İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2269198 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

ASYA EKONOMİK KRİZİ, SEBEPLERİ VE SONUÇLARI

Kategori Kategori: Ekonomik | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 1696 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 22 Kasım 2009 06:05:39

1944 yılında kurulan IBRD (Dünya Bankası) ve IMF (Uluslarası Para Fonu) II.nci Dünya Savaşı öncesi yaşanan dış ticaret ve mali alanlardaki koruyuculuğu yavaş yavaş kaldırmaya başlamıştır.

ASYA EKONOMİK KRİZİ, SEBEPLERİ VE SONUÇLARI

 

 

1.  GİRİŞ

1944 yılında kurulan IBRD (Dünya Bankası) ve IMF (Uluslarası Para Fonu) II.nci Dünya Savaşı öncesi yaşanan dış ticaret ve mali alanlardaki koruyuculuğu yavaş yavaş kaldırmaya başlamıştır. Bu kurumlar savaştan yıkılmış olarak çıkan ülkelerin imarına yönelmiş ve kurulan Bretton Woods Para Sistemi ile ülkeler paralarını Amerikan Dolarına, dolar da altına bağlanmıştır. Avrupa‘da kurulan Avrupa Kömür ve Çelik Birliği ile başlayan Avrupa’daki entegrasyon süreci Avrupa Para Birliğinin kurulmasına kadar devam etmiştir. Tüm dünyada para, mal haraketlerinde artan ölçüde birleşme süreci başlamıştır. Bretton Woods Para Sisteminin çökmesi ile para sistemleri yönetimli dalgalanmaya bırakılmıştır. 1973 petrol krizinden sonra ise petrol fiyatlarının aşırı artması ile OPEC ülkeleri elindeki nakit fonlar neredeyse negatif faizler ile gelişmekte olan ülkelere akmaya başlamıştır. Gelişmekte olan ülkeler ise hem petrol fiyatlarındaki artıştan dolayı döviz ihtiyacının artması, hem de IMF ve Dünya Bankası gibi bürokrasi ve kısıtlamaların olmaması nedeniyle yoğun biçimde borçlanmaya başlamıştır. Bu süreç aynı zamanda dünyanın mali alandaki entegrasyonunu hızlandırmıştır. Mali alandaki entegrasyona paralel hem dünya çapında yürütülen GATT (General Agreement of Tariff and Trade) görüşmeleri, hemde bölgelerde yürütülen entegrasyon hareketleri ile özellikle sanayi mallarındaki entegrasyon süreci başlamıştır. 1980’lerden sonra iletişim ve ulaştırmada yaşanan hızlı gelişmeler ile her iki alandaki entegrasyon çok daha hızlanmıştır.

 

Entegrasyon, sermayenin ve üretimin verimliliğini arttırmış, bir çok ülkenin kalkınması için motor vazifesi görmüştür. İspanya ve Portekiz’in AB’ye katıldıktan sonra kişi başına milli gelirinin üç kat artması buna en güzel örnektir. Ancak entegrasyon hareketlerinin tüm dünyayı birbirine bağlaması, ülkelerde yaşanan krizlerin dolaylı ve direkt olarak tüm dünyayı etkilemesini doğurmuştur. Örnek vermek istersek, Rusya’da yaşanan kriz veya Amerika Merkez Bankası’nın faizleri yarım puan indirmesi Türkiye’yi oldukça etkilemektedir. Tüm dünyadaki krizlerin önceden sezilmesi ve önlemler alınması hayati öneme haizdir. Özellikle özel sektörün vadeli satışları, büyüme kararları gibi konulardaki kararlarında bu hususa dikkat edilmediği takdirde firmalar iflasa kadar gidebilecek süreçle karşı karşıya kalabileceklerdir.

 

Bu çalışmada tüm dünyayı ve ülkemizi de sarsan Asya ekonomik krizi araştırılacaktır. Kriz hem ticaret ve mali piyasaları etkilemesi, hemde kalkınma yolunda olan ülkemizinde aynı krizle karşı karşıya kalmaması açısından önemlidir.

 

Çalışmada öncelikle krizin başlangıcı anlatılacak, daha sonra krizden etkilenen ülkelerin durumları ele alınacaktır. Krizden az etkilenen Singapur ve Çin’in durumu incelenecektir. Son bölümde ise, IMF’nin bu ülkelerde gördüğü aksaklıklar ve ülkeler verdiği tavsiyeler belirtilecektir. Çalışmayı sınırlandırmak amacıyla krizin diğer ülkelere olan etkileri incelenmemiştir.

 

2.  ASYA KRİZİNİN BAŞLANGICI

Asya krizi Tayland’da döviz krizi olarak başlamış ve kısa süreden, önce Filipinler ve Endonezya’ya, daha sonra da Malezya’ya yayılmıştır. Yaşanan finansal kriz, bu ülkelerin ve dünyadaki bir çok ülkenin reel ekonomik aktivitelerini ciddi bir biçimde etkilemiştir.

 

Krizin başlamış olduğu Tayland incelendiği takdirde bu ülkenin para biriminin dolar karşısında oldukça değer kazandığını, ihracatının düştüğünü ve büyüyen dış ticaret açığı nedeniyle spekülatif para akımlarına karşı oldukça korumasız olduğunu görüyoruz. Yuan ve yen’in fiyatının da düşmesi ülkenin ihracat gücünü olumsuz etkilemiştir. Bunun sonucunda yapılan devalüasyon ise krizin oluşmasına sebep olmuştur. 1993’te başlayan GSMH’nın %6’sı civarındaki sermaye girişi ise menkul ve gayri menkul fiyatlarını oldukça arttırmıştır. Ancak 1997 yılında ülkenin menkul kıymet endeksi % 29 civarında düşmüştür. Yüksek iç faiz oranı ve sabit döviz kuru ise, korumasız kısa vadeli dış borç alınmasına sebep olmuştur. Döviz kurlarında yaşanan artış, kısa vadeli sermayenin çıkışına sebep olmuş, bu da finansal kurumların milli paradaki yükümlülüklerinin artmasına sebep olmuştur. Banka borçları ödenememeye ve ipotek olarak verilen gayrı menkuller bankalara geri dönmeye başlamıştır. GSMH’nın %2‘si civarında sermaye yurt dışına çıkınca içeride bankaların iç piyasaya verdikleri krediler de durmuştur. Firmaların işletme sermayesini ve yeni yatırımlarını finanse edememeleri, iflaslara ve GSMH’da ciddi düşüşlere sebep olmuştur. Finansal sistemdeki devlet garantisinin olması, yetersiz gözetleme ve yönetiminden kaynaklanan yetersizliği devalüasyonun zamanında olmasını etkilemiş, bu da ihracatçı firmaların dünya piyasalarında dezavantajlı olmalarını doğurmuştur.

 

Şüphesiz bu krizde bir çok etken olmasına rağmen banka kredilerinin ağırlığı çok daha fazladır. Krize kadar yurt dışındaki banka ve finansal kurumlar yüksek miktarda kredi vermişler, bankalarda yurt içindeki kuruluşlara çok incelemeden kredi dağıtmıştır. Herkes yüksek büyüme hızının ve kârların sonsuza kadar devam edeceğini varsaymıştır. Krizi karekterize edecek bilgiler Tablo-1,2 ve 3’de sunulmuştur.

 

Tayland’da başlayan devalüasyon ise şaşırtıcı biçimde diğer ülkelere yayılmıştır. Tayland, Filipinler, Endonezya ve Malezya’daki para birimleri 1997 ikinci yarısında ve 1998 Ocağında oldukça önemli biçimde değer kaybetmiştir. En fazla Endonezya rupiah’ı etkilenmiş olup belirtilen süre içinde % 80 değer kaybetmiştir. Aynı dönemde ise, Tayvan ve Singapur Doları oldukça az değer kaybetmiştir. Güney Kore ise 1997 sonuna kadar direnmesine rağmen tek adımda parası değerinin yarısını kaybetmiştir. Krizden etkilenen paralar 1998’in ortalarından itibaren toplanmaya başlamıştır. Endonezya ise ülkedeki çeşitli belirsizliklerden dolayı toparlanması diğer ülkelere göre yavaş olmuştur (GOLDSTEIN ve HAWKINS, 1998).

 

Döviz krizi üç kanaldan diğer ülkelere yayılmıştır:

a.      Tablo-4 te görüleceği gibi finansal kriz aynı makro ekonomik özelliklere sahip ülkelere yayılmıştır. Aynı tablodan görüleceği gibi Singapur farklı makroekonomik özelliklere sahip olduğu için fazla etkilenmemiştir.

b.      Finansal panik ve spekülatif ataktan kaynaklanan uluslararası sermayenin azalmasına neden olmuştur.

c.      Bu ülkelerin birbiriyle aşırı ticari bağlılıkları krizin hızla diğer ülkelere yayılmasına neden olmuştur.

İlk iki etken ise karşılıklı olarak birbirini etkilemektedir. Krizden aynı makro ekonomik özelliklere sahip ülkelerin etkilendiğinin en güzel göstergelerinden biri de M2 para arzının uluslararası rezervlere oranının gösterildiği Tablo-5’dir. Singapur’un diğer ülkelerden oldukça farklı makro ekonomik özelliklere sahip olduğu kolayca anlaşılmaktadır.

 

Ticari akımların etkisi ise hem fiyat hem de gelir yönünde olmuştur. Yakla-şık aynı ürünleri sattıkları için birinin yaptığı devalüasyon diğerinin de aynı şeyi yapmasına sebep olmuştur. Bir ülkedeki gelirin düşmesi ise ithalatın düşmesine neden olmuştur.

 

3.  KRİZDEN CİDDİ ETKİLENEN ÜLKELERİN DURUMU

a.  Tayland

Tayland ekonomisi finansal şokun başladığı ilk ekonomidir. Ülkeye borç veren yabancı fon sahipleri makro ekonomik gelişmelerden 1997 baharı boyunca endişelenmiş ve dolayısıyla yabancı kaynak akışında dikkat çekici azalma olmuştur. Hükümet 2 Temmuz’da sabit kur sistemini daha fazla koruyamacağını anlayarak sabit kurdan vazgeçmiş ve döviz kurunu dalgalanmaya bırakmıştır. Bunun sonucunda da, döviz kuru kısa sürede keskin bir şekilde 1 USD’ın karşılığı olan 24 bahttan 28 bahta % 16’lık bir düşüş yaşamıştır. Altı ayın sonrasında da Tayland para birimi aşınmaya devam etmiştir. Dönem sonunda 1 dolar 45 baht ile işlem görmeye başlamış olup toplam devalüasyon oranı % 45’e çıkmıştır. Döviz kurundaki düşüşe paralel olarak Tayland borsası çökmüştür. Temmuz başlarından Aralık sonlarına kadar borsa endeksi 125 puandan 30 puana düşerek, %76’lık bir kayıp oluşmuştur.

 

Tayland’ın bu durumu bankacılık ve finansal kuruluşların durumlarının kötüleşmesinden kaynaklanmıştır. Tayland bankacılık sistemi, temel iki kısımdan oluşmaktadır: Ticari bankacılık ve finansal şirketler. Ticari bankalar, sistemin hakimi idiler. Bankacılık sistemi bir bütün olarak borç para verme ve almanın 3/5’ini kapsamaktaydı. Bu dönemde Tablo-6’ den anlaşılacağı gibi nakit akışının ¼’ü dışarıdan olmuştur.

 

Bankalar özellikle yabancı finansmanı etkileyici stratejik rol oynamışlardır. Örneğin; 1990’da Tayland 9.1 milyar net sermaye akışına sahipti. Bankalar 1 milyar USD ile toplamın %11’ini ödünç almışlardır. Ancak bankaların para akışında zirve yaptıkları yıl olan 1994’te 21.2 milyar USD olan toplamın  %62.7 sini yani 13.3 milyar USD borç almışlardır.

 

Yabancı bankalarda Tayland’daki özel bankalara borç vererek finansal krizin oluşmasında önemli rol oynamışlardır. 1996 sonunda Tayland’a verilen bu kredilerin toplamı 70 milyar USD’ı bulmuştur. Bu bankaların başında Japon bankaları daha sonra Alman,  Amerikan ve Fransa bankaları yer almaktaydı.

 

Yabancı bankaların kredi vadelerinin 2/3’ü 1991 ve 1996 da 1 sene veya 1 seneden daha azdır ( Tablo 7). Sadece ¼’ünün vadesi 2 sene üzerindeydi. 1991 ve 1996 yıllarında yabancı bankalar aynı oranda krediyi banka olmayan özel sektöre sağlamışlardır (yaklaşık %60 Tablo-8). Tayland bankalarına giden kredinin paylaşımı 1991’de %26’dan 1996’da %37‘ye tırmanmıştır. Böylece Tayland bankaları ve müşterileri yabancı kaynaklar ile büyümelerini sürdürmüşlerdir.

 

Bankalar kaynaklarının çoğunu özel söktöre kredi vermek için kullanır. Ticari bankalar, büyük yerel ve çok uluslu anonim şirketlere hizmet etmek için konsantre olurlar.

 

Bu genişleyen sistemin ilk çöküşü 1997 kışında meydana gelmiş ve kriz finans şirketlerinde merkezileşmiştir. Ocak ayında Tayland Merkez Bankası 10 finans kuruluşunun sermayesinin yükümlülüklerini karşılayacak düzeyden daha aşağıya düştüğünü açıklamıştır. Bu durum ise, hükümetin Baht–USD döviz kurunu korumak için faizleri yükseltmesinden kaynaklanmıştı. Haziran ayında, 16 firmanın kapandığı açıklanmıştır. Buna ilave, 42 firma Ağustos’ta kapandığını açıklamıştır, böylece toplam sayı 58’e ulaşmıştır. Kasım başında bu 56 firmanın bir daha açılmayacağı devlet tarafından açıklanmıştır. Bu kapanmalar, Tayland ekonomisine bankaların bu firmalara borç vermesinden dolayı ciddi darbe vurmuştur.

 

Riskli pozisyondaki ticari  bankalar bahar boyunca ortaya çıkmıştır. Temmuz sonunda bankalar 4.512.200 milyon baht krediyi kayıtlarında taşıyorlardı. Bunun 380.000 milyon bahtlık kısmı geri ödenmemiştir. Bankaların bozulan pozisyonlarından dolayı yabancı finans kuruluşları artık Tayland’a kredi vermekte isteksiz olmaya başlamışlardır. Bu sonuç bankalar tarafından sağlanan yabancı sermaye miktarının gittikçe azalmasına neden olmuştur. Tayland bankalarına 1994 yılında 13.3 milyar dolar sermaye girişi olmuştu. 1995 yılında bu rakam 10.5 milyar dolara düştü. 1996 yılında ise yalnızca 168 milyon dolar giriş olmuştur. Buna ilave 1997 yılında Tayland büyük miktarda sermaye çıkışına tanık olmuştur.

 

Ticari bankaların aktiviteleri 1997 yılındaki Tayland’ın likidite çıkışına önemli ölçüde katkıda bulunmuştur. 1996 sonunda Tayland’ın net rezervi 37.2 milyar $’dı.Finansal kriz hızlandıktan ve baht dolar döviz kuru düştükten sonra sermaye çıkışı devam etti. Ekimin 14‘ünde Tayland hükümeti IMF’den 17 milyar dolar yardım alacağını açıkladı. Bu esnada ülkenin uluslararası rezervinin 23 milyar dolara düştüğü tahmin edilmekteydi. Kasım ayının sonunda bu rakam 20 milyar dolara düşmüştür.

 

IMF yardımının temel önkoşulları vergilerin arttırılması ve ekonominin daraltılmasıydı. İkinci parça iş hayatını erozyona uğratan sebeplerin giderilmesine yönelik, en büyük amaçlardan biri de banka sisteminin onarılmasına yönelikti. Bu amaçla bankaların ödenmeyen kredilerine ait likiditesinin arttırılması, sermayenin güçlendirilmesi ve ticari bankalara yabancı ortak bulunmasına yönelikti.

Bu esnada bankaların kredi vermesinin yavaşlatılması Tayland ekonomisini negatif yönde etkiledi. Çünkü Tayland ekonomisi banka kredileri ile yürümekteydi. Bir örnek vermek istersek, 1990 yılında banka kredilerinin GSMH’ya oranı % 83 iken 1996 yılında bu oran %139‘a çıkmıştır (Tablo 9).

 

Yerli ve yabancı kuruluşlar tarafından verilen kredilerin düşmesi, iş hayatının düşmesine ve işsizliğin artmasına sebep olmuştur. Bunun en güzel göstergesi 1997 yılındaki büyüme hızının % 6’dan % 3’e düşmesidir. 1998 yılında da ülke resesyona girmiştir.

 

b.  Endonezya

Bankacılık endüstrisindeki çok sayıda hata Endonezya’da ekonomik krizi oluşturdu. Yaklaşık on yıldır büyük bankalar artan riskli özel teşebbüsleri finanse etmek için fonları arttırmakta agresiv şekilde yarıştılar. Sonuç olarak, kısa dönem mevduatlarını arttırdılar ve onları uzun dönem projelerine dönüştürerek, nakit sermayeyi  fonladılar.

 

Bankaların fonlarının kayıda değer kısmı yurt dışından arttırılmıştır (%8.5  1996 yılı). Yabancı bankalar yüksek getiri ve kârlarını arttırmak için Endonezya piyasasına akmıştır. Örneğin; 1990 ve 1997 yıllarında yabancı sorumlulukları % 267’ ye yükselirken  yurtiçi mevduat tutarı %123’e  yükselmiştir.

 

Finansal tehlike dalgası Asya’yı silip süpürürken Endonezya’ya Temmuzun başlarında sıçramıştir. Ekim sonlarına doğru Rupia dolar karşısında % 35 değer kaybetmiştir. Yurt dışından akan fonlar belirgin şekilde kesilmiştir. Bunun yanında Ekim sonlarında hisse fiyatları % 50 değer kaybederek 1996 değerlerinin altına düşmüştür.

 

Aynı zaman içinde kısa dönem faiz oranları keskin bir şekilde yükselmiştir. Ağır finansal yükün altındaki şirketler iflas etmiştir. Hatta bazı büyük kurumlar üretimlerini durdurarak işçi çıkartmaya itilmişlerdir.

 

Bankaların borç vermeleri azalmış ve borç almaları keskin şekilde artmıştır. Örneğin; 1996 da 11 bankanın dışarıdan borçlanmaları % 32 artmıştır. Kamu bankalarının geri ödenmeyen kredilerinin tutarı 1996’da %15, 1997’de ise % 20 olmuştur.

 

Ekim başlarında Endonezya, ağır finansal yükün etkisinde kalmıştı. Ülke yabancı rezervlerinin 3 te 1’inden fazlasını kaybetmiş, dolar karşısındaki döviz kuru % 50’nin üzerinde düşmüş ve hisse fiyatları %66’dan fazla düşmüştür. Sene sonuna doğru yabancı para akışı durmuştur. Bu koşullar altında ülkenin yardım bulabileceği yerler IMF ve birkaç tane lider sanayileşmiş ülke idi. Ekim sonlarında IMF 10 milyarlık direk yardım sağlama kararı almıştır. 15 milyar dolarlık yardım Amerika ve diğer lider ülkeler tarafından indirekt destek olarak sağlanmıştır. Uluslararası toplumlardan gelen toplam yardım miktarı 40 milyar doları bulmuştur.

 

Diğer taraftan IMF yardımı çok sayıda sert koşullarla birlikte gelmişti. Devlet tekelini ortadan kaldırmak, özel sektöre yapılan sübvansiyonu azaltmak gibi. Özel sektördeki kayırmacılık, rüşvetçilik ortadan kaldırılmalıydı. Çoğu durumlarda bu özel düzenlemeler ülkenin baş politika liderlerini içermekteydi. Banka sisteminde reform yapmak gerekliydi. 239 bankanın 16’sı kapatılmış ve hâlâ kapatılacak pozisyonda bankalar mevcuttu. Rezerv ihtiyaçları arttırılmış ve bankaların borç vermesinde daha sert düzenlemeler yapılmıştı.

 

c.  Güney Kore

Güney Kore krize en uzun süre direnen, en geç giren fakat en fazla etkilenen ülkedir. Güney Kore bankacılık sisteminde devam eden şiddetli karışıklık 1997’ye kadar sürdü. 3 Aralıkta hükümet IMF ile 57 milyar dolarlık yardım için anlaştı. Yardım çok sıkı koşullar getirmişti. Ülke ekonomisinin büyüme oranı düşürülecek, belki de resesyon yaratılacaktı.

 

Güney Kore, IMF yardımını araştırırken, ekonomileri yüksek oranda tahribat görmüştü. Örneğin; Aralık sonlarına doğru yabancı döviz rezervleri geçen seneki düzeyinden %72 azalmıştı. Aynı zamanda Amerikan doları karşısında % 47 değer kaybetmiş ve hisse senetleri % 66 düşmüştür.

 

Güney Kore bankaları kaosun merkeziydi. İnanılmaz miktardaki yabancı fonları cezbetmişler ve bunların çoğunluğu da kısa dönem kaynak olmuştur. Yurtiçi ödünç para alıcılarına kredi verilmiş, sadece çalışan sermayelere değil, sabit yatırımlar içinde verilmiştir. Güney Kore bankalarına verilen çoğu yabancı krediler hükümet garantisi altındaydı. Sonuç olarak; banka kredilerindeki olası kayıplar ülkenin yabancı rezervlerinin erimesine neden olmuştur.

 

Şirket iflaslarındaki artış Güney Kore bankalarını ciddi şekilde tehdit etmekteydi. 11 büyük banka 33.5 milyar dolardan fazla olan ve 3 ve daha fazla aydır ödenemeyen kredilere sahip idiler. Gözlemciler bu miktarın 1997 sonuna doğru % 20’nin üzerine çıkacağını tahmin etmekteydi.

 

Kasım boyunca Güney Kore, dışarıya kaçan sermaye ve ödenmeyen kredilerle mücadele eden bankalarla uğraştı. Ulusal rezervlerin kayboluşu ve döviz kurundaki düşüş yardım için IMF’ye başvurmaya  neden oldu.

Kurtarma paketi 3 yıllık Standby anlaşmasını gerektiriyordu. IMF tarafından 21 milyar dolar, 10 milyar dolar Dünya Bankası, 4 milyar dolar Asya Bankasından, 10 milyar dolar Japonya’dan, 5 milyar dolar A.B.D.’den ve 1.25 milyar dolar diğer gelişmiş ülkelerden kredi sağlanacaktı.

 

IMF yardımı, Güney Kore ekonomisine reform adı altında çok sayıda koşullar getirdi. Bunların arasında bankacılık sistemini sağlamlaştırmak ve revizyondan geçirmek en önemlilerinden biriydi. Her nasılsa ülke 1997 yılı sonlarına kadar ağır finansal krizle yüzyüze iken, çoğu fonlar 1998 başlamadan önce programa sokulamadı. Bunun sonucunda finansal piyasalar Güney Kore’ yi negatif yönde etkilemeye devam etmiş, rezervler daralmış, döviz kuru her geçen gün daha da düşmüş ve hisse fiyatları gün ve gün düşmeye devam etmiştir.

 

Güney Kore finansal piyasalarındaki gitgide artan kötüleşme IMF, Amerika ve diğer endüstri ülkelerini Güney Kore’yi kurtarmak için daha fazla çaba sarfetmeye itmiştir. Şu bir gerçekti ki; Güney Kore daha etkili, acil yardımlara yani yabancı finansal piyasaların kaynaklarına ihtiyacı vardı. IMF sene sonuna kadar Güney Kore bankalarının ödenmemiş kısa dönemli 100 milyar dolar kredileri olduğunu tahmin etmiştir. Kasım ayının sonuna kadar 15 milyar dolar ve Ocak sonuna kadar ise 8 milyar dolar verilmesi takvime bağlanmıştır. Mart ayı sonuna kadar ise bankaların toplam kısa dönem borçlarının yarısı geri ödenmiş oldu. Bu dönemde bankaların 15 milyar dolar kısa vadeli borçlarına karşılık Güney Kore’nin rezervleri 10 milyar doların altındaydı.

 

Güney Kore’nin kısa dönem borçlarındaki büyük çaplı ödeyememe olgusu karşısında uluslararası kurtarma faaliyetleri hızlanmaya başlamıştır. IMF, 10 milyar dolarlık transferin gönderilmesini hızlandırmış,  Amerika Birleşik Devletleri ve diğer devletlerde bu yöndeki faaliyetlere aynı şekilde katılmışlardır.

 

Buna ilave olarak Güney Kore’ye borç veren bankalar vadesi yıl sonuna kadar olan kısa süreli borçlarının ertelenmesini kabul etmişlerdir. Bu süreçten sonra 15 milyar dolarlık borcun % 90‘ı ertelenmiş oldu. Ayrıca Amerikan Bankalarının öncülüğünde Güney Kore Bankacılığının basit problemlerinin çözümü için komiteler kuruldu. IMF başkanlığında bu problemlerin çözülmesiyle sorunların tekrar yaşanmayacağına ilişkin kanaat oldukça yükselmiştir.

 

 

 

 

4.  KRİZDEN DAHA AZ ETKİLENEN ÜLKELERİN İNCELENMESİ

 

a.  Singapur

Singapur’un 1997‘deki 7.8 olan büyüme hızı 1998‘de keskin bir düşüşle % 1.5’e düşmüştür. Bunun iki sebebi vardır:  Birincisi; diğer Asya ülkelerinin talebinin gelir etkisi nedeniyle düşmesi, diğeri de Singapur Dolarının diğer Asya ülkelerinin parası karşısında göreceli olarak değer kazanmasıdır. Diğer bir sebepte; Singapur’daki işçilik ücretlerinin diğer Asya ülkelerine göre 1993‘ten bu yana %70 civarında artmasıdır. Toplam talebin 3 te 2 sinin yurt dışından olduğu düşünülürse bu etki oldukça ciddidir.

 

Singapur Hükümeti, kısa ve uzun dönemli önerileri içeren bir politika paketi hazırlamıştır. Kısa dönemli çözümün en önemli ayağı işçilik maliyetinin %15 düşürülmesidir. Bununda bir kısmı işçi ücretlerinden devlete yapılan kesintilerinin kısılması ve işçi ücretlerindeki değişken maliyetlerinin kaldırılması ile sağlanacaktı. İşçi ücretlerinden kesilen devlet katkısı %20 den %10’a düşürülerek %50’lik bir indirim yapılmıştır. Ayrıca diğer işletme giderleri olan yabancı işçilerden kesilen devlet katkısı, fabrika kiraları, devlet tarafından sağlanan imkanlara karşı kesilen giderler ve taşıma maliyetlerinin düşürülmesini içermektedir. Böylece toplam maliyetlerde GSMH‘ nın % 7’si civarında 10 milyar dolarlık bir indirim sağlanmıştır.

 

Ayrıca Maliye Bakanlığı ekonominin yavaşlamasını durdurmak amacıyla toplam iç tüketimi arttırıcı önlemler almıştır. Devlet harcamaları % 6 oranında arttırılmış, şirket ve kişilerden alınan vergiler düşürülmüş ve ayrıca yerel işletmelere çeşitli kaynaklar aktarılmıştır.

 

Böylece dış ticaretin GSMH’ya oranı çok büyük olan Singapur bu krizden çok az etkilenerek çıkmıştır. Ne Singapur Doları diğer ülke para birimleri gibi erozyona tabi kalmış, ne de Singapur finansal kuruluşlarında ciddi krizler olmuştur. Fakat büyüme hızındaki ciddi yavaşlama ve işsizlikteki aşırı artışlar Singapur’un da bu krizden kaçamadığını göstermiştir. Güzel makro ekonomik ve finansal temeller ve uygun makro ekonomik programlar dış şoklara karşı dışa çok açık olan ülkenin korumasız olmasını önlemiştir.

 

Yöneticiler tarafından kısa dönemde alınan politikaların orta ve uzun vadeye dönüştürülmesi oldukça önemli bir sorundu. İşçilik ücretleri direkt olarak mı düşürülmeliydi, yoksa para birimi değer kaybettirilerek mi düşürülmeliydi? İç piyasadaki talep dış dünyada rekabeti arttıracak biçimde nasıl arttırılabilirdi? Hükümet harcamaları iç piyasayı canlandırmak için arttırılmalı mıydı? … Bu gibi soruların doğru cevaplandırılması ülke için hayati öneme sahipti.

 

İşçilik ücretlerinin düşürülmesi paranın değer kaybetmesine göre daha faydalı olmuştur. Reel GSMH‘nın büyümesi kriz öncesi büyüme hızına yaklaşmaya başlamıştır. İşsizlik düşmeye başlamıştır. Ekonomi hızla büyümeye başlayınca ücret politikası ülkede yaşayan kişiler için yeni işçiler talep etmiştir. Yabancı işçilerden alınan vergilerin düşürülmesi daha fazla büyümeyi mümkün kılmıştır.

 

Açıkça görülmüştür ki; hükümet ve kişilerin harcamalarının artırılmasının, ekonominin büyümesine etkisi olmadığı görülmüştür. Çünkü, ekstra harcamalar ithalat ve ticari olmayan mallar tarafından absorbe edilmiştir. Böylece enflasyonun artmasına ve dış ticaret dengesinin bozulmasına sebep olunmaktadır.  Sadece ticaret dışı olan malların üretiminde bir işgücü talebi oluşmaktadır.

 

Sonuç olarak krizin aşılmasında en büyük anahtarın üretimdeki maliyetlerin düşürülmesi olduğu görülmüştür. Kısa ve orta dönemde en iyi çözüm işçilik maliyetlerinin düşürülmesidir. Bu da iki yoldan yapılabilir; ya reel ücretlerin düşürülmesi, veya döviz kurunun bunu sağlayacak biçimde değiştirilmesidir. Singapur ayrıca işci ücretlerinden kesilen kesinti miktarını bir miktar düşürmüştür. Bu sosyal güvenlik kuruluşunun mali yapısını bir süre bozsa da krizden sonra bu yapı yeniden düzeltilmiştir (SİRİWARDANA, MAHİNDA ve SCHULZE, 2000).

 

b.  Çin

Çin’deki büyüme ise krizden etkilenmesine rağmen iç talebin büyüklüğünden kaynaklanan dışarıya bağımlılığın az olması, parasının konvertibil olmaması ve büyük rezervlere sahip olmasında dolayı fazla etkilenmemiştir.Ancak aşağıda sıralanan sebeplerden dolayı Çin’deki büyüme beklenenden az olmuştur (GOLDSTEIN, 1999).

 

(1)             Direkt yabancı sermaye akımı, teknoloji girişinde bir yavaşlama beklenmektedir. Özellikle 1997 yılındaki krizden sonra yabancı yatırımcılar yatırımlarında daha temkinli olmaya başlamışlardır.

(2)             Çin’in sermaye/ürün katsayısı büyük miktardaki kamunun alt yapı yatırımlarından dolayı artmaktadır.

(3)             Çin hükümetinin üretimin ve verimliliğin fazla olduğu deniz kıyısından, üretimin ve verimliliğin düşük olduğu iç kesimlere doğru kaynak aktarmaktadır.

(4)             Yönetim ve üretim maliyetlerinin kamu kuruluşlarının reform ve özelleştirilmesinden sonra artmaktadır. Ancak bu maliyet kısa dönemde artsa da uzun dönemli faydaları daha fazla olacağı değerlendirilmektedir.

(5)             Silahlı kuvvetlerin “dördüncü modernizasyonu” oldukça önemli miktarda kaynak çekeceği tahmin edilmektedir ( WOLF ve CHARLES, 1999).

Çin, bu sayılan sebeplerden ve dışarı açık olmamasından dolayı krizden fazla etkilenmemiş olsa da kendisinden beklenen büyük büyüme hızlarını gerçekleştiremeyeceği tahmin edilmektedir.

 

c.  Japonya

Japonya geçmişte ve şimdilerdeki dışa açıklığı nedeniyle Asya bölgesindeki en önemli ülkelerden birisidir. Bu; ticaret, dolaysız sermaye yatırımları, yardımlar, teknik ve diğer ekonomik işbirliğinden kaynaklanmaktadır. Kendi iç problemlerinin yanında diğer Asya ülkelerine yaptığı ekonomik ve finansal destek nedeniyle Japonya krizden ciddi şekilde etkilenmiştir. Faiz oranları Asya bölgesinde etkilenmeyen tek ülkedir. Bunun yanında diğer Asya ülkelerine de ciddi bir şekilde finansal destekte bulunmuştur. Büyümesinin Asya ülkelerine bağlılığı nedeniyle Japonya Asya’ya, Asya da Japonya’ya muhtaçtır (DAQUİLA, TEOFİLO, 1999).

 

Japonya, 2. Dünya savaşından yenik ve yıkılmış olarak çıkmıştır. Ancak savaş sonrasında yaralarını hızla telafi etmiş ve en hızlı büyüyen ülke durumuna gelmiştir. Japonya, Asya ve batılı olmayan ülkelerin endüstriyel açıdan lideri durumuna gelmiş ve birçok ülkeye örnek olmuştur.

 

Japonya, dünyaya sağladığı ürün, yatırım ve teknoloji açısından en büyük ülkedir. Japonya 1995 yılında GSMH’sının doruk noktasına ulaşmıştır. Bu miktar 5 trilyon dolardır. Aynı zamanda dünyanın en hızlı gelişen ülkesi olmuştur. Bunun en güzel göstergelerinden biri Japonya 1975 yılında dünya toplam üretiminin %8.3’ ünü karşılarken, 1996 yılında %16‘sını karşılamıştır.

 

Japonya dışa açıklığına paralel olarak da dış ticaret bilançosu en fazla veren ülkedir (111 milyar dolar). Dünyadaki en büyük altın rezervlerine sahiptir (207 milyar $). İsviçre’den sonra kişi başına milli geliri en yüksek olan ülkedir. Kişi başına tasarrufun en yüksek olduğu ülke olmasından dolayı Japonya, dünyaya net sermaye ve teknoloji transfer etmektedir. Ekonomik gücünün en önemli göstergelerinden biri de bölgesindeki bankacılığın dominantı olmasıdır.

 

Japonya’nın ekonomik gücünü kısaca inceledikten sonra kısaca Asya ülkelerine olan ithalatının artmasını inceleyelim: Coğrafi yapısından dolayı Japonya ithalatının çok büyük bir kısmını Amerika ve Asya ülkelerinden yapmaktadır. Amerika’nın payı 1964‘te %39 iken 1981’de %20’ye düşmüştür. 1982 ve 1997 periyodunda ise bu oran % 25’lere çıkmıştır. Asya ülkelerinin payı ise 1962’de % 12’lerden 1990’larda %30 lara çıkmıştır.

 

Japonya, Asya ülkelerinden yaptığı ithalatın çok büyük bir kısmını ASEAN ve NIE ülkelerinden yapmaktadır. Bu ülkelerden yaptığı ithalat Çin’den yaptığı ithalatın artmasına paralel olarak düşmektedir. Çin, hammadde ve işçiliğin diğer Asya ülkelerine göre çok ucuz olmasından dolayı ticaretteki payını arttırmaktadır. Ancak Çin’in tahmin edilemeyen politikaları, ilerde Japonya’ nın rakibi olması ihtimali ve Çin’in yaptığı aşırı denetimler bu ticaretin artmasını sınırlandırmaktadır.

 

Japonya’nın kişi başına gelirinin artması otomatik olarak tasarruflarının da artmasına sebep olmaktadır. Bu tasarrufların bir kısmı bütçe açıklarının kapatılmasında kullanılmakta fakat esas bölümü ülke dışına akmaktadır. Japonya’ nın bu globalleşme stratejisi yatırımların çok yüksek miktarda gelir getirmesiyle sonuçlanmaktadır. Örnek vermek istersek; Singapur’a yapılan yatırımların getirisi 1980-84 yıllarında %10.3, 1985-89 yıllarında %14.6, 1990-92 yıllarında ise %17 olmuştur.

 

Japonya’nın uluslararası yatırımları; direk yatırımlar, portfolio yatırımları ve ticaret kredileri gibi diğer yatırımlardan oluşmaktadır. Toplam yatırımları 1986’ da 29 trilyon yen iken 1986 yılında 124 trilyon yen‘e çıkmıştır. Bu miktar kamu ve özel kesimin tasarrufunun % 75‘ine tekabül etmektedir. Bu aşırı yatırımlar diğer Asya ülkeleri için oldukça faydalı olmuştur. Bu yatırımlar kamu, özel ve bankacılık sektörün finansal ihtiyacını karşılamıştır.

 

Japonya’nın portfolio yatırımları borç verme, para piyasası işlemleri, finansal türevler ve koruma işlemlerinden kaynaklanmaktadır. 1997 yılında portfolio yatırımları 118 milyar olup koruma yatırımları bunun %18‘ini , borç verme ise %83 ‘ünü oluşturmaktadır.

 

Japonya’nın direk sermaye yatırımları 1977’de 3 milyar dolar iken 1989’da 68 milyar dolara çıkmıştır. 1992 yılında ise 34 milyar dolara düşmüştür. Bunun en büyük sebebi ise sanayicilerin ülke dışındaki yatırımlarını azaltmaya başlamasıdır.

 

5.  IMF’NİN ASYA ÜLKELERİNE TAVSİYELERİ

 

IMF kriz boyunca krizin sebeplerini ve çözüm önerilerini aşağıdaki şekilde görmüştür (HILL, 1999);

 

a.  SORUN 1- Zayıf ulusal bankacılık ve finansal sistemler ile kamu ve özel sektöre ait kötü borç yönetimi. Borç vermedeki kontrolsüzlük, kamunun bankalardaki büyük hisseleri, zayıf muhasebe sistemi, banka kapanmalarının geciktirilmesi Asya krizinin oluşmasındaki önemli faktörlerdendir. Bu nedenle IMF bankacılık ve finansal sistemin güçlendirilmesine özel bir önem vermiştir. Asya bankaları ve onların birleşik olduğu şirketler çok kötü kısa-uzun dönem borç dengesine sahipti, ayrıca borçlar risklere karşı korunmasızdılar ve açık pozisyonlara sahiptiler. Büyük miktardaki likidit fon girişi, açık pozisyon ve finansal kaldıraç, ekonomileri dış şoklara karşı korumasız bırakmıştır. Krizden önce ihracat önemli oranda düşmeye başlamış, yarı iletkenlerin fiyatları düşmeye başlamış ve kurların aşırı değerlenmesinden dolayı bu ülkelerin rekabet gücü düşmeye başlamıştır. Faizlerin aşırı artması ise sıcak para girişini hızlandırmıştır. Dünya Bankasının hesaplarına göre devlet tarafından garanti edilen borçlar, ülke rezervlerinin %250’ si kadardı. Bu borçların %60‘ı değişken faizliydi ve %20‘sinin faizi bir yıldan kısaydı. Buna ilave olarak borçlar faiz ve kur riskine karşı korunmamıştı.

 

ÇÖZÜM 1- IMF, bankacılık ve finansal sistemin ayakta kalması ve borç yönetimi stratejilerinin ekonomik kıstaslara göre olmasını tavsiye etmektedir. Sıcak para girişinden kaynaklanan kısa vadeli borçlanma yerine orta ve uzun vadeli borçlanma tavsiye edilmektedir.

 

b. SORUN 2- Özel sektörün kısa vadeli borçlanmasındaki yüksek volalite serbest sermaye girişi hem borç alana, hem de borç verene önemli ölçüde faydalar sağlamaktadır. Fakat bu sermaye akımının geri dönüşü ise ülkedeki stabilitenin bozulmasına neden olmaktadır. Asya ülkelerinde net sermaye çıkışı 1996 yılında 65 milyar dolar, 1997 yılında 43 milyar dolar, 1998 yılında ise 100 milyar dolardır. Hisse senedi ve portfolio piyasalarında volalite daha yüksektir. Buna ilave olarak bazı Asya ülkeleri direkt sermaye yatırımlarını ve uzun vadeli sermaye girişlerini kısarak kısa vadeli sermaye girişlerini teşvik etmişlerdir.

 

ÇÖZÜM 2- IMF bu tip ülkelerin özellikle kısa vadeli borçlanmalarını kontrol etmelidir.

 

c. SORUN 3- Sabit kurlar her zaman krizlerin sebeplerindendir. Daha önceki deneyler göstermektedir ki; özellikle küçük ekonomilerde sabit kurlar birçok krizin öncüsü olabilmektedir. Sabit kurların korunması ülke rezervlerinin erimesine neden olmakta veya faizlerde hızlı yükselişe neden olabilmektedir.

 

ÇÖZÜM 3 – IMF değişken kur yönteminin kullanılmasını tavsiye etmektedir.

 

d. SORUN 4 – Piyasa ekonomisinden uzaklaşılması ülke ekonomisine güvensizlik doğurmaktadır.

 

ÇÖZÜM 4 – IMF’nin büyük miktardaki kurtarma paketlerinde ülke ve sistematik risk arasındaki farkın arttırılmasına karşı olmalı ve pazar ekonomisinin yerleşmesini desteklemelidir. Böylece oluşan güvensizlik ortadan kaldırılacaktır. Bankacılık sisteminin risklere karşı korunması için de bir fon oluşturulmalı, böylece risk azaltılmalıdır.

 

e. SORUN 5– Yapısal problemler bütünleşmekte ve özel sektörün borç ödemelerinde gecikmeler olmaktadır. Şimdiye kadar olan krizlerde devletten ziyade özel sektörün borçlarını ödemesinde problem çıktığı görülmüştür.

 

ÇÖZÜM 5 – IMF özel sektörün borçlarını ödeyememesi durumunda aracı olmalı, yeni bir ödeme takvimi yapılmasında devreye girmelidir.

 

IMF ülkelerin krizden kaçınmalarını sağlayacak biçimde konsantre olmalı, kurtarma paketlerinde parasal, maliye ve döviz kuru politikalarında finansal ve bankacılık kesiminin güçlendirilmesinde Dünya Bankasının sağlayacağı kredilerin koşullarını azaltmalı, büyük çapta kurtarma faaliyetlerini ancak G7 ülkelerinin onayı ile yapmalı ve ülkelerdeki güvensizliğin kaldırılmasına yardımda bulunmalıdır.

 

6.  SONUÇ

 

Piyasa ekonomisinin gerekleri yerine getirilmediği ve sorunların bastırıldığı takdirde ekonominin sürekli ve istikrarlı büyümesinin sağlanamayacağı görülmektedir. Ülkeler, büyümelerini orta ve uzun kaynaklarla finanse etmelidir. Eğer orta ve uzun vadeli yatırımlar kısa vadeli krediler ile finanse edilirse yine ülkenin bunu uzun süre sürdürmesi mümkün değildir. Krizlerin en önemli sebeplerinden birinin bankacılık sistemi olduğu görülmüştür. Sistemin iktisadi adımlar atmadığı, kredilerinin vadelerini ayarlamadığı, borç verirken selektif olmadığı ve pozisyon açıklarını koruyacak önlemler almadığı takdirde krize girmesinin oldukça kolaylaştığı görülmüştür. Krizlerin globalleşmenin sonucunda bir çok ülkeyi dolaylı ve direk etkilediği görülmüştür.

 

 

 

KAYNAKLAR

 

CARLA, A., ”Asian Economic Cris is and IMF”, “FDCH Congressional Testimony”, 11/05/1999, Committee Name: Senate Foreign Relations International Economic Policy, Export and Trade Promotions

 

DAQUILA, T., ”Japan-Asia Economic Relations”, “Trade”, “Investment, and the Economic Crisis”, “East Asia”: An International Quarterly, Autumn 99, Vol 17 Issue,

GOLDSTEIN, A., ” Political Implication of a Slowdown”, Orbis, Spring 99, Vol 43,

 

WOLF Jr., C., ”Three Systems Surounded by the Crisis”, Orbis, Spring 99, Vol 43,

 

GOLDSTEIN, M., ”The Origin of the Asien Financial Turmoil”. RBA. Research Discussion Paper No .PB 98-03,

 

SIRIWARDANA, M., ”Schulze”, “Singapore and the Asian Economic Crisis”, ASEAN Economic Bulletin December 2000 Vol 17, Issue 3,

 

 

Ahmet YÜZBAŞIOĞULLARI*

 



*Mly.Yzb., KHO Dekanlığı, Sis.Ynt.Bil.Böl.Bşk.lığı Öğretim Elemanı, ayuzbasi@kho.edu.tr

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA