İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2170334 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

CİLT VE CİLTÇİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ

Kategori Kategori: Genel | Yorumlar 4 Yorum | Okunma 1721 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 19 Ocak 2010 14:18:57

Türk cilt sanatı kitap zevkini kazandırmak, okuma hevesini uyandırmak, estetik bir şekilde kitabı korumak için tezhiple birlikte çok

CİLT  VE  CİLTÇİLİĞİN TARİHİ  GELİŞİMİ

Türk cilt sanatı kitap zevkini kazandırmak, okuma hevesini uyandırmak, estetik bir şekilde kitabı korumak için tezhiple birlikte çok önemli kültür hizmeti görmüştür. Bu önemli sanatın tarifini kısaca şöyle yapabiliriz: Bir dergi veya kitabın yapraklarını dağılmaktan korumak ve sırası ile bir arada toplu olarak bulundurmak için ince tahtadan, deriden veya üzerine deri, kağıt, bez gibi şeyler kaplı mukavvadan yapılan kaplara cilt denir. Deri anlamına gelen cilt kelimesi dilimize Arapça’dan geçmiştir. Mücellit (Cilt yapan) da bu kelimeden türemiştir. Orta çağın ilk zamanlarında kitap kabının Türkistan’da ve bilhassa yapıldığı arkeolojik araştırmalar sonucu anlaşılmıştır. Karahoçu’da yapılan kazılarda 7. ve 9. yüzyıla ait iki cilt parçası bulunmuştur ve üzerlerindeki tezyinat Mısır’ın Kıpti ciltleri üzerindeki tezyinatla çok benzerlik göstermektedir. Papirüs koleksiyonunda İslâmiyet’ten önceki Mısır’ın Kıpti ciltlerini tetkik eden F. Sarre’de bu fikirdedir.

Bu sonuçlara göre şark ciltlerinin başlangıcı olarak Mısır Kıpti ciltlerini kabul edebiliriz. Topkapı Sarayı Müzesi’nde hicretin ilk devirlerine ait parşömen üzerine yazılmış Kur’an’ları muhafaza eden basit geometrik tezyinatlı tahta üzerine deri kaplayarak yapılmış ciltler vardır.  bu tarz ciltler Memluk, Selçuk ve İran’da 15. yüzyıla kadar aynı  teknik ve kompozisyon ile devam etmiştir. Fakat 15. yüzyılda İran ilerleme kaydetmiş ve çok güzel ciltler meydana getirmiştir. 13. yüzyıldan itibaren yavaş gelişen Türk cilt sanatına karşın tabagat (derinin terbiye edilişi), 13. ve 14. yüzyılda Selçuklu Türklerinde  mükemmel seviyeye ulaşmıştır. Topkapı Müzesi ve T.İ.E. Müzelerinde çeşitli örnekleri mevcuttur. Osmanlı zamanında ise bu sanat büyük bir gelişme göstermiş, cilt için birinci derece geçerli olan meşinin, imparatorluğun birçok şehirlerinde merkezlerinin kurulması sağlanmıştır. Evliya Çelebi, İstanbul’un 12 semtinde 700 tabakhane olduğunu, şeftali çiçeği, mavi, sarı ve nefti sahtiyanlar üretilişini kaydediyor. Konya’nın meram bağlarında yetişen çividi renkli bir çiçek terbiyede kullanılmaktaydı. Şarköy’de ise mavi, Diyarbakır ve Bağdat’ta kırmızı, Mısır’da sarı, Urfa’da siyah sahtiyanlar en kaliteli şekilde üretilmekteydi. Sahtiyanların kaliteleri o memleketlerin bitki ve su özelliğine bağlı idi (GÜNEY, 1991).

İlk Türk ciltleri Doğu Türkistan’da Mani dinini kabul eden Uygur Türklerine aittir. Uygurlara ait üç tür cilt örneği ele geçmiştir. Doğu Asya Çin tarzı tomarlar (Tezginç), alt ve üstü tahta kapaklı ve üstten alta geçirilen sicimin tahtaları dışında düğümlenmesiyle elde edilen ciltler ve dikişli formaya geçirilmiş deri ciltler. Mani dini mensubu Türkler Hindistan’dan gelen Pothi  (sicimli tahta kapaklı cilt) tarzı kitap şekli ve cilt usulünün yanı sıra, İranlılardan veya Süryanilerden bir başka kitap türü daha alıp kullanmışlardır. Bu kitap türü İslâm dünyasında da öteden beri bilinen bugün, hemen hemen bütün dünyada yaygın olan kitap tarzı ve cilt şeklinin aynıdır. Kağıt tabakaları ortadan kıvrılır ve cilt dikişleri bildiğimiz biçimde kırılan yerden yapılır.

Orta İran’da Mani dinine ait bir kitap varağında dikiş yerleri açıkça görülüyor. Deriden bir cilt parçasında ise bildiğimiz zencirek, köşebent ve şemşeyi görmemek mümkün değil. Muhitimizdeki cilt kapakları ile bunun arasındaki ilişkiler ne olabilir? Bu kadar benzerlik basit bir tesadüf olamaz herhalde. Bunun tarihi bilinmiyor ama yaklaşık 8. asır tahmin ediliyor. Mani muhitinde Göktürk harfleriyle yazılmış meşhur Irk Bitiğ yani Falname’de aynı şekilde ciltlenmiştir. Gene aynı şekilde ciltlenmiş olan bir Mani kitabı, bilinen en eski tarihli Türkçe eserdir. Türk-İslâm cilt sanatının tarihteki gelişiminde şu üsluplar tespit edilmiştir:

-          Hatayi (Kaşi, Horasan, Buhara, Dıhlevi).

-          Herat (Herat, Şiraz, İsfahan).

-          Arap (Elcezire, Halep, Fas).

-          Rumi (Selçuklu),

-          Memluk (Mısır).

-          Türk (Diyarbakır, Bursa, Edirne, İstanbul, Sukule, Rugan “lâke” Barok).

-          Mağribi (İspanya, Sicilya, Fas).

-          Lâke (İran, Hint).

-          Buhara (Cedid).

Bu üslup farklılıkları cildin biçimi ve yapılış tekniğiyle ilgili değildir. Değişiklik, süsleme motifleriyle, kullanılan malzeme konusunda kendini gösterir. Ancak bazen aynı motifler, farklı üsluplar içinde aynen kullanılmıştır (ÖZEN, 1997).

Orta Asya’da kağıdın icadıyla beraber Türklerde ciltçilik gelişmiş bir sanat kolu haline gelmiştir. Orta Asya Türklerinin ciltçilikte deri kullandıkları ilk defa deri üzerine madeni kalıplarla süsler bastıkları, Bin Buda Mağaralarında İngiliz araştırmacı Dr. Aurel Stein ve Fransız Sinologlarından Paul Pelliot tarafından yapılan araştırmalar sonucu bulunan parçalardan anlaşılmıştır. O tarihte Uygurların klişe baskıyı da kullandıkları bugün bilinmektedir (BİNARK 1975).

Ayrıca Orta Asya’da yapılan kazı ve araştırmalar sonucunda Alman A. Grünwedel, Albert Von Le Cog ve İngiliz Aurel  Stein’in ve ayrıca A. Von le Cog’un Vigurici adlı üç ciltlik dev eserde yayınlanan Turfan, Karahoçu, Biş Balığ gibi Türk şehirlerinde bulunan duvar resimleri (Fresk) kitap cildi ve minyatürlerine dair eserleri M.S. VII.-VIII. yüzyılda Uygurlar da çok ileri gittiği göstermektedir .

Bazı Avrupalı sanat tarihçilerince ileri sürülen bir görüş cilt sanatının Çinlilerden Türklere, onlardan da Batıya geçtiği yolunda olmuştur. Ancak Orta Asya toprakları üzerinde yapılan son yarım yüzyıllık ilmi araştırmalar ve bunların neticesi elde edilen bilgi ve malzemeler, ileri sürülmüş bu sakat iddiayı çürütmüş ve hakikat gün ışığına çıkarılmıştır. Tanınmış Sinolog Prof. Dr. Wolfram Eberhard da “Çin Tarihi” adlı eserinde, yukarıda belirtilen bu düşünceyi çürütmekte ve  ileri sürülen iddiaya karşılık aksi görüşü savunmaktadır. Prof. Eberhard eserinde; Çin kitaplarının cildi olmayıp tomar şeklinde olduklarını şöyle belirtmiştir:

“Çin kitapları hiçbir zaman çerçevelenmez ve umumiyetle duvara asılmaz, onlar tomarlar halinde bir sandıkta dururlar ve ancak sahipleri onları hakikatten görmek veya başkasına göstermek istedikleri zaman açar ve asar. Demek ki bunlar kitap muamelesi görürler (bilhassa eski zamanlarda) zaten Çin’de tomar halinde pek çok kitap vardır.” (BİNARK 1975).

Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi Avrupalı bazı sanat tarihçilerinin düştükleri tezata burada tekrar temas etmekte fayda mülahaza ediyoruz. Şöyle ki alman F. Sarne İslamische Bucheinbände (Berlin 1923) adlı eserinde tamamen tek taraflı bir görüşle “Tam İran’a bağlayamadığı ciltlere İran-Türk veya İran’ın kötü örneklerine Türk, güzel Türk eserlerine de İran demekten çekinmemiştir.”

Bu arada Türklerdeki nakış tarihine de kısaca bir göz atmakta yarar görüyorum.

Böylece Türklerin nakışa da büyük önem verdiklerini ve çok mükemmel eserler ortaya çıkardıklarını ve bu sanata verdikleri değeri ve severek uğraştıklarını anlayacağız .

Nakış: “boya ile yapılan her türlü resim ve tezyinat” demektir. Kitaplara, kağıtlara, duvarlara, tavanlara, dolapların kapaklarına, silahlara, çekmecelere, kapılara, rahlelere, kalemdanlara süs olarak boya ile yapılan insan, hayvan, çiçek ve bezeme resimlerine nakış denir (ANONİM).

Nakkaş: Eskiden taşıdığı anlam bugünküden farklıydı. Günümüzde binaları boyayanlara advettiğimiz nakkaş sözünün gerçek manası, lonca usulü ile eğitimi ile kazanılan maharet ve ustalıkla bir meslek olarak toplumun çeşitli sanat ihtiyaçlarını karşılayan genel bir anlam taşımaktaydı. Musavverler, sebihnüvisler, cedvelkeşler, renkzenler gibi resmin muhtelif kollarında ihtisası olan sanatkarlara nakkaş adı verilirdi.

Asya, Avrupa, Afrika kıtaları üzerinde tarih boyunca kurulmuş Türk devletlerini yalnız siyasi bakından ele almak oldukça yaygın bir görüştür. Türk devletleri arasında siyasi ve dini ayrılıklara daima karşı koyan ve onları birbirine bağlayan şeyler anadilleri, örf ve adetleri yanında değişmeyen, sonuna kadar devam eden sanat faaliyetleri olmuştur (ASLANAPA 1962).

Bu araştırmalar sayesinde anladığımız önemli faktörler Türklerin İslamiyet’i kabul  etmeden önce resim sanatında çok ilerlemiş olduklarıdır. Ayrıca Orta Asya duvar resmi bakımından çok zengin bir bölge olmasıdır .

Türk resim sanatı Samarra aracılıyla İslâm dünyasına ve Ön Asya’ya yayılmıştır. Uygur sanatkarları altın yaldızı çok güzel kullanmışlardır. Yüzyıllar boyunca geliştirdikleri üslup naturalist ve gerçekçi bir üsluptu. İslamiyet’ten önce kullandıkları insan ve hayvan figürleri, İslamiyet’in kabulü ile yerlerini bitki ve üsluplaştırılmış çiçeklere bırakmışlardır. Bu yüzden Türk süsleme sanatlarında kullanılan dalların, çiçeklerin, bitkilerin kaynağı, hayvan figürlerinin ilkel şekillerine iner. Tollgreme “Zengin Bitki Motifleri M.Ö. 400 yılına kadar çıkar. Yüzyıllarca canlı olarak yaşadıktan sonra İslamiyet devrinde tek başına hüküm sürer. 8. ve 9. yüzyıllardan itibaren Türk Medeniyetine bitki motifleri hakimdir” demektedir (ASLANAPA 1972-1973).

Memleketimizde matbaacılığın ancak 18. yüzyılın ilk yarısında kuruluşu ve dini kitap basımının yasak olması 19. yüzyıla kadar süren yazma kitap usta sınıfını doğurmuştur. Hattat ve müzehhibi hep birbiri ile yarışta idi. Amaç saray atölyesine girmekti. Hal böyle olunca sanat seviyesi düşeceğine yükseliyordu. Bu durum 18. yüzyıl ilk yarısında Ahmet III.  Tarafından girişilen batılaşma hareketlerine kadar sürmüştür. Batı tezyinat motifleri Türk zevkine karışmaya başlamış ve bu süsleme sanatımızın üzerinde iyi olmayan bir tesir icra etmiştir (TUNCAY 1963).

Batının tezyinatı ile Türk tezyinatı karışması sonucu Türk tezyinatının kalitesi bozulmuştur. Kendi öz motif ve tezyinatımız çok daha kaliteli ve güzel olmasına rağmen batı tezyinatı ile ister istemez karışma yaşanmıştır.

 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar

aybike { 25 Ekim 2010 04:27:04 }
güzel site beğendim acaba bu yorum n zmn yayınlanır çnk bn 5dk snr çkıcam
aybike { 25 Ekim 2010 04:24:13 }
niye yayınlanmıyor 5dk snr çıkıcam görürsem memnun olurum
aybike { 25 Ekim 2010 04:21:36 }
güzel bir site ama beğendim ben samandıra lisesi 2. resim ödevi
aybike { 25 Ekim 2010 04:19:12 }
çok uzun
Di?er Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA