İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2226502 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

1980 sonrası Türkiye

Kategori Kategori: Ekonomik | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 2026 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 19 Ocak 2010 13:40:57

Türkiye nin ekonomik vizyonu Toplumsal ve Bireysel refah seviyesinin arttırılmasıdır. Türkiye, 1923 yılında kurulan Cumhuriyetin 75.

 

Türkiye’nin ekonomik vizyonu Toplumsal ve Bireysel refah seviyesinin arttırılmasıdır. Türkiye, 1923 yılında kurulan Cumhuriyetin 75. Yılın kutladığı 1998 yılına kadar geçen süreçte önemli bir ekonomik gelişme göstermiştir. Bu gelişim süreci temelde 1928-1980 ve 1980 sonrası olarak iki dönemde değerlendirilebilir. Her iki döneminde kendi içinde ayrılabileceği alt süreçlerin bulunduğu da muhakkaktır. Bu iki dönemin ortak hedefi ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilmesi ve gelişmiş ülkeler arasına katılmak olarak belirlenmiştir. Ancak iki dönemin arasındaki temel farklılık ekonomik kalkınmanın sağlanmasında uygulanan yöntemler olmuştur. 1980 yılına kadar olan süreçte dışa kapalı ve kamu ağırlıklı, karma bir ekonomik model uygulanırken, 1980 sonrası dönemde dışa açık piyasa ekonomisi modeli uygulanmaktadır .

 

Istikrar programı uygulamalarının ilk döneminde kısa vadeli amçlara öncelik verilmiştir. Alınan önlemlerle kısa dönemde yoklukların kuyrukların ve karaborsanın ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. Enflasyon baskısının kırılması ve piyasaların bir düzene sokulması için çaba harcanmıştır. Bu çabaların başarılı olduğunu ve kısa vadeli amaçların gerçekleştirildigini ifade edebiliriz.

 

Türkiye 1980-1990 yıllar? arasında geçirdiği değişim ve reform sürecinin ardından 1990’lı yıllarda kısa vadeli ekonomik kararlar ile, içe dönük kısır siyasi çekişmelerin yaşandığı bir süreci yaşamaktadır. Bugün, tüm dünya ülkeleri dönük tahmin edebildikleri süreçleri kapsayacak hedefleri belirlemektedir. Bir başka deyişle dünyanın 2010’lu, 2020’li yılları bugünden şekillendirilmektedir. Uzun vadeli düşünme pratiğinden uzaklaşılması, ileriki yılların bugünden kaybedilmesi anlamına gelecektir. Ekonomik vizyonun sadece enflasyon ile mücadele veya sadece iç borç sorunun çözülmesi gibi konularda yoğunlaştırılması ve sabitleştirilmesi de sakıncalıdır. Ekonomik vizyon, iç ve dış tüm değişkenleri değerlendirerek ekonomideki bütün aktörleri yeniden yapılandırılacak nitelikte olmalıdır.

 

 

1980 sonrası dönem ;

 

 

 

1980 sonrasında önemli bir felsefe ve tutum değişikliği olduğu kuşkusuzdur.Cumhuriyetin ilk yıllarında kamu iktisadi teşebbüsleri karma ekonomi modelinin bir parçası Kabul edilmiş ,hatta karma ekonominin tariff ve tanımı kamu iktisadi teşebbüslerinin varlığı ile eşleştirilmiştir.

 

O yıllarda kamu iktisadi teşebbüsleri sanayileşmenin otoru müteşebbis ve yöneticiler için bir okul Kabul edilmiş ve bu kuruluşlarda maliyet – fiyat ilişkileri değişik biçime sahip olmuş ve tüketici için sübvansiyon sağlama ve istihdamı arttırma ana hedefler arasında yer almıştır.serbest teşebbüsün sahip olduğu verimliliğe ve kararlılığa ulaşamadıkları ileri sürülen iktisadi kuruluşlarının devlet hazinesine yük olduğu kamu borçlanmasına yol açtığı,merkez bankası’nı sıkıntıya soktuğu ve böylece enflasyona yol açtığı yaygın bir görüş halini almıştır.

 

1980 sonrasında serbest piyasa ekonomisini genişletme karma ekonomi modelinden uzaklaşma yolunda beliren eğilimlerin temel felsefesi çerçevesinde ilk adım olarak kamu iktisadi teşebbüslerinin mal ve hizmet fiyatları serbest bırakılmış ve daha kötü bir tedbir olarak da bu kuruluşların”özelleştirilmeleri” kararlaştırılmıştır. Ancak tutarlı görünen bu prensip uygulama alanında çok sayıda çelişki ve çatışmalara sahne olmuştur.

 

Bu çelişkilerin , ekonomik tablonun özellikleri ve 1980 sonrası dönemin karakterini tayin bakımından önemi büyüktür. Bunlar ;

 

Kamu iktisadi teşebbüsleri fiyatları serbest bırakılmış,fakat bu kuruluşlar organizasyonları yönetim biçimleri ve uygulamaları ile maliyetleri düşürerek rekabet piyasasına girememiştir.Kamu iktisadi teşebbüslerinin hazineye yük ve enflasyonun başlıca sebeplerinden biri olduğunu Kabul eden iktisat politikacılarının,aynı kamu iktisadi teşebbüslerinin ürettiklerinin ürettikleri mal ve hizmetlerin fiyatlarını enflasyon hızının çok üstünde nispetlerde artırmalarına izin vermiş olmaları açık bir çelişki olmuştur.Kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmeleri girişimleri ile ilgilidir. Kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmeleri girişimleri ile ilgilidir. Kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmeleri kararı alındıktan sonra bazı önemli araştırmalar yapılmıştır.

 

Ancak,Bazı kamu iktisadi teşebbüslerinin ana yapılarının ve kuruluş yerlerinin uygun olmaması,Özelleştirmeye uygun bulunmayanların sayılarının büyüklüğü,Iç sermaye piyasasının güçsüzlüğü Bazı yasal engeller,

 

Özelleştirmenin istenen hız ve boyutlara ulaşmasını önlemiş ve ekonomik tablonun kamu iktisadi teşebbüsleri ile ilgili bölümü tutarlılığını ve bütünlüğünü kaybetmiştir.

 

 

Kamu hizmeti felsefesindeki değişmeler

 

            1980 sonrasında serbest piyasa modeline bağlılığın açıklanması ile birlikte kamu hizmetleri anlayışında, felsefesinde bazı değişmeler meydana gelmiş ve uygulama alanında bu değişmelerin etkileri görülmüştür.

            Sağlık hizmetlerinin, eğitimin, taşımacılığın, bir bölümünün kamu hizmeti alanının dışına çıkarılması bu dönemin karakterini belirleyen değişmeler arasında yer alır.

            Paralı yollar, devler hastanelerinde ödenen bedellerin artırılması bu zihniyet değişikli -

ğinin delilleri sayılabilir.

             Kamu hizmeti anlayışının değişmesi, önceden kamu hizmeti sayılan ve bu sebeple vatandaştan hizmet karşılığı bir bedel talep edilmeyen bir alanın tamamen veya kısmen piyasa ekonomisine ve fiyat mekanizmasına bırakılması birçok ülkeler tarafından denenmiş, bu yol bazı sorunları çözmüş fakat yeni sorunlar yaratmıştır.

            Devletin görevlerinin başında kamu hizmetleri yer alır. Kamu hizmeti anlayışı, hizmetlerin nitelikleri, kapsam alanı, finansman biçimleri politik rejimlere, benimsenen modellere göre değişir. Böyle bir değişme sürecinde en önemli husus devletin piyasa ekonomisine bıraktığı hizmetlerin serbest piyasa alanında tam olarak görülebilmesidir. Bu konuda devletin, kamu hizmeti tarifinin dışına çıkarak serbest piyasa mekanizmasına bıraktığı hizmetin tam görülebilmesi için ;

         -   Bu hizmeti devralan serbest piyasanın arz ettiği hizmetin kalitesi, fiyatı ile ,

         -   Hizmetten bir bedel ödeyerek yararlanacakların milli gelirden aldıkları paylar arasında uygun, adil bir denge kurulması gereklidir.Bu ise kamu hizmetlerini tarif edip tanımlamanın dışına çıkan geniş kapsamlı iktisat politikası sorunudur.

            Böyle bir değişmenin başarılı sonuçlar verebilmesi için şu koşulların yerine getirilmesi gereklidir:

Birincisi, piyasa mekanizmasının iyi işlemesi,

İkincisi, serbest piyasada arz edilen hizmetlerin kalitesi ve kalite-fiyat ahengi,

Ekonomide kamu kesiminin bıraktığı boşluğu dolduracak kapasitenin varlığı.

Sağlık ve eğitim hizmetleri söz konusu olduğu zaman yukarıda belirtilen hususların önemi daha büyük açıklık kazanır.

Bu alanlarda mekanizma iyi çalışmıyorsa, sağlık ve eğitim hizmetlerinin kalitesi düşük ve fiyatları çok yüksek bulunuyorsa devletin hizmet kalitesini ve fiyatları kontrol etmesi kaçınılmaz bir zorunluluk halini aşacaktır.

Ekonomimizde bu sorun 1980 yılından sonra sık sık tekrarlanan bir konu olmuştur. Devletin kısmen de olsa özel kesime bıraktığı bu alanlarda kalitenin, fiyatların ve kalite ilişkilerinin uzman bir kadro tarafından çok titiz biçimde kontrolü zorunludur. Bu alanda “kontrole gerek yok” inancının sebebi, serbest piyasa modelinde kontrol olamaz görüşü ise, bu yanlıştır.

Ekonomik tabloda yer alan ve devletin ekonomik kararlarından kaynaklanan dolaysız etkilerle iktisat politikaları ve planların yarattıkları etkilerin biçimi ve karakteri 1980 yılından sonra değişmiştir.

1980 yılı sonrasında ekonominin “statüsünde” yapılan bazı önemli değişmeler, bazı kontrollerin ve kısıtlamaların kaldırılması, yeni iktisadi hedeflerin belirlenmesi, bu yeni hedeflere ulaşmak için alınan tedbirler ekonomik tablonun ana çizgilerini kısmen fakat tablonun niteliklerini ve özelliklerini önemli ölçüde değiştirmiştir.

c) Tüketiciler ve üreticiler

Türkiye’nin ekonomik tablosunda tüketicilerin ve üreticilerin yeri ve önemi büyüktür. 1980 sonrasında serbest piyasa modeline verilen ağırlık bu iki karar ve faaliyet alanının ekonomik yer ve ağırlığına dikkati çekmiştir. Serbest piyasa modeli içinde tüketicilerin serbest karar ve tercihleri fiyatların belirlenmesinde rol oynar ve bu fiyatlar da üreticilerin kararlarını etkiler. Böylece fiyat “sinyallari “ üretim ve arza yön verir. Türk ekonomisinde mekanizmanın böyle çalıştığı söylenemez. Mekanizmanın iyi işleyebilmesi için mekanizmayı oluşturan parçaların yerine oturmuş bulunması gereklidir. Mekanizmanın iyi işleyebilmesi için üretim ve arzın kesintisiz , akıcı ve fiyat değişmelerine karşı  duyarlı ve esnek olması zorunludur. Bu da üretim kapasitesinin yeterli, üretim girdileri akımının kesintisiz bulunmasına ve üreticilerle pazarlayıcıların davranış ve tutumlarına bağlıdır.

 

Özel sektör’ün durumu

Ulusal tasarruf meblağlarının yatırımlarda kullanımında özel sector şöyle bir görünüm sergilemiştir.bu dönemde ulusal finansman kaynaklarından,hatta dış kredilerden yararlanma bakımından özel sector karşısında güçlü bir rakip bulmuştur. Kamu kesimi vergileri “fon” kesintileri iç borçları ve dış kredileri ile kamu sektörü özel kesiminin finansman olanaklarını sınırlamıştır.

Ikincisi kamu altyapı yatırımları özellikleri,terkibi ve dağılışı teknik karakterleri ile özel-üretken yatırımları en iyi biçimde teşvik edecek uyarlayacak özelliklere sahip olamamıştır. Bu da özel kesim için bir handicap oluşturmuştur.

Üçüncüsü kamu kesimi üretken yatırım yapmayacagını yanlız ve yalnız “altyapı” ile ilgilenip “imalat sanayi yatırımlarını” özel sektöre bırakacağını açıklamasına rağmen bu boşluğun ,imalat sanayii yatırım boşluğunun , özel sektör tarafından doldurulmasını sağlayacak şartların oluşması ile ilgili bir politikaya sahip olmamış ve bu alandaki çelişkileri görmemiştir.

Ayrıca “konut yapımı” politikaları gerek finansman olanaklarını artırarak ve gerek bu alandakikarlılığı büyüterek alanı çekici bir hale getirmiş ve özel sektörün konut yatırımları 1990 yılında 1984 yılındaki özel sektör konut yatırımlarının çok üstüne çıkmıştır. Bu da imalat sanayii özel sektöre bırakma hedefi ile çelişen bir gelişmedir. Bu çelişkinin kasıtlı olmadığı fakat iktisat politikalarında tutarlılık yetersizliginden doğduğu düşülebilir.

Bütün bu bilgiler Türkiye’nin ekonomik tablosunda geçmiş dönemde hedefleri ile kamu hizmetleri felsefesi ile iktisat politikaları tüketici ve üretici davranışları ile önemli değişmelerşn meydana geldiğini göstermektedir.

Hızlı ve sürdürülebilir büyümenin belirleyicisi özel sektördür. Piyasa ekonomisi şartlarında özel sektör iç ve dış talebe göre yatırım, üretim ve satış (ihracat) stratejilerini belirlemektedir. Ayrıca bölgesi itibari ile de geniş bir potansiyel dış pazara sahiptir. Bu doğrultuda ihracat ve dış pazarlar, sanayileşme, teknoloji, rekabet gücü ve verimlilik, girişimcilik gibi ana başlıklar itibariyle yeni stratejiler önerilmektedir. 1980 sonrası ekonomik değişim ve piyasa ekonomisi uygulamalarına rağmen Kamu’nun ekonomideki payı üretim ve fiyat belirleyicisi olarak halen sürmektedir. Ayrıca kamu açıklarının finansmanı için özel sektörün kullanılabilir fonlarına müdahale edilmektedir. Kamu kesimi reformlarının temel amacı, kamu açıklarının daraltılması, kamu tasarruflarının arttırılması, kamunun mal ve hizmet üretiminden çekilmesi ile, idari açıdan sadeleştirilmesi ve şeffaflaştırılmasıdır.

Türkiye’nin ekonomik büyüme ve kalkınmasının önündeki en önemli engel kaynak tasarrufudur. Türkiye hızlı, istikrarlı ve sürdürülebilir bir büyüme için yurt içi tasarrufları arttırmak, kullanımını etkinleştirmek ve yurtdışı tasarrufları daha fazla kullanmak durumundadır. Mali sektör reformları ile kamu kesimi reformları ve yabancı sermaye ile ilgili reform önerileri bu amaca yöneliktir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımları ayrıca büyümedeki belirleyici özel sektör içinde yer alacaktır. Ekonomik büyümenin önemli bir unsuru da enerji, ulaştırma, iletişim gibi alt yapı yatırımlarının yapılmasıdır. özel sektörün altyapı yatırımlarına katılımı sağlamayı hedefleyen önerilerde bu bölümde yer almaktadır.

 

 

1990-2000 yılları arasında GSMH durumu

1990-2000 yılları arasında GSMH sabit fiyatlarla ancak %32 oranında artmıştır. 1980-1989 yılları arasında gerçekleşen büyüme ise %52 olmuştur. 1990’lı yıllarda büyümenin sınırlı düzeyde kalmasının en büyük sebebi 1994 ve 1999 yıllarında yaşanan krizlerdir. 1994 yılında %6,1 gerileyen ekonomi, 1999 yılında da II. Dünya Savaşından bu yana yaşanan en ciddi küçülmeyle %6,4 daralmıştır. Bunlara bir de Körfez Savaşı sonrası Irak’a uygulanan ambargo nedeniyle minimal seviyedeki 1991 yılı %0,3’lük büyüme eklendiğinde, ekonomimizin bu dönemde iç ve dış, değişik nedenlerle çok sık krize girdiği söylenebilir.

 

Kamu harcamalarının ekonomik dağılımları

 

Kamu harcamaları ekonomik olarak 3 kaetgoride inceleyebiliriz. Bunlar cari harcamalar,yatırım harcamaları ve transfer harcamaları. Türkiyede kamu harcamaları içinde en yüksek oransal pay cari harcamalara ayrılmaktadır. 1980-1990 döneminde konsolide bütçe harcamalarının %45 den fazlası personel giderlerine ve öteki cari harcamalara tahsis edilmiş durumdadır. Bu dönemde devleti küçültme gayretlerine ve öteki cari harcamalar devam etmiştir.

 

 

1981-1983

1984-1988

1989-1993

1.Cari harcamalar

42.7

37.5

46.8

   Personel

26.5

23.8

37.4

   Diğer cari

16.2

13.7

9.4

2.Yatırım harcamaları

19.7

18.1

12.9

3.Transfer harcamaları

37.6

44.4

40.3

   Faiz ödemeleri

6.2

16.4

20.0

   Transfer harcamaları/ GSMH

3.9

7.6

7.8

Ekonomik ve sosyal göstergeler…

 

 

Bu dönemde yatırım harcamalarında reel  gerileme ve nisbi daralmanın nedenleri şunlardır.

 

Bu dönemde kamu kesimi gelir-gider dengesi  ciddi biçimde bozulmuştur. Devlet harcamaları artarken normal gelirler aynı ölçülerde kalmıştır. Devlet harcamalarındaki artış yüksek faizle borçlanma, borcu ve faizini ödemek için tekrar borçlanma gibi bir kısır döngü yaratmıştır.

Bütçe yatırım harcamalarının oran olarak küçülmesinin bir nedenide devleti ekonomik olarak küçültme tercihi ve bu doğrultudaki politika uygulamalarıdır. Özellikle 1984 sonrasında denenen görüllü tasarruf modeli kamu kesimi gelirlerinin harcamalar kadar artmasını engellemiştir. Kamu kesiminin imalat sanayiindeki sabit sermaye yatırımları önemli ölçüde daralmıştır.

 

Sektörlerin durumları

 

1.Tarım sektörü

 

1980 sonrası dönemde tahmini toplam sabit sermaye yatırımlarındaki payı ortalama %8 in altına inmiş,1989 sonrasında ise %6.8 olarak gerçekleşmiştir. Tarıma ayrılan sabit sermaye yatırımları bu sektörün GSYIH daki görece payı ve istihdam ettigi işgücü dikkate alındığında çok yetersiz olduğu görülmektedir. Bu durum gelişen bir ekonomide görece önemini giderek yitiren ve daralan tarım sektörünün serbest piyasada tarım dışı sektörlere yatırılabilir fon rekabetine girmesi sonucudur.

            Bu dönemde takip edilen yatırım politikasının belirgin özelliği şu şekilde özetlenebilir . Bu dönemde kamu yatırımları haberleşme , ulaştırma bayındırlık , enerji gibi alt yapı alanlarına yöneltilmiştir. Devletin ekonomideki ağırlığının azaltılması genel stratejisi doğrultusunda üretken alanlara kamu yatırımları daha az tahsis edilmiştir. Özel kesim yatırımlarıda da en büyük pay konut üretimi ve turizm sektörüne ayrılmıştır. 1983 ten sonra uygulamaya konan toplu konut üretimi projesi konut yapı kooperatifleri aracılığı ile bu sektöre yapılan yatırımların büyük oranda artmasına imkan sağlamıştır. Buna karşılık tarım ve sanayii gibi üretken sektörletin toplam yatırımlardan aldığı paylar görece olarak azalmıştır.

 

 

Yatırımların sektörel Dağılımları %,  1981-1993

 

Ekonomik sektörler

1981-1983

1984-1988

1989-1993

Tarım

9.2

8.0

6.8

Sanayi

52.8

36.7

28.3

   İmalat sanayi

29.0

18.9

16.9

   Enerji

17.1

13.4

10.2

Ulaştırma

18.2

22.4

22.5

Konut

11.3

18.5

24.5

Turizm

0.6

2.1

3.8

Diğer

7.9

12.3

14.1

 

 

Tarım sektöründe yapılan yatırımların belli başlı kategorilere gore dağılımı şu şekildedir. Birinci ve ikinci dönemde tarım sektörüne ayrılan yatırımların yaklaşık yarısı toprak ve su kaynaklarının iyileştirilmesi için, ¼ ü ise traktör tarımsal makine ve ekipman alımında kullanılmıştır. Üçüncü dönemde toprak ve su ürünlari kaynaklarının islahı amacıyla kullanılan kaynakların azaldığı ve 1/3 e indiği tarımsal makine traktör ve ekipman alımı için ise daha fazla kaynak ayrıldığı tespit  edilmiştir. Bu gelişmeleri bilinçli bir yatırım politikasının sonucu saymak mümkün değildir. Dördüncü dönemde belirlenen yatırım hedeflei ile gerçekleşmeler arasında önemli sapmalar vardır. Makine ve ekipman yatırımları plan hedeflerinin gerisinde kalmıştır. Tarımda iş gücü fazlası mevcut iken işgücü tasarruf edici yatırımların artması özel girişimcilerin kendi bireysel hesapları doğrultusunda davranışların bir sonucudur. Plan ve uygulamaların özel kesim için yeterince yönlendirici ve yol gösterici olmadığı buradada kendini göstermektedir. Dördüncü dönemde bu egilimin değiştirilmesi yönünde hedefler saptanmıştır. Makine ve ekipman yatırımları payının %47.6 dan %387 e düşürülmesi hayvancılık yatırımları payının %8.3 den %15.5 e çıkarılması öngörülmüştür.. ancak yatırımları hedefler doğrultusunda dağıtmak için etkili tedbirler uygulanmamıştır. Öte yandan dördüncü dönemde uygulamaya konan planların en başarılı molanıdır. Ekonomik bunalım yoğun biçimde yaşandığı yıllara rastlayan dördüncü dönem hemen hemen hiç uygulanamamıştır denilebilir. Tüm alanlarda hedeflerin çok gerisinde kalmıştır.

 

 

2. İmalat sanayiinde Kamu ve Özel Sektör

 

1980-1990 döneminde imalat sanayi sektörünün payı azalırken, hizmetler sektörünün payı artmıştır. 1990 yılından sonra ise bu gelişme imalat sanayi sektörünün lehine dönmüştür. 1980'li yılların gözdesi hizmetler sektörü iken, 1990'lı yılların gözdesi imalat sanayi sektörü olmuştur. Teşviklerden en çok yararlanan sanayi kollarının başında tekstil-giyim, gıda, taşıt araçları sanayileri gelmektedir. Hizmetler sektöründe ise yatırımların yarısına yakını ulaştırma sektöründe gerçekleşmiştir. Dikkati çeken diğer bir husus da, özellikle 1990'dan sonra tarım sektörünün payının önemli ölçüde azalmasıdır. Madencilik ve enerji sektörlerinin, teşvikli yatırımlar içindeki paylarında ise önemli değişiklik olmamıştır.

            Türkiye ekonomisinin karma ekonomik bir yapıda oldugunu biliyoruz.Ekonominin her sektöründe özel girişime ve kamuya ait işletmeler birlikte faaliyet göstermektedirler. Kamuya ait işletmelerin özel işletmeler ile rekabet içinde değil, yardımlaşma ve tamamlama ilişkisi içinde bulunduklarını söyleyebiliriz.Türkiye ekonomisinde kamu girişimciliğinin yaygın olduğu sektörlerden bir taneside imalat sanayidir.

            Bu bölümde imalat sanayiinin kamu ve özel kesimlere ait işyerlerinin görece ağırlıklar ve nitelikleri çeşitli açılardan değerlendirilerek analiz edilecektir. Ancak burada, önceki seksiyonda olduğu gibi yine imalat sanayinin tümü değil, büyük işyerleri üzerinde durulacaktır.10 ve daha fazla işgücü çalıştıran iş yerleri büyük iş yerleri olarak nitelenmektedir. Analizde kullanılan veriler 1983 sanayi anketi ve 1985 sanayi sayımı ve 1990 sanayi anketi bulgularına dayanmaktadır. Tablo 11.7’de imalat sanayi büyük iş yerlerinde istihdam, çıktı ve katma değerler bakımından kamu ve özel kesimlerin mutlak ve görece paylı gösterilmiştir.

            Tabloda görüldüğü gibi,1983 yılında imalat sanayiinde faaliyet gösteren 4605 büyük işyerinden 411’i veya %8.9’u kamu kesimine ait idi. Bu işyerleri büyük imalat sanayi istihdamının %34.9’unu, katma değerinin %41.’ini gerçekleştirmiştir. Kamu kesiminde çalışan başına cari fiyatlarla 3742.1 bin TL katma değer yaratılmıştı. Kamu kesimi işyerlerinde yaratılan özel kesimde yaratılandan %44 daha yüksektir. 1983-1990 döneminde kamu kesiminin imalat sanayindeki ağırlığının azaldığı anlaşılmaktadır. Çünkü zaman içinde, hem istihdamdaki, hem katma değerdeki, hem de çıktı değerindeki nispi payı azalmıştır.

 

           

 

Kamu ve özel kesimlerin imalar sanayiindeki görece ağırlıklarının daha iyi değerlendirmek için bu kesimlerin imalat sanayii alt dallarındaki paylarının incelemek yerinde olur. Bu amaçla Tablo11.8 düzenlenmiştir. Bu tabloda kamu ve özel kesimin tüketim malları,ara malları ve yatırım malları üreten sanayi dallarında istihdam, katma değer ve çıktı değerleri bakımından görece payları verilmektedir. Bu tablonun konu ile ilgili istatistik verilerin incelenmesinden bazı sonuçlar çıkarılabilir.

 

Kamu kesimi imalat sanayiinde 34 endüstriden 25’inde faaliyet göstermektedir. Deri-kürk, lastik,plastik, çanak, çömlek, porselen, ağaş mobilya, metal mobilya, sanayi dallarında kamu kesimine ait işyeri bulunmaktadır. Buna karşılık, özel kesim petrol arıtımı, kokkömürü üretimi ve demir yolu üretim araçları sanayilerinde özel kesim faaliyetde bulunmaktadır. Öteki sanayi dallarında hem kamu kesimine hem özel kesime ait işyerleri birlikte, yan yana faaliyet göstermektedirler. Kamu kesimi işyerlerinin ortalama ölçeği çok daha büyüktür. Örneğin 1990 yılı verilerine göre, kamu kesimi işyerlerinde ortalama 610 kişi çalışmakta olup, işyeri başına kurulu toplam çevirici güç 8367 BG dir. Oysa özel kesim işyerinde ortalama 142 kişi istihdam edilmekte ve 1116 BG çevirici güç kullanılmakta idi.

İmalat sanayinde global olarak bakıldığında kamu kesiminin sektör içindeki nisbi payının zaman içinde azaldığı görülür. 1980 sonrasında uygulanan ekonomik politikasının çok etkili olduğuna kuşku yoktur. Kamu kesimi yatırımları üretken sektörlerden alt yapıya kaydırılmıştır. KİT’de yenileme yatırımları gerçekleştirilemediğinden kamu kesimi bir çok endüstri dalında mevcut üretim kapasitesini koruyamamıştır.

Kamu kesimi işyerlerinin sayı olarak büyük bölümü tüketim malları üreten sanayi dallarında yer almaktadır.ancak olaya üretilen çıktı değeri veya katma değer açısından bakarsak kamu kesiminin ara malları üreten sanayi dallarında dah büyük paya sahip olduğunu görürüz.

 

 

 

1983

1985

1990

 

K

Ö

K

Ö

K

Ö

Tüketim malları sanayi dalları

İşyerleri

13,4

86,6

11,6

88,4

12,5

87,5

İstihdam

37,0

63,0

33,5

66,5

13,9

86,1

Çıktı değeri

23,6

66,4

29,2

70,2

29,9

70,1

Katma Değer

39,6

60,4

41,3

58,7

38,6

61,4

Ara malları sanayi dalları

İşyerleri

7,5

92,5

7,0

93,0

6,2

93,8

İstihdam

43,7

56,3

37,9

62,1

21,6

78,4

Çıktı değeri

64,3

35,7

72,1

27,9

43,6

56,4

Katma Değer

56,7

43,3

49,7

50,3

38,4

61,6

Yatırım malları sanayi dalları

İşyerleri

4,0

96,0

3,5

96,5

2,3

97,7

İstihdam

21,5

78,5

21,0

79,0

14,9

85,1

Çıktı değeri

13,6

86,4

10,5

89,5

6,1

93,3

Katma Değer

14,8

85,2

11,7

88,5

4,7

95,3

 

 

Kamu kesiminin en yüksek katına değer payına sahip olduğu sanayi dalları kimya ana metal dokuma gıda ve kağıt endüstrileridir.

Kamu  kesiminin nisbi ağırlığı zaman içinde tüm sanayi dallarında zalmıştır.1980-   1990 döneminde kamu kesimi katma değer payının büyüdügü tek endüstri dalı kimya,petrol ve petrol ürünleri sanayi olmuştur. Buna karşılık on yıl içinde kamu kesimi tüketim malları ara mallar ve yatırım malları sanayi dallarının tümünde hem istihdam hem katma değer bakımından gerilemiştir. Özellikle ana metal,makina ve dokuma sanayi dallarında kamu kesiminde görece ağırlığı yarı yarıya azalmıştır. 1980 yılında ana metal sanayiinde yaratılan katma değerin %78’I kamu kesiminne ait iken bu pay 1990 da %50 ye düşmüştür. Bu kesimin makina sanayiindeki payı 1980 de %28,1990 da %13 olarak hesaplanmıştır.

 

 

Alt Sektörler

Kamu kesimi (%)

Özel kesim (%)

31 Gıda,içki,tütün

47

53

32 Dokuma,giyim,deri

47

53

33 Orman ürünleri

25

75

34 Kağıt, kağıt ürünleri

33

67

35 Kimya petrol

60

40

36 Taş-toprak sanayi

22

78

37 Metal ana sanayi

58

42

38 Metal eşya,makine teçhizat

6

94

39 Diğer imalat sanayi

4

96

 

 

 

Özel kesimin katma değerinin kendi içinde alt sektörler arasında dağılımında kayda değer bir değişme olmamıştır. Başka ifadeyle özel kesim imalat sanayiinin tüm dallarında benzer gelişmeler göstermiştir.

 

 

 

Yatırım teşvikleri ;

 

Genel olarak değerlendirirsek, 1980'den sonra toplam yatırım hacminde reel bir artış sağlanmakla birlikte, vergi kanunlarında yatırımların desteklenmesi amacıyla getirilmiş teşviklere rağmen özel sektör yatırımlarında öngörülen hedeflere ulaşılamamıştır . Bir başka ifade ile mali, sosyal ve iktisadi maliyeti çok yüksek olan yatırım teşvik tedbirlerinin uygulanmasına karşın, özel sektörün ekonomiyi yönlendirme görevinde başarılı olduğu söylenemez. Geniş bir vergi kaçağının var olduğu, kayıt ve belge sisteminin tam olarak oturmadığı, işlem sürecinin denetlenemediği, verginin tahakkuku ve tahsilatı arasında büyük farkların bulunduğu bir sistemde teşvik amaçlı vergi politikalarının sonuçları olumsuz olmuş ve vergi erozyonuna yol açmışlardır.

Yatırımları teşvik edici vergi politikalarının uygulanması ile, devlet kendi isteğiyle alması gereken vergiden vazgeçmekte ve böylece verginin asli fonksiyonu olan mali amacın gerçekleşmesini zora sokmaktadır. Teorik olarak, teşvik tedbirlerinin yarattığı yatırım artışının vergi kaybı artışından fazla olduğu sürece, bu maliyetlere katlanmanın yerinde olduğu savunulabilir. Ancak, yatırım artışları ile vergi kaybındaki artışların eşit olduğu noktaya ulaşıldıktan sonra, devletin vergi almaktan vazgeçmesi için bir gerekçe bulmak kolay değildir. Ülkemizde yatırım teşviklerinin esnekliğinin %0.4 olduğu dikkate alınırsa bunun savunulması daha da güçleşmektedir.

Öte yandan yatırımları teşvik edici vergi politikaları, yüksek gelir gruplarına yönelik ayrıcalıklar sağladığı için, vergi yükünü diğer kesimlere aktararak vergi sisteminin adaletini bozucu ve vergi idaresini güçleştirici etkiler yaratmaktadır.Ayrıca yüksek enflasyon ve kredi maliyetlerindeki yükselmeler, şirketlerin sermaye yapılarının aşınmasına neden olmakta; kamudan gelen aşırı fon talebi ise özel sektörün fon bulma imkanlarını daraltmaktadır. Kamu kesimi tarafından borçlanma amacıyla yaratılan risksiz faiz ve rant ekonomisi, yatırımcıların verimli yatırımlara yönelmelerini engellemektedir. Bütün bunlar, özel sektör yatırımları üzerinde caydırıcı etkide bulunmakta ve yatırım teşviklerinin etkinliğini azaltmaktadır.

 

Türkiye'de yatırımlar uzun yıllar boyunca çeşitli amaçlar doğrultusunda teşvik edilmiş, ancak uygulanan teşvikler etkinlik açısından değerlendirilmemiş ve buna yönelik bir düzenlemeye gidilmemiştir. Yatırım teşvik mevzuatında genel yatırım yardımları ağırlıktadır ve belirli hedeflere yönelik seçici bir teşvik sistemi yoktur.Yatırımların risk derecesi, sağladığı fayda ve kalkınma hedeflerine uygunluğu araştırılmadan çok genel kriterlere dayanarak teşvik uygulamalarına gidilmektedir. Uygulanan teşvikler genelde vergiden bağışıklık sağlayarak özel sektörün finansman imkanlarını artırmaya yöneliktir. Uygulanan teşvik sistemi, bir tarafdan günümüz ekonomi konjonktüründe yatırımlar üzerinde hedeflenen etkiyi yaratmamakta, diğer tarafdan ise önemli ölçüde vergi kayıplarına yol açmakta ve gelir dağılımını olumsuz yönde etkilemektedir.Günümüz enflasyon ortamında, yatırımları teşvik edici vergi politikalarında başarılı olmanın ön koşulları; teşviklerin yatırımın hangi aşamasında uygulanacağının tespit edilmesi, hangi alanlara ve ne tür teşviklerin verileceğinin çok iyi saptanmasıdır. Enflasyon ortamında, gelecekle ilgili var olan belirsizlikler yatırımcıyı caydıran bir faktördür. Dolayısıyla, teşviklerin, yatırım öncesinde veya yatırım esnasında verilmesi yatırımın bir an önce bitirilmesi açısından etkili olabilir. Ülkemizde kamu finansman sorununun boyutları da dikkate alınarak, artık teşvik politikalarında sanayileşme, rekabet gücü yaratma ve dünya ile bütünleşme hedeflerine uygun bir biçimde seçici davranılmasına ihtiyaç. Ülkemizdeki yatırım teşvik sistemi ise genel yatırım yardımı niteliğindedir. Artık sanayileşme hedefleri ve dünya konjonktürü dikkate alınarak uygulanan teşvik politikalarında çok seçici davranılması ve bu yönde gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

Bunların yanısıra, en çok tercih edilen ve etkili olan teşviklerin doğrudan ve dolaylı parasal teşvikler olduğu dikkate alınarak ve bu konuda AB'nin uyguladığı teşvik politikaları incelenerek daha etkin teşvik politikaların saptanmasına gidilmelidir. Kredi mekanizmasına ve vergi kolaylıklarına ilave olarak, yatırım aşamasında proje bazında nakit yardımlar ve faiz sübvansiyonları Türk teşvik sistemi açısından uygulanabilecek yeni teşvik araçları olarak görülmektedir.

 

 

Ayrıca, Türkiye ekonomisinde daima özel yatırımları teşvik edici bir role sahip olan kamu yatırımlarının 1980’li yıllarda daha önceki yılların tersine, özellikle altyapı, enerji ve inşaat sektörü olmak üzere sanayi sektörü dışına kayması, sanayi yatırımlarının karlılığını daha da azaltırken, ticaret ve inşaat sektörü gibi üretici olmayan hizmetler sektöründe karlılığı artırmıştır. Özellikle 1986 ve 1987 yıllarında kamu yatırımlarında önemli bir artış göze çarpmaktadır. Ayrıca, bu yıllarda tarımsal destekleme yeniden canlanmaya başlamış ve belediye hizmetleri de hızla genişlemiştir (Boratav, 1987). Enflasyonda meydana gelen yükselme, faiz oranlarının daha da yükselmesini sağlamış ve uluslararası rekabet gücünü koruyabilmek amacıyla hızlı kur ayarlamaları sürekli hale gelmiştir. Bir başka ifadeyle bu tarihten itibaren yüksek faizler ve hızlı kur ayarlamaları Türkiye ekonomisinde kronik bir özellik kazanmıştır. Gerek yüksek faizler ve devalüasyonlar nedeniyle sermaye yatırımlarının maliyetinde meydana gelen artış, gerekse yüksek ve istikrarsız enflasyon ortamının yarattığı belirsizlik sanayi sermayesinin yatırım eğilimini büyük ölçüde törpülemiştir ve başta özel sektör yatırımları olmak üzere bu sektörde yapılan yatırımlar 1970’li yıllara göre önemli ölçüde gerilemiştir.(Kunter ve Ulaşan,1999) Özel sektör yatırımlarının gerilemesinde yüksek faiz ve enflasyon ortamı kadar, kredi önceliklerinin sanayi dışındaki sektörlere verilmesi ve özelikle 1980’li yılların ortalarından itibaren hızla artan kamu açıklarını finanse etmek için kamu sektörünün finansal piyasalarda yüksek faizle borçlanması sonucunda, özel sektörün kullanabileceği kaynakların azalması da etkili olmuştur

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Boratav,K., Türkcan, E. (1993) Türkiye’de Sanayileşmenin Yeni Boyutları ve KİT’ler (İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları)

 

Mazlum Mustafa , Yücel İlhan , Tekeoğlu Muammeer , Özel Kesim Yatırım İmkanları ve Yatırım Kararlarında Teşviklerin Etkinliği, Ankara: TOBB Yayınları, 1990

 

 | Puan: 3 / 4 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA