İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2167436 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

SOSYOLOJİNİN TANIMI

Kategori Kategori: Bilim dalları | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 1810 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 22 Kasım 2009 10:16:55

Toplum yasaminin olusumunu, kosullarini, isleyisini degisimini objektif bir sekilde sosyal bütünlük içerisinde inceleyen bilim dali olarak bilinen sosyoloji;

SOSYOLOJİNİN TANIMI

Toplum yasaminin olusumunu, kosullarini, isleyisini degisimini objektif bir sekilde sosyal bütünlük içerisinde inceleyen bilim dali olarak bilinen sosyoloji; en genel anlamda, toplum içinde yer alan sosyal gruplari, sosyal siniflari, ekonomik, politik, sosyal, dinsel, ve hukuksal kurumlari; nufusu, örf, adet, deger norm ve inançlari tüm bunlar arasindaki karsilikli iliskileri tüm bu unsurlardaki degismeleri inceler ve açiklamaya çalisir.

Bunlara ilaveten sosyolojinin içerdigi bilgi oldukça genis ve farklilasmis fenomenler alaninin genis bir bölümünü kapsar. Örnegin;aileler, kilise, cami ve mezhepler, yerel ve siyasal birlikler, yerel etnik ve ulusal topluluklar vb. gibi kurumlar içerisinde bireylerin davranislari gibi bireyler arasindaki iliskilerin kaliplari,kurumlar ve topluluklarin isleyisinde yapinin ve otoritenin rolü, topluluk ve kurumlarin gelir ve statü veya saygi ile ilgileri,toplumlarin tabakalasmasi, bireylerin eylemlerinde ve topluluklarin, kurumlarin ve toplumlarin isleyisinde bilissel ve normatif inançlarin rolü gibi...

JOHN LOCKE (1632-1704)

Yasaminin ergin dönemini 17. yüzyilin ikinci yarisinda yasamis, felsefi ve siyasal yapitlarini bu yüzyilin sonlarina dogru vermis olan bir Ingiliz filozofudur. 18. yüzyil içerisinde sadece dört yil yasamis olmakla birlikte fikirlerinin ileriligi ve niteligiyle Aydinlanma çagi düsünürlerinden sayilmistir.

Locke'un genel felsefesi epistemoloji (bilgi kurami) alaninda-ön kabullenmeleri doguran -bilgilerimizin deney- öncesi (a-priori) oldugunu kabul eden feodal aristokratik söylemin dogmatik tutumunun yadsinmasina dayanir. Skolastik felsefenin bilgilerin kaynagini kitabi Mukaddesteki dogmalar olarak kabul edisine karsi Locke bilgilerimizi gözlemlerimize, duyularimiza yani deneye dayandirir. Ayrica zihnimizde dogustan getirdigimiz bilgilerinde varoldugunu söyleyenleri elestirir ve insan zihninin baslangiçta bos bir beyazkagit (tabula rasa) gibi oldugunu ve deneyimle doldugunu söyler.

John Locke insan zihninde dogustan gelen bilgilerin olmadigini söylemekle birlikte mutluluga, iyiye gelen bilgilerin olmadigini söylemekle birlikte mutluluga, iyiye yönelip acidan kaçma duygularinin dogustan geldigini söyler ve ahlak felsefesini, herkesin kendi zevkleri ve mutlulugu pesinde kosmasi gerektigi ilkesine dayandirir ki bu görüsle de "laissez faire" (birakin yapsinlar) felsefesinin tohumlarını atmistir.

Bilgilerimizin deney ile elde edildigini öne süren John Locke uygar toplum öncesinde doga durumunda yasadiklarini kabul ettigi insanlarin, esitliligin, özgürlügün ve mutlu bir hayatin egemen oldugu bu doga durumunu akillara Tanri tarafindan yerlestirilmis bir doga yasasi ile sürdürdüklerini söyler. Insanlarin birbirlerine zarar vermemelerini saglayan ve yasama hakki, özgürlük vb. dogal haklarin korunmasina hizmet eden bu yasanin bir duygu degil bilgi olmasi Locke'un genel felsefesiyle siyaset felsefesi arasindaki çeliskilerden biridir: bir taraftan tüm bilgilerimizin kaynaginin deneyim oldugunu söylemekte diger taraftan siyaset felsefesinde Tanrinin insan beynine kondurdugu bir bilgi olan doga yasasindan sözetmektedir. Yine, genel felsefesine göre bilgilerimizi deneyimden elde ettigimiz Locke bahis siyaset felsefesi olunca hangi deneyimden çikardigini ve hangi tarihsel belgeyle kanitladigini anlayamadigimiz bir "toplum sözlesmesi"nden söz etmekte, doga durumundan uygar topluma geçisi saglayan -ve doga durumundaki insanlar arasinda kolayca savas durumuna yol açabilecek olan "saldirgani yargilama ve cezalandirma hakki"na herkesin sahip olusu ilkesinin dogurdugu kargasalardan kurtulma çabasiyla düzenlenen- bir sosyal sözlesmenin varligi iddiasini tasimaktadir.

Locke, krallarin adem soyundan geldiklerini ve bu yüzden de, kalitimsal bir tanrisal hak elde ettiklerini söyleyenlere, Adem'in soy çizgisinin çoktan yitmis oldugunu söyler. Yönetimin kaynaginin tanrisal hak degil halk oldugunu, insanlarin doga durumundan uygar topluma geçislerini saglayan bir toplum sözlesmesi yapmis olduklarini kabul ederek kanitlayamaya çalisir bu bu sözlesmenin tarihsel gerçekligine dair bir kanitlama çabasina girismez. "bu durumu ile Locke'un sözlesme kurami, Ingiltere'deki anayasal (parlamenter) monarsinin yasalligini savunan ve kendinin siyasal görüslerini ortaya dökmekte yararlandigi hukuksal bir fiksiyondur (yapintidir, uydurudur

MONTESQUIEU (1689-1755)

Fransiz düsünürü Aydinlanma çagi düsünürlerinden Charles de Secondant de Montesquieu, mutlak monarsi karsisinda aristokrasininin geleneksel haklarinin ve çikarlarinin savunuculugunu yap<MisTiR. P <>

Montesquieu'nun siyaset kuraminin aristokrasinin çikarlari üzerine ustalikla kuruldugunu, bir baska deyisle aristokrasinin kazanimlarini korunmasi gerekliligi dogal ve zorunlu sonucuna ulasmayi kaçinilmaz kildigini söyleyebiliriz.

Montesquieu, siyaset kuraminda Locke ve Rousseau gibi spekülatif bir "doga durumu" "doga yasasi" ve uygar topluma geçisi saglayan bir "toplum sözlesmesi" iddiasindan uzaktir ve siyasal düzenlerin ortaya çikisini, siyasal kurumlarin biçimlenmesini iklimsel, çevresel, geleneksel, maddi ve tinsel birçok nedene baglamaktadir. Siyasal sistemlerin olusumu, siyasi, sosyal ve ekonomik kurumlarin varlasmasi konusunda, siyasal düsüncelerinde iklim ve çevresel kosullara yaptigi vurgu, siyaset kurumunun en önemli noktalarindan olup, bu kosullarin belirleyiciligi iddiasi üzeriden, evrensel, her ülkeye uygunluk durumu içinde bulunabilecek bir sosyo-ekonomik sistemin geçerli olamayacagini, her ülkenin kendi kosullarini degerlendirerek, kendine uygun ve özgün bir sistem bulmasi gerektigini söylemektedir.

Montesquieu'nun "kuvvetler ayrimi" ilkesi, 19 ve 20. yüzyil burjuva liberal devlet kuraminin klasik bir örnegini olusturmustur. Montesquieu, kuvvetler ayrimi fikrini 1748 tarihinde yayinlanan Yasalarin Ruhu, adli yapitinda islemistir.

 

BİR YAZI

::::

BILIM OLARAK SOSYOLOJI




Maurice Duverger

Sosyolojinin gelisimi, toplumsal olaylarin da doga bilimlerinin kulandigi yöntemlerle incelenebilecegi temel düsüncesine baglidir. Comte'un baslangiçta kullandigi "toplumsal fizik" adinin olsun, toplumsal olaylari "birer nesne gibi" ele almak gerektigini söyleyen Durkheim'in formülünün olsun, kökeninde bu yatar. O dönemde sosyolojinin, doga bilimleri gibi, olaylari oldugu gibi betimleyebildigi ve böylece, "deger yargilari" yerine, "gerçek yargilari" gelistirebildigi oranda bir bilim olduguna inanilmaktaydi. Bu tutum, gerçek bir düsünsel devrim olusturmustur. Daha önceleri, birkaç ender olagan disi kisi bir yana birakilirsa 'Aristo, Makyavel, Jean Bodin ve özellikle Montesquieu) toplumsal olgular, esas olarak felsefi ve ahlaki açidan incelenmekteydi. Toplumun ne oldugu degil de, insan dogasina ve insan yasantisinin amacina, v.d. iliskin dinsel ve fizik ötesi birtakim inançlara göre toplumun ne olmasi gerektigi tanimlanmaya calisilmakta yani deger yargilarina varilmaktaydi. Insan ve toplumun, "birer nesne gibi" bilimsel sekilde incelenebilecegi düsüncesi bile, kutsal seylere karsi bir saygisizlik olarak görülmekteydi.

Gerçekten de toplum bilimi düsüncesi ile insan özgürlügü arasinda mutlak bir çeliski oldugu kabul edilmekteydi. Bilim kavrami o zamanlar, kesin bir gerekircilige (determinizm) dayandirilmisti. Buna göre bir A öncülü her zaman bir B sonucu verecekti ve zaten bilimsel yasa da ikisi arasindaki bu baglantida ifadesini bulacakti. Bu, B'nin kaçinilmaz sekilde A'yi izlemesini engelleyecek herhangi bir gücün araya girmeyecegini varsaymaktadir. Bu anlamda sosyolojik yasa kavrami, insanin özgür olmadigini kabul eder. Özgürlük kavrami, geleneksel gerekercilige karsidir. Özgür olmak, kendi kendini, hiç degilse kismen belirleme olanagina sahip olmak yani bütünüyle disardan belirlenmis olmamak demektir. O halde geçen yüzyilin bilim adamlari, toplum bilimlerinin varligini olanakli kilmak için tümüyle aldatici saydiklari insan özgürlügünü yadsima yolunu seçmekteydiler. Bu sekilde bitmez tükenmez birtakim felsefi tartismalara girisilmekteydi. Bugün bunlar asilmistir.

Artik gerekircilik bundan çok farkli bir biçimde, istatistik bir gerekircilik olarak anlasilmaktadir. Bu, özgürlük kavramini yadsimaz; yalnizca, somut kosullarin olasi sonuçlarini ifade eder ki özgürlük, bu kosullar içerisinde kullanilabilir. Parislilerin % 60'inin 15 Agustos'ta baskenti bosalttiklarini söylemek Parislilerin herbirinin o gün kentte kalmak ya da uzaklasmak özgürlügünü sinirlamamaktadir. Bu istatistik gözlem yalnizca, toplumsal aliskinliklarin Parislileri 15 Agustos'ta Paris'ten kaçmaya zorladigini ve insan istemlerinin içerisinde belirlendigi toplu kosullarda bir degisme olmadigi takdirde % 60'inin bu daha yüksek egilime karsi çikmak yerine onu izlemeyi seçme olasiliginin daha yüksek oldugunu söylemektedir. istatistik gerekircilik, olasilik terimleriyle toplu davranislari ifade ettiginden, bu topluluklari olusturan bireylerin belli özgürlüklere sahip olduklarini göz önünde bulundurmaktadir.

Istatistik gerekircilik ilkin, toplum bilimlerine temel olmustur, sonradan fizik bilimlere de az çok yayilmistir. Artik burada da A unsurunun mutlak bir B unsurunun ortaya çikmasina yol açtigi söylenilmemekte, A'nin ardinda B'nin görülme olasiliginin su ya da bu kadar oldugu söylenilmektedir. Çogu durumda bu olasilik oldukça yüksektir ve karsit olasilik hemen hemen yok gibidir. Yine de atom düzeyinde durum biraz farklilik gösterir. Söyle ki, burada bi A faktörünün ardindan, her biri de bir hayli yüksek olasilikla (B, C, D, E) gibi birçok hipotezin gerçeklesmesi mümkündür. Böylece bugün XIX. y.y. sonuna göre, fizik ve toplum bilimleri karsilastirmasina degin görüsler tersine dönmüstür. Eskiden, toplum bilimleri, o zaman mutlak kabul edilen fizik gerekirciligin bulundugu varsayilarak, fizik bilimlere göre düzelenmekteydi. Bugün ise fizik gerekirciligin toplum bilimlerinin örnegini verdigi istatistik gerekircilik görüntüsüne uygun biçimde göreceli (relatif) oldugu kabul edilmektedir.

(Siyaset Sosyolojisi'nden alinmistir)

 

 

 

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA