İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2226551 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

Klonlama teknolojisi

Kategori Kategori: Bilim dalları | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 2136 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 26 Nisan 2007 23:31:29

1997 yılında dolly adlı kopya kuzunun dünyaya gelmesinden bu yana klonlama dünyasında birçok ilerleme gerçekleşti. Bilim adamları koyunun yanı sıra ,fare, inek ,keçi ve maymun klonladılar.

                                              

                                                Klonlama teknolojisi:

 

                               1997 yılında dolly adlı kopya kuzunun dünyaya gelmesinden bu yana klonlama dünyasında birçok ilerleme gerçekleşti. Bilim adamları koyunun yanı sıra ,fare, inek ,keçi ve maymun klonladılar.

Klonlama teknolojisinde patent hakları, klonlama ve genetik çeşitlilik, insan klonlama gibi

konularda tartışmalar sürerken , bilim de kendi yolunda ilerliyor. Bilim adamları klonlama

teknolojisiyle, doku ve organ nakillerinde kullanılacak dokularla organlar üretmeye çalışıyorlar.

                               Belki de çok yakında bilim adamları klonlanarak ilk bebeğin doğduğunu açıklayacaklar.

Bundan 20 yıl kadar önce doğmuş ilk tüp bebek Louise Brown gibi bu bebek de önce medyanın yoğun

ilgisiyle karşılanacak. Ancak klonlama dünyasından son haberler, bu konuda acele etmemek

gerektiğini düşündürüyor bize.

                               1997 yılının şubat ayında iskoçya’da Edinburgh yakınlarında Roslin Endüstrisi’nde lan

Wilmut ve arkadaşları, dişi bir koyundan kopyalamış oldukları Dolly adlı kuzunun doğduğunu

açıklamışlardı. Dolly, dolayısıylada klonlama teknolojisi, dünya gündemine bomba gibi düşmüştü.

 Dolly örneğinde klonlamayı  kısaca yetişkin bir canlıdan alınan herhangi bir bedensel

(somatik) hücrenin kullanılmasıyla canlının “genetik ikizi”nin yaratılması olarak tanımlayabiliriz.

Dolly’nin yaratılmasında kullanılan klonlama yöntemi, bedensel hücre çekirdek transferi

olarak adlandırılıyor. Bu yöntemle araştırmacılar, bir hücrenin çekirdeğini alarak hücrenin

genetik materyalini içeren DNA çekirdekte bulunur-sonra  bunu kendi hücre çekirdeği, yani DNA’sı

çıkarılmış bir yumurta hücresine aktarıyorlar. Ortaya çıkan embriyonun her bir hücresinde

hücresinde, çekirdeği veren hücrenin DNA’sı bulunuyor. Daha sonrada embriyo, bir dişinin

rahmine yerleştiriliyor.

                               Dünyanın klonlama teknolojisinden haberli olduğu 1997 yılından bu yana bu alanda

büyük ilerlemeler gerçekleştirildi. Bilim adamları, koyunun yanı sıra, fare, inek, keçi ve maymun

kopyalamayı başardılar. Bu arada Dolly iki kez doğum yaptı; pek çok ülkede klonlama , özellikle de

 insan klonlamayla ilgili yasalar ve yasaklar konulmaya çalışıldı, ya da konuldu. Patent hakları,

insan klonlama, klonlamanın yaygınlaştırılmasının genetik çeşitliliğin, azalmasına yol açabileceği

gibi konularda pek çok tartışma yaşandı. Bu tartışma konuları hala  güncelliğini koruyor olsa da, etik

tartışmaların yasal düzenlemelerin yeni odağı, hücre ve doku naklinde kullanılacak malzemelerin

üretilmesi için yapılan “tedavi amaçlı klonlama”. Yani, hastalık sonucu kaybedilmiş doku ve

organların yerine, klonlama yoluyla yenilerinin üretilmesi.

                               Gerçekte çekirdek transferi yönteminin, organ nakilleri için insan organlarının

klonlanmasında kullanılabileceği düşüncesi, Dolly’nin doğumunun açıklanmasından hemen sonra 

su yüzüne çıkmıştı. İnsanlara kusursuz olarak uyan, nakilden sonra bedenin reddetmeyeceği organlar

elde etmek için üretilmiş, olan bitenden habersiz, bilinçsiz klonlar; organ tarlaları...  Ancak, gerçekte

olup bitenler bu senaryodan çok farklı. Araştırmacılar, labaratuvarda kültürleme yoluyla

oluşmuş embriyolardan dokular ve organlar üretmeyi amaçlıyorlar.

                               Alıcısına kusursuz bir şekilde uyan organ ve dokuları klonlama yoluyla üretme

düşüncesi, geçtiğimiz yılın Mayıs ayında, California’da bulunan Geron adlı biyotik şirketinin,

Dolly’nin yaratıcılarınca kurulmuş Roslin BioMed’i almasıyla bir adım daha yol aldı. Geron,

çağdaş tıbbın yeni mucizesi embriyonik kök hücreler konusundaki çalışmalarıyla tanınıyor.

1998 yılı kasım ayında, çalışmalarını Geron’n desteklediği iki bilim adamının, birbirinden bağımsız

olarak, insanlara ait embriyonik kök hücreleri izole ettikleri açıklandı.

                               Kök hücreleri, farklı hücre türlerine dönüşebilen özel hücreler olarak

tanımlayabiliriz. Embriyonun ilk zamanlarında, onu oluşturan kök hücrelerin her biri, bütün bir

organizma yaratma potansiyeline sahiptir. Kimi kök hücre türleri yetişkin organizmalarda bulunurken

çok bilinenleri kemik iliğindeki, akyuvar üreten kök hücrelerdir. Günümüzde kemik iliği ve kan

hücresi nakilleri, başarıyla gerçekleştirilebilen ve iyi bilinen işlemler. Ancak, belli bölgelerdeki

özelleştirmeleri oluşturacak kök hücrelerin nasıl tetikleneceği ya da belli işleri nasıl yapacakları

konusunda pek çok bilinmeyen şey var. Yani, kök hücrelerin aktarıçağı bölgelerdeki hücrelere

nasıl dönüşeceğinin bilinmesi gerekiyor. Bu yüzden dünyanın dört bir yanındaki tıp labaratuvarlarında

bu sinyallerin anlaşılması ve üretilmesi üzerindeki çalışması sürüyor.

                               Embriyonun ilk aşamalarındaki kök hücreler henüz özelleşmemiş olduğu için, kök

hücreler çekirdek transferinde verici hücre olarak kullanılmaya çok uygundur. Klonlama süresince,

yumurta hücresindeki verici çekirdeğin, “yeniden programlanması” önemli bir aşama. Bu aşamada

yetişkin hücresinden alınan çekirdeğin gelişim saati, embriyo aşamasına dönecek bir biçimde

geriye alınır. Ortaya çıkar embriyolardan kök hücrelerin izolasyonu, klonlama teknolojisiyle birlikte,

kullanılarak, hastanın kendi hücresinden dokular ve organlar oluşturulabilir. Böylece, nakledilen

dokuların yada organların reddedilmesi gibi bir sorunda kalmaz.

 

                Kimi hayvanlar klonlanamıyor mu? 

 

                    Geçtiğimiz şubat ayında, ABD’ li araştırmacılar, kimi hayvanların genetik, açıdan “klonlanamaz”

olabileceğini açıkladılar. Bu açıklama, Boston Whitehead Biyotıp  Araştırma Enstitüsü’nden Wiliam

Rideout ve arkadaşlarının, fareler üzerinde yaptıkları bir araştırmadaki gözlemlerine

dayanıyordu. Embriyonik kök hücrelerin verici hücre olarak kullanılmaya çok uygun olduğundan

hareketle,   Rideout ve arkadaşları, farelerde klonlamayı ilk olarak gerçekleştirmiş Hawaii’li

bir ekiple birlikte, farklı fare soylarının embriyonik kök hücrelerini kullanarak klonlar üretmeye

başlamışlar. Ancak araştırmada farelerde,”klonlamaya yatkınlık” konusunda beklemedikleri

açıda farklılıklar olduğunu gözlediler ve bundan hareketle  hayvanlar arasında

“klonlamaya yatkın olmayan “ biçiminde bir ayrımın olabileceğini düşündüler. ABD’deki

Georgia Üniversitesinden Steve Size ve ekibinin, kimi inekleri klonlamanın güç olduğu konusunda

kuşkusunun olduğundan söz ediyor.(Steve Size ve ekibi, inek klonlamayı ilk olarak gerçekleştiren ekip.)

bu konuda Dolly’nin yaratıcısı Jan Wilmut’da, herhangi bir yöntemle herşeyi klonlamanın

garantisi olmadığını söylüyor. Ancak, ona göre çekirdek nakli yöntemleri geliştikçe günün

birinde klonlanamayacak hiçbir şey kalmayacak.

 

                               Soyu Tükenmekte Olan Hayvanlar:

 

                    Klonlama haberlerinin ilk ortaya çıktığı zamanlarda kimi araştırmacılar, bu yeni teknolojinin

soyları tükenmekte tehlikesi altında olan hayvan türlerinin üretilmesinde kullanılabileceğini

düşünmüşlerdi. Karşılarına şöyle bir sorun çıktı; bu türün bireylerinin sayı ne kadar azalmışsa,

klonlamada kullanılacak yumurta hücrelerinin sayısı da o kadar az demektir. Öte yandan söz gelişi

Ruslin Enstitüsü’nde Dolly’nin yaratılması sırasında üretilerek başka koyunlara aktarılan 29

embriyodan yalnızca birinin gelişimini sürdürdüğünü biliyoruz. Bu konuda Wisconsin Üniversitesi’ndeki

Neil First’ün labaratuvarındaki araştırmacılar, alıcı olarak ineklerin yumurta hücrelerini düşündüler.

Aslında bu araştırmacıların çalışmaları türler arasındaki evrimsel farklılıkların ortaya çıkarılmasına

yönelik olarak başlamıştı. Onların tahminlerine göre, türler arasında klonlama yapılarak ortaya

çıkan embriyoların gelişmesi ya baştan duracak, ya da birkaç hücre bölünmesinden sonra çarpık

olarak sürecekti. Yani araştırmacılar, bir türün hücre çekirdeğinin, başka bir türün yumurta

hücresinin stoplazmasına uyum sağlayacağını düşünüyorlardı. Ancak bunun yerine hiç beklenmedik

bir şey oldu. Domuz, fare, koyun ve maymun gibi hayvanların deri hücrelerinden alınan hücre

çekirdekleri inek yumurta hücresine aktarıldıktan sonra, ortaya çıkan embriyoların test

tüplerde araştırmanın sonuna kadar gelişmelerini normal olarak sürdürdüğü görüldü. Bu konuda

bazı araştırmacıların insan yumurta hücresi yerine inek yumurta hücresi üzerinde çalışmaya başladı.

           Bu yüzden Tarım ve Teknoloji bölümünden bazı araştırmacılara karşı soruşturma açıldı.

Araştırmada 27 ineğin yumurtalarındaki kromozomlar çıkarılarak, bu  hücrelere kanserli kan

hücrelerinin çekirdekleri aktarılmıştı.

 

Tedavi Amaçlı Klonlama:

 

                     Tedavi amaçlı klonlama, sözgelimi parkinson gibi hastalıkların iyileştirilmesinde

devrim yaratabilir. Önce hastadan sağlıklı bir hücre alınarak bu hücrenin çekirdeği, kromozomları

çıkarılmış bir insan yumurta hücresiyle birleştirilecek. Bundan birkaç gün sonra kültür

tabağındaki embriyonik kök hücreler izole edilecek...Biyologlar kök hücrelerin, Parkinson

hastalarının gereksinim duyduğu beyin hücreline dönüşmesini sağlayacak mekanizmayı

ortaya çıkarırlarsa,her hasta için,kendisine tam olarak uyan hücreler üretmek mümkün olacak.

                   

                     Edinburgh’daki Geron Biomed,şimdilerde insan yumurta hücresi kullanmayı gerektirmeyecek

bir klonlama yöntemi geliştirmeye çalışıyor. Klonlama sırasında,verici hücrenin genlerinin

yeniden programlanarak gelişimsel saatinin geriye alındığından söz etmiştik. Geron Biomed’in

üzerinde çalıştığı yöntemde, yeniden programlanan hücre bir embriyo oluşturmayacak. Bunun yerine,

doğrudan hastanın gereksinim duyduğu hücrelere ya da dokulara dönüşecek. Hastaya uyan

hücreleri ve dokuları elde edebilmek için,hastanın hücrelerinden biri,çekirdeği çıkarılmış bir

embriyonik kök hücreye aktarılacak. Bu yöntem harcanan embriyoların sayısını azaltacak:

çünkü,kültür yoluyla sonsuz sayıda kök hücre üretilebiliyor. Aslında embriyonik kök hücrelerin

verici olarak kullanılacağı bu yönteme,bu hücrelerde bir embriyodan alınacağı için karşı çıkanlar

olabilir. Öte yandan, alıcı olarak kullanılan kök hücreleri,yumurta hücrelerinin tersine,yeniden

programlama için gerekli olan tüm maddeleri oluşturmayabilir. Bu yeni yöntem şimdilik fare

ve koyun hücrelerinde deneniyor. Eğer koyunlar üzerindeki deneyler başarılı olursa,plana göre bu

yöntem 3 yıl sonra insanlarda denenmeye başlanacak.

 

                               Dolly ve Genetik İkizi Birbirlerine Ne Kadar Benziyor?

 

                            Geçtiğimiz yılın Ekim ayında Dolly’nin genetik özelliklerinin, klonlanmış olduğu yetişkin koyunla

tıpa tıp olmadığı anlaşıldı. Yani aslında klonlar, klonlanmış olukları  canlının kusursuz birer

kopyası olmayabilir. Yapılan bir araştırmada, Dolly’nin mitokondrisindeki (hücrenin enerji santrali)

genlerin, deneyde yer alan başka bir koyuna ait olduğu ortaya çıktı. Bu sonuçlar bilim adamlarını

gerçekten çok şaşırttı: Dolly ve genetik ikizi bir birlerine tam olarak ne kadar benziyor?

                     Çekirdek transferi yönteminde bir verici hücre, çekirdek DNA’sı çıkarılmış bir yumurta 

hücresiyle birleştiriliyor. Bu birleşme sonucu gelişen hayvanın kromozonlarıda yanızca verici

hücreden geliyor. Yani ortaya çıkan yavru, vericinin genetik ikizi (klonu) oluyor. Buraya kadar

her şey tamam. Fakat yine de, yavrunun tam bir klon olup olmadığı kesin değil... Hücredeki

genetik materyalin büyük çoğunluğunun çekirdekte bulunduğu doğru. Ancak, ayrı bir yapı olan

mitokondride de birkaç gen bulunuyor. Dolly’nin verici hücresi, yetişkin bir koyundan alınmış bir

meme hücresi. Peki, Dolly’nin mitokondrisi meme hücresinden mi yoksa, yumurta hücresinden mi geliyor ?

                            New York’taki Columbia Üniversitesi’nden Eıic Schon’a göre klonlanmış bir

hayvanın mitokondrisi, hem alıcı hem de verici hücrenin mitokondrilerinin karışımından oluşmalıydı.

Bu varsayımı sınamak için Schon, Dolly’nin yaratıcısı Wilmut ve başka bilim adamları bir araya

gelerek Dolly’nin ve ferüs hücrelerinden klonlanmış dokuz koyunun mitokondrilerini incelediler.

Koyunların kas, kan,süt ya da plasentalarında verici hücrelerin mitokondrilerine  rastlanmadı.

Bu, mitokondrinin %99,5’inin yumurta hücresinden geldiği anlamına geliyor. Schon, bu sonuçlara

bakarak, klonlanmış hayvanlardaki tek mitokondri kaynağının yumurta hücresi olduğu sonucuna

varmış. Yani, Dolly’nin mitokondrisindeki 37 gen, çekirdek DNA’sının alındığı verici hücreden değil,

onun aktarılmış olduğu yumurta hücre-sinden geliyor. Mitokondri, bedendeki tüm hücrelerde önemli

bir role sahip olduğu için bu durum, iki hayvan arasında önemli fiziksel farklılıklara yol açabilir.

Schon’a gören bu fiziksel farklılık insanlarda, söz gelişi yetenekli bir atletle, spora hiç yatkınlığı

olmayan biri arasındaki fiziksel farklılıklar kadar bile olabilir.

                           Aslında bu araştırma, klonlama konusunda öğrenilecek daha pek çok şey

Olduğunun bir kez daha altını çiziyor. Araştırmanın sonucu, hücre nakli teknolojisini,

insanlardan alınmış hücreleri inek yumurtalarıyla birleştirerek, organ naklinde kullanılacak

dokular oluşturmada kullanmayı düşünen araştırmacılar için kötü bir haber.

 

                                Yaşlı Dolly

                       

                    Geçtiğimiz yıl ortaya çıkan gelişmelerden biride, Mayıs ayında Nature’da yayımlanan

bir makaleye göre, Dolly’nin biyolojik yaşının, kromozonları yüzünden aslında kronolojik yaşından

daha fazla olduğu. Dolly’nin telomerlerinin (genetik materyalin hücre bölünmesi sırasında yıpranmasını

önleyen, kromozonlarının uçlarındaki  bölgeler), kendisi gibi üç yaşındaki biı koyunun telomerlerinin

olması gerektiği boydan çok daha kısa. Hatta tam olarak, Dolly’nin klonlanmış olduğu 6 yaşındaki

koyunun kromozonlarının uzunluğu kadar. (Bunun dışında, en son hamileliğinde üçüz doğuran

Dolly’nin sağlığı şimdilik yerinde.)

                                                                                                                                                                                                                              

                                                                                                                                                                                                                 

                     İnsan doku nakillerinde kısalmış telomerleıin sorun olup olmayacağı henüz açık değil. Eğer

bu durum sorun olursa, aslında Geron’un bunun için çözümü hazır. 1997 Ağustosunda, Geron’dan Nobel

ödüllü bilim adamı Thomas Cech,h TRT (telomeraz”reverse transcriptase”) adlı bir enzimi kodlayan

insan genini izole etmişti. Bu enzim, bağları gevşeyen telomerleri yeniden bağlayarak hücrenin

ömrünü uzatıyor. Bundan beş ay sonra, yine Geron’ la çalışan iki bilim adamı, Texas Üniversitesi

Tıp Merkezi’nden Jerry Shay ve Woodring Wright, h TRT genini hücrelere aktararak, bu

hücrelerıin çözülmüş olan telomerlerinin onarılabileceğini gösterdiler. Yani Geron, kök hücrelerden

elde edilen doku nakillerindeki telomeraz etkinliklerini yeniden etkin kılarak, hastaların yeni organları

için yaşam boyu garanti sağlayabilecek olanağa sahib.

                    Öte yandan, Science’ın 28 Nisan tarihli sayısında yayımlanan bir makaleye göre

Worchester’deki (Massachusetts) Advanced Cell Technologies’den Robert P.Lanza ve arkadaşları,

altı sağlıklı inek klonundan alınan hücrelerde hiçbir erken yaşlanma belirtisine rastlamadılar.

Üstelik de, klonlanmış ineklerin hücrelerinin, aynı yaştaki normal ineklerden daha genç olduğu görüldü.

Bilim adamları, bunun nasıl gerçekleştiğini ve bu durumun hayvanların ömrünü etkileyip etkilemediğini

henüz bilmiyorlar.

                    Dolly olayının ortaya konuşundan sonra dünyanın her yanında, insan klonlamasını yasaklayan

yasalar gündeme geldi, çeşitli düzemlemeler yapıldı.

          ABD Başkanı Clinton, insan klonlama deneyleri üzerine bir moratoryum düzenledi. Pek çok

yerde insan klonlama deneylerinin yapılması yasaklandı. Klonlamanın, doğacak çocuk üzerinde hala

bilinmeyen fiziksel riskleri olabileceği göz önüne alınırsa bu durum hiç de mantıksız değil. Ancak,

klonlama teknolojisinin sağlık açısından getireceği yenilikler umut verici. Peki, insan klonlaması

serbestçe yapılmaya başlanırsa, kimler, neden bu yolla çocuk sahibi olmak isteyecek? Bu sorunun

yanıtını ararken, medyada çıkan yada bilim kurgu filmlerinde gösterilen kabus senaryolarını bir

kenara bırakmak gerekiyor. Çünkü, bedensel hücre çekirdek transferi, yalnızca klonlanmış insan

embriyoları üretmeye yarıyor. Bu yolla doğacak bebekler, hepimizin geçtiği büyüme süreçlerinden

geçecek. Her ne kadar kapasitelerimizin ve nasıl bir insan olacağımızın sınırlarını genlerimiz belirliyor

olsa da, döllenmeden itibaren bu genlerin kendisini nasıl göstereceği, çevresel etkenler

tarafından şekillendiriyor. Her birey in yaşadığı ona özgü deneyimleri, biyolojik ve toplumsal

gelişim süreçlerindeki şans etkenlerini de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Doğal insan klonları

olan tek yumurta ikizleri bile birbirlerinden farklı fiziksel özelliklere sahip olabiliyor.(Üstelik, gerçek

yaşamda da çoğu kişi genetik ikizinden kolaylıkla ayırt edilebiliyor.) Bu nedenle, insan klonlaması yoluyla

seri üretime geçmek isteyecekler olursa, onları düş kırıklığı bekliyor. Çünkü klonlama yoluyla geleceğin

Adolf Hitler’ini yaratmaya çalışan birisi, bunun yerine yeteneksiz bir ressam da yaratabilir.

 

  

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA