci yarısından itibaren fazla vermeğe başlamıştır. Başka bir deyişle, kısılan iç talebin etkisiyle ortaya çıkan tasarruf fazlası cari işlemler dengesi fazlasına dönüşmüştür.

1988 yılının sonbaharında, gözlenen enflasyondaki yükselme ve enflasyonist bekleyişlerdeki tırmanma sonucunda, mali piyasalarda tekrar dengesizlikler ortaya çıkmış ve döviz talebinin hızla artmasıyla resmi kur ile paralel piyasa kuru arasındaki farklar açılmaya başlamıştır. Bu dengesizlikleri giderebilmek üzere, yeni bazı önlemler alınmış ve mevduat faizleri serbest bırakılmıştır. Bu önlemler mali piyasalardaki dengesizlikleri gidermekle birlikte, faizlerde beklenenin üstündeki yükselmenin finansman maliyetlerini arttırması, 1988 yılının ikinci üç ayında başlayan ekonomik daralmanın 1989 yılına uzamasına yol açan önemli bir etken olmuştur.

1989 yılının ilk yarısında ise, 1988'de görülen temel eğilim devam etmiştir. Bu eğilim kuraklık nedeniyle tarımsal üretimde meydana gelen düşüş ve Mart ayında yapılan yerel seçim sonuçlarının belirsizlikleri arttırmasıyla daha da güçlenmiştir. Ancak yılın ikinci yarısından itibaren, yaz aylarında yapılan yüksek oranlı maaş ve ücret ayarlamalarının iç talep ve iç talep bekleyişleri üzerinde olumlu etki yapmasıyla, ekonomi sanayi kesiminden başlayan bir canlanma sürecine girmiştir. Bunun sonucu olarak yılın ilk yarısındaki "sıfır büyüme" öngörüsü doğrulanmamıştır. Bu gelişmeleri gözönüne alan son tahminlere göre, 1989'da reel milli gelir artış hızı, tarımdaki önemli gerilmeye rağmen, yüzde 2'ye yaklaşmıştır.

1989 yılında yatırımlarda daha önce görülen eğilim sürmüştür. Bir yandan kamu kesimi yatırımları reel olarak azalmaya devam etmiş, öte yandan da özel yatırımlarda bunu giderecek bir artış olmamıştır. Yatırımlar konusunda vurgulanması gereken önemli bir nokta, 1989 yılında da özel yatırımların konut kesiminde yoğunlaşması eğiliminin değişmemiş olmasıdır. 1986'da toplam özel kesim sabit sermaye yatırımları içinde yaklaşık yüzde 35 olan konut yatırımlarının payı, 1989 yılında yüzde 51'e yükselmiştir. Bu gelişmeye paralel olarak da imalat sanayiine yönelik özel kesim yatırımlarının toplam içindeki payı 1986'da yüzde 33 iken, 1989'da yüzde 22'ye düşmüştür. Bu gelişme Türkiye'nin uzun dönemli büyüme vsanayi ihracatını artan oranlarda sürdürme stratejileri açısından kaygı verici olarak nitelendirilebilir.

 

Yukarıda da değinildiği üzere, 1987 yılı sonunda kamu kesimi fiyatlarında yapılan ayarlamaların da etkisiyle 1988 yılının ilk dört ayında fiyat artışları hızlanmaya başlamıştır. Bu eğilim Mayıs ayından itibaren yerini göreli bir istikrara bırakmış, yani fiyat artış hızı yılın sonuna kadar yüzde 70'ler civarında seyretmiştir. 1989 yılı bu açıdan 1988'in Mayıs-Aralık dönemine benzerlik göstermektedir.

1989 yılı fiyat artışlarının üzerinde durulması gereken birkaç önemli yönü vardır. Bunlardan ilki, tarım fiyatlarındaki artışın, kuraklıktan kaynaklanan üretim düşmesinin etkisiyle, yüksek olmasıdır. Nitekim, Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından hesaplanan toptan eşya fiyat endeksinin 1989 yılı sonu itibariyle 12 aylık artışı yüzde 68 olurken, tarımsal fiyatlar yüzde 88 artmıştır. Üzerinde durulması gereken ikinci nokta, 1985 yılından bu yana ilk defa imalat sanayiinde kamu fiyat artışının özel kesimin üstüne çıkmasıdır. Bu, bir taraftan kamu kesiminde yapılan fiyat ayarlamalarının önemli boyutlara ulaşması, öte yandan da yılın ikinci yarısında özel kesim fiyat artış hızında belirgin bir düşme olmasından kaynaklanmaktadır. Özel kesim imalat sanayii fiyat artış hızında görülen bu düşme, kredi faizlerindeki azalma, döviz kurlarının enflasyon oranının altında seyretmesi ve yılın ikinci yarısındaki talep artışının kapasite kullanımını arttırmak yoluyla birim maliyetler üzerinde azaltıcı etki yapması gibi çeşitli makroekonomik gelişmelerden kaynaklanmaktadır. Buna karşılık, kamu kesiminde fiyat ayarlamaları, geçmiş yıllarda olduğu gibi, bu ekonomik değişkenlerden bağımsız olarak yapılmıştır.

II. 1986-1989 DÖNEMİNDE DIŞ EKONOMİK İLİŞKİLER

1986 yılındaki ekonomik canlılık, yatırım harcamalarının ve dolayısıyla yatırım malı ithalatının artmasına yol açmıştır. Böylece dünya petrol fiyatlarında gözlenen düşüşten sağlanan 1 milyar dolar civarındaki ithalat gideri azalması, petrol dışı ithalatın artmasına yol açmıştır. Bunun sonucu olarak petrol fiyatlarındaki düşme nedeniyle, ödemeler dengesinde olması beklenen olumlu gelişme gerçekleşmemiştir. Doların değer kaybetmesi ve petrol fiyatlarının düşmesiyle Orta Doğu pazarının daralması gibi dış etmenlerle birlikte, iç pazarın da canlanması ihracatı olumsuz yönde etkilemiş ve ihracatın bir yıl öncesine oranla yüzde 8 dolayında azalmasına yol açmıştır. Tüm bu gelişmelerin yanı sıra, görünmeyen kalem net gelirlerinin de azalması, cari açığın 1.5 milyar ABD dolarına yükselmesine yol açmıştır. Diğer taraftan, dış borç ertelemelerinin ödemesiz döneminin 1985 yılında sona ermesiyle birlikte, 1986'da dış borç servis oranı yükselmiştir. ABD dolarının değer kaybetmesiyle ortaya çıkan ilave borç yükünün de etkisiyle, dış borç stoku yüzde 23 oranında artmış ve 31 milyar ABD dolarına ulaşmıştır.

1987 yılında ise ekonomideki canlanmanın devam etmesi ve alınan teşvik önlemlerinin de etkisiyle ihracat yaklaşık yüzde 37 oranında artmıştır. İhracattaki bu önemli gelişme, ithalatın aynı dönemde yaklaşık yüzde 26 artmasına rağmen, cari açığı önemli ölçüde azaltmıştır. 1987 yılında, bir önceki yıla oranla dış borç kullanımı artarken, kısa vadeli dış borçların toplam içindeki payı hemen hemen sabit kalmıştır.

1987 yılı sonlarına doğru iç mali piyasalarda ortaya çıkan dengesizlikler, Türk parası ile ifade edilen mali kıymetlerden bir kaçışa yol açmış, bu da döviz talebini hızlı bir biçimde arttırmaya başlamıştır. Türk parası yerine döviz tutulması, teknik deyimiyle "Para İkamesi" olgusu resmi döviz kurları ile paralel piyasa kurları arasında yüzde 20'lere varan farklılıkların ortaya çıkmasına yol açmıştır.

1988 yılı Şubat ayında alınan önlemlerle Türk parasına olan talebin canlandırılması hedeflenmiştir. Bu önlemler etkilerini Nisan ayından itibaren göstermiş ve resmi kur ile paralel piyasa kuru arasındaki fark kapanmıştır. Para ve döviz piyasalarında bu dengenin oluşturulmasından sonra, 1988 yılı Ağustos ayında döviz kurlarının bankalararası piyasa biçiminde örgütlenen döviz piyasasında belirlenmesi uygulamasına geçilmiştir.

1988 yılında, ekonomideki durgunluk ve alınan bazı önlemler sonucunda ithalatta bir duraklama ortaya çıkmıştır. Buna karşılık ihracat, özellikle yıl sonundan önce ihracat teşviklerinden yararlanmak isteyen ihracatçıların çabaları sonunda, artmıştır.

Bu gelişmeye, ödemeler dengesindeki görünmeyen yalem gelirlerinde meydana gelen hızlı artışın da eklenmesiyle cari işlemler hesabı 1.5 milyar ABD doları fazla vermiştir. 1988 yılında çapraz kurlardan gelen olumlu etkiyle dış borç stoku bir miktar azalırken, kısa vadeli dış borcun toplam içindeki payı da azalmıştır.

1988 yılında Irak'a açılan kredilerin dondurulmasının ihracat üzerindeki etkisi 1989 yılında görünmüştür. Bu yılda Türkiye'nin rekabetçi bir pazar oluşturan Ortak Pazar ülkelerine olan ihracatı yüzde 10 dolaylarında artarken, toplam ihracatı düşmüştür. Bu düşmeye yol açan temel etkenler ise, Irak'a yapılan ihracattaki önemli azalma ile kuraklık nedeniyle tarım ürünleri ihracatında gözlenen düşmedir. 1989 yılında, başta SSCB olmak üzere Doğu Avrupa ülkelerine olan ihracat olanaklarının önemli boyutlara varabileceği yönünde gelişmeler olmuştur. Böylelikle Türkiye açısından, görece istikrarsız kabul edilebilecek Orta Doğu pazarlarındaki hareketleri dengeleyebilecek bir pazar çeşitlendirmesi olanağı ortaya çıkmıştır.

1989 yılının ilk yarısında ekonomideki durgunluğun devam etmesi ithalatın da istikrarlı bir düzeyde seyretmesine yol açmıştır. Yılın ikinci yarısında ithalat artmaya başlamıştır. Bunda ithalatı kolaylaştırıcı ve ucuzlatıcı yönde önlemler alınması ile 1989'un ikinci yarısında ekonomide başlayan canlanmanın katkısı olmuştur.

Altın fiyatının, sürekli ve düzenli bir biçimde altın arzının sağlandığı bir piyasada belirlenmesini sağlamak üzere T.C. Merkez Bankası (TCMB) tarafından altın piyasası açılmıştır. Bu piyasanın kendisini kabul ettirmesinden itibaren de resmi kanallardan döviz girişi hem artmış, hem de daha istikrar kazanmıştır.

1989 yılında gerek cari, gerekse sermaye girişleri ile artış gösteren rezervler, dış borç vade yapısının uzatılmasında ve borçlanma maliyetlerinin düşürülmesinde etkin bir araç olarak kullanılmıştır. Yıl içinde bir yıl vadeli 490 milyon ABD doları tutarındaki kredi geri ödenmiş ve yeni orta ve uzun vadeli krediler sağlanmıştır. Böylece yılın üçüncü üç ayı itibariyle kısa vadeli dış borçların toplam içindeki payı yüzde 18.5'e düşmüştür. Ödemeler dengesinin cari işlemlerindeki gelişmeler, ve bütçe açığının finansmanı amacıyla sağlanan orta ve uzun vadeli kredi girişlerindeki artışlar nedeniyle döviz rezervleri beklenenin üzerinde yükselerek, geçici rakamlara göre brüt olarak, yaklaşık 9 milyar ABD dolarına ulaşmıştır. Döviz arzındaki bu artışa karşılık, yılın son aylarına kadar canlanmayan döviz talebi, döviz kurlarının enflasyonun altında seyretmesine neden olmuştur.

1989 yılı Ağustos ayında çıkarılan 32 sayılı Karar ile dış ticaret ödemeleri ve sermaye hareketleri için serbestleştirme yönünde önemli adımlar atılmıştır. Tüm bu gelişmeler bir yandan piyasa mekanizmasının iktisadi kararlar üzerindeki rolünü arttırırken, öte yandan Türk ekonomisini giderek daha çok dış alemden gelen etkilere karşı duyarlı hale getirmiştir. Bunun sonucu olarak, Türkiye'de iktisadi karar alan birimlerin dünyadaki gelişmeleri çok daha yakından izlemek ve değerlendirmek durumunda oldukları yeni bir ortam doğmaya başlamıştır.

III.  MALİ  PİYASALARDAKİ  GELİŞMELER  VE  PARA POLİTİKASI

1986-1989 döneminde Türkiye'de mali piyasalarda önemli değişmeler olmuştur. Bu dönem içinde bir yandan bankacılık kesiminin sunduğu hizmetler yaygınlaşmış, öte yandan da yeni piyasalar ortaya çıkmıştır. Mali piyasalardaki bu yapı değişikliği, bir yandan para politikasının yürütülmesi için bir yandan yeni olanaklar sunarken, öte yandan da yeni koşullara uygun politika araç ve yöntemlerinin geliştirilmesini zorunlu kılmıştır.

III.l. Mali Piyasalarda Gelişmeler

1986-1989 döneminde Türkiye'de mali sistemdeki gelişme, tümüyle bir yapısal değişiklik olarak tanımlanabilir. Nitekim, geniş anlamda para arzının (nakit + vadesiz ve vadeli TL ve döviz mevduatı) milli gelir içindeki payı ile ölçülen mali sistemin göreli büyüklüğü bu dönem içinde önemli bir değişiklik göstermemiştir. Buna karşılık, toplam kredilerin milli gelir içindeki payı 1986 ve 1987 yıllarında yükselmiş, 1988'de önemli ölçüde düşmüş, 1989 yılında ise, geçici verilerden elde edilen tahminlere göre 1988 yılındaki düzeyinde kalmıştır. Dolayısıyla, 1988 yılından itibaren mali sistem, topladığı kaynakları, kredi dışı mali araçlara daha çok yöneltmeye başlamıştır.

Bu gelişmenin vurgulanması gereken yönü, mali sistemdeki yapısal değişikliklerin mali tasarrufların yönlendirilmesi için yeni olanaklar getirmiş olmasıdır. Nitekim, bu yıllarda menkul kıymetler ve para piyasalarındaki gelişmeler, büyük ölçüde bankaların hakim olduğu, mali kesime kaynaklarını kullanabileceği seçenekler yaratmıştır. Öte yandan, bu dönemdeki iktisadi gelişmeler bankaları kredi piyasasında çok daha ihtiyatlı hareket etmeye ve bu yeni olanaklardan yararlanmaya itmiştir.

Menkul kıymetler piyasasındaki gelişmelere bakıldığında bu dönemin tümü itibariyle kamu kesimi menkul kıymetlerinin gerek birincil ve gerekse ikincil pazardaki toplam işlem hacminin büyük bir kısmını oluşturduğu ortaya çıkmaktadır. Nitekim, 1986 yılında milli gelirin yüzde 6'sı dolaylarında olan pazarlanabilir kamu iç borç stoku, 1989 yılında milli gelirin yaklaşık yüzde 8.5'ine yükselmiştir.

Bu dönem içinde mali piyasalardaki önemli gelişme para piyasalarında olmuştur. TCMB'nin bankalararası para piyasasını açması ve açık piyasa işlemlerine başlaması kısa vadeli para piyasalarında işlem hacmini, menkul kıymet piyasalarıyla karşılaştırılamayacak derecede yükseltmiştir. Para piyasalarının Türkiye ölçüsünde belli bir derinliğe ulaşması, TCMB'yi para politikasını yürütmek için bu piyasalara yönelik araçları geliştirmeye ve kullanmaya yöneltmiştir.

Bu dönem içinde parasal büyüklüklerin seyrine bakıldığında aşağıdaki temel noktaları saptamak olanaklıdır:

  1. 1986-1989 dönemi içinde  Merkez Bankası Parası'nın milli gelire oranı sabit kalmıştır.
  2.  TCMB'nin toplam iç yükümlülüklerinin milli gelir içindeki payı 1986'da yüzde 16 iken 1988'de yüzde 20'ye yükselmiştir. 1989 yılında ise TCMB toplam iç yükümlülüklerini göreli olarak azaltmış ve büyüklüğün milli gelir içindeki oranını yüzde 17'ye çekmiştir.Mali sistemin göreli büyüklüğünün ele alınan dönemde büyük ölçüde değişmediği gözönüne alındığında bu sonuçlar, TCMB'nin kredilerine, dolayısıyla da Merkez Bankası Parası'na olan talebin arttığını göstermektedir. 1986 yılından 1988'in ortalarına kadar, TCMB bu varlık artışını, yerleşik kişilere olan döviz cinsinden ifade edilen yükümlülüklerini arttırmak yoluyla karşılamıştır. Bu ise, sistemin likiditesini denetlemede 1989 yılına kadar karşılaşılan güçlüklerin önemli bir nedeni olmuştur. 1989 yılında Merkez Bankası Parası'nın TCMB'nin toplam iç yükümlülükleri içindeki payının tekrar yükselmeye başlamasıyla, TCMB'nin yükümlülükleri daha likit ve denetlenebilir türlere dönüşmeye başlamıştır. Bunun sonucunda da para politikasının yürütülebilmesi için TCMB'nin kullanabileceği olanaklar artmıştır.

III.2. Para Politikası

1986-1989 dönemi içinde para politikasını biçimlendiren en önemli gelişmeler, yukarıda da deginildiği üzere, kurumsal düzenlemeler yoluyla para piyasalarının mali sistemle bütünleştirilmesi olmuştur. Para piyasalarında olan bu gelişmeler para politikası araçlarının da değişmesine yol açmıştır. Şimdiye kadar para politikası büyük ölçüde zorunlu karşılık oranlarının değiştirilmesi ile yürütülmekteydi. Bu ise, özünde, TCMB'nin bankaların serbestçe kullanabilecekleri kaynakları tayınlaması anlamına gelmektedir. Oysa, TCMB'nin para piyasalarındaki gelişmelerden yararlanarak açık piyasa işlemlerine başlaması, bu türlü tayınlamalar yerine bankalara kaynaklarını kullanmak için bir seçenek sunması anlamına gelmektedir. Bu seçeneğin çekiciliğini arttırıp azaltmak suretiyle TCMB, mali sistemin ekonominin kalan birimlerine açacağı kredi miktarını veya faizini etkileyebilmektedir.

Bu bağlamda, 1988 yılı Ekim ayında alınan kararlarla bankaların mevduat faiz oranlarını serbestçe belirlemeleri ilkesi getirilmiştir. Bu uygulamanın ilk döneminde mevduat faiz oranları bankalar arasında önemli farklılıklar göstermiş, bunun sonucunda da bankalar arasında büyük mevduat kayışları ortaya çıkmıştır.

 Bankalar bu tür mevduat kaymalarını önleyebilmek için faizleri yükseltmeye başlamışlar ve kısa süre içinde, mevduat faizleri, beklenenin üzerine çıkarak yüzde 85'e ulaşmıştır. Ancak, gerek TCMB'nin faiz oynamalarının aşırı olmamasını sağlayacak düzenlemeler getirmesi ve gerekse fiyat artışlarının istikrarı bu sürecin devamını engellemiştir.

1989 yılında para politikasının sağlıklı yürütülebilmesi açısından en önemli gelişme kamu finansman açıklarının göreli olarak azaltılması çabalarının yanında, Mart 1989'da Hazine ile TCMB arasında yapılan protokoldür. Bu protokol, kamu açıklarının finansmanı amacıyla TCMB kaynaklarına başvurmaya bir disiplin getirmiştir. Söz konusu protokolün yapılmasından sonraki dönemde, bu kararlara titizlikle uyulmuştur. Nitekim, 1989 yılında bir yandan kamu kesimi borçlanma gereği milli gelirin yüzde 5.6'sına çekilirken, öte yandan da Hazine'nin TCMB kaynaklarından kullandığı miktar yıl boyunca, makro ekonomik dengeleri bozmayacak düzeylerde seyretmiştir. Bu tutumun sonucu olarak, 1989 yılındaki parasal genişlemenin tamamı, TCMB'nin dış varlıklarındaki artmadan kaynaklanmış, başka bir deyişle “TCMB ancak kendisine gelen döviz karşılığında Merkez Bankası Parası yaratmıştır”.

Hazine'nin borçlanma stratejisini değiştirerek, TCMB kaynaklarına başvurma yerine piyasadan kaynak temin etmeye yönelmesi, TCMB'nin bilanço büyüklüğünü denetleyip, artış hızını düşürebilmesini sağlamıştır. 1989 yılında Merkez Bankası Parası'nda gözlenen genişleme ise TCMB'nin kendi bilanço büyüklüğünü göreli olarak düşürebilmesinin bir sonucudur. Başka bir deyişle TCMB bilançosu bir yandan küçülürken, öte yandan da daha likit hale gelmiş; sonuçta, TCMB'ye para politikasını uygulamada bir miktar esneklik kazandırmıştır.

1988 sonunda mevduat faizlerinin yüzde 85 gibi yüksek bir düzeye sıçramasıyla, mevduatlarda çok hızlı bir artış olmuştur. Piyasaların kendilerini yeni koşullara uyarlamalarıyla birlikte, 1989 yılının ilk yarısında mevduat faizlerinde düşme eğilimi belirmiş, fakat mevduat artışı yavaşlamamıştır. Ancak yılın ikinci yarısından itibaren, mevduatların kısa vadelilere doğru yöneldiği ve mevduat artış hızında bir azalma olduğu gözlenmektedir.

1989 yılının en çarpıcı noktalarından birisi ise döviz kurlarındaki harekettir. 1981 yılından beri günlük olarak TCMB tarafından ayarlanan döviz kurları, 1988 Ağustos ayından bu yana döviz piyasasında belirlenmeye başlamıştır. 1989 yılında sözkonusu piyasada belirlenen kurların Türk lirasının reel olarak değerlenmesine yol açmasına ragmen, paralel piyasa kurlarında bir farklılaşma oluşmamıştır. Bu dönem içinde TCMB'nin sürekli piyasadan net döviz alıcısı durumunda olması, döviz kurlarının enflasyonu düşürmek için, yapay müdahelelerle düşük tutulmasına çalışılmadığını göstermektedir. Nitekim, bu politikayı izleyen ülkelerde görülenin tersine, 1989 yılı boyunca TCMB'nin döviz rezervlerinde sürekli ve önemli artışlar olmuştur. Bütün bu açıklamaların ışığında, döviz kurlarının 1989 yılında enflasyonun altında seyretmesine yol açan temel etmenin, ülkeye giren döviz miktarındaki sürekli artış, iktisadi durgunluk ve TCMB'nin artan döviz rezervleri karşısında spekülasyon olanağının sınırlı olması gibi nedenlerle, döviz talebindeki istikrar olduğu söylenebilir.

Yukarıda özetlenen gelişmeler gözönüne alınarak yapılan çalışmalar 1989 yılının ikinci yarısından itibaren ekonomide görülen eğilimlerin, ana çizgileriyle 1990 yılında da devam edeceğini göstermektedir. 1990 yılında, ekonominin büyüme hızının önemli ölçüde artacağı, ve Türkiye'nin uzun dönem ortalama büyüme hızına ulaşabileceği öngörülmektedir. Bu büyüme süreci içinde imalat sanayiinin de en az 1989'un ikinci yarısında ulaştığı büyüme hızını sürdürebileceği söylenebilir. 1989 yılının son aylarında başlayan fiyat artış hızındaki yavaşlamanın 1990'da da devam etmesi, dolayısıyla enflasyon hızında yılın ilk aylarından başlayarak göreli bir azalma olması beklenmektedir. Ancak, bunun gerçekleşmesi fiyat istikrarına yönelik para politikası uygulanması, ve para ve maliye politikalarının uyum içinde götürülmesine bağlıdır. Öte yandan, 1990 yılında ekonomideki canlanmaya paralel olarak ihracatın, büyük ölçüde imalat sanayii ihracatından gelen etki ile, hızlı sayılabilecek bir biçimde artacağı öngörülmektedir. Aynı eğilim ithalatta da görülmekte, görünmeyen kalemlerdeki gelişmenin de hesaba katılmasıyla ödemeler dengesinde cari işlemler fazlasının yaklaşık 1989'daki düzeyini sürdürmesi beklenmektedir.

 

TÜRKİYE’NİN
GÜÇLÜ EKONOMİYE GEÇİŞ PROGRAMI

 

 

 

 

I.   1990-1999 DÖNEMİNDE EKONOMİDE OLUŞAN TEMEL SORUNLAR

 

 

1.     Türk ekonomisi 1990’lı yıllardan itibaren sıklaşan aralıklarla ekonomik krizlerle karşı karşıya kalmaktadır. Yaşanan bu krizlerde dışsal etkenlerin de rolü olmakla beraber krizlerin başlıca nedenleri: (i) sürdürülemez bir iç borç dinamiğinin oluşması ve (ii) başta kamu bankaları olmak üzere mali sistemdeki sağlıksız yapının ve diğer yapısal sorunların kalıcı bir çözüme  kavuşturulamamış olmasıdır.

 

A. Sürdürülemez İç Borç Dinamiği

 

2.     Kamu kesimi toplam  borç stokunun (net) GSMH’ya oranı 1990 yılında yüzde 29 iken, bu oran 1999 yılı sonunda  yüzde 61’e ulaşmıştır. İç borç stokundaki artış ise daha çarpıcıdır. 1990 yılında yüzde 6 olan net iç borç stokunun GSMH’ya oranı 1999 yılında (kamu bankalarının görev zararları dahil) yüzde 42’ye çıkmıştır.

 

3.     Borç stokundaki bu artış, dönemin ilk yarısında yüksek faiz dışı kamu açıklarından kaynaklanmış, ikinci yarıda ise yüksek reel faizlerin etkisi belirgin hale gelmiştir. Nitekim 1990-1994 döneminde yıllık ortalama olarak faiz dışı denge GSMH’nın yüzde 4,5’i oranında açık verirken, enflasyondan arındırılmış faiz ödemelerini de içeren operasyonel kamu açığı yüzde 8,3 olmuştur. 1995-2000 döneminde faiz dışı denge GSMH’nın yüzde 0,1’i oranında fazla verirken, operasyonel denge yüzde 5,8 açık vermiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kamu Net Borç Stoğunun GSMH’ya Oranı


 

 

 


 

 

4.     Yüksek kamu açıklarının yanısıra 1994 yılından sonra kamu kesiminin net dış borç ödeyici durumunda olması, yeterince derin olmayan yurtiçi mali piyasalar üzerinde baskı oluşturmuş ve reel faiz oranlarının yüksek seviyede kalmasına yol açmıştır. Bu dönemde yüksek ve değişken enflasyon ortamı risk primini artırmak suretiyle reel faiz oranlarının yüksek seyretmesinde etken olan bir diğer unsurdur. 1992-1999 döneminde yıllık ortalama GSMH büyüme hızı yüzde dördün altında  kalırken, iç borçlanma reel faiz oranı yüzde 32 olmuştur. Yüksek reel faizler kamu kesiminin borçlanma ihtiyacını daha da artırmış ve hergün Türkiye’yi daha zor bir duruma götüren bir borç-faiz kısır döngüsünü ortaya çıkarmıştır. Borç stokundaki artışla birlikte bu durumun sürdürülemez olduğu açıktır.

 

5.     1990’lı yılların ikinci yarısında borç stokundaki artışta reel faizlerdeki artış belirleyici olmakla birlikte, borç-faiz kısır döngüsünün çözülmesinde kamu gelir ve harcamalarında kalıcı bir iyileşmenin sağlanmasının şart olduğu açıktır. Bu çerçeveden bakıldığında, son on yıllık dönemde kamu açıklarındaki artışta harcamalara ilişkin olarak aşağıda sıralanan faktörler etkili olmuştur:

 

i)                   Bütçe dışı fonlar, döner sermayeler ve mahalli idarelerin kontrol dışı harcamalarındaki artış ve özellikle görev zararları başta olmak üzere bazı harcamaların kamu bankaları kanalıyla şeffaf olmayan bir şekilde karşılanması ve bu suretle kamu maliyesinde bütünlük ve disiplinin bozulması,

ii)                 Kamu sektöründeki aşırı istihdam politikası ve verimlilikle uyumlu olmayan maaş ve ücret artışları,

iii)               Kamu yatırım proje stokundaki aşırı artış, yüksek maliyet ve verimsizlik,

iv)               Sosyal Güvenlik Kurumları aktüeryal dengelerinin bozulması nedeniyle açıklarının hızla yükselmesi,

v)                 Gerçek ihtiyacı karşılamayan tarımsal destekleme politikaları,

vi)               Ekonomik etkinliğe ters düşen müdahalelerle yönlendirilen, yüksek maliyetle ve verimsiz olarak çalışan büyük bir KİT sisteminin varlığı,

 

6.     Kamu gelirlerinde ise temel sorun,  vergi oranlarının yüksek olmasına rağmen vergi tabanının dar olması nedeniyle, toplam vergi tahsilatının yetersiz kalması ve vergi yükünün adaletsiz bir biçimde dağılmasıdır.

 

7.     Yüksek maliyetli iç borçlanma ile karşılanması, faiz giderlerinin bütçe içerisindeki payını hızla artırmıştır. Nitekim, 1990 yılında toplanan her 100 liralık vergi gelirinin  32 lirası faiz ödemek için kullanılırken, 1999 yılında bu rakam 72 liraya yükselmiştir. Bu gelişmelerin sonucunda devlet eğitim, sağlık, adalet gibi asli fonksiyonlarına yeterli kaynak ayıramaz hale gelmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

Konsolide Bütçe Faiz Ödemelerinin Vergi Gelirlerine Oranı

 

 

 


 

 

 

 

 B. Mali Sistemdeki Sorunlar

 

8.     Kamu bankalarına devlet tarafından verilen tarım kesimi ile küçük ve orta boy işletmeleri destekleme görevi sonucunda oluşan zararların zamanında ödenmemesinin yanısıra uzun yıllardır devam eden ve ekonomik etkinliğe ters düşen müdahaleler, kamu bankalarının iyi yönetilememesi ve asli fonksiyonların dışında görev verilmesi bu bankaların mali bünyelerini önemli ölçüde bozmuştur. Kamu bankalarının finansman ihtiyaçlarını kısa vade ve yüksek maliyetle piyasadan karşılamaları bir yandan zararlarının gittikçe artmasına, diğer yandan da mali sektörde istikrarsızlık unsuru olmalarına yol açmıştır. Bu durum, piyasalarda faiz oranlarının yüksek seviyelerde seyretmesine neden olmuştur. Sonuç olarak, kamu bankaları bankacılık işlevini yerine getiremez hale gelmiş ve bu bankalar Türkiye’deki toplam mevduatın yüzde 40’ını toplarken krediler içindeki payları yüzde 26’da kalmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

9.     Son yıllarda yüksek reel faizlere de bağlı olarak kamu kesimi borçlanma ihtiyacındaki artış özel bankaların reel ekonomiye kaynak sağlamaktan uzaklaşarak kamu açıklarını finanse etmeye yönelmelerine yol açmıştır. Devlet iç borçlanma senetlerinin mevduat bankalarının toplam aktifleri içindeki payı 1990 yılında yüzde 10’dan 1999 yılında yüzde 23’e çıkmıştır. Aynı dönemde özel sektöre açılan kredilerin toplam aktifler içindeki payı ise yüzde 36’dan yüzde 24’e inmiştir. Böylece bankalar üreticiyi ve reel ekonomiyi yeterli ölçüde destekleyememiştir.

 

10. Yüksek enflasyon ortamı ve belirsizlikler tasarruf sahiplerinin kısa vadeye yönelmesine yol açmış, bankaların varlık ve yükümlülükleri arasındaki vade uyumsuzluğu artmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

Menkul Değerler Cüzdanı ve Özel Sektöre Açılan Krediler
(Toplam Aktifler İçerisindeki Pay,%)


 

 

 

 

11. Yüksek ve değişken enflasyon ile süratle artan borç stokları neticesinde TL’ye olan güvenin zayıflaması para ikamesini de hızlandırmıştır. Döviz Tevdiat Hesaplarının repo dahil toplam mevduatlar içindeki payı 1990 yılında yüzde 25’den 1999 yılında yüzde 42’ye yükselmiştir.

 


Döviz Tevdiat Hesapları / (Toplam Mevduat+Repo)

 

 

 

 

12. Toplam mevduatın yarısına yakın bir kısmının döviz tevdiat hesaplarına yönelmesinin yanısıra, bankaların yurtdışından borçlanmalarındaki artış döviz yükümlülüklerini önemli ölçüde yükseltmiştir. Diğer yandan bankalar başta kamu kağıtları olmak üzere getirisi yüksek Türk Lirası cinsinden araçlara yönelmişlerdir. Bu durum bankacılık sisteminin  yabancı para açık pozisyonunu yükseltmiş ve bankalar kur riskine karşı önemli ölçüde kırılgan hale gelmiştir.

 

13. Mali sektörün sağlıklı bir yapıya kavuşturulması için özkaynaklarının artırılması, yasal düzenlemelerin uluslararası standartlara uyumundaki eksikliklerin giderilmesi ve şeffaflığın sağlanması yönünde çalışmaların hızla sürdürülmesi ihtiyacı devam etmektedir.

 

 

 

 

 

 II.      2000 YILI ENFLASYONLA MÜCADELE PROGRAMI VE GELİŞMELER

 

14.  Bu ortamda, 2000 yılı başında enflasyonu düşürmek ve ekonomide büyüme ortamını yeniden sağlamak amacıyla kapsamlı bir ekonomik program uygulamaya konulmuştur. Program kapsamında sıkı maliye politikası uygulanması ve kapsamlı yapısal reformların hayata geçirilmesinin yanısıra, enflasyonist bekleyişleri hızla aşağıya çekmek için döviz kurları hedeflenen enflasyona göre belirlenerek önceden açıklanmış ve para politikası likidite genişlemesini yabancı kaynak girişine bağlayan bir çerçeveye oturtulmuştur.

 

15. Programın uygulanmasında kamu açıklarını daraltma ve yapısal reformlar alanında önemli adımlar atılmıştır. Yapısal reformlar kapsamında, uzun yıllardır açık veren sosyal güvenlik sistemi yeniden düzenlenmiş ve sistemin aktif ve pasifleri arasındaki dengenin sağlanması yönünde önemli adımlar atılmıştır. Tarımda doğrudan gelir desteği sistemine geçişin ilk adımları atılmış, pilot bölgelerdeki uygulamalarda olumlu sonuçlar alınmış, kredi faizleri kaynak maliyetlerine göre belirlenmiştir. Mali sektör reformu sonucunda kurulan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile bankacılık sektörünün düzenlenmesi, gözetimi ve denetimi işlevlerinin tek bir otorite altında toplanması hedeflenmiştir. Özelleştirmeye ilişkin olarak 2001 yılı içerisinde Petrol Ofisinin yüzde 51’inin blok satışı, TÜPRAŞ’ın halka arz yolu ile yüzde 31.5’nun satılması mümkün olmuştur. Bunun yanısıra, cep telefonu lisans satışında beklenenin üzerinde gelir elde edilmiştir.

 

16. Programın uygulanmaya konulmasıyla birlikte faiz oranları beklentilerin üzerinde hızla gerilemiş, enflasyon önemli ölçüde yavaşlamış, üretim ve iç talep canlanmaya başlamıştır.

 

17. Ancak, enflasyonun programda öngörüldüğü hızla düşmemesi sonucunda Türk Lirasının beklenenin üzerinde reel değer kazanması, iç talepte görülen hızlı canlanma, ham petrol, doğal gaz gibi enerji fiyatlarındaki artış ve Euro/$ paritesindeki gelişmeler sonucunda 2000 yılında cari işlemler açığı öngörülen düzeyin önemli ölçüde üzerine çıkmıştır. Bu gelişme iç ve dış piyasalarda mevcut kur sisteminin sürdürülebilirliği ve cari işlemler açığının finansmanı konusundaki endişeleri artırmıştır.

 

18. Bazı önemli kamu işletmeleriyle ilgili çalışmaların hedefe ulaşmaması, kamu bankalarına ilişkin düzenlemelerde yaşanan sorunlar, bazı politik belirsizlikler, kur çapasına benzer bir Para Kuruluna dayalı Arjantin ekonomisindeki  gelişmelerin de etkisiyle uluslararası sermayenin gelişen piyasalara daha ihtiyatla yaklaşması, 2000 yılının ikinci yarısında Türkiye’ye dış kaynak girişinin azalmasına  yol açmıştır.

 

19. Uygulanmakta olan kur çıpasına dayalı para politikası gereği likidite yaratım mekanizmasının döviz girişine dayandırılmış olduğu bir yapıda dış kaynak imkanlarındaki bu daralma likiditedeki artışın da yavaşlamasına yol açmıştır.  Artan likidite sıkışıklığının bir yansıması olarak Temmuz-Ağustos döneminde yüzde 30 civarına gerilemiş olan kısa vadeli faiz oranları Eylül ayından itibaren yeniden yükselmeye başlamıştır. Bankacılık kesiminin likidite, faiz ve kur risklerine karşı duyarlılığının daha da arttığı bir dönemde ortaya çıkan faizlerdeki bu yükselme eğilimi özellikle yabancı yatırımcıların izlenmekte olan programın sürdürülebilirliği üzerindeki endişelerini artırmıştır.

 

20. Kasım ayının ikinci yarısında kısa vadeli faizlerde yaşanan sıçrama ile eşanlı olarak tahvil-bono ve hisse senedi fiyatları keskin bir biçimde düşmüş ve portföyünde önemli ölçüde devlet iç borçlanma senedi bulunduran orta ölçekli bir bankanın TMSF’ye alınması mecburiyetiyle karşılaşılmıştır. Yabancı yatırımcıların ülkeyi terketme çabaları sonucunda Merkez Bankası 6 milyar dolar civarında döviz satışında bulunmuş ve rezervler azalmıştır.

 

21. Krizin daha da derinleşmesini önlemek amacıyla Kasım ve Aralık aylarında bir dizi önlem alınmış, yapısal reformların hızlandırılması kararlaştırılmış ve yürütülmekte olan Stand By Düzenlemesinin 7,5 milyar dolar tutarında  Ek Rezerv Kolaylığı ile desteklenmesi yönünde Uluslararası Para Fonu ile anlaşma sağlanmıştır.

 

22. Kasım krizi sonrasında alınan önlemler ve IMF ile varılan anlaşma sonucunda mali piyasalardaki dalgalanmalar kısmen giderilmiş, Merkez Bankasının döviz rezervleri artmış ve faiz oranları kriz ortamına  göre önemli ölçüde gerilemiştir. Ancak faiz oranlarının kriz öncesi döneme göre yüksek seviyelerde kalması özellikle aşırı gecelik borçlanma ihtiyacında olan kamu bankalarıyla portföyünde yoğun olarak Devlet İç Borçlanma senetleri bulunduran TMSF kapsamındaki bankaların mali yapılarını daha da bozmuştur.

 

23. Şubat ayında Hazine ihalesi öncesindeki olumsuz gelişmeler uygulanan programa olan güvenin tamamen kaybolmasına neden olmuş ve Türk Lirasına karşı ciddi bir atak meydana gelmiştir. Nitekim, 19 Şubat’ta bir gün valörlü 7.6 milyar dolarlık döviz talebi olmuştur. Merkez Bankası yüksek seviyedeki bu döviz talebine karşı likiditeyi kontrol etmeye çalışmış, likidite sıkışıklığı özellikle kamu bankalarının aşırı düzeyde günlük likidite ihtiyaçları nedeniyle ödemeler sisteminin kilitlenmesine neden olmuştur. Bu ortamda uygulanmakta olan döviz kuru sistemi terkedilerek Türk Lirası dalgalanmaya bırakılmıştır.

 

24. Merkez Bankası kurların dalgalanmaya bırakılmasının ardından, ödemeler sistemine işlerlik kazandırmak amacıyla piyasaların TL ihtiyacını karşılamaya başlamış ve bunun sonucunda kısa vadeli faiz oranları yüzde 80 civarına gerilemiştir.

 

25. Ancak, Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizleri bankacılık sektörünün içinde bulunduğu sorunları daha da ağırlaştırmış ve yeni sorunlar ortaya çıkarmıştır. Bankacılık sektörü Kasım krizi sonrasında faiz riski, Şubat krizi sonrasında ise hem faiz hem de kur riski sonucu önemli kayıplarla karşı karşıya kalmıştır. Başta kamu bankaları olmak üzere, bankacılık sisteminin yeniden yapılandırılması için ihtiyaç duyulan kaynaklar kamu maliyesi üzerine  önemli bir yük getirmiş bulunmaktadır.

 

26. Yaşanan krizler; faizlerde ve enflasyonda artış, döviz kurlarındaki dalgalanmayla birlikte tüm ekonomide bir belirsizlik ortamına yol açmıştır. Bu durum, reel sektörü de çok olumsuz etkilemiştir. Mali sektörde yaşanan sıkıntılar reel kesime yeni kredi imkanını ortadan kaldırırken, reel kesimin kredi geri ödemelerinde de önemli sorunlara yol açmaktadır.

  

 

III. GÜÇLÜ EKONOMİYE GEÇİŞ PROGRAMI

 

A-   Programın Temel Amaç ve Araçları – Ekonominin Yeniden Yapılandırılması ve İstikrarın Kalıcı Kılınması

 

27. Yeni programın temel amacı kur rejiminin terkedilmesi nedeniyle ortaya çıkan güven bunalımı ve istikrarsızlığı süratle ortadan kaldırmak ve eşanlı olarak bu duruma bir daha geri dönülmeyecek şekilde kamu yönetiminin ve ekonominin yeniden yapılandırılmasına yönelik altyapıyı oluşturmaktır. Eski düzene dönmek artık gerçekten mümkün değildir.

 

28. Bu doğrultuda;

 

(i)                Programımız öngörülen hedeflere ulaşılması ve ekonominin yeniden yapılandırılması konusunda kesin bir siyasi taahhüdü ve desteği içermektedir.

 

(ii)             Kamuda kaynak tahsisi sürecinde şeffaflık ve hesap verilebilirliğin sağlanması, rasyonel olmayan müdahelelerin bir daha geri dönüş olmayacak şekilde önlenmesi, iyi yönetişimin ve yolsuzlukla mücadelenin güçlendirilmesi hedeflenmektedir.

 

(iii)           Bütün bunlarla, katlanılan fedakarlıkların boşa gitmesinin önlenmesi ve piyasalarda güven ortamının yeniden sağlanması amaçlanmaktadır.

 

29. Yeni program bu temel ilkeler çerçevesinde;

 

(i)                Dalgalı kur sistemi içinde enflasyonla mücadeleyi kesintisiz ve kararlı biri biçimde sürdürmeyi,

 

(ii)             Bankacılık sektöründe kamu ve TMSF bünyesindeki bankalar başta olmak üzere hızlı ve kapsamlı bir yeniden yapılandırılmayı, böylece bankacılık kesimi ile reel sektör arasında sağlıklıklı bir ilişki kurmayı,

 

(iii)           Kamu finansman dengesini bir daha bozulmayacak bir biçimde güçlendirmeyi,

 

(iv)           Toplumsal uzlaşmaya dayalı, fedakarlığın tüm kesimlerce adil bir biçimde paylaşılmasını öngören ve enflasyon hedefleri ile uyumlu bir gelirler politikası sürdürmeyi ve,

 

(v)              Bütün bunları etkinlik, esneklik ve şeffaflık ile sağlayacak yapısal unsurların yasal altyapısını oluşturmayı;

 

kendisine alt hedefler olarak seçmiştir.

 

30. Nihai amacımız, ekonomide sürdürülebilir bir gelişme ortamını sağlayarak kaynak kullanma sürecindeki verimliliği artırmak, dışa açık bir yaklaşımla piyasa koşullarında rekabet gücümüzü geliştirmek ve böylece ekonomide büyümeyi, yatırım ve istihdamı artırarak halkımızın geleceğe umutla bakmasını ve refah düzeyini kalıcı bir biçimde yükseltmek olacaktır.

 

B. Yapısal Yenilenme ve Yasal Düzenlemeler

 

31. Program çerçevesinde aşağıda sıralanan dört ana alanda 15 yasal düzenleme yapılmaktadır:

 

(i)                Mali Sektörün Yeniden Yapılandırılması

 

(ii)              Devlette Şeffaflığın Artırılması ve Kamu Finansmanının Güçlendirilmesi

 

(iii)            Ekonomide Rekabetin ve Etkinliğin Artırılması

 

(iv)            Sosyal Dayanışmanın Güçlendirilmesi

 

(1) Mali Sektörün Yeniden Yapılandırılması

 

32. Bankaların mali bünyelerinin sağlıklı bir yapıya kavuşturulması mali piyasaların ve reel sektörün istikrarı bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda öncelikli olarak Bankalar Kanunu’nda değişiklikler öngören yasal süreç başlatılmıştır.

 

33. Bankalardaki mevduat ve bankaların diğer yükümlülüklerine yönelik olarak ilan edilen garanti uygulamasına devam edilecektir.

 

Yasal Düzenlemeler

 

 

1. BÜTÇE KANUNUNDAKİ DEĞİŞİKLİKLER

TBMM Genel Kurulunca kabul edilmiştir.

2. GÖREV ZARARLARINI KALDIRAN KARARNAME VE KANUN

Kararname Başbakanlığa sunulmuştur. Kanun hazırlık çalışmaları devam etmektedir.

3. BORÇLANMA YASASI

Önümüzdeki Hafta Başbakanlığa sunulacaktır.

4. KAMULAŞTIRMA YASASI

TBMM’ne sunulmuştur.

5. 15 BÜTÇE VE 2 BÜTÇE DIŞI FONUN KAPATILMASI İLE İLGİLİ YASA

Hazine Müsteşarlığı tarafından hazırlanmakta olup, kısa bir süre içerisinde Başbakanlığa sunulacaktır.

6. KAMU İHALE YASASI

Yasa hazırlık aşamasındadır.

7. MERKEZ BANKASI YASASI

Başbakanlığa sunulmuştur.

8. BANKALAR KANUNUNDAKİ DEĞİŞİKLİKLER

 

Bankalar Kanununda değişiklik öngören taslak Başbakan’lığa sunulmak üzeredir. Ayrıca kamu bankaları ile ilgili kararname çıkartılmış ve ortak yönetim kurulu atanmıştır.

9. İŞ GÜVENCESİ YASASI

AB Ulusal Programında kısa vadeli öncelikler arasına alınmış olup yasa hazırlığı için sosyal taraflarla görüşmeler yürütülmektedir.

10. EKONOMİK VE SOSYAL KONSEY YASASI

TBMM Genel Kurulunca kabul edilmiştir.

11. SİVİL HAVACILIK YASASINDA DEĞİŞİKLİK

TBMM’ye sunulmuştur.

12. TELEKOM YASASI

Kanun Teklifi Başbakanlığa sunulmuştur.

13. ŞEKER KANUNU

Cumhurbaşkanlığına sunulmuştur.

14. TÜTÜN KANUNU

Yasa hazırlık aşamasında olup, kısa bir süre içerisinde Başbakanlığa sunulacaktır.

15. DOĞALGAZ KANUNU

TBMM Plan ve  Bütçe Komisyonunda  kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 

34. Kamu ve TMSF bünyesindeki bankaların yüksek tutarlı nakit açıklarını gidermek amacıyla günlük olarak piyasalara fon ihtiyacı için başvurmaları, hem piyasaların dengesini hem de mali bünyelerini bozmaktadır. Bu olumsuzluğun giderilmesi için kamu bankalarına Hazine’den alacaklarına karşılık olarak piyasa koşullarına uygun faizli Hazine kağıdı verilerek, görev zararı alacaklarının tümü en kısa sürede ortadan kaldırılacaktır. Kamu ve fon bankaları, belirli bir program dahilinde, bu kağıtlar karşılığında Merkez Bankası’ndan repo veya satış karşılığı temin edecekleri likidite ile diğer bankalara ve banka dışı kesime olan gecelik yükümlülüklerini azaltacaklardır. Merkez Bankası likidite fazlasını ters repo ve interbank işlemleri yoluyla piyasadan çekecektir. 2001 yılı içinde Hazine, kamu ve fon bankalarına mali durumlarını güçlendirmek amacıyla 10.3 katrilyon lira tutarında kağıt vermiştir.

 

35. Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılmasına yönelik diğer çalışmalar (i)Kamu bankaları, (ii) TMSF bünyesindeki bankalar ve (iii) Özel bankalar olmak üzere üç ana grupta ele alınmaktadır.

 

 

 

Kamu Bankaları

 

36. Kamu bankalarında yaşanan sorunların tekrar oluşmaması için likidite sorunlarının giderilmesi ile eşanlı olarak gerekli olan diğer önlemler de alınmaktadır. Bu çerçevede;

 

(i)                Kamu bankalarına zarar oluşturacak görev verilmeyecektir. Mevcut görev zararlarına ilişkin kararnameler iptaline ilişkin kararname Başbakanlığa sevkedilmiştir. Kanunlarla verilen görevlerin tasfiyesine ilişkin çalışmalar devam etmektedir. Gerekli görüldüğü hallerde kamu bankaları kanalıyla verilecek destek, bütçeye konulacak ödeneklerden karşılanacaktır.

 

(ii)              Mevcut koşullarda yetersiz düzeyde bulunan kamu bankalarının sermayeleri kısa süre içinde yeterli seviyeye getirilecektir. Artırılan sermaye tutarları  hemen ödenecektir.

 

(iii)            Kamu bankalarının faaliyetlerinin etkinlik ve verimlilik ilkeleri çerçevesinde sürdürmeleri doğrultusunda, her bankanın ihtisas alanındaki kredilerini kaynak maliyetlerini dikkate alarak sürdürmeleri sağlanacaktır.

 

(iv)            Emlak Bankası’nın Ziraat Bankası ile birleştirilmesi çalışmaları devam etmektedir.

 

(v)              Kamu bankalarının yönetiminin profesyonel bankacılardan oluşan bir ortak yönetim kuruluna devredilmesi süreci başlatılmıştır. Bu kurula kamu bankalarını yeniden yapılandırma ve özelleştirmeye hazırlama yetkisi verilmiştir.

 

(vi)            Kamu bankalarının verimsiz şubeleri kapatılacak ve personel sayısını azaltmak için emeklilik teşvik edilecektir

 

37. Kamu bankaları ile ilgili bu düzen değişikliği Türkiye için köklü bir değişimdir. Uzun yıllardır süren bozuk düzenin sonudur.

 

TMSF Bünyesindeki Bankalar

 

38. TMSF bünyesindeki bankaların sorunlarının en kısa sürede çözüme kavuşturulması mali sistemin istikrarı ve kamu maliyesine getirdikleri yükün azaltılması bakımından önem taşımaktadır.

 

39. TMSF bünyesindeki 13 bankadan 5’i Sümerbank bünyesinde birleştirilmiştir. Sümerbank bünyesinde birleştirilen bankaların Fona devir tarihinde 9141 olan çalışan sayısı Mart 2001 itibariyle 4596’ya, 396 olan şube sayısı ise 213’e indirilmiştir. Haziran 2001 itibariyle şube sayısı  134’e indirilecektir.

 

40. TMSF bünyesinde bulunan Demirbank’ın satış süreci devam etmekte olup, tekliflerin değerlendirilmesi Nisan ayı sonuna kadar bitirilecektir. 6 Nisan 2001 tarihine kadar teklif alınamamış olan bankalar Sümerbank veya bir diğer geçiş bankası bünyesinde birleştirilecektir. Bu bankaların şube ve çalışan sayısı rasyonel düzeye indirilecektir.

 

41. Bankalar Kanunu’nda yapılacak değişiklikle TMSF bünyesindeki bankaların alacaklarının tahsil kabiliyetinin artırılması ve tahsil sürecinin hızlandırılması sağlanmış olacaktır. Ayrıca, oluşturulan Aktif Yönetim Birimi ile Fon bünyesindeki bankaların kötü aktifleri tek elden ve etkin bir biçimde yönetilecektir.

 

 

 

Özel Bankalar

 

42. Yaşanan krizlerden olumsuz yönde etkilenen bazı özel bankaların bir an önce sağlıklı bir yapıya kavuşmalarını sağlayacak düzenlemeler başlatılmıştır. Bu kapsamda;

 

(i)                BDDK sermaye yeterliliği kriterini de dikkate alarak, özel bankalar ile sermaye artırımı ve yeniden yapılanma planları üzerinde belirli bir takvime dayalı anlaşmalar yapmaktadır. Bu çalışmalar hızlanacaktır.

 

(ii)              Bankaların dönem karlarını sermayeye ilave etmeleri sağlanmıştır.

 

(iii)            Hem bankaların hem de şirketlerin devir ve birleşmelerini kolaylaştıracak ilave tedbirlerle ilgili çalışmalar sürdürülmektedir.

 

(iv)            Makul bir geçiş dönemi tanınarak bankaların mali olmayan iştiraklerinin özkaynaklara oranı daraltılmaktadır.

 

(v)              Bankalar Kanununda yapılacak değişiklikle özel karşılıkların kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider sayılması konusundaki yasal düzenlemelere açıklık kazandırılmaktadır.

 

(vi)            Bankacılık sistemindeki gelişmeler çerçevesinde uzun vadeli yatırımları özendirmek ve tasarruf araçları arasındaki farklılıkları gidermek amacıyla vergi ve munzam karşılıklar gözden geçirilecektir.

 

(2) Devlette Şeffaflığı Artıracak ve Kamu Finansmanını
Güçlendirecek Düzenlemeler

 

Görev Zararları ile İlgili Düzenlemeler

 

43. KİT’lerin faaliyetlerinde zarar oluşturacak görevlerin en aza indirilmesi yönünde düzenlemeler yapılmaya devam edilecektir. Büyük bir çoğunluğu kamu bankalarında bulunan görev zararlarının kaldırılmasına yönelik Bakanlar Kurulu karar taslağı Başbakanlığa sunulmuş, Kanun taslağının hazırlığı ise tamamlanmak üzeredir. Bundan böyle kamu bankalarına görev verilmesi halinde bununla ilgili giderlerin karşılığı ilgili yıl bütçesine konularak kuruluşlara peşin ödeme yapılacaktır.

 

44. Bilindiği üzere ilgili yasaların hükümleri gereğince bilançoların ibra edilmesi yasal ve idari takibi ortadan kaldırmamaktadır. Bu çerçevede, Kamu Bankalarının görev zararlarının ödenmesi idari ve yasal takibi ortadan kaldırması mümkün değildir

 

45. Kamu bankalarının Şubat sonu itibariyle mevcut gecelik yükümlülüklerinin üçte ikisi karşılığında piyasa koşullarına uygun Hazine kağıtları verilmiştir. Kalan kısım için Mayıs sonuna kadar Hazine kağıdı verilecektir. Hazine ve Merkez Bankası koordineli bir şekilde hareket ederek piyasalarda olumsuz etki yaratmayacak şekilde kağıtların nakde dönüştürülmesini sağlayacaktır.

 

Borçlanma Yasası

 

46. Bu kanun ile devlette şeffaflığın ve hesap verilebilirliğin sağlanması hedeflenmektedir. Bugüne kadar başta bütçe kanunları olmak üzere değişik yasal metinlerle düzenlenen iç ve dış borçlanma ile devletin garanti verme sistemi tek bir kanunla düzenlenerek kamu borç yönetiminin sınırları belirlenmiş açık ve saydam kurallara bağlanacaktır. Ayrıca, borçlanma ve borç yönetimi politikası esnek, çabuk karar verebilen ve kararlarını çabuk uygulayabilen bir alt yapıya kavuşturulacaktır. Yapılan borçlanmalarla ve verilen garantilerle ilgili olarak her 3 ayda bir TBMM bilgilendirilecek ve borç yönetim raporu Meclise sunulacaktır.

 

 

Kamulaştırma Yasası

 

47. Anayasamızda ve Kanunda öngörülen bedelin nakden ve peşin olarak ödenmesi ilkesi, uygulamada amacından saptırılmaktadır. İdareler, kamulaştırma kararlarının alınmasında ve kıymet takdirlerinde mali disiplin anlayışından uzaklaşmaktadır. Bu kanunla yeterli ödeneği temin edilmeden kamulaştırma işlemine başlanılmayacaktır. Öncelikle satınalma ve trampa usulünün uygulanması yoluna gidilecektir. Anlaşma sağlanamaması halinde kamulaştırma bedeli mahkemece tespit edilecektir.

 

 

 

 

 

Kamu İhale Yasası

 

48. Devlet İhale Kanununun değiştirilmesi ile daha rekabetçi ve etkin bir ihale sisteminin oluşturulması ve uluslararası standartlara uyum sağlanması amaçlanmaktadır. Bu yasa ile devlet ihalelerinde, uygulama projesine dayalı anahtar teslimi ihale yapılarak hem daha etkin ve rekabete açık bir ihale yöntemi izlenecek, hem de ihale edilen projelerde maliyet artışı önlenecektir.

 

Bütçe ve Bütçe Dışı Fonların Kapatılması

 

49. Halen kapatılmış bulunan 46 bütçe ve 6 bütçe dışı fona ek olarak 15 bütçe ve 2 bütçe dışı fonun daha kapatılarak fon sisteminde nihai bir konsolidasyon sağlanması ve böylelikle mali disiplin ve şeffaflığın temini amaçlanmaktadır.

 

(3) Ekonomide Rekabeti ve Etkinliği Artıracak  Düzenlemeler

 

Şeker Kanunu

 

50. Şeker üretiminde, fiyatlandırmasında ve pazarlamasında usul ve esaslar getirerek piyasadaki istikrarın sağlanması amaçlanmaktadır. 2002-03 üretim döneminden itibaren Devlet tarafından fiyat açıklanmayacaktır. Şeker piyasası, Şeker Kurulu tarafından düzenlenecektir. İhtiyaç fazlası şeker üretimine son verilerek devletin zarara uğraması engellenecektir. Üretici ekim öncesinde fiyatı bilerek ekim kararı verecektir. Türk insanı daha ucuza şeker tüketecektir. Tüm çiftçilere doğrudan gelir desteği verilerek gelir kaybı giderilecektir. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin önü açılacaktır.

 

 

 

 

Tütün Kanunu

 

51.  Tütün mamülleri ve alkollü içkilerin  fiyatlandırılması, dağıtımı, satışı ve kontrolü ile ilgili usul ve esaslar Tütün Mamülleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından düzenlenecektir. 2002 üretim döneminden itibaren devlet nam ve hesabına alım yapılmayacaktır. Tekel’in üretim ve pazarlama birimlerinin özelleştirmesinin altyapısı hazırlanmış olacaktır. Fazla üretilen tütünün çürümesi ve yakılması uygulamasına son verilecektir. Sözleşme ve açık artırma sistemiyle üreticinin önündeki belirsizlikler kalkacaktır. Tütün üreticisinin de alternatif ürün projesi ve doğrudan gelir desteği ile desteklenmesi gerçekleştirilecektir.

 

 

Doğalgaz Kanunu

 

52.  Doğalgazın kaliteli, sürekli, ucuz, rekabete dayalı esaslar çerçevesinde ve çevreye zarar vermeyecek şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için doğalgaz piyasasının serbestleştirilmesi kanunun ana amacıdır. Yeni Kanun ile BOTAŞ’ın doğal gazın ithalatı, iletimi ve dağıtımındaki tekel hakkı kaldırılacak tüm aşamalarda özel sektörün katılımı sağlanacaktır. Bu şekilde oluşacak piyasa mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir yapıya oturtulacaktır. Doğalgaz piyasası, elektrik piyasası için oluşturulan Kurul ile birleştirilerek bağımsız bir kurul tarafından düzenlenecektir.

 

Türk Telekom’un Özelleştirilmesi

 

53.  Türk Telekom’un özelleştirilmesini hızlandırmak için :

 

(i)                Kamu yararı ve ulusal güvenlik amacıyla tutulan Altın Hisse dışındaki hisselerin stratejik ortağa blok satış, halka arz ve çalışanlara satış yollarıyla özelleştirilmesine,

(ii)              Sabit telefon hizmetlerinde kamu tekelinin özelleştirme sonrası kaldırılmasına,

(iii)            Lisans verme yetkisinin Telekominikasyon Kurumuna verilmesine,

(iv)            sektörün yönetiminde etkinliği artıracak ve bu ilkeler doğrultusunda özelleştirmeyi hızla gerçekleştirecek icraatın başlamasına,

(v)              Yabancıya blok satış oranının %50’nin altında olmasına,

 imkan sağlayan yasal süreç başlatılmıştır.

 

Böylece tüm sektörlerin teknolojik yarıştaki yerini belirleyecek olan Telekomünikasyon altyapısının hızlı bir şekilde gelişmesi sağlanacaktır. Sektörün önündeki engeller kaldırılarak yerli ve yabancı yatırımcıların katılımı sağlanacaktır.

 

 

 

 

 

Sivil Havacılık Kanunu

 

54. Hava yollarının iç hat uçuş fiyatlarının serbestçe belirlenmesine imkan sağlanacaktır. Türk Havayollarının ve diğer havayolu şirktelerinin ücret tarifelerini serbestçe tesbit edebilmeleri, bu ücretleri gün ve saat itibariyle  farklılaştırmak suretiyle mevcut uçak kapasitesini etkin bir biçimde kullanmalarını sağlayacaktır. Ayrıca, bu düzenleme sektörde rekabeti artıracağından orta ve uzun vadede istihdam artışına katkıda bulunacaktır. Sektörün daha da gelişmesi hem turizm için yararlı olacak hem de yurtdışındaki vatandaşlarımız da dahil bu sektöre kaynak yatırılması özendirilecektir.

 

(4) Sosyal Dayanışmayı Güçlendiren Düzenlemeler

 

İş Güvencesi Yasası

 

55. Avrupa Birliği Ulusal Programında kısa vadeli öncelikler arasına alınmış olup yasa hazırlığı için sosyal taraflarla görüşmeler yürütülmektedir.

 

Ekonomik ve Sosyal Konsey Yasası

 

56. Ekonomik ve sosyal politikaların oluşturulmasında toplum kesimleri arasında uzlaşma ve işbirliğinin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Kamu kesimi, işçi, işveren ve diğer sivil toplum örgütlerini biraraya getiren konseyle ilgili yasa çıkarılmıştır.

 

(5) Reel Ekonomiye Yönelik Önlemler

 

57. İhracatın artırılmasına yönelik ilave tedbirler alınacaktır. Bu kapsamda;

 

i)                   Bütçeden ve diğer kaynaklardan sağlanacak finansmanlar çerçevesinde Eximbank’ın kredi imkanları artırılacak,

ii)                 İhracatta KDV ödemeleri hızlandırılacak,

iii)                  Desteklerle ilgili uygulamalarda bürokratik işlemler azaltılacaktır.

 

Bu kapsamda bugüne kadar bütçe ödenekleri öne çekilerek Eximbanka 128 trilyon lira aktarılmıştır. Bu tutarın 103 trilyon lirası son hafta içinde gerçekleştirilmiştir.

 

58. Doğrudan yabancı sermayenin Türkiye’ye girişini hızlandırmak amacıyla daha önce Anayasa’da yapılan değişiklikle getirilen uluslararası tahkim imkanı ile ilgili gereken kanun çıkarılacaktır. Bunun yanısıra doğrudan yatırımın önündeki idari ve bürokratik engelleri ortadan kaldıracak bir eylem planı çalışmaları başlatılmıştır

 

59. Esnaf, sanatkar, KOBİ’ler ve tarım kesiminin krizden asgari seviyede etkilenmelerini temin etmek amacıyla Ziraat ve Halk Bankasından kullanmış oldukları kredilerin faizlerine maliyetlerin yansıtılmasını sınırlamak amacıyla bütçeye 400 trilyon lira tutarında ödenek konmuştur.

 

 

 

 

C. Makroekonomik Hedefler

 

60. Yaşanan krizler bankacılık kesimi üzerinde ciddi bir tahribata yol açmış ve kamu maliyesi üzerine büyük bir yük getirmiştir. Faiz oranlarındaki yükselme ve kurlardaki belirsizlik ekonomik birimlerin geleceğe ilişkin güvenlerini sarsmış, reel ekonomiyi de olumsuz yönde etkilemiş ve ekonomi daralma sürecine girmiştir. Türk Lirasının değer kaybıyla birlikte enflasyonda da bir sıçrama gözlenmiştir.

 

61. Ancak, rekabet gücünde kazanılan iyileşme, güçlü maliye politikasının sürdürülmesi, aktif para politikası ve uzlaşmaya dayalı gelirler politikası ile büyüme hızı ve enflasyon üzerindeki bu olumsuz etkilerin giderilmesi mümkün görülmektedir. Yılın ikinci yarısında ekonomideki bu daralma eğilimi tersine dönecektir. Özellikle turizm gelirleri ile ihracatta beklenen artış ekonomide beklenen canlanmaya önemli katkı sağlayacaktır. Yılın tamamında GSMH’nın yüzde 3 dolayında gerilemesi beklenmektedir. Ancak, mevsimsel etkilerden arındırılmış bazda büyüme hızı yılın ikinci yarısında pozitif olacaktır.

 

 

 


 

62. Türk Lirasının dalgalanmaya bırakılmasıyla birlikte enflasyonun hızlanması kaçınılmazdır. Yıl sonunda TEFE’deki artışın yüzde 57.6, TÜFE’deki artışın ise yüzde 52.5 olması beklenmektedir. Ancak, programın kararlılıkla uygulanması sonucunda yılın ikinci yarısında fiyat artışları yeniden yavaşlama eğilimine girecektir. Mevsimsel etkilerden arındırılmış bazda aylık fiyat artış hızı yılın son döneminde yüzde 2 civarına gerilemesi hedeflenmektedir.

 


 

63. Büyüme hızındaki düşüş ve iç talebin daralması sonucunda ithalatın gerilemesi, rekabet gücünde sağlanan iyileşmenin ise ihracat ve turizm gelirlerini olumlu etkilemesi beklenmektedir. Böylece, 2001 yılında cari işlemler hesabı dengeye yakın olacaktır.

 

Temel Makroekonomik Hedefler

 


 


 

D. Makroekonomik Politikalar

 

Maliye Politikası

 

64. Kriz sonrasında bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılmasına ilişkin düzenlemeler kamu finansmanı üzerine önemli bir yük getirmiştir. Diğer yandan, TL’nin değer kaybı ve faiz oranlarındaki yükselme borç servis yükünü ağırlaştırmaktadır. Kamu borç stokundaki artışın kontrol altında tutulabilmesi için faiz dışı harcamalarda azami tasarrufun ve disiplinin sağlanması büyük önem taşımaktadır. Programın faiz dışı bütçe fazlasına ve kamu finansmanına ilişkin hedefleri bu çerçevede belirlenmiştir.

 

65. 2000 yılında yüzde 3 civarında olan toplam kamu kesimi faiz dışı fazlasının GSMH oranı 2001 yılında yüzde 5,5’e yükseltilecektir. Bu çerçevede;

 

 

 

 

Faiz Dışı Kamu Dengesi/GSMH


 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(i)                Konsolide bütçe faiz dışı fazlasının GSMH’ya oranının 2000 yılındaki yüzde 4,6’lık seviyesinden 2001 yılında yüzde 5,1 seviyesine yükseltilmesi,

 

(ii)              Başta KİT olmak üzere diğer kamu hesaplarında 2000 yılında yüzde 1,8 olan faiz dışı açığın, 2001 yılında yüzde 0,4 fazlaya dönüştürülmesi hedeflenmiştir.

 

 


 

 

Harcama Tedbirleri

 

66. Kamu finansmanına ilişkin hedeflere ulaşmak için herşeyden önce devlet tasarruf edecektir. Öngörülen tedbirler aşağıda sıralanmaktadır:

 

(i)                Faiz dışı harcamalarındaki nominal artışın GSMH’nın nominal artışının altında tutulmasına özen gösterilecektir. Bu çerçevede 2001 yılında 2000 yılına kıyasla harcamalarda yüzde 9 oranında reel bir azalma hedeflenmektedir.

 

(ii)              Kamu harcamaları disiplin altına alınarak azami tasarruf sağlanacaktır. Bu amaçla, Kamu Tasarruf Genelgesi titizlikle uygulanacaktır. Maliye Bakanlığı’nın uygun gördüğü ödenek kalemlerinde blokaj uygulanacaktır.

 

(iii)            Diğer cari, yatırım ve bazı transfer harcamalarındaki artış kur ve fiyat artışlarının altında tutularak GSMH’nın yüzde 1,5’i kadar tasarruf sağlanacaktır

 

(iv)            Bu önlemlerin yanısıra bütçenin diğer cari transferler kaleminde yapılacak kesintiler ile GSMH’nın yüzde 0,3‘ü oranında tasarruf sağlanacaktır.

 

(v)              Kamu bankalarının faiz farkı ödemelerini karşılamak üzere bütçeye GSMH’ nın yüzde 0,2’si oranında ödenek konmuştur. Ödenek aşımına yol açacak yükümlülükler verilmeyecektir.

 

(vi)            Sağlık, eğitim ve güvenlik hizmetleri hariç kamuda yeni personel alımı ancak çok olağanüstü ve kuruluşların etkinliği açısından mutlaka gerekli durumlarda yapılacaktır. Toplam memur sayısında artış olmayacaktır.

 

(vii)          Tüm kesimleri ilgilendirmeyen ve ücret adaletini hedeflemeyen münferit maaş ve ücret artış talepleri kesinlikle dikkate alınmayacaktır.

 

(viii)        Çok zorunlu haller dışında yatırım programına yeni proje alınmayacak ve yıllara sari ihalelere gidilmeyecektir.

 

(ix)            Gider artışına yol açacak teşkilat genişlemesi ve yeni kadro ihdası dahil, kaynağı olmayan harcama artırıcı hiç bir öneri gündeme getirilmeyecektir.

 

(x)              KİT’lerin etkin çalışmalarını sağlayacak düzenlemeler yapılmaktadır. Bu çerçevede personel sayısı artırılmayacak, fazla mesai, ikramiye ve prim gibi ödemelerde kısıntıya gidilecek, cari harcamalar kontrol altına alınacak ve yatırım harcamaları rasyonalize edilecektir.

 

(xi)            Tarımsal destekleme fiyatları öngörülen enflasyonu aşmayacak şekilde artırılacak ve kuruluşların finansman imkanları dikkate alınarak miktar kısıtlamasına gidilecektir.

 

(xii)          Sosyal güvenlik kurumlarının sağlık harcamaları disiplin altına alınacaktır.

 

(xiii)        Kamuda taşıt kullanımı sınırlandırılacak ve Taşıt Kanunu etkin bir biçimde uygulanacaktır.

 

Gelir Artırıcı Düzenlemeler

 

67. Gelir hedeflerine ulaşmak için aşağıdaki başlıca düzenlemeler öngörülmüştür:

 

(i)                Vergi gelirlerinin artırılmasına yönelik olarak 2000 yılı sonunda alınan tedbirlerin titizlikle uygulanmasına devam edilecektir.

 

(ii)              Akaryakıttaki otomatik fiyatlandırma mekanizmasına devam edilecek ve Akaryakıt Tüketim Vergisi (ATV) en az hedeflenen enflasyon ölçüsünde ayarlanacak ve ATV tahsilatının GSMH içindeki payı yüzde 2,8 olacaktır.

 

(iii)            Başta enerji ve petrol sektörü olmak üzere ithale dayalı ürünlerin fiyatları kurdaki değişiklikleri, artan maliyetleri ve ekonomik gerçekleri yansıtacak şekilde geciktirilmeden uygulanacaktır.

 

(iv)            Vergi tabanının yaygınlaştırılması amacıyla vergi kimlik numaralarının kullanımı genişletilecektir.

 

(v)              Vergi kayıp ve kaçağının en aza indirilmesi amacıyla vergi denetimleri artırılacaktır.

 

(vi)            Vergi tahsilatının artırılması için vergi gecikme faiz ve cezaları enflasyonla uyumlu bir biçimde artırılmıştır

 

(vii)          Bireysel yatırımcıların kamu kağıtlarından elde ettikleri gelirlerin beyanname dışı tutulması suretiyle kamu kağıtlarına olan bireysel talep artırılacaktır.

 

 Dış Finansman

 

68. Faiz dışı dengede 10 milyar dolar civarında fazla verilmesine rağmen, 2001 yılında kamu kesiminin finansman ihtiyacı yüksek seviyede bulunmaktadır. Bu finansman ihtiyacının tamamen iç piyasalarda karşılanması mevcut makroekonomik öngörülerle tutarlı olmayacaktır.

 

 

Bu nedenle ek dış finansmanın sağlanması gerekmektedir. Bu çerçevede, uluslararası kuruluşlar ve gelişmiş ülkeler nezdinde dış finansmanın sağlanması yönünde yoğun müzakereler sürdürülmektedir. Bu müzakerelerin tamamlanmasını müteakiben programın finansmanı ve buna bağlı olarak  para politikası ile ilgili belirlenen büyüklükler detaylı olarak kamuoyuna açıklanacaktır.

 

Gelirler Politikası

 

69. Hedeflenen enflasyonla uyumlu gelirler politikası uygulanması esastır. Memur maaşları enflasyonla uyumlu olarak artırılacaktır. Kamu işçilerinin ücretleri, 1999-2000 dönemini kapsayan toplu iş sözleşmeleriyle sağlanmış olan reel artışlar, kamu dengesi ve kamu kesimi çalışanları arasında ücret adaleti gözetecek şekilde ayarlanacaktır. Her kesimin bugün göstereceği fedakarlık büyüme ve istihdam açısından krizin maliyetini düşürecek ve yılın ikinci yarısında büyüme ortamına girişi hızlandıracaktır.

 

70. Düşük gelirli çiftçilerin doğrudan gelir desteği sistemi ile güçlendirilmesi temel ilkedir. Bu politikanın ülke genelinde uygulanabilmesi için Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca yürütülen çiftçi kayıt projesinin tamamlanması gerekmektedir. Kısa dönemde, devletin destekleme alım fiyatlarının kuruluşların finansman imkanları dikkate alınarak ve hedeflenen enflasyonu aşmayacak şekilde artırılması öngörülmektedir.

 

   

IV. UZUN DÖNEMLİ PERSPEKTİF

 

71. Son 25 yılda yaşadığımız kronik yüksek enflasyon ve kamu açıkları Türkiye’nin potansiyelini tam olarak kullanmasını ve atılım yapmasının önünde önemli bir engel oluşturmuştur. Avrupa Birliği’ne tam üyelik perspektifinden bakıldığında Türkiye’nin en kısa sürede enflasyon sorununu kalıcı bir biçimde çözmesi, kamu dengesini sağlıklı bir yapıya kavuşturması ve istikrarlı bir büyüme ortamına girmesi zarureti vardır. Güçlü Ekonomiye Geçiş Programının nihai hedefi ekonomide böyle bir yapısal dönüşümü gerçekleştirmektir.

 

72. Programda öngörülen yapısal reformların uygulamaya geçirilmesi ekonomide etkinliği artıracak, bunun sonucunda mevcut kaynaklarla sürdürülebilir bir büyüme performansı yakalanabilecektir. Yapısal reformların sonucunda devletin işleyişi köklü bir şekilde değiştirilecektir. Böylece, devletin kamu maliyesini bozan ve kaynak kullanımında etkinliği azaltan eski alışkanlıklarına geri dönmesi engellenmiş olacaktır.

 

73. Kamu finansman dengesinin kalıcı bir biçimde iyileştirilmesi neticesinde devletin eğitim, sağlık, teknoloji ve sosyal harcamalara yeterli kaynakları tahsis etmesi mümkün hale gelecektir. Böylelikle, Uzun Vadeli Strateji’de hedeflenen toplam faktör verimliliği artışı gerçekleştirilebilecek, dünya hasılasından daha yüksek pay alınması, toplumun yaşam kalitesinin yükseltilmesi, gelir dağılımının düzeltilmesi, yoksullukla mücadele ve bölgesel gelişmişlik farkının azaltılması sağlanabilecektir.

 

74. Türkiye, yapısal reformlar gerçekleştirerek enflasyonu tek haneli rakamlara kalıcı olarak indirecek, kamu açıklarını sürdürülebir düzeyde tutacak ve ilgili diğer kriterleri sağlayarak hem Avrupa Birliği’ne hem de Avrupa Para Birliği’ne üyelik için gereken yükümlülükleri yerine getirmiş olacaktır.

 

75.    21. Yüzyılda güçlü ve saygın bir devlet olabilmek için üretken ve güçlü bir özel sektörün, sağlıklı bir piyasa ekonomisi için de sosyal destek ve yasal denetleme görevini yapan bir devletin önemi çok iyi anlaşılmıştır. Güçlü ekonomiyi güven içinde çalışan bir özel sektör, etkin bir devlet ve geniş bir toplumsal dayanışma yaratacaktır. Özlemimiz, hedefimiz ve Türkiye’nin hak ettiği de budur.

 

 

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA