İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2226531 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

SÜLEYMANİYE CAMİİ

Kategori Kategori: Tarihi yapılar | Yorumlar 2 Yorum | Okunma 2694 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 22 Kasım 2009 10:30:08

Buradan Süleymaniye Camii ne ve külliyesine doğru yürüyeceğiz, ama ondan önce çevre hakkında birkaç şey söylemek gerekiyor

SÜLEYMANİYE CAMİİ

 

Buradan Süleymaniye Camii'ne ve külliyesine doğru yürüyeceğiz, ama ondan önce çevre hakkında birkaç şey söylemek gerekiyor. Süleymaniye'de görece çok sayıda eski ahşap ev kaldığı için burası bir zaman önce SİT alanı haline getirilmişti. Türkiye'nin koruma kanunlarında, eski eserler tarihi değerlerine göre sınıflara ayrılır. Birinci dereceden eserler olduğu gibi restora edilmelidir; ama "ikinci derece" syılanlar, cephenin özgün biçimi korunarak yeniden ve betondan da yapılabilir, orjinali ahşapsa üstü tahta kaplanır. Şimdi Süleymaniye'de birçok ev bu şekilde restora edildi, buna üniversite de bütçesinin imkanları ölçüsünde yardımcı oldu. Birçok ahşap bina ise yarı yıkık durumda sıranın kendisine gelmesini bekliyor. Bu binalar arasında görmeye değer bir tanesi, aynı adı taşıyan sokaktaki Kayserili Ahmet Paşa Konağı'dır. Bütün bu çevrede (şimdiki nüfusunun büyük çoğunluğunu Adıyamanlılar oluşturuyor) dolaşmak keyifli bir iştir. Bu arada, çok ilginç olmadıkları ve yolumuzun dışında kaldıkları için sözünü etmediğim, üniversitenin batı kapısının karşısındaki sebille Kapudan ibrahim Paşa Mescidi ve Mektebi'ne, ayrıca, Bozdoğan Kemerci Sokağı'nda, Bayrami Melamiler'in İstanbul'daki ilk tekkesi olan Helvai tekkesine değineyim.

 

Süylemaniye Camii ve Külliyesi alabildiğine geniş bir alana yayılır. Biz her zamanki gibi camiden başlayalım. Sinan, bunun da "kalfalık" döneminin eseri olduğunu söyler. Herhalde nice baş mimar böyle bir kalfa omayı tercih ederdi.

Süleymaniye, Ayasofya'ya erişmek ve belki de onu aşmak için yapılmış bir girişimdir. Zaten palnı da onunkine oldukça yakındır; doğu-batı aksında iki yarım kubbe, kuzey ve güneyde iki büyük kemer. Kubbe dört geniş paye üzerine oturur. Çapı 26.5 metre, yerden yüksekliği de yaklaşık 50 metredir. Dolayısıyla, Ayasofya'nın boyutlarını aşmamıştır. Ama bu, fiziksel bir durum; estetik açıdan Süleymaniye muazzam bir mimari eser olarak dünyanın en güzel anıtları arasında yer alır.

 

Güneyde ve kuzeyde payanda duvarları, biraz içeri, biraz da dışarı taşacak biçimde, duvarın içinde saklanmış, dışarıdaki ikişer katlı mahfillerle de göze çarpmayacak hale getirilmiştir. Doğu ve batıda zaten destek işi büyük ölçüde yarım kubbelere kaldığı için payandalar fazla kalın değildir ve göze batmaz. Sinan, restore ettiği Ayasofya'da kemerli yan duvarların zayıflığını gözlemleyerek, bu traz bir istiflemeyi düşünmüş olmalı. Kubbenin dört köşesinde, payelerin dıştaki devamı olan dört sekizgen kule, yarım kubbelerin altında çeyrek kubbeler vardır. Kubbe kavislerinin birbirleri üzerine kıvrılarak akışı son derece estetiktir. İç mekanda genişlik duygusu kusursuzdur. Payandaların içeri taşan kısımları sütunlar üstüne oturan kemerlerle bağlanmış ve böylece yan nefler oluşturulmuştur.

 

İç mekanda büyük bir sadelik vardır. Yalnız mihrap tarafında, o da az miktarda, çini kullanılmıştır. Burada ayrıca Sarhoş İbrahim adıyla bilinen dönemin ünlü cam ustasının vitrayları vardır.

Camide kullanılan mermer sütunlar bütün ülke taranarak çeşitli yerlerden getirilmiştir. Sinan dört sütunun ikisini İskenderiye ve Baalbek'ten getirttiğini, birini Vefa çevresinden, birini de saraydan bulduğunu anlatır. Bu arada, "Saray-ı Belkıs-ı Süleyman" diyerek, Ayasofya'nın bazı sütunlarının Hazret-i Süleyman'ın yaptırdığı tapınaktan geldiğini anlatan efsaneyi yankılar. Bir söylentiye göre caminin yapılışı sırasında -temellerine iyice oturması için- bir duraklama olmuş, zamanın İran Şahı küstah bir tavırla, "Satıp da camiyi bitirin" diye, mücevher yollamış. İyice sinirlenen Kanuni bunları unufak edip caminin harcina karıştırmak üzere Sinan'a vermiş. Caminin malzemelerinin nasıl ve nereden bulunup getirildiğini anlatan defterleri, iktisat tarihçisi Ömer Lütfi Barkan yayımlayarak dönemin özellikleri hakkında çok somut bilgiler edinmemizi sağlamıştır.

 

Levhalar, zamanın en iyi hattatları olan Ahmet Karahisari ile öğrencisi Hasan Çelebi'nin eserleridir. Pencerelerden gelen hava akımlarını hesaplayarak kandillerin isini belirli bir noktada toplaması, Sinan'ın başka camilerde de elde ettiği şaşırtıcı başarılar arasındadır. 

Avlu revaklarında somaki, granit ve mermer kullanılmıştır. Dört minare avlunun dört köşesinde yükselir. camiye yakın olan ikisinde üçer, uçtakilerde ikişer şerefe vardır. Toplam on olan şerefe sayısı, Süleyman'ın onuncu Osmanlı padişahı, dört minare ise İstanbul'da hüküm süren dördüncü padişah olduğunu simgeler.

Süleymaniye Camii Külliyesi İstanbul'un üçüncü tepesinde, bu tepenin Haliç'e bakan yamacında kuruludur. Böylece şehrin birçok yerinden görüldüğü gibi, kendisinden görünen manzara da oldukça geniştir.

Caminin mihrap duvarının arkasındaki avluda Kanuni'nin türbesi yer alır. Bu sekizgen türbe avlunun ortasına yerleştirilmiştir. Duvarları, İznik'in en güzel çinileriyle kaplıdır. İçeride ayrıca Kanuni'nin kızı Mihrimah Sultan'la varlık gösterememiş iki padişah, II. Süleyman ile IV. Ahmet gömülüdür. Avlunun köşesinde Kanuni'nin sevgili karısı Hürrem Sultan'ın daha küçük bir sekizgen olan, gene çok güzel iznik çinileriyle donanmış türbesi var. Kare biçimindeki darülkurra binası da bu avlunun kenarında.

Türbenin çevresindeki hazirede birçok tanınmış insanın kabri vardır: Abdülaziz'i tahttan indirenlerden Hüseyin Avni ve Kaptan-ı Derya Ali paşalar, Sadrazam Ali Paşa, II. Mustafa'nın kızı Safiye Sultan, Maarif Nazırı Kemal Paşa v.b.

Bahçenin kuzeydoğu köşesinde, sokaktan köşeye 45 derecelik bir açıyla gelip birleşen bir kanat var. Burası darülhadis, yani hadis öğretilen bir medrese. Caminin bahçesiyle bu kanadın birleştiği noktada, dershane olduğunu tahmin ettiğimiz dikdörtgen bir oda var. Kanat boyunca da öğrencilerin kaldığı 22 hücre uzanıyor. Yani, bildiğimiz avlulu, dört köşe medreselerden çok farklı bir yapı.

 

Buradan inip sola kıvrıldığımızda, Süleymaniye yükseltisinin alt tarafında, yani solda, arastayı, sağda altında gene dükkanlar bulunan iki medrese binasını görüyoruz (aslında bu medreselere caminin bahçesinden bakıldığında daha çok şey görmek mümküm). Bu iki medrese, "Salis" ve "Rabi" (üçüncü ve dördüncü), caminin güney kanadına bakan "Evvel" ve "Sani" (birinci ve ikinci) medreseleriyle birlikte bir bütün oluşturuyorlar.

Arkadaki bu iki medrese ile yokuşta aşağıda kalan Mülazimler Medresesi'nin mimarileri benzersiz ve son derece güzel.

Birçok Sinan eserinden söz ederken tekrarlanan bir nokta, Sinan'ın herhangi bir mimara sorun çıkaracak engebeleri, bir estetik güzellik haline getirebilme yeteneğidir. Burada da yokuşa yapılan iki medresede, başka hiçbir medrese binasında görmediğimiz çok katlı bir hücre düzenine rastlıyoruz. Her katın sofası, iki medrese arasındaki avlu, merdivenler, yukarıda kalan medreselerin aşağıdaki Mülazimler'le bağlantısı, hepsi özgün bir mimari dehanın göstergesi. Gelgelelim, bu medreseler ve karşı köşedeki güzel hamam, nasıl olmuşsa olmuş, özel mülk haline gelmiş. Kimi depo, kimi imalathane; ya da ne oldukları değişebiliyor. Ama binaları kullananlar, içeriye kimseyi sokmamakta oldukça kararlılar. Böylece, mimari bir şaheser, görmek isteyenlere kapalı. Kanuni Sultan Süleyman'ın koca Mimar Sinan'a yaptırdığı caminin, şehrin gözbebeği olduğu kabul edilen bir anıtın nasıl böyle kullanılabilidiğine akıl erdirmek çok zor.

 

Süleymaniye Külliyesi'ne genellikle Beyazıt tarafından, üniversite bahçesinin yanından geçerek gelinir ve ana giriş kapısının önünde park eden otobüsler v.b. arasından içeriye girilir. Motorlu taşıtlar küçük bir meydanın ortasındaki dört köşe ve sivri külahlı çeşmenin çevresini dolanarak caminin güneye bakan bahçe duvarı boyunca dizilirler. Külliye'nin buradaki binalarının önünde Tiryaki Çarşısı adıyla tanınan bir dükkan dizisi vardır. Arkanızı camiye dönerek baktığınızda, sol köşede Ali Baba'nın kuru fasulyesiyle ünlü lokantasını görürüz. Bunun müşterilerinin de, kanat boyunca yer alan çeşitli kahve müşterilerinin de çoğu, turistlerin yanı sıra, bu çevrede birçok binaları olan üniveritenin öğrencileridir. Ali Baba, Üsküdar'daki ünlü Kanaat Lokantası'ndan doğmuş saygıdeğer bir kurumdur.

Ali Baba'nın arkasında şimdi çocuk kitaplığı olarak kullanılan eski sıbyan mektebi var. Onun kapısı yan sokakta, sonra birbirinin eşi olarak yapılmış Evvel ve Sani medreseleri geliyor. Bu iki binanın arasında dar uzun bir geçit var, ve giriş kapıları da geçidin uzaktaki ucunda. Dershaneler de medreselerin güney kanadında yer alıyor. Süleymaniye'nin bu medreseleri uzun zamandan beri, sahip olduğu zengin eski kaynaklar nedeniyle araştırmacılar için çok önemli olan Süleymaniye Kütüphanesi olmuştur; başka eski yazı kaynakların bulunduğu Atıf Efendi gibi çeşitli kitaplıklar da ona bağlıdır ve birçok kütüphanenin kitapları şimdi burada toplanmıştır.

 

Medreselerin yanında, bütün bu kanadın sağ köşesini oluşturan kısımda da Tıp Medresesi var, ama aşağı yukarı tamamı yıkılmış durumda, yalnızca çarşı tarafındaki hücreleri ayakta duruyor. Bu cephenin arkasında yapılan yeni bina da doğum kliniği olarak çalışıyor.

Batıda, başlıca üç binadan oluşan üçüncü külliye kanadı uzanıyor. Burada en solda darüşşifa, yani hastane var. Bir zamanlar askeri basımevi olan bina şimdi kızlar için kuran kursu, böylece, içine girilmesi eşit derecede imkansız. Darüşşifa'da eskiden akıl hastaları için de bir bölüm olduğunu ve tedavi yöntemi olarak müzik çalındığını Evliya Çelebi'den  öğreniyoruz.

Ortadaki bina eski imaret, oldukça büyük mutfakları var, çünkü yalnız yoksullara yemek dağıtmak için değil, Süleymaniye Külliyesi'ndeki görevlilere ve birçok sayıda medrese öğrencisine verilen yemekleri de pişirmek üzere yapılmış. Eskiden bu bina Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ydi. Şimdi Sultanahmet'teki İbrahim Paşa Sarayı müze haline getirildi, eşyalar oraya taşındı. Bir süre önce de Süleymaniye imareti Dar-üz Ziyafe adıyla bir lokanta haline getirildi. Lokantanın iddiası eski Osmanlı mutfağını devam ettirmek. Özellikle yazın avlu son derece güzel, ama yemekler iddianın biraz gerisinde kalıyor.

Son olarak kervansarayı görüyoruz. Bu da kocaman bir bina -ve kapalı. Gelen tüccarlara yemek yapılan mutfaklar, fırın, kalacak odalar, hayvanlara ahırlar ve malların konduğu depoları içeren, kendi içinde küçük bir külliye. Bu kanattaki binalar cepheden fazla yüksel görünmezler, ama Vefatarafından, yani arkadan bakıldığında, bir hayli yüksektirler.

 

Kaynak: İstanbul Gezi Rehberi / Murat Belge / Tarih Vakfı Yurt Yayınlar / S:111-115     

 

 

 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar

oktay { 17 Ocak 2013 16:22:35 }
sinem gülşah sarı { 12 Mayıs 2011 17:32:12 }
harika bir anlatım bu siteyi herkese tavsiye edeceğim çok beyendim                                    
Di?er Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA