İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2309357 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

Uğur mumcu

Kategori Kategori: Tarihi kişiler | Yorumlar 2 Yorum | Okunma 2442 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 23 Kasım 2009 13:14:04

Aslen, çok uzun geçmişiyle Ankaralı olan Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942 yılında, babasının memuriyeti dolayısıyla Kırşehir...

Uğur mumcu


Aslen, çok uzun geçmişiyle Ankaralı olan Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942 yılında, babasının memuriyeti dolayısıyla Kırşehir'de, dört kardeşin üçüncüsü olarak doğdu. Annesi Nadire Hanım, babası, Tapu Kadastro memuru Hakkı Şinasi Bey'di.

"...Babamın babası, Albay İbrahim Ethem. Anneannem, Ankara'nın Oğulbey köyünden. Dedemin Babası, Mumcu Halil Ağa. Mumcu Halil Ağa Zengin bir adammış. Büyükdedem Halil Ağa'nın Ankara'da Eryaman köyünde geniş bir çiftliği varmış.

Annemin babası da Ankaralı: Ağır ceza yargıcı İbrahim Ethem Peksimetçioğlu. Annesi, Yanya'da Oruç bey ailesinden. Anneannem, eski Meclis başkanlarından Abdülhalik Renda ile kardeş çocuğu. ." (Cumhuriyet, 1 Ekim 1989, soyağacı..)

Şinasi Bey Ankara'ya atanınca önce Ulus'ta Balıkpazarı yöresinde oturdular. Uğur Mumcu burada Devrim İlkokulu'na başladı. Aile Bahçelievler'e taşınınca devam ettiği Ulubatlı Hasan İlkokulu'ndan mezun oldu. Cumhuriyet Ortaokulu'nu ve BahçelievIer Deneme Lisesi'ni bitirdi. Deneme Lisesi'nin, Mumcu'nun yaşamında, oğlu Özgür'ün ve yakın dostu Ali Sirmen'in de belirttiği gibi önemli bir yeri oldu. Okul arkadaşları ile birlikteliği, ölümüne dek sürdü. Politikaci Doğu Perinçek, Aydın Güven Gürkan, Profesör Taner Berksoy, Danıştay Savcısı Öcal Beninçtan, gazeteci Güneri Civaoğlu bu arkadaşlardan bazıları. Bu dostluk, o sırada Amerika'da bulunan fizik profesörü, Önder Pekcan'ın, Uğur Mumcu'nun tutuklandığını öğrenince, yanına sadece diş fırçasını alıp uçağa atIadığı gibi, havaalanındaki görevlilerin "terörist" diye kuşkalanmalarına aldırmadan Türkiye'ye gelmesine yetmiştir.

Gerek lisede gerekse Üniversitede son derece aktif bir öğrenci olan Mumcu, münazaraların ve tartışmaların yıldızı idi. Hukuk Fakültesi'ndeyken, öğrenci derneği başkanı olarak düzenlediği münazaralarda konuk ettiği ünlü siyasiler arasında Süleyman Demirel de vardı. Hatta Demirel bu sayede ilk kez, Adalet Partisi Genel Başkanı seçilmeden önce kamuoyu önüne çıkma olanağını bulmuştu.

Söz Deniz Som, Ali Sirmen ve Özgür Mumcu'nun:

- Oldukça faal bir öğrenciymiş... - Hem de nasıl... Arkadaşlarıyla siyasi liderlere telefon edip, "Sizin hayranızız; elinizi öpüp kahvenizi içmek istiyoruz" diyerek, inanılmayacak kadar çok lideri işletmişler. Bir tek İsmet Paşa kanmamış."

Bu münazaralar yüzünden zaman zaman Ankara Emniyeti'ne konuk ediliyordu. Panele Demirel'i çağırdığı zaman sesini çıkarmayan, solcu politikacı ve aydınları çağırınca Mumcu'yu "bir daha böyle paneller düzenlerse kötü olur" diye tehdit eden zamanın ikinci Şube Müdürü İbrahim Ural sonraları Ankara Emniyet Müdürü iken mafyanın devam ettiği barları basıp kapatmaya kalkınca görevden alınıyor; geçmişte yaptığı haksızlıkları anımsatarak uğradığı haksızlık dolayısıyla Ural'ı bir yazısıyla destekleyen yıne Mumcu oluyordu.

1961 yılında baş1adığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni 1965 yılında tamamladı. Bir süre avukatlık yaptı; yabancı dil öğrenmek için İngiltere'ye gitti. 1969-1972 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde İdare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta'nın asistanı olarak çalıştı. Uzun sayılmayacak avukatlık döneminde hep siyasi davalara giren Uğur Mumcu hiç dava kaybetmediğini söyleyen oğlu Özgür Mumcu'ya, arkadaşı Ali Sirmen "Siyasi davalara giriyordu. Şimdi olsa kaybeder. Çünkü adalet mekanizması sağlıklı değil..." diye karşılık veriyor.

Yazmaya, üniversite öğrenciliği yıllarında, Doğan Avcıoğlu'nun yönetimindeki Yön Dergisinde başlayan Uğur Mumcu, 12 Mart askeri müdahalesi yapıldığında henüz 29 yaşında bir öğretim üyesi idi. Birçok ilerici demokrat aydın gibi, bu dönemde o da bir yazısında kullandığı "ordu uyanık olmalı" sözleriyle, "orduya hakaret etmek", "sosyal bir sınıfın öteki sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü kurmak" suçunu işlediği iddasıyla gözaltına alındı; aydınların asıl adresi haline gelen Mamak Askeri Cezaevi'nde bir yıla yakın tutuklu kaldı; buz kırmak, tuvalet temizlemek zorunda bırakıldı. Açılan davada savcı, iddiasını kanıtlayamadı ama yargılamanın son aşamasında yargıç değiştirildi ve Uğur Mumcu 7 yıl hapse mahkum edildi. Gerekçesinde, "komünist düzenin getirilmesinde, bayrağın soldan sağa sallanacağını belirtmektedir" gibi ifadelerin yer aldığı kararın Yargıtay'ca bozulması üzerine beraat ettirilerek serbest bırakıldı.Ancak hırsını alamayan "sistem", askerlik görevi için yedek subay okulunda bulunan Mumcu'yu, birçok benzeriyle birlikte "er çıkardı". Böylece Mumcu askerliğini, 1972-74 yılları arasında Ağrı'nın Patnos ilçesinde, resmi tanımıyla "sakıncalı piyade eri" olarak tamamladı. Terhisinden sonra açtığı dava ile, sembolik bir "iade-i itibar" niteliğinde, yedek subaylık hakkı geri verildi. Er olarak askerlik yapmaktan dolayı hiçbir manevi rahatsızlık duymadığını vurgulamak için manevi tazminat davası zaten açmamıştı. Maddi tazminat davasını ise kazandı; ama ilgili yasa "er"i, 'her türlü iaşe ve ibatesi devlet tarafından karşılanan rütbesiz asker diye tanımladığı halde, askerliği sırasında kendisi için yapılan elektrik, su, yemek v.b. masraflar tazminat miktarından düşüldü. Mumcu ise, er olarak askerlik yaptırmayı bir ceza yöntemi olarak kullananlara, "Sakıncalı Piyade" kitabında, "Patnos dağIarında er olarak askerlik yapmayı, emekli olduktan sonra, siyasal iktidarın uzattığı yönetim kurullarında onbinlerce para alan orgeneral olmaya değişmem!" diye karşılık verdi.

Patnos'ta, ağır koşullar altında askerliğini yaparken, zaten uzun zamandan beri var olan ülseri yüzünden mide kanaması geçirdi. Önce Ağrı'ya bile sevk edilmek istenmedi. Ankara'daki yakınlarının ve dostlarının baskıları üzerine Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde tedavi edilmesi mümkün olabildi.

Uğur Mumcu, Mayıs 1976'da nişanlandığı Güldal Homan'la aynı yılın Temmuzunda evlendi. 1977'de oğlu Özgür, 1981 'de kızı Özge doğdu.

Mumcu'nun dikkate değer asıl özelliği ise insan ilişkileri idi. Ailesine çok düşkün olan Mumcu, yakın çevresi için de "hasta olan için hastanede, yargılanan için mahkemede, tahliye olan için cezaevi kapısında; birisi pasaport mu alamamış, kim olursa olsun o işin peşinde" diye tanımlanan bir dost idi. Hatta tanımadığı insanların sorunlarıyla da yakından ilgilenir, doğrudan ya da köşesi aracılığıyla çözüm bulmaya çalışırdı. Özgür Mumcu, bir baba olarak Uğur Mumcu'yu, "çok iyi bir babaydı, bizlere çok iyi davranırdı... Hiç dayak yemedim. Şiddet yok. Ama ceza var... Kötü bir şey yaparsam bir hafta hiç konuşmazdı. Çok ağır bir cezaydı" diye anlatıyor.

Orhan Apaydın'ın sağlık durumu, Ruhi Su'nun pasaportu için nasıl çabaladığını bütün dostları herhalde unutmamıştır. Öldürüldüğü gün evden ayrılışının, hastanede yatmakta olan profesör Kazım Türker'e geçmiş olsun ziyareti amacını taşıdığı artık biliniyor.

Buna karşılık, "çok yakın bir dostuna kırılırsa, onun hakkında hiç konuşmazdı" diyor Ali Sirmen; ama sürdürüyor: "Uğur çok dost bir insandı. Çok dostu vardı. Uğur, Türk halkının dostu o1duğu gibi, dostlarına da çok bağlıydı. Onlar da Uğur'a..."

İlk yazıları 1962'den itibaren Yön, Türk Solu, Devrim, Ant, KIM v.b. dergilerde yer alan Mumcu'nun, 1968-69-70 yıllarında Akşam, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinde zaman zaman çeşitli konularda inceleme yazıları da yayımlandı.

Köşe yazarlığına 1974 yılında haftalık Yeni Ortam dergisinde başladı. Daha sonra çalışmaya başladığı Anka Ajansında 1975 yılından itibaren Cumhuriyet'e de köşe yazıları yazdı. 1977 yılından sonra sadece Cumhuriyet için yazmaya başladı. GÖZLEM başlıklı köşesinde 1991 yılının Kasım ayına kadar aralıksız olarak yazdı. 6 Kasım 1991'de İlhan Selçuk ve yaklaşık 80 Cumhuriyet çalışanı ile birlikte gazeteden ayrıldı. Bir süre işsiz kaldı. 1 Şubat - 3 Mayıs 1992 tarihleri arasında Milliyet Gazetesi'nde yazan Mumcu, Cumhuriyet Gazetesi'ndeki yönetim değişikliği üzerine 7 Mayıs 1992'de Cumhuriyet'e döndü.

Evindeki odasında 5 bine yakın kitabı, dosyaları, notları, bilgisayarı ile iyi bir hukukçu olduğu kadar, dünya çapında tanınan çok iyi bir araştırmacı gazeteci idi. Araştırdığı dosyaları dikkatle okuyan, son derece yoğun ve hızlı çalışan Mumcu, Kürt İslam Ayaklanması adlı kitabını iki buçuk ayda tamamladı.

Oğlu Özgür anlatıyor:
"- Son yıllarda yazılarını evde yazıyordu. Büyük bir çalışma odası vardı. Arşivi, kitapları, dosyaları, bilgisayarı oradaydı. Teknolojiye önem veriyor, kendisine yararlı olabilecek her teknolojiyi izliyordu. Bir konu üzerinde araştırma yaparken odasına kapanıyordu. Çok uzun süre dışarı çıkmıyordu. Kitaplar yerlerde, hepsinin üzerinde notlar... Her yer darmadağın... çok titiz çalışıyordu. Ağca'nın mahkeme dosyasını, sanırım üst üstüste on defa okumuştu." Ali Sirmen'se, "telefonlarının dinlendiğini, MIT'in ileri gelenlerinden birine anlattığı zaman, adam mazeret beyan etmiş; 'Ama Uğur Bey, ne yapabiliriz! Size o kadar çok önemli haber geliyor ki'..." diyor; Özgür sürdürüyor:
- Her kaynaktan, her yerden bilgi geliyordu babama. Sağcı, solcu farketmiyordu. çünkü insanlarda bir güven oluşmuştu; 'Uğur Mumcu'ya iletirsek, araştırır ve yazar' diye..

Ali Sirmen:
- Uğur polisiye filmleri severdi. Çünkü haber peşinde koşarken değişik yöntemler uygulardı... Ercan Vuralhan olayında, otele telefon edip, 'size olan borcumuz ne' diye sordu; attı ve tutturdu...

Özgür Mumcu:
- Yine birinin adresini nereden bulduğu konuşuluyordu. Babam o adresi telefon rehberinden bulmuştu. Uçak biletlerinin numaralarına, tarihlerine kadar bakardı.

Deniz Som:
- Siyasilerle ilişkisi nasıldı?

Ali Sirmen:
- Bir gazetecinin siyasilere daima mesafeli durmasından yanaydı. Senli benliliğe cok kızardı. "Sen gazeteciliğini iyi yaparsan, haber seni bulur" derdi. Uğur'un, yazılarıyla karşı durduğu insanlar da Uğur'a daima terbiyeliydi. İdeolojik saplantıları olanlar dışında... Uğur'un bazı kuralları vardı.: İyi insan olmak, dürüst olmak ve dönek olmamak.

Özgür Mumcu:
- Yakın dostları arasında sol eğilimIi olmayanlar da vardı. Solcu ya da sağcı olmak değil, iyi insan olmak önemliydi...

Ali Sirmen:
- Uğur'un bir özelliğide de her şeyi takip etmesiydi. Bütün pislikleri ortaya çıkarırdı. Fakat bir tek gün kimsenin özel hayatıyla ilgili hiçbir şey yazmamıştır. İmada dahi bulunmamıştır.

Özgür Mumcu:
- Bildiği halde...

Ali Sirmen:
- Katiyen yazmazdı...

Araştırmacılığında, gerçekten Resmi Gazete'den Ticaret Sicili gazetelerine dek hiçbir şeyi gözden kaçırmayan Mumcu, aynı zamanda haber için ödün vermeyen, haber kaynağını herşeye rağmen koruyan ve belgesiz yazı yazmayan bir gazeteci idi. Ağca Dosyası için belge ve bilgi mi gerekiyor? Yollara düşüp İtalya'nin başkenti Roma'dan, İspanya'nın Mallorca adasında Ağca'nın kaIdığı otele, oradan İsviçre'nin Basel kentine, Londra'da Bekir Çelenk'in kaldığı eve gider, tek tek insanlarla konuşur, mahkeme dosyalarını okur, mekan incelemeleri yapardı. Sağlıktan felsefeye, eğitimden edebiyata, siyasetten diplomasiye kadar eğilmediği, araştırmadığı, incelemediği, hiç değiIse bir tek yazıyla değinmediği konu yoktu; "hiçbir şeyi atlamadı" dense yeridir. Kimi zaman, okuyucuları sıkmış olabileceğini düşünüp özür dilese de, bazı çevreleri kızdırmak pahasına, belirli konular, belirli noktalar üzerinde ısrarla döne döne durdu. "Bazı hukuksal nedenlerle yazamadıklarımız, yazdıklarımızdan çok daha önemlidir" sözlerini sık sık yinelemek zorunda kaldı.

Bu nedenle olacak, ünlü Fransız romancı Emil Zola için söylenen "tarihin sorgu yargıcı" nitelemesinden hareketle Mumcu'yu "günün sorgu yargıcı" diye tanımlayan Cemal Süreya'nın "99 Yüz"ündeki Uğur Mumcu portresi şöyle;

"... Uğur Mumcu daha ilk yazılarında, ince mizahı ve yazma tutkusuyla kendisini kabul ettirdi....

Bir başına bir adam...
Bence başarıya mahkumdu. Kuşağının, aydının, demokrasinin sesi oldu çünkü. "Türkçe'nin kara cümlesini" yakalamıştı. Büyük kamu hukuku birikimini güncel olayın, siyasetin, kavganın içinde kullanmayı bildi. Her zaman açık yürekli oldu; cesur davrandı, risklerden korkmadı ve elbette en önemli nitelik: eli gerçekten kalem tutuyordu. ... Sadece bir yazar, yalnızca bir gazeteci olarak kalmadı; bir düşünür, bir özgürlük savaşçısı, bir siyaset ve hukuk adamı olarak da belirdi. ...

68'lerin açık alnı.
Günlük yazı, kişiyi ister istemez yinelemelere götürür. Uğur Mumcu, yinelemeye en güzel işlevi kazandırdı: Düşünsel mine'leme...
Okunaklı, orta boy, dev adam...
Polemiği düşüncenin içerisinden nasıl da geçiriyor!..
Polemik dedim. Ancak Uğur Mumcu, soruna dalarken nesnelliği hiç yitirmiyor. Sorun karşısında düşünür yanını hep koruduğu için, polemik sadece tat olarak kalıyor.

Kişisel tartışmada, daha doğrusu kişilerle çatışmada ise polemikçi yanı acımasızca öne çıkıyor. Bayağı ağır konuşuyor. Ancak burada da demagojiye sapmadığına tanık oluyoruz. Yazarın, gazetecinin özellikle de mizahçının bu vazgeçilmez silahına sarılmıyor. Buna gereksinimi yok da ondan mı? Öyle. Kişisel tartışmada da her sözü bir şeyin karşılığı olsun istiyor. Ne olursa olsun; bu, Uğur Mumcu'nun temiz yanıdır. Onun kişiliğine, tuttuğu işe bütünüyle ışık düşürüyor. En ufak şantaj, gözdağı, böbürlenme yok Uğur Mumcu'da. İşiyle ilişkisini bir sanatçı çılgınlığına da dönüştürmüş.

Dile hakim. Türkçe'sinde, çocukla filozof, düşünürle sanatçı kaynaşıyor. Mizahı alaylı değil sevinç ağırliklı. Gönderme ustası. ..."

Objektif. Ama tarafsızlık?.. Tarafsızlık, hiçbir taraftan olmamak değil de, gerekirse, hakederse kendi tarafını da eleştirmekse, bir "bizimkiler"i, bir "bizim çocuklar"ı olmamaksa, işte Uğur Mumcu... Her kanadıyla solun yanlışlarının eleştirisi, Uğur Mumcu'da, sağı eleştirmenin de solu savunmanın da ayrılmaz bir parçası.

Yobazların, kaçakçıIarın, hırsızların, sömürücülerin korkulu rüyası olan, Cumhuriyet ve Atatürk'ü tüm ilkeleriyle benimseyip savunan Mumcu, din maskesi altında Türkiye'yi emperyalizme teslim etmek isteyenlerin gerçek yüzlerini sergiledi. Silah kaçakçılığı, terör, Kürt sorunu ve benzeri konulardaki araştırmalarını sağlam belgelere dayandırdı. "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz" ilkesinden hareketle emperyalizmin, mafya aracılığıyla Türkiye'ye soktuğu silahların terörü körüklediğini kanıtlarıyla gözler önüne serdi.

Demokrasi ve insan haklarının inanmış bir savunucusu idi. Katilleri yakalanmayan gazetecilerin, bilim adamlarının, aydınların kanlarının yerde kalmaması için yılmadan uğraştı. Devletin, katillerin bulunması için gerekenleri yapmadığını biliyordu. Yazılarında, aydınlanmayan her cinayeti, yenilerinin izleyeceğine dikkat çekti. Terörün, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ile iç içe ve uluslararası bir boyuta sahip olduğunu, bu boyutun içinde de birçok devletle birlikte bu devletlerin gizli servislerinin bulunduğunu savundu ve kanıtladı. Türkiye'nin, bu şekilde tanımladığı terör sorunundan uzak kalabilmesinin, antiemperyalizm ve tam bağımsızlık ilkelerine sıkı sıkıya bağlı kalınmasıyla mümkün olabileceğini durmadan vurguladı. Bu konudaki sloganı, "katilin sağcısı solcusu olmaz; katile, ideolojisine göre paye veriImez katil katildir" idi. Ankara Sanat Tiyatrosu'nda sahnelenen "Sakıncalı Piyade" adlı oyunu büyük ilgi ve başarı kazanan Mumcu'nun ilk ödülü, 1962 yılı Cumhuriyet Gazetesi Yunus Nadi Armağanı Makale Yarışması dalında oldu. 1979 yılında, Türk Hukuk Kurumu'nca "Yılın Hukukcusu", aynı yıl Çağdaş Gazeteciler Derneği'nce "Yılın Gazetecisi" seçildi. 1980, 1982, 1983, 1987 ve 1993 yıllarında İstanbul Gazeteciler Cemiyeti'nin inceleme ve röportaj dallarındaki ödüllerine değer bulundu. 1984, 1985 ve 1987 yıllarında Nokta Dergisi Mumcu'ya "Yılın Doruktaki Gazetecisi" ödülünü verdi. 1980'de (Cüneyt Arcayürek'le birlikte) ve 1988'de Sedat Simavi Vakfı Kitle Haberleşme ve Gazetecilik ödüllerini aldı.

Mumcu'nun başka bazı ödülleri şunlar: 1983'te Balıkesir Barosundan "Cumhuriyet Döneminin Anıtlaşmış Hukukcusu" ödülü; Cumhuriyet Gazetesi'nden 1987 yılında "Rabita Olayı Dolayısıyla (örnek Gazeteci" ve 1988 yılında Bülent Dikimener Haber Ödülü"; Ankara Tabipler Odası'ndan 1988'de "Basın Sağlık Ödülü"; Boğaziçi Üniversitesi'nden 1988 yılında "En Çok Okunan Gazeteci Ödülü"; Hey Girl Dergisi'nden 1992'de "Yılın Gazetecisi Ödülü"; Ankara Sanat Kurumundan "1992/93 Onur Ödülü".

U. Mumcu'nun eserleri şunlar:

Suçlular ve Güçlüler, Sakıncalı Piyade, Bir Pulsuz Dilekçe, Büyüklerimiz, Çıkmaz Sokak, Tüfek İcad Oldu, Silah Kaçakçılığı ve Terör, Söz Meclisten İçeri, Terörsüz Özgürlük, Ağca Dosyası, Papa Mafya Ağca, Liberal Çiftlik, Devrimci ve Demokrat, Aybar ile Söyleşi, İnkilap Mektupları, Rabıta, 12 Eylül Adaleti, Bir Uzun Yürüyüş, Tarikat-Siyaset-Ticaret, Kazım Karabekir Anlatıyor, 40'ların Cadı Kazanı, Kürt İslam Ayaklanması, Gazi Paşa'ya Suikast, Kürt Dosyası, Mobilya Dosyası (Altan Öymen'le birlikte) Mumcu'nun, "Sakıncasız" adlı bir tiyatro oyunu daha bulunuyor.

Daha pekçok eser verebileceği en olgun çağında, 24 Ocak 1993 günü Ankara'da evinin önündeki arabasına konan bombanın patlaması sonucu katledildi.

 

 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar

özer { 23 Mayıs 2010 10:53:03 }
harikaaaa { 06 Aralık 2009 12:47:53 }
sen süpersin her kimsen ???
bu engin bilgiler içn tşk.
Di?er Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA