İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2306569 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

TÜRKİYE İHRACATININ GELİŞİMİ

Kategori Kategori: Ekonomik | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 1383 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 23 Kasım 2009 13:02:25

Yeni Türkiye Cumhuriyetin ilk yıllarına bakıldığında, sınai ve ticari altyapı bakımından Osmanlı’dan pekde parlak olmayan bir miras devraldığı

TÜRKİYE İHRACATININ GELİŞİMİ

1923-1930 DÖNEMİ

·         Yeni Türkiye Cumhuriyetin ilk yıllarına bakıldığında, sınai ve ticari altyapı bakımından Osmanlı’dan pekde parlak olmayan bir miras devraldığı görülmektedir. Son dönemlerinde oluşturulmaya çalışılan ulusal sermaye yaratma çabaları sonucunda filizlenmeye başlayan ve sayıları ve güçleri çok az olan bir grup insan gözardı edilecek olursa, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türkler daha çok askerlik ve bürokrasi alanlarında faaliyet göstermişler, sanayi ve ticaret ile fazla ilgilenmemişlerdir. Bu nedenle, Osmanlı İmparatorluğu döneminde ticaret ve sanayide azınlıklar faaliyette bulunmuşlardır.

·         Herşeye rağmen 19. yüzyılın başlarında Osmanlı imparatorluğunda ufak atölyelerde icra edilen ve loncalar halinde örgütlenmiş bir sanayi mevcut olduğu görülmektedir. Pamuk ipliği, bez, ipekli kumaş ihracını gerçekleştiren bu sanayi,özellikle tanzimattan sonra çökmüştür. Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar, dış ticaret hammadde ihraç eden, mamül madde ithal eden bir yapıda oluşmuştur.

·         1923 yılına gelindiğinde Türk ulusu 8 yıl süren savaş ve 4 yıllık bağımsızlık mücadelesinden yeni çıkmış, kömür, bakır, kurşun işletmeleri, Feshane, Hereke, Zeytinburnu gibi devlet fabrikaları, yabancılara ait mensucat, çimento ve zeytinyağı işletmelerinden ibaret olan sanayinin büyük çoğunluğu İzmir ve İstanbul çevresinde bulunduğundan, işgal ordularınca büyük hasara uğratılmıştır.

·         Bunlara ek olarak, dış ticaretin gelişimi açısından önemli olan fiziki altyapının durumu da pek parlak değildir. İmparatorluktan Cumhuriyete 4.138 km demiryolu kalmıştır. İzmir ve İstanbul dışında ise ticarete elverişli liman mevcut değildir.

·         Ticaret ve sanayi alanındaki bu olumsuz manzaraya paralel olarak Lozan Antlaşmasının dış ticaret rejimi ile ilgili bölümleri de genç Cumhuriyetin karşı karşıya bulunduğu bir diğer sorunu oluşturmaktadır. Zira, Lozan Antlaşması hükümlerine göre yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, dış ticaret alanında 1929 yılına kadar Osmanlı Dönemi’de (1.9.1916 tarihli) belirlenen spesifik Gümrük Tarifelerini uygulamıştır. Ancak, Gümrük Tarifelerindeki Gümrük Resmi miktarlarına katsayı uygulanarak vergi alınması yoluna gidilerek Gümrük Resmi konsolide edilmiştir. Lozan Anlaşması’nın bu hükümleri nedeniyle yeni cumhuriyetin ve onun yöneticilerinin "ulusal ekonomi" yaratma amaçları doğrultusunda kararlar alması engellenmiştir. İlk kez 1929 yılında ulusal bir gümrük tarifesi uygulanmaya başlanmıştır.

·         Cumhuriyetin kuruluşunun ilk yıllarında, İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlar doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti liberal sayılabilecek bir ekonomik politikası izlemeye çalışmış, ekonomik kalkınmayı özel sektör -bu arada yabancı sermayeye de olumsuz bir tavır takınılmamıştır- vasıtasıyla gerçekleştirmeye çalışmıştır.

·         1923 yılında ihracat 50.8 milyon dolar, ithalat ise 86.9 milyon dolar iken bu rakamlar 1930 yılında sırasıyla 71.4 ve 69.5 milyon dolar düzeyine yükselmiştir. Bu dönemde 1930 yılı hariç olmak üzere tüm yıllarda dış ticaret dengesi sürekli açık vermiştir.

·         İhracatın sektörel dağılımına bakıldığında ise, tarımsal ürünlerin payının % 86 gibi çok yüksek bir düzeyde olduğu, sanayi mallarının payının ise % 8.6 olarak gerçekleştiği görülmektedir. İhraç ürünlerimizin tamamına yakın bölümünü yaprak tütün, ç.k. üzüm, pamuk, fındık, zeytinyağı, tiftik, gülyağı oluşturmuştur.

·         Bu dönemde dış ticaretin ülke bazında dağılımına bakıldığında bugüne benzer bir tablo ile karşılaşılmaktadır. İhracatımızda ilk sıralarda yer alan ülkelerin büyük oranda bugünkü durum ile büyük ölçüde örtüştüğü görülmektedir. İhracatımızda ilk sıralarda yer alan ülkeler sırasıyla; İngiltere, İtalya, Fransa, Almanya ve ABD olmuştur. Dönem sonlarına doğru Almanya’nın dış ticaretimizdeki payının yükselmeye başladığı görülmektedir.

1930-50 DÖNEMİ

·         Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin genel ekonomi ve dış ticaret politikalarında radikal değişikliklere gitmesi, 1929 yılından sonraya rastlamaktadır. 1929 yılından itibaren ithalatta gümrük vergisi uygulama hakkının doğması ve 1929 Dünya Ekonomik Buhranı'nın da etkisiyle, uzun bir süre tamamen "korumacı ve müdahaleci" bir Dış Ticaret Rejimi uygulanmaya başlamıştır. Bu dönem içinde, ekonomi politikasının temel hedefi, kendi kendine yeterli bir ekonomik yapı oluşturmak olarak belirlenmiş, ihracat ekonomik hedefler arasındaki öncelik sıralamasında daha geride kalmıştır. Söz konusu dönemde, iç piyasaların temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelen ve hammaddesi yurtiçinden sağlanabilen endüstriler kurulmaya çalışılmış ve bu endüstriler yüksek gümrük tarifeleri ve kambiyo denetim uygulamaları ile korunmuştur.

·         1933-1938 dönemi hızlı bir sanayileşme ve inşa dönemidir. Devletin fabrika kurmak ve işletmek suretiyle ekonomik hayata aktif müdahalesi olmuştur. Devlet ekonomiye 5 Yıllık Ekonomik Planlarla müdahale etmiştir. 1933-37 yılları arasında 1. Beş Yıllık Sanayi Planı uygulanmış olup, Plan kapsamında, Kayseri, Nazilli, Ereğli, Malatya İplik ve Dokuma; İzmir Kağıt Sanayi, Kütahya Seramik Fabrikası, Karabük Demir Sanayi, İzmit Süper Fosfat, Isparta Gülyağı Fabrikaları kurulmuştur. Ancak, İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı hazırlanmasına rağmen, ikinci dünya savaşının çıkması üzerine uygulanamamıştır.

·         Bu dönemde ihracat da dahil olmak üzere dış ticaret ve dış ekonomik ilişkiler, 1930 tarihinde çıkarılan 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu, yine aynı tarihli 1705 sayılı “Ticarette Tağşişin Men’i ve İhracatın Murakabesi ve Korunması Hakkındaki Kanun” ve bu Kanunda değişiklik yapan ve 1936 tarihinde çıkarılan 3018 sayılı Kanun ile düzenlenmiş, bir başka deyişle kontrol altına alınmıştır. Ayrıca, dış ticarette örgütlenme gereğinden hareketle Atatürk’ün imzasıyla “Doğu ve Cenub Vilayetleri Mıntıkası Canlı Hayvan İhracatçıları Birliği T.A.Ş.” kurulmuştur.

·         Özellikle savaş yıllarında dış ticaret rejimimizi sınırlayan ve kontrol altına alan bir sistem oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda 1939 yılında kamu kuruluşu niteliğinde Takas Limited Şirketi ve 1941 yılında Ticari Tediyeleri Tanzim Komitesi kurulmuştur. Ayrıca 1940 yılında çıkarılan Milli Korunma Kanunu ise hükümete ihracat ve ithalatı sınırlama yetkisi vermiştir.

·         2. Dünya Savaşı sonrasında, uluslararası ticareti serbestleştirme çabalarına paralel olarak Türkiye’de dış ticaret alanında bazı önemli adımlar atmıştır. 1946 yılında TL % 116 oranında devalüe edilmiş (1 $= 2.80 TL), ithalattaki sınırlamalar azaltılmış, 1947 yılında Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF), Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (OEEC) ve Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasına taraf olunmuş ve 1949 yılında yeni bir Gümrük Kanunu yürürlüğe konulmuştur.

·         1946 yılına kadar -1938 yılı hariç- dış ticaret dengesinin fazla verdiği görülmektedir. Ancak, yapılan devalüasyona rağmen, ithal sınırlamalarının kaldırılması ve ihraç mallarımızın arz elastikiyetinin düşük olması nedeniyle 1947 yılından başlamak üzere dış ticaret dengesi açık vermeye başlamıştır. 1930 yılında 71.4 milyon dolar olan ihracat ilk kez 1937 yılında 100 milyon doları aşmış ve 109.2 milyon dolar olmuştur. 1950 yılına gelindiğinde ise bu rakam 263.4 milyon dolar düzeyine yükselmiştir. Yine aynı şekilde 1930 yılında 69.5 milyon dolar olan ithalatımız 1938 yılında 118.9 milyon dolar 1950 yılında ise 285.7 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir.

1950-60 DÖNEMİ

·         1950'li yılların başında, politik hayatta ve dünya ekonomi konjonktürün de yaşanan gelişmelere de bağlı olarak daha liberal bir dış ticaret politikası izlenmeye başlanmıştır. Nitekim 29.5.1950 tarihinde Başbakan tarafından TBMM’nde okunan hükümet programında “iktisadi ve mali görüşlerimizin esası, bir taraftan devlet müdahalelerini asgariye indirmek, diğer taraftan iktisadi sahada devlet sektörünü mümkün olduğu kadar daraltmak ve buna mukabil emniyet vermek suretiyle hususi teşebbüs sahasını mümkün olduğu kadar genişletmektir” ifadeleri ile ekonomi politikalarının ana hedefleri ortaya konulmuştur.

·         Bu serbestleşme çabaları sonucunda 1950-52 yılları arasında ithalat % 65 oranında libere edilmiştir. Dış ticaret alanında 1953 yılına kadar devam eden bu süreç başgösteren döviz sıkıntısı nedeniyle bu tarihten itibaren itibaren yavaş yavaş terkedilmeye başlamıştır. 1950’li yılların başında yapılan liberalizasyon ithalatın, tarımsal ürünlerin üretiminde görülen artış ise ihracatın artmasında etkili olmuştur.Ancak, 1953 yılından sonra alınmaya başlayan tedbirler neticesinde ithalat dönem sonuna kadar devamlı düşmüş, ancak bu dönemde dış ticaret dengesi sürekli açık vermeye devam etmiştir.

·         Nitekim, dış ticaret açığının sürekli artması neticesinde, 1958 yılından sonra bazı istikrar tedbirleri alınmış, büyük oranlı bir devalüasyonla birlikte (1$ = 9TL) ithalat, tarife ve miktar kısıtlamalarıyla kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. 1957 yılında 345 milyon dolar seviyesine kadar yükselen ihracat, tarımsal gelişmenin durması, yükselen iç fiyatlara rağmen sabit kur politikasının sürdürülmesi ve sübvansiyon politikalarının ihracatı caydırıcı şekilde uygulanması neticesinde, 1958 yılında 247 milyon dolar seviyesine gerilemiştir. Bu dönemin temel özellikleri; kronik dış açık, geniş çapta hava şartlarına bağımlı bir ihracat ve dış yardım ve kredi imkanlarıyla sınırlanan ithalat hacmi olarak özetlenebilir. Bu gelişmeler neticesinde, 1948 yılında yüzde 0.34 olan ülkemiz ihracatının dünya ihracatındaki payı 1958 yılında yüzde 0.23’e gerilemiştir.

·         Şüphesiz bu dönemin en önemli gelişmelerinden birisi de, 1959 yılında o zamanki adıyla AET’ye üyeşik başvurusunun yapılması olmuştur.

·         Bu dönemde ihracatın % 70 kadarını tarımsal mallar oluşturmuştur. Belli başlı ihraç ürünlerimiz ise; tütün, fındık, kuru meyvalar, pamuk ve tahıl gibi hammadde niteliğinde tarımsal ürünlerden oluşmaktadır.

1960-70 DÖNEMİ

·         1960 yılından sonra, ekonomik ve dış ticaret politikalarında radikal değişikliklerin yapıldığı yeni bir döneme girilmiştir. "Planlı Kalkınma Dönemi" olarak adlandırılan bu dönemde ekonomi beşer yıllık planlarla yönlendirilmeye çalışılmıştır.

·         Bu dönemde dış ticaret stratejisi olarak "İthal İkameci" politikalar uygulanmaya başlanmış ve bu yolla sanayileşmeye çalışılmıştır. 1960-70 yılları arasında ithal ikamesi stratejisi çok daha yoğun bir şekilde uygulanmış ve ihracat özendirilmekten ziyade caydırılmış ve sadece iç pazara yönelik üretim yapan sanayiler kurulmuş, bu sanayilerde yüksek koruma duvarlarıyla korunmaya çalışılmıştır.

·         Bununla birlikte, İhracat I. Beş Yıllık Plan hedeflerini aşmış ancak yapısında değişim olmamıştır. Sanayi ürünlerinin payı dönem boyunca artmamış hatta bazı yıllar azalış göstermiştir. Tarım ürünlerinin payında ise tam tersine bir artış yaşanmış ve % 80 düzeyine yükselmiştir. 5 yıllık süre boyunca ihracat ortalama % 7.6, toplam 5 yılda ise % 38 oranında artış göstermiştir. 1960 yılında 320.7 milyon dolar olan ihracat, 1970 yılına gelindiğinde 588 milyon dolara;1960 yılında 468 milyon dolar olan ithalat ise 1970 yılında 948 milyon dolara ulaşmıştır.

·         Bu dönemdeki önemli bir diğer gelişme ise 1963 yılında AET ile imzalanan “Ortaklık Anlaşması” olmuştur. Yine bu Anlaşma uyarınca öngörülen Geçiş Süreci de bu tarihler arasında yaşanmıştır.

·         1963 yılında İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi kurulmuştur.

1970-1980 DÖNEMİ

·         1970'li yıllarda ise, geniş kapsamlı vergi iadesi uygulamaları ile sanayi ürünleri ihracatını özendirici politikaların izlendiği görülmektedir. Ancak, dünya konjonktöründeki olumsuzlukların da etkisiyle bu çabalar yeterli olmamış ve özellikle uygulanan sabit kur politikası, iç talepteki genişleme ve arzın belirli mallarda yetersiz kalması sonucu ihraç edilebilir ürün fazlası daralmış ve Türkiye’nin ihracatının dünya ihracatı içindeki payı sürekli olarak gerileme göstermiştir. Nitekim, 1973 yılında yüzde 0.24 olan bu oran 1979 yılında yüzde 0.14 düzeyine kadar gerilemiştir.

·         1970’li yılların başında ve sonlarında görülen iki büyük Petrol Krizi Türkiye’yi de olumsuz yönde etkilemiştir. İhracat gelirinin büyük bir kısmı ancak petrol ithalatını karşılayacak düzeye gelmiştir. Ayrıca, 1974 yılı Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında, ABD’nin ülkemize ambargo koyması dış ticaretimizi olumsuz yönde etkilemiştir. 1970’li yılların sonunda ödemeler dengesindeki açık büyümüş, ekonomik ve siyasi istikrarsızlık artmış, döviz darboğazı üretimi durma noktasına getirmiştir.

·         3. Beş Yıllık Planın da uygulandığı bu dönemde, ithalat hızla artarken, ihracat fazla bir gelişme gösterememiştir. 1971 yılında ithalatımız, 1973 yılında ise ihracatımız ilk kez 1 milyar doları aşmıştır. İhracatın mal gruplarına bakıldığında, tarım ürünleri ilk sıralarda yer alırken, sanayi ürünlerinin payında belli bir yükselme yaşandığı ve % 27’ler düzeyine yükseldiği görülmektedir.

1980-1990 DÖNEMİ

·         1980 yılı Türk ekonomisi ve dış ticaret politikaları açısından çok önemli bir dönüm noktasıdır. 1970’li yıllarda yaşanan 2 petrol krizi sonrasında dünya ekonomik konjonktöründe başgösteren olumsuz gelişmelere paralel olarak Türkiye ekonomisinde de yaşanmaya başlayan sorunlar, radikal kararların alınmasını kaçınılmaz hale getirmiştir. Bu nedenle, 24 Ocak Kararları olarak bilinen geniş kapsamlı bir ekonomik paket uygulamaya konulmuştur.

·         Temel amacı ülke ekonomisinin serbest piyasa mekanizması kurallarına göre işlemesini sağlamak ve dünya ekonomisi ile bütünleşmeyi gerçekleştirmek olan bu ekonomik program ile birlikte Türkiye, ülke ekonomisini dışa kapalı bir hale getiren ithal ikamesine dayalı sanayileşme stratejisini terketmiş ve “ihracata dayalı sanayileşme” stratejisini benimsemiştir.

·         İhracatta önem arzeden ulaşım, haberleşme ve diğer altyapı yatırımları hız kazanmıştır. İhracatçılık saygın bir bir meslek haline gelmiş ve ihracat seferberliği başlatılmıştır.

·         Bu dönemde, ihracat ile ilgili bürokratik engeller büyük ölçüde azaltılmıştır. Nitekim, 1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Kanunu ile ilgili olarak Temmuz 1984 tarihinde çıkarılan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 30 Sayılı Karar, 1989 tarihine kadar kambiyo rejiminin esasını oluşturmuş, bu tarihte yapılan değişiklikle her türlü dövizin ithali serbest bırakılmıştır. 1990 yılında Kambiyo Rejimi daha da liberalleştirilerek Türk Lirası’sının konvertibilite özellikleri güçlendirilmiş ve 32 sayılı Karar'da yapılan değişiklikle, TL ile ihracat ve ithalat serbest bırakılmıştır.

·         Anılan dönemde, “Dış Ticaret Sermaye Şirketleri” (DTSŞ) teşvik edilerek bu şirketlerin pazar bulma, dış ticaret işlemlerini yürütme, tanıtım gibi hizmetleri yapması düşünülmüştür. Bu sistemin temelinde büyük firmaların beraberinde getireceği avantajlardan faydalanma isteği bulunmaktadır. 1980'li yılların başındaki "ihracat seferberliği"nin temeli de bu büyük şirketlere dayalı bir modele oturtulmuştur. Nitekim, 1981-89 döneminde DTSŞ’nin ihracattaki payı %35 civarında gerçekleşmiştir. 1990’lı yıllara gelindiğinde ise, ülke ekonomisinde ve istihdamında çok önemli bir yere sahip olan Küçük ve Orta Ölçekli İşletmelerin biraraya gelmesi ve işletmelerin “Sektörel Dış Ticaret Şirketleri” adı altında kurulan çok ortaklı şirketler aracılığıyla ihracat yapmaları gündeme gelmiştir.

·         24 Ocak 1980 Kararları çerçevesinde, gerçekleştirilen devalüasyon sonucu TL’nin değeri ABD Doları karşısında %49 oranında düşürülmüş ve iç talep kısılarak ihracata ivme kazandırılması amaçlanmıştır. Sabit kur uygulamasından günlük olarak ayarlanan esnek kur sistemine geçilmiş ve bu sayede gerçekçi kur politikası uygulanmaya çalışılmıştır. Başta parasal ve nakdi teşvikler olmak üzere ihracat değişik destek unsurları ile teşvik edilmiştir.

·         Dış ticaret rejiminin liberalleştirilmesi 1983 yılından sonra artan bir hızla sürdürülmüş, ithalatta pozitif listeden, negatif listeye geçilmiş, miktar kısıtlamaları yerine tarife uygulaması ön plana çıkarılmış, koruma oranları giderek düşürülmüştür.

·         İhracat Rejimi zaman içinde yapılan değişiklik ve düzenlemeler ile tescil, lisans ve ruhsat uygulamaları yürürlükten kaldırılarak, ihracat serbestisi prensibi getirilmiştir.

·         İhracatı artırmak için hukuki düzenlemelere ilave olarak ihracatçılara, vergi iadesi, gelir vergisi istisnası, döviz tahsisi, gümrük muafiyetli hammadde ithalatı ve ihracat kredileri gibi bazı parasal ve mali teşvikler sağlanmıştır. Ayrıca, yine ihracatçılara Kaynak Kullanımı Desteklema Fonu ve Destekleme Fiyat İstikrarı Fon’undan finansman desteği sağlanmıştır. 1980’li yılların ikinci yarısından itibaren, ihracatçıların kendi ayakları üzerinde durmaya başlaması ile 1990’lı yıllara doğru nakit teşvik uygulamasına yavaş yavaş son verilmeye başlanmış, ihracat kredi ve sigorta yolu ile desteklenmeye başlamıştır.

·         Türk ihracatçılarının dış pazarlarda rekabet gücünü artırmak ve Türkiye’nin ihracata yönelik stratejisini desteklemek amacıyla 1987 yılında Türk Eximbank kurulmuştur.

·         1980’li yılların ortasında, dış ticarette gözlenen artış trendini devam ettirmek, yabancı sermayeyi çekmek ve teknoloji transferini sağlamak ve mamül madde ihracını arttırmak amacıyla “serbest bölge”ler kurulması gündeme gelmiştir.

·         Yukarıda kısaca özetlemeye çalışılan politikalar sayesinde, ülkemiz dış ticaret hacmi ve özellikle ihracatında önemli artışlar gerçekleşmiş ve ihracatımızın ürün kompozisyonu da büyük oranda değişmiştir.1980 yılında 2.9 milyar dolar olan ihracatımız 1990 yılına gelindiğinde 12.9 milyar dolar düzeyine çıkmıştır. İhracatımız içinde tarım ürünleri payı hızla gerilereken sanayi mallarının payı radikal bir şekilde artış göstermiştir. Nitekim 1980 yılında % 36 olan sanayi ürünlerinin toplam ihracat içindeki payı 1990 yılına gelindiğinde % 80’e ulaşmıştır.

1990-1998 DÖNEMİ

·         Dünya’nın iki kutuplu yapısının 1990’da S.S.C.B.’nin dağılması sonucu uğradığı değişim ve eski Doğu Bloku ülkelerinin piyasa ekonomisini yerleştirme yönünde adımlar atmasıyla birlikte Türkiye bu yeni pazarlara yönelmeye başlamış ve başta Rusya Federasyonu ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri olmak üzere bu ülkelerle ticari ve ekonomik ilişkilerini süratle geliştirmeye başlamıştır.

·         Dünya ekonomisi ve ticaretinin liberalleşmesi ve hızlanan küreselleşme eğilimine paralel olarak Türkiye’de dünya ile daha fazla entegrasyonunu sağlayacak çok önemli adımlar atmıştır. Bu çerçevede, Dünya Ticaret Örgütünü kuran ve uluslararası ticarete yeni normlar getiren Uruguay Round Nihai Senedine taraf olmuştur.

·         Yine bu kapsamda, 1963 yılında başlayan süreç neticesinde 1996 yılından başlamak üzere Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği’ne girilmiş ve geleceğin Birleşik Avrupa’sında yer alma isteğini gerçekleştirmek yönünde çok önemli bir adım atmıştır. Gümrük Birliği Anlaşmasının bir gereği olarak Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri ve Akdeniz Ülkeleri ile imzalanan ve imzalanması planlanan Serbest Ticaret Anlaşmaları ile ihracatımızın daha da artması beklenmektedir.

·         Gerek Dünya Ticaret Örgütü gerek AB ile girilen Gümrük Birliği, dış ticaret rejimimizde köklü değişikliklerin yapılması sonucunu doğurmuştur. Bu kapsamda, uluslararası normlar doğrultusunda dış ticarete yönelik gerekli uyum çalışmaları yapılmıştır.

·         Yine bu kapsamda, özellikle 1980 yılından sonra ihracatın artmasında çok önemli bir role sahip olan İhracat Teşvik Mevzuatı’nda da radikal değişiklikler yapılmıştır. Bu çerçevede, uluslararası normlara uygun Dahilde ve Hariçte İşleme Rejimi ile 1.6.1995 tarihinden itibaren yeni Devlet Yardımları uygulanmaya başlamıştır.

·         Dünya ile entegrasyon çabaları sonucunda; Türkiye ihracatının 1980 yılında dünya ihracatı içerisinde %0,15 olan payı 1998 yılında %0,52 düzeyine çıkmış, 1960’lı yıllarda “yabancı işçi” statüsü ile Avrupa’ya giden Türkler işadamlığına soyunmuş ve faaliyette bulundukları ülkelerde yılın girişimcisi ödülünü almaya başlamışlar ve Türk firmaları Avrupa Kalite Ödülü’ne layık görülmeye başlamışlardır.

·         1980 yılında 3-4 bin civarında olan ihracatçı firma sayısı 1999 yılında 24 bini aşmıştır. Dış ticaret ve üretim İstanbul ve İzmir gibi belirli şehirlerde yoğunlaşmakla beraber, son yıllarda Anadolu’daki şehirler de üretim ve ihracatta aktif rol oynamaya başlamışlardır.

·         1923 yilinda, çogunlugunu islenmemis tarim ürünlerinden olusan 51 milyon dolarlik ihracat gerçeklestiren ülkemiz 1999 yilina gelindiginde otomotiv’den elektrik-elektonige, kimya’dan konfeksiyona, demir-çelikten islenmis tarim ürünlerine kadar binlerce kalem mali dünyanin her kösesine ihraç eden bir ülke konumuna yükselmistir. 1998 yili ihracatimiz bir önceki yila göre yüzde –0,3 düzeyinde azalarak ve 26.588 milyon dolara gerilemistir. Türkiye, kriz içerisinde bulunan dünya ekonomisindeki sikintilar dikkate alindiginda basarili bir performans göstermis, zor küresel kosullar altinda mevcut ihracat seviyesini koruyabilmistir.

·         1999 yili ihracatinin mal gruplari itibariyle dagilimina bakildiginda ise, imalat sanayi ihracatinin 23,8 milyar dolar, tarim ve ormancilik ürünleri ihracatinin 2,4 milyar dolar ve madencilik sektörü ihracatinin da 0,4 milyar dolar olarak gerçeklestigi görülmektedir.

·         1999 yili ihracatinin ülke ve ülke gruplarina göre ayirimina bakildiginda ise; en önemli ihraç pazarimiz olan OECD ülkelerine yönelik ihracat 18.039 milyon dolar olarak gerçeklesmistir. Ayni sekilde Avrupa Birligi'ne yönelik ihracatimiz14.332 milyon dolar olurken, anilan ülkelerin toplam ihracatimiz içindeki payi ise yüzde 53,9 olmustur. Sözkonusu dönemde OECD üyesi olmayan ülkelere yönelik ihracatimiz ise, bir önceki yila göre degerde yüzde 15,2 oraninda azalarak 7.768 milyon dolar olmus ve genel ihracatimiz içerisindeki payi da yüzde 29,2 düzeyinde gerçeklesmistir.

·         Seçilmis Ülke Gruplarina göre ihracatin yapisina bakildiginda ise; Islam Konferansi Teskilati’na dahil olan ülkelere yönelik ihracatin 9.948 milyon dolar, Bagimsiz Devletler Toplulugu Ülkelerine yönelik ihracatimizin 1.530 milyon dolar ve Karadeniz Ekonomik Isbirligi Teskilati ülkelerine yapilan ihracatin da 2.169 milyon dolar oldugu görülmektedir. Ülke siralamasinda ise, ilk sirada 5.469 milyon dolar ile Almanya yer alirken onu sirasiyla ABD, Ingiltere, Italya ve Fransa izlemistir.

 

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA