İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2306550 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

EĞİTİM TEKNOLOJİSİNİN TARİHÎ GELİŞİMİ

Kategori Kategori: Genel | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 3427 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 17 Ocak 2010 08:07:56

Eğitim teknolojisi insanoğlu ile birlikte gelişmiştir denilebilir. İnsanlar, çevresindeki diğer insanlara bildiği herhangi bir şeyi öğretmek zorunluluğuyla yüzleştiği anda, öğreteceği

Eğitim teknolojisi insanoğlu ile birlikte gelişmiştir denilebilir. İnsanlar, çevresindeki diğer insanlara bildiği herhangi bir şeyi öğretmek zorunluluğuyla yüzleştiği anda, öğreteceği şeyi hangi araç, yöntem ve tekniklerle nasıl öğreteceği, yani gerekli çevre ayarlamasını nasıl yapacağı sorunuyla karşılaşmışlardır. Bu nedenle eğitim teknolojisinin insanın kendisine ilk defa “Bunu nasıl öğretirim?” diye sorduğunda ortaya çıktığı söylenebilir.[6]

 

Bir düşünceyi daha etkili aktarabilme çabası, yalnızca eğitimle uğraşan kişilerin değil, herkesin düşüncesinde yer almıştır. İlk insanların mağara duvarlarına şekiller çizmeleri, beden dilini sembolik bir iletişim aracı olarak kullanmaları, yazıyı bulmaları ve yazının bulunmasından sonra tabletleri kullanarak bilgi birikimlerini kalıcı hale getirmeleri ve genç kuşakları tören yönü ağır basan toplantılarda eğitmeleri bunun tipik örnekleridir.[7]

 

Tabiî ki ilk insanların kullandığı teknolojiler hem fizikî donanım hem de kuram açısından günümüze göre çok basitti. Ancak insanoğlunun hayatında etkili bir yer tutmaktaydı. İnsanlar okul dışında, tarım, av, yapı işleri gibi konularda kullanılan araçlarla ilgili becerileri diğer insanlara öğretmişlerdir. Bu öğretimde araçların kendisini ve gösteri yöntemini kullanmışlardır. Mağaralarda bulunan kalıntılar ilk insanların eğitim ve öğretim amaçları için model ve resimleri kullandığını göstermektedir.[8]

 

Daha sonraki dönemlerde matbaanın bulunması, resimlerin eğitici gücünün keşfedilmesi, eğitim ortamlarında gerçek nesnelerin kullanılması ve bir kurum olarak okulun ortaya çıkması eğitim teknolojileri uygulamalarını zenginleştirmiştir.[9] 

 

İnsanoğlu hayatını etkili, güvenli ve rahat bir şekilde sürdürebilmek amacıyla sürekli gelişmeye ihtiyaç duymuş, bu alanda mücadele etmiştir. Hayvanları avlamak için önceleri ilkel, basit araçları kullanırken ateşin bulunması büyük bir gelişme sağlamıştır. Ateş günlük hayatta yaygın olarak kullanılmış, aynı zamanda tarım, avcılık için kullanılan araçların daha etkili şekilde yapılmasına imkân tanımıştır. Ateşin bulunması bir gelişmedir. Aynı zamanda insanların kullandıkları aletlerin gelişmesine de büyük katkı sağlamıştır. Teknolojik gelişmeler her zamanda ve mekanda insanoğlunun yaşantısını kolaylaştırıcı etkiler yaratmaktadır.

 

Eğitim teknolojisinin gelişimi ile ilgili olarak değişik gruplandırmalar yapılmıştır. Alkan’a (1995) göre eğitim teknolojisindeki gelişmeler beş dönemde incelenebilir:

 

1.      1.      Sözlü-Yazılı Dönem

     -Yazı Öncesi

     -Yazı

     -Matbaa

 

2.      2.      Görüntülü-Sesli Araçlar Dönemi

     -Görsel İşitsel Araçlar

     -T.V.

     -Bilgisayar

     -Programlı Öğretim

 

3-İkilem Dönemi

     -Ferdî Öğretim

     -Toplu Öğretim

 

4-Otomasyon Dönemi

     -Ferdî ve Toplu Öğretimin Bütünleşmesi   

 

 5-Sibernasyon Dönemi

     -Geleneksel Okul ve Öğretmenlik Yapısının Tamamen Değişmesi.[10] 

ASHBY, eğitim teknolojisinin tarihî gelişimini “devrimler” adı altında beş bölümde incelemiştir:

 

1)      1)      Öğrenciyi aileden organize okul ortamına geçirme

2)      2)      Yazı dilini temel eğitim ortamı olarak kullanma.

3)      3)      Matbaanın icat edilmesi

4)      4)      Elektronik alanındaki gelişme.

5)      5)      Devam eden süreçtir. Bu süreç;

 

                  a) İletişim teknolojisindeki gelişmeler

                  b) Bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler

                  c) Eğitimin bilimsel esaslarındaki yenilik sonucu performans teknolojisi alanındaki gelişmeler olmak üzere üç aşamalıdır.[11]

 

Eğitim teknolojisi hem fizikî donanım, hem de kuram boyutunda gelişmektedir. Bu gelişmede kuram boyutu öne çıkmaktadır. Her dönemde ortaya çıkan felsefî akımların, kavramları öğretmeyi amaçlayan öğretme–öğrenme süreçleri bulunmaktadır. Bu süreçlerde düşünme, pratikte uygulama, konuşma ve hissetme gibi alanlar her zaman kendini göstermiştir. Ana amaç; bilgi, beceri, tutum ve davranışların bireylere kazandırılmasını sağlayarak istenilen yönde ve kasıtlı değişimler oluşturmaktır. Felsefî akımların etkisindeki bütün kültürel faaliyetler asırlar boyu mevcut öğrenme–öğretme yöntemlerini geliştirmek için yeni öğrenme ve bilgi kuramlarının gelişmesini sağlamıştır.

 

Yazının icadından önce öğretme–öğrenme ortamlarında sözün egemenliği vardı. Sözlü ifadelerde öğrenme döneminde temel araç “öğretendir” denilebilir. Yazının olmadığı bu çağlarda bile ilkel iletişimler, mağara resimleri formunda teknolojiler ve organize dillere ait deliller vardır. Bu sembolik sistemler çağdaş eğitim teknolojisinin ilk örneklerini oluşturmaktadır.

 

Geçmiş çağlarda yaşayan birçok bilim adamı kendi zamanlarına uygun öğrenme, öğretme ve eğitim teknolojisi kuramları geliştirmişlerdir. Bunlardan Sophist, öğrenme, öğretme uygulamalarında düz anlatım ve grup çalışmalarının kullanılabileceğinden söz eder. Aynı zamanda her türlü teknolojilerin kullanımları ile öğrenmenin etkili bir şekilde gerçekleşeceğini öne sürer. Buna karşılık, Plato teknolojinin eğitimde yeri olmadığını savunurken; bilgilerin, deneyimlerin ve değerlerin tasarımlanması gerektiğinden söz eder. Socrates, öğrenme ve öğretme faaliyetlerinin etkili bir şekilde tasarımlanması gerektiğini vurgular.

 

Sokretes’e göre evrende bulunan geçerli olan bilgiler, insanoğlunu birşeyler öğrenmek için güdülemeli, aynı zamanda yol göstermelidir. Görüldüğü gibi ilk çağ filozofları eğitim, teknoloji, öğrenme–öğretme ortamlarının düzenlenmesi, eğitimde kullanılacak yöntemler v.b. konularda kendilerine göre fikirler üretmişler, kuramlar geliştirmişlerdir.[12]

 

İlk zamanlarda  insanların çevreden edindikleri bilgiler, doğa kuvvetlerinin etkisiyle geliştirdikleri dinsel inanışlarıyla ve dünya hakkındaki çağın felsefî düşünceleri ile karışıktı. M.Ö. 6 ve 5. asırlarda çeşitli bölgelerde uygarlıklarda üretilmiş olan, dinsel inanç ve felsefî düşüncelerle karışık bilgiler, Eski Yunan uygarlığında felsefe içinde yer almış, filozoflar tarafından örgütlenerek bilimsel hale getirilmiştir. Üretilen yeni bilgiler de bunlara katılarak insanların hizmetine sunulmuştur.

Filozofların M.S. 3. Asra kadar geçen zaman içinde biyoloji, fizik, kimya, astronomi, tıp ve matematik alanlarında yaptığı çalışmalar olmasına rağmen, matematik hariç diğer disiplinler felsefeden tamamen bağımsız hale gelememiştir.[13]

 

Yazının bulunmasıyla birlikte insan hayatının diğer yönleri gibi eğitim süreci de değişime uğramıştır. Öğrenme–öğretme ortamlarında öğretmen ile birlikte yazılı kaynaklarda kullanılmaya başlanmıştır. Boynuz kitaplar, tebeşir tahtaları, kağıt ve diğer yazı aletleri bu dönem eğitim teknolojisini ifade eden araçlardır.

 

Yazılı kaynakların informal eğitimden formal eğitime geçiş yönünde önemli etkiler yapmıştır. Bu döneme kadar bireylerin eğitiminde ailenin ve yakın çevresinin etkisi hakimdi. Öğrenmelerin çoğunluğu, gençlerin yetişkin rollerini gözlemeleri ve taklit etmeleri yoluyla gerçekleşmekte idi. İnsan topluluklarının büyümesi ve gelişmesi yetişkinlerin rollerinde değişmelere ve uzmanlaşmalara yol açtı. Buna bağlı olarak uzman öğretmen ihtiyacının ortaya çıkmasıyla birlikte, yazınında etkisiyle eğitim süreci değişime uğradı. Bireylerin eğitilmesi görevi, ebeveynden öğretmene, evden okula doğru kaydı. Sonuçta, eğitim uygulamaları formalize edilmeye, öğrenme–öğretme ortamlarında yazılı kaynaklar yaygın olarak kullanılmaya başladı.

 

Çizimlerin ders kitaplarında ilk kullanışı Asur ve Babillilerin M.Ö. 3000 yıllarından kalma kil tabletler halindeki matematik kitaplarında görülmektedir. Yine M.Ö. 4000 – 1300 yıllarında Mısır’da papirüs üzerine yazılmış bazı matematik, tıp ve cerrahi ders kitaplarında renkli çizgi – resimlerin kullanılmış olduğu görülür.

 

M.Ö. 4. ve M.S. 4. asırlar arsında, Eski Yunan ve Roma İmparatorlukları zamanında, papirüs üzerine yazılmış, güzel resimlerle donatılmış ders kitapları bulunmaktadır.[14]

 

M.S. III. Yüzyıldan itibaren yayılmaya başlayan Hristiyanlığın etkisiyle bilim alanındaki çalışmalar bazı istisnalar dışında neredeyse tamamen durmuş ve Batı dünyası bilim yönünden karanlığa gömülmüştür.

 

Doğuda ise VII. yüzyıldan itibaren İslâmiyet yayılmaya başlamış, doğulu bilim adamları önemli çalışmalar yapmışlardır. Bir yandan her alanda değişik eserler meydana getirmişler, diğer yandan Eski Yunan ve Roma filozoflarının eserlerini inceleyerek onları yeni düşünceler, yorumlar ve bilgiler katmışlardır. Türklerin Müslümanlığı kabulü ile birlikte, bilimsel çalışmaların vatanı Türk yurtları olmuştur. Rönesans ve Reform hareketlerine kadar her türlü bilginin, buluşun ve icadın Müslüman–Türk diyarlarından Dünya’ya yayıldığı söylenebilir.

 

Avrupa’da Rönesans ve Reform hareketlerinin başlamasıyla batılı bilginler doğulu bilim adamlarının eserlerini ve geliştirilmiş olan Eski Yunan ve Roma devri eserlerini temel olarak Ortaçağ karanlığına gömülmüş olan batı bilimini yeniden canlandırdılar. Bu çalışmaların sonucu olarak XV. Yüzyılın ortalarında Gutenberg’in matbaayı icat etmesiyle eğitimin doğası, etkileri günümüze kadar sürecek şekilde değişmiştir. Eğitimin programlanmasında, öğrenme–öğretme ortamlarında ve eğitimde uygulanan yöntemlerde ders kitaplarının hakimiyeti başlamıştır. Çünkü kitapların basılması, yayılması ve temin edilmesi büyük ölçüde matbaanın icadı ile kolaylaşmıştır. XVI. yüzyıldan itibaren önce fizikte, sonra diğer fen bilimlerinde büyük gelişmeler olmuş ve bu bilimler bağımsızlıklarını kazanmaya başlamışlardır.[15]

Eğitim teknolojisi açısından önemli bilim adamlarından birisi de Abelard’tır. Abelard kendisine ait bir öğretim yönetimi geliştirmiştir. Bu yönetime göre;  

 

1        1-   Bilgiler okunmalı

2        2-   Buluş yoluyla bulunmalı ve doğrulanmalı

3        3-   Her basamak anlamlı öğrenmeleri oluşturmaları    

4        4-   Öğrenmeler son olarak kontrol edilip kayıt edilmeli

5        5-   Her bir basamak yazıya dönüştürülmelidir.

 

Bunun sonucunda doğruya ulaşılır. Bu düşünceler kendisinden sonraki bir çok bilim adamını etkilemiştir.

 

Eğitim teknolojisi açısından önemli olan ve kendisine ait bir öğretim yöntemi geliştiren bilim adamlarından biri de Comenius’tur. Comenius diğer bilim adamlarının fikirlerinden etkilenmiştir. Comenius’un öğretim yönetimine göre; 

 

1        1-   Öğretim yönetimi istekleri takip etmelidir.

2        2-   Öğretim doğuştan başlamalı ve her yaşa, ilgiye, kapasiteye göre düzenlenmelidir.

3        3-   Bilgiler gerçek yaşantılarda uygulanmalıdır.

4        4-   Öğretim faaliyetleri kolaydan zora doğru düzenlenmelidir.

5        5-   Kullanılacak olan araç – gereçler konularla ilgili olmalıdır.

6        6-   Ardışıklık çok önemlidir.

7        7-   Genel prensipler açıklanmalı ve bunlarla ilgili mutlaka örnekler verilmelidir.[16]

 

Comenius 1658’de basılan ve çocuklar için hazırlanmış ilk resimli ders kitabı olan Resimlerle Dünya adlı eserin de sahibidir. Eğitimciler arasında, gerçek eşya ve resimler kullanılarak yapılacak  eğitimin öneminden söz eden ilk bilim adamıdır.[17]

 

İnsanlığın var oluşuyla başlayan eğitim teknolojisi tarihinde 18. yüzyıla gelinceye kadar ileri sürülen fikirler ve yapılan uygulamalar daha çok kuramsal boyutla ilgilidir. Öğretim materyallerini analiz eden, tasarımlayan ve uygulamaya koyan ilk bilim adamlarının ileri sürdükleri kuramlar, felsefe başta olmak üzere psikoloji, anatomi  gibi bilimlerin etkisinde kalmıştır. Ortaya atılan fikir daha çok kuram boyutunda kalmakta, eğitim teknolojisinin diğer boyutu olan fizikî donanımlar alanına fazla girmemektedir. Fakat bu görüşler çağdaş ve modern eğitim teknolojilerinin gelişmesine ışık tutmuştur.

 

18. yüzyıldan itibaren eğitim teknolojisindeki gelişmeler hem kuramsal, hem de donanım boyutunu etkilemiştir. 17. yüzyıldaki gelişmelerin devamında önce fizik ve diğer fen bilimleri, daha sonra da tıp ve diğer sağlık bilimleri, sosyal ve beşerî bilimler bağımsızlıklarını kazanmıştır. Diğer bilimler, fizik ve fen bilimlerinin veri ve deneylerinin desteğiyle gelişmeye devam etmiştir. Batı dünyasında 1950’lere kadar geçen süre içinde, eğitimdeki çevre ayarlaması  sürecinde, fizikî bilimlerle, onların teknolojilerinin ürünlerinden yararlanma gittikçe önem kazanan bir görüş haline gelmiştir. Bu görüşe göre fizikî bilimlere ilişkin teknolojilerin ürünleri olan çeşitli araçların eğitime, öğrencilerin ferdî ayrılıklarından ve öğretilecek konunun kapsamından daha çok etki yaptığı ve yardımcı olduğu kabul ediliyordu. Yani eğitimi etkileyen faktörlerden en önemlisi eğitim araçlarıydı. Bu düşünceler öğretmenlerde endişe uyandırmış, araçlara karşı bir tutum geliştirmelerine yol açmıştır. Öğretmenler bu endişelerini  açıkça değil de, araçların öğrencilerin dikkatini başka tarafa çektiği, dersleri ders olmaktan çıkarıp eğlence ve vakit geçirme saatleri haline getirdiği şeklinde dolaylı olarak ifade ediyorlardı. Sonuç olarak diyebiliriz ki, 18. yüzyıldan itibaren eğitim teknolojisindeki gelişmeler kuramsal boyut yanında fizikî donanımlar boyutunu da etkilemektedir. Bu yıllardan itibaren telefon, radyo, televizyon, bilgisayar, uydu vb. fizikî donanımlar olarak eğitimde  kullanılmaya başlanmıştır.

 

Öğretmenler arasında görülen hoşnutsuzluğa ve karşı koymalara rağmen, eğitim araçlarının yapımcılarıyla araçların eğitimindeki öneminin vazgeçilmezliği savunan eğitimcilerin çabaları, “göz ve kulak yoluyla eğitim araç ve yöntemleri” adı verilen yeni bir disiplin gelişmesine yol açmıştır.

 

18. yüzyılda dünyada bilgilerin halka yapılması amacıyla A.B.D. ve Avrupa’nın büyük şehirlerinde üniversitelerin bünyesinde özel müzeler kurulmaya başlamıştır. Kurulan müzeler daha sonra bulundukları şehirlerin okul sistemleriyle ilişki kurarak, öğrencilerin öğretmenleriyle birlikte müzeye gelerek çalışmalarına imkân tanımışlardır. Bu sırada ders araçları bakımından önemli bir hareket başlamış, 1905’te St. Louis okul sistemine bağlı olarak ilk eğitim müzesi açılmıştır. Sonraları büyük şehirlere yayılan bu eğitim müzeleri, şehirlerin okul sistemlerinin bir parçası olup, öğretmenlerin araç ihtiyaçlarını sağlamak amacıyla örgütlenmişlerdi. O günkü teknolojik imkânların elverdiği her çeşit model, numune, fotoğraf, slayt, levha ve koleksiyonları kapsayan müzeler, öğretmenlerin haftalık ders aracı ihtiyaçlarını karşılıyorlardı. Okulların ve müzelerin sayılarının artması sonucunda, derslerde öğretmenlerin altında bulunması gereken araçların okulların bünyesinde toplanmasına başlandı.

 

Ülkemizde de 19. Yüzyıla ait öğretmen okulu ve ilkokul yönetmeliklerinde, okullarda kullanılacak araç–gereçler bildirilmekte, okullarda kütüphanelerin ve fizik–kimya dersleriyle ilgili araçların birer numunesinin bulunması gerektiği vurgulanmaktadır. Yenilenen okul programlarında da araç–gereçlere daha fazla yer ve önem verildiği görülmektedir. Cumhuriyetten sonra ders araçları alanında büyük adımlar atılmıştır.

 

1951 yılında “Öğretici Filmler Merkezi” adıyla açılmış olan, sonra 1963 yılında “İl Eğitim Araçları Merkezi”ne dönüştürülen araç merkezleri bütün illerde kurulmaya başlamıştır.[18] 

 

19. yüzyılda eğitim teknolojisi alanındaki önemli olaylardan birisi de Joseph Lancaster tarafından bir öğretim modeli geliştirilmesidir. Bu modele göre; grup öğrenmeleri için notlar planlanmalı,  organize edilmeli ve ekonomik olarak yönetilmelidir. Öğretim materyalleri etkili bir biçimde öğrenme – öğretme ortamında kullanılmalıdır. Çünkü bu materyaller bireyleri güdülemektedir. 1800’lü yılların ilk yıllarında New York okullarında uygulanan bu model sistematik kuramların yaklaşımlarını içermektedir.

 

Yine aynı yıllarda Johan Heinrich Pestalozzi ve Friedrich Wilhlem Froebel gibi bilim adamları, öğrenme–öğretme ortamlarında çeşitli materyallerin kullanımı, bu ortamların düzenli bir şekilde tasarımlarının yapılması gerektiğini vurgulamışlardır.[19]

 

Elektriğin bulunması eğitim teknolojisinin gelişiminde derin etkiler yaratmıştır. Elektrikle birlikte elektrik lambası, telefon, telgraf insan hayatına girdi. Bu gelişmenin devamında elektronik alanında sağlanan ilerlemelerle radyo, televizyon, video, teyp, kayıt cihazı vb. araçlar eğitim ortamlarına girmiştir. Güvenilir, dakik ve zihinsel işlemlerden çok daha hızlı hesap makineleri kullanılmaya başlanılmıştır. Elektriğin kullanılmaya başlanması iletişim adı verilen çağdaş ve modern teknolojilerin başlangıç noktası olmuştur. İletişim teknolojilerindeki gelişim eğitimde de yeniden yapılanmalara yol açmış, kapalı devre televizyonu da okul dersliklerinde televizyonun yaygın biçimde kullanılmasına imkân tanımıştır. Denilebilir ki öğretmen, yazılı ve basılı yayınların  öğrenme – öğretme ortamlarındaki hakimiyeti elektrik ile azalma eğilimine girmiştir.

 

1900’lü yıllarda eğitim teknolojisinde John Dewey’in etkileri görülmüştür. Dewey eğitimi  yaşantıların yeniden örgütlenmesi ve yenilenmesi olarak tanımlamış, her yaşantının daha önceki yaşantılara dayalı olarak oluştuğunu ve bireylerde değişiklik yaptığı içinde daha sonra edinilecek yaşantıları etkileyeceğini belirtmiştir. Dewey’e göre  öğrenme – öğretme ortamları olan okullar birer deneyimler  kazanma labaratuvarlarıdır. Bu ortamların etkili deneyimler kazandırması için en iyi şekilde tasarımları yapılmalıdır.

 

Dewey’den sonra gelenler onun 1920’lerde ortaya koyduğu görüşmelerden etkilenerek eğitimin süreç olarak daha anlaşılır tanımlarını yapmaya çalışmışlardır. Bu bilim adamlarından biride Preston’dur. 

 

Preston; eğitimin görevini “bireyin etrafında, gelişmenin her aşamasında, istenilen tepkileri ve umulan değişmeleri en iyi biçimde oluşturabilecek bir çevre düzenlemek“ olarak tanımlamıştır.[20]

 

Edward Thorndike, eğitim alanında bir uygulamalı eğitimbilimi geliştirmek için çalışmış, öğrenme–öğretme kavramlarını etkilemiş, ilk ölçme değerlendirme dersini vermiştir. Thorndike bağlamcı kuramlara göre öğretim teknolojisini geliştirmeye çalışmıştır. Ancak onun görüşleri 1930’lara kadar eğitim uygulamaları üzerinde çok az etki yapmıştır. Bunun nedenlerinden biri mevcut eğitim kuramlarının deneysel araştırma ve uygulamalardan çok, felsefî tartışmaları temel almasıdır. Bir diğer etken de eğitim psikologlarının öğretmeyi ihmal etmeleri ve öğretme faaliyetlerinin sonuçlarını ölçmeye çalışmalıdır.[21]

 

1920’li yıllarda S. Pressy’nin çalışmaları ile eğitimde makineleşmenin ilk çabaları başlatılmıştır. Bu çalışma ölçme ve değerlendirme alanında olmuştur. Pressy, başarıyı ölçen testlerin kullanımının yaygınlaştığı dönemde, testlerin hazırlanması ve uygulanmasındaki zorlukları hafifletmek için eğitim alanındaki ilk makineyi icat etmiştir. Önceleri çoktan seçmeli türünden test maddelerini değerlendirme ve geliştirmeyi amaçlayan Pressy, daha sonra makinenin eğitim–öğretim alanında kullanılmasını düşünmüştür. Testlerin birkaç defa uygulanıp değerlendirilmesini ve böylece öğrencilerin performanslarındaki ilerlemenin kaydedilmesini planlamıştır. Ancak bu çabalar yeterince yankı bulamamış, yaygın şekilde kullanılmamıştır.[22]

 

1930’larda önceki dönemlerde eğitim uygulamalarının daha çok felsefî fikir tartışmaları ile yönlendiği söylenebilir. 1930’lardan sonra ise eğitim uygulamaları bilimsel veriler ışığında biçimlenmeye başlamıştır. Eğitim teknolojisi de, 1930’ lardan başlayarak önce fizikî bilimler, daha sonra da davranış bilimlerinin görüşlerinin etkisiyle anlam ve yöntem değişikliğine uğramıştır.

 | Puan: 5,5 / 2 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA