İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2226529 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

al-Razi

Kategori Kategori: Tarihi kişiler | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 1774 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 22 Kasım 2009 07:56:02

İslam dünyasının sayılı doktor ve kimyacılarındandır. Keşifleriyle tanınır.

RÂZÎ [864-925]

 

KİMDİR

 

İslam dünyasının sayılı doktor ve kimyacılarındandır. Keşifleriyle tanınır.

 

HAYATI

 

864'te Rey şehrinde doğdu, İskit Türklerindendir. Batıda Rhazes, Doğuda ise Ebû Bekir Er-Râzî veya kısaca Râzî adıyla tanınır.

Küçük yaşlarındayken pek göze çarpar bir durumu yoktu. Akranları gibi filoloji ve matematik okudu. Kabiliyeti daha çok mûsikî sahasında gelişti. Mûsıkîde şöhrete kavuştuğu sırada geçimini sarraflıkla sağlıyordu. Otuz yaşına kadar böyle devam etti.

Daha sonra Bağdat'a gitti. Kendini tıp öğrenimine verdi. Mûsa'nın oğulları ve Huneyn bin İshak'tan Yunan, İran, Hint ve yeni İslâm tıbbını öğrendi.

Köklü bir ilim tahsilinden sonra Rey'e döndü. Oradaki hastanenin baştabipliğine tayin edildi. Bu makama yüz kadar aday içerisinden o seçilmişti. Daha sonra halifenin özel doktoru oldu.

Talebe ve doktorlar onun bilgi ve tecrübelerinden faydalanmak için hastanede kuyruklar oluşturur, muayenelerini takip ederlerdi. Ders ve klinikleri, talebeleri ve talebelerinin talebeleriyle dolup taşardı. Tereddüde düşülen her vak'ada ona müracaat edilirdi. Kendi buluşu ilaçlarla hastaların acısını dindirir, koyduğu teşhiste hemen her zaman isabet ederdi.

Râzî, Galen devrinden beri hiçbir doktorun ulaşamadığı tıp bilgisine ulaştı. Durmadan ilmini genişletti. Etüdler yapmak maksadıyla uzun seyahatlere çıktı. Devrinin en üstün bilgini oldu. Hükümdarların son derece hürmet gösterdiği, halkın dilinden düşürmediği, ihtiyaç içinde kalma pahasına da olsa fakir hastaların ilaç paralarım dahi veren, ilmi ve karakteriyle candan sevilen bir doktor oldu. Fakat onu çekemeyenler de vardı. Onların ağır iftiralarıyla vazîfesinden atıldı. Çaresiz ve hamisiz bir hale düştü. Hatta gözleri dahi kör oldu. Kız kardeşi onu evine aldı. Hayatının yarısında zengin olan     Er-Râzî, 925 yılında, ömrünün kalan kısmım sefalet içinde bitirdi.

 

İLMÎ KİŞİLİĞİ

 

Bazılarına göre İslam aleminin en büyük tabibi olarak tanınan Râzî, sadece İslam aleminin değil, Ortaçağın Doğu ve Batı dünyasının en büyük hekimi ve klinik mütehassısıydı. İbni Sina'ya Batıda her ne kadar "Şarkın Calinos"u dedilerse de Râzî, bazılarına göre onu dahi çok gerilerde bıraktı. Tricot Royer ondan bahsederken, "İbni Sina ile Râzî'yi birbirinden ayıramıyorum" der. O, Batılılar için İbni Sîna, Ali İbni Abbas her şey demekti. Paris Tıp Fakültesi salonunda Râzî'nin İbni Sina'yla birlikte fotoğraflarının asılı bulunuşu ona verilen değer ve hürmetin açık ifadesidir. O kadar ki, eserleri           17. yüzyılın başlarında bile Türbingen ve Oder Nehri kenarındaki Frankfurt Üniversitelerinde ders programlarının temelini teşkil etmekteydi. Râzî'nin kitapları, İbni Sîna ve İbni Rüşd'ün kitapları gibi Hipokrat ve Galen'inkilere denk tutulmuş, "Bunlar olmadan tedaviye cesaret eden doktor, umumun sağlığım bozar" denecek kadar itibar kazanmıştı.

Prof. Dr. Philip Hitti, ondan söz ederken söyle der: "Râzî bütün tabiplerin en orijinali, en büyüğü ve aynı zamanda en çok eser veren yazarlarından biridir. Ortaçağların en kuvvetli düşünürlerinden ve
en büyük klinikçilerinden biri olarak şöhret ve itibar bulmuştur. Matbaa henüz çocukluk devrelerini yasarken onun tıpla ilgili eserleri, uzun asırlar boyunca Batı dünyasının anlayış ve idraki üzerinde
dikkati çeken büyük tesirler meydana getirmiştir."

Türkçemize Avrupa'nın Üzerine Doğan İslam Güneşi adıyla çevrilip, sekiz dile tercüme edilen
Allahs Sonne Über dem Abendland-User Arabisches Erbe adlı eserin yazarı Dr. Sigrid Hunke, Râzî hakkında çok haklı olarak su sözleri söyler:

"O, meslek ve mes'uliyet duygusu taşıyan bir doktor, çaresizlerin yardımcısı, öğretmen, iyi yetişmiş bir doktorlar jenerasyonunun terbiyecisi, öncekilerin çok yönlü bilgilerini toplayıp üzerlerinde işleyen ansiklopedist, temkinli bir klinikçi, mütefekkir bir gözlemci,  bağımsız hür görüşlü bir kimya araştırıcısı, deneyci, nihayet kendi devrine kadar gelen tıbba ait bütün ilim malzemesini düzenleyip ortaya koyan bir sistematikçidir."

Sultan Adüduddevle Bağdat'ta yeni bir hastane yaptırmaya karar verdiği zaman, yerini tesbit etmede onun ileri görüş ve tecrübelerinden faydalanmak ister.

 

İLİMLERE OLAN HİZMETİ

 

TIPTAKİ HİZMETLERİ

 

Râzî en büyük hizmetini tıp sahasında vermiştir. Tıbbı, Yunan tababetinden ayırıp müstakil İslam  tababeti haline getirdi.

Bazı ilim tarihçileri çiçek ve kızamık hakkında yazılan ilk eserin ona ait olduğunu söylerler. Bu hastalıkların teşhis ve tedavi metodunu ilk keşfeden o olmuştur.

Kırıklarda alçıyı ilk defa kullanan doktor Râzî'dir. Cıvalı merhem gibi yeni ilaçlar îcad etmiştir. ilk defa cerrahide hayvan bağırsağını dikiş maddesi olarak kullandı.

Hafif müshilleri, devamlı yüksek ateşli hastalıklarda soğuk suyu ilk defa tatbik ve tavsiye eden tabip Râzî'dir. Kaytan (fitil) yakısının îcadı da ona aittir.

Sesi meydana getiren sinirleri keşfetmiştir. Mafsal romatizması, taş, mesane, böbrek ve çocuk hastalıkları konusunda övülmeye değer, geniş bilgisi vardı.

 

DİĞER İLİMLERE HİZMETİ

 

İlk defa tabiat ilimleri felsefesini kuran Râzî'dir. Gözlem ve deney metodlarını kullanmayı kendine esas edinmişti. Kurduğu bu felsefe Avrupa'da ancak 15. yüzyılda, Almanya'da Paracelsus, İtalya'da da Bruno ile başlamıştır. Çağdaş tabiat ilmi metodu ise İtalyan düşünür Leonardo, Polonyalı düşünür Copernicus, Alman düşünür Kepler ve daha sonra İtalyan alimi Galilei ile kurulmuş, ancak     17. yüzyılda gözlem ve deney metodu hakim olmuştur.

Aynı zamanda Razî, hiç bir tesir altında kalmaksızın tarafsız inceleme ve araştırma çığırını açan bir bilgindir.

 

KİMYA VE RÂZÎ

 

Râzî, büyük bir doktor olduğu kadar büyük bir kimyagerdi de. E. J. Holmyard'a göre modern kimyanın kurucusudur. Kimyayı sistematize etmiş, deneye dayalı kimyanın temellerini atmıştır.

Râzî, kimyayı tıbbın hizmetine soktu. Onun açtığı bu çığır Batıda, ancak Paracelsus'la gerçekleşebildi.

O, yüzyıllar önce organik ve inorganik kimya ayırımım yaptı. Maddeleri nebatî, hayvani ve madenî  olmak üzere üç kısma ayırdı.

Bir çok deneyler ve çalışmalar yaptı. Bunlar o kadar açık ve netti ki, Kitabü'l-Esrar isimli eserini okuyan Avrupalı kimyacılar ona ekleyecek bir şey bulamamışlardır.

Râzî, kimyada böylesine hizmetler yapmasına rağmen simyaya karşıydı. Madenleri altına çevirme gibi saçma düşüncelerle mücadele etmişti.

Râzî, civa terkipli birçok ilaç yaptı. Bunları önce hayvanlar üzerinde denedi.

Onun geliştirdiği ilaçlardan biri Fransa'da "blanc rhasis" ismini aldı. Halk etimolojisi ona blanc raisin (beyaz üzüm) adını taktı.

Râzî, ilaç almaktan hoşlanmayan bazı hassas hastalar için lezzeti hiç de hoş olmayan "roob"u bugünkü haplara benzer şekilde şekerli ve kaygan maddelerle kapladı.

Sülflrik asit ve saf suyun mucidi de Râzî'dir.

Onun kimya ile ilgili eserlerinin sayısı 12 kadardır. Bunlardan birisi Kitabü'l-Esrar (Sırların Kitabı)dır ki, 14. asra kadar Batıda kimya ilminin baş eseriydi.

 

FİZİK VE RÂZÎ

 

Ord. Prof. Dr. l. Hakkı İzmirli’ye göre Razî boşlukta çekimi Newton'dan daha önce ortaya koymuştur.

 

ESERLERİ

 

Râzî'nin 200'den fazla eser verdiği bilinmektedir. Bunların yarısından çoğu tıbba aittir. Sigrid Hunke, kız kardeşi Hatice'den naklen Razî'nin eserlerinin 230'dan az olmadığını, monografi ve küçük risalelerin  ise bu sayının dışında olduğunu kaydeder.

Eserlerinden en meşhurları tıpla ilgili olarak kaleme aldığı El-Hâvî ve Kitabü'l-Mcmsûri’dir..

 

RAZİNİN ŞAHERSERLERİ

 

El-Hâvî

 

Râzî'nin en önemli eseridir. Çok şeyi içine alan şümullü ansiklopedik bir tıp kitabıdır. Arapça yazılan eser, 30 ciltten ibarettir. Razî tam 15 yılını bu eseri yazmak için vermiş ve tamamlayamadan ölmüştür.

Tıbbın her mes'elesi hakkında bilgi veren eserde Grek, İran ve Hind tıbbından gelen bilgilere bile hülasa olarak yer verilmektedir. Râzî, esere kendi şahsî tecrübelerini de eklemiş, pratik tıp alanında eski çağların bilgilerini çok aşan görüşler kaydetmiştir.

El-Havî, asırlarca Avrupa'da en hürmet gören eserleri arasında yer aldı. 1935 yılında Paris Üniversitesi Tıp Fakültesinde okunan 9 kitaptan birisinin El-Havî oluşu Batıda ona verilen değerin açık bir ifadesidir.

Eser ilk defa 1279 yılında Ferec bin Salim adlı Sicilyalı bir Yahudi tabib tarafından Anculu (Anjou) I. Charles'in himayesi altında tercüme edildi. Daha sonra onu 1486'da Continens, Latince’ye çevirdi. Batıda sadece 1486 ile 1542 yılları arasında 5 defa basıldı. Ayrıca kitabın çeşitli parçaları bir çok defalar tabedildi.

Sonraları İngilizce de dahil olmak üzere daha bir çok yabancı dillere tercüme edilmiştir.        17. yüzyıla  kadar Avrupa tıp fakültelerinde temel ders kitabı olarak okutuldu.

 

Kitâbü’l Mansûrî

 

Râzî bir şaheser olarak kaleme aldığı bu eserini Horasan Sultanı Mansür bin ishak Es-Samanî'ye ithaf etmiştir. Onun için Mansürî ismiyle şöhret bulmuştur. 10 cilttir. Batıda Almansoris ve Lieber Pretiosus  isimleriyle meşhur olmuştur.

Eserin Liber Almansoris adında Latince tercümesi ilk olarak 1480'lerde Milano'da yayınlandı. Eseri tercüme eden Gerard of Cremona idi. 9. cildinin şerhi 1649'da basıldı. Bu cilt 16. asra kadar oldukça yaygınlaştı.

Eserin bazı kısımlarının Almanca ve Fransızca tercümeleri son zamanlarda Avrupa'da tekrar yayınlandı.

 

El-Cüderi ve’l Hasba (Çiçek ve Kızamık)

 

Razî'nin Batıda en çok tanınan eseri budur. Tıp tarihinde çiçek ve kızamık hakkında ilk yazılan eserlerden biridir. Kitapta hastalıkların teşhis ve tedavi şekillerine yer verilmektedir.

Bu eser Razî'nin sadece İslam dünyasında değil, tüm Ortaçağda en kuvvetli bir düşünür ve en büyük bir klinikçi olarak şöhret bulmasına sebep olmuştur. 1565'te Latince’ye çevrilmiş, daha sonra ise çeşitli modern dillere tercüme edilmiştir.

Eser Claude Bemard'a gelinceye kadar bin yıl Batılı doktorlara yol gösterdi. 1498-1866 yılları arasında kırk defadan fazla yayınlandı. Bugün bile klasik bir eser olarak itibar görmektedir.

 

Kitâbü’l Esrâr (Sırlar Kitabı)

 

Kimya hakkında yazdığı temel kitaplardan biridir. Bir çok dillerde yayınlanmıştır, tik defa Cremonalı  Gerard tarafından Latince’ye çevrildi. Eser, 14 yüzyılda yerini Cabir'in kitapları alıncaya kadar Batıda kimya alanında baş eser olarak kaldı. Roger Bacon, kaleme aldığı De Spiritibus et Corponibus adlı kitabında bu eserden bahsetmektedir.

 

Bir Saat içinde Şifa

 

Razî bu eserini bir münakaşa neticesinde Vezir Ebü'l Kasım İbni Abdullah'ın isteği üzerine kaleme aldı. Eser oldukça rağbet gördü. Kaleme alış sebebim Razî şöyle anlatır:

"Bir kaç doktor, bir hastalığı tedavinin, hastalığın vücut bulma müddeti kadar devam edeceğini açıklıyorlardı. Vezire, 'Bunu, bazı doktorlar hastayı daha fazla görebilmek ve bu suretle yüksek ücret isteyebilmek maksadıyla yapmaktadırlar" dedim. Vezir, birkaç hastanın bir saat içinde tedavi edilebileceğim benden işitince şaşırdı. Bu konuda bir kitap yazmamı rica etti. İşte kitap!"

 

Diğer Eserleri

 

Usanma, bıkma nedir bilmeyen Razî'nin meşhur eserleri arasında teoloji, felsefe, astronomi ve matematikten bahseden eserlere de rastlıyoruz. Bunlardan bir kısmı şunlardır: Feza Bolluğuyla ilgili Bir Risale, Mıknatısın Demiri Çekme Sebebi, Dünyanın Şekline Dair, Dinlerin Kritiği, İlahî İlim.

Bütün bunlardan sonra diyebiliriz ki, Razî ilim tarihine silinmeyecek şekilde adım yazdıran büyük bir İslam alimidir. Bilhassa tıp tarihi onu minnetle anmaktadır.

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA