İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2306576 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER KALKINMA PROGRAMI

Kategori Kategori: Ekonomik | Yorumlar 1 Yorum | Okunma 1488 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 20 Şubat 2010 13:38:43

MERKEZ

One United Nations Plaza

New York, NY 10017

USA

Tel: (1)(212) 906-5000

Faks:(1)(212) 826-2057

Başkanı: James Gustave Speth

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER KALKINMA PROGRAMI

(UNITED NATIONS DEVELOPMENT PROGRAMME-UNDP)

MERKEZ

One United Nations Plaza

New York, NY 10017

USA

Tel: (1)(212) 906-5000

Faks:(1)(212) 826-2057

Başkanı: James Gustave Speth

Kullanılan diller: Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça, İspanyolca. İngilizce, Fransızca ve İspanyolca çalışma dilleridir.

KURULUŞ VE FONKSİYONLARI

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı 1965 yılında, Birleşmiş Milletler Genişletilmiş Teknik Yardım Programı ve Birleşmiş Milletler Özel Fonu'nun birleşmesi ile kurulmuştur.

10 Haziran 1994 tarih ve 94/14 sayılı kararla UNDP Yönetim Kurulu, UNDP'nin temel görevini; yoksulluğun azaltılması, çevrenin korunması, istihdam yaratılması ve kadının toplumdaki yerinin güçlendirilmesi gibi alt bölümlerden oluşan İnsan Kaynakları'nın Geliştirilmesinde üye ülkelere yardım etmek olarak tanımlamıştır. UNDP, sürdürülebilir insan kaynakları gelişimini, tüm program ve faaliyetlerinde teşvik etmekte ve aşağıda sayılan alanlarda ulusal kapasitenin oluşturulmasına ve geliştirilmesine öncelik vermektedir; yoksulluğun önlenmesi, çevre ve doğal kaynaklar yönetimi, iş yaratılması, kalkınma yönetimi, kalkınmakta olan ülkeler arasında teknik işbirliği, teknoloji transferi ve adaptasyonu ve kadınların durumunun geliştirilmesi.

Birleşmiş Milletler teknik işbirliğinin koordinatör örgütü olarak UNDP, ülke düzeyinde teknik yardım programlarını 5 yıllık dönemlerle gerçekleştirmektedir.

Pek çok açıdan UNDP, bağış yardımlarının koordinasyonunda önemli görevler üstlenmektedir. Öncelikle 47 Az Gelişmiş Ülkeye yuvarlak masa konferanslarının, ülke toplantılarının ve sektörel konsültasyonların hazırlanmasında yardım etmektedir. Yuvarlak masa toplantıları genellikle Geneva'da yapılmakta olup, alıcı ülkelerle bağışta bulunacak ülkeleri biraraya getirerek kalkınma stratejilerini anlatmaları ve tartışmaları sağlanmakta, gerekli finansmanın serbest bırakılması ve alınan kararların takip edilmesini sağlanmaktadır. Haziran 1985'te UNDP'nin yeni Yuvarlak Masa formatının kabul edilmesinden, Mart 1994'e kadar UNDP başkanlığında 40 yuvarlak masa toplantısı, 15 ülke görüşme toplantıları ve 60'ın üzerinde sektörel konsültasyonlar yapılmıştır. UNDP Dünya Bankası'nın konsültasyon toplantılarına iştirak etmekte ve teknik yardım ve insan kaynakları konularının görüşüldüğü toplantılara da başkanlık etmektedir. İkinci olarakta UNDP, gelişmekte olan ülke hükümetlerinin, yardım koordinasyonu ve planlaması konularındaki projelerine yardım ederek bu ülkelerin aldıkları yardımı verimli bir şekilde kullanabilmelerine katkıda bulunmaktadır.

UNDP tarafından finanse edilen pek çok proje, kalkınmakta olan ülkelerde üretim, ticaret ve tarımsal ve mineral ürünlerinin ihracatının geliştirilmesine yardım etmektedir. Bu tür teknik işbirliği projeleri birkaç ana grup altında toplanmaktadır: genel ticaret politikaları ve planlaması, ticari bilgi ağları, pazarlama ve ihracat teşvikleri, eğitim ve kurumsal yapılanma ve hükümetlerin çok taraflı görüşmelerde durumlarını güçlendirme (ör:Uruguay Round'u görüşmeleri).

UNCTAD, Uluslararası Ticaret Merkezi ve Dünya Bankası, UNDP'yi ürün ihracat projelerinin pek çoğunda yetkili kılmıştır. Bu projeler ulusal, bölgesel veya bölgelerarası ve küresel olabilmektedir.

1990 yılından beri UNDP, bir uzmanlar kurulu oluşturarak İnsan Kaynakları Gelişim Raporu hazırlamaktadır. Raporda bulunan diğer bilgilerin yanında yeni bir gelişim ölçüsü bulunmaktadır; Bu indeks; ortalama ömür, eğitim edinme ve satınalma gücü indekslerinden oluşan İnsan Gelişim İndeksi'dir (HDI). Ülkelerin GSMH ve HDI'ye göre sıralanması ekonomik büyümenin yaşam şartlarının iyileşmesinde önemli olsa da tek başına insan kaynakları gelişimi için yeterli olmadığını göstermektedir.

UNDP kendi asli faaliyet programlarına ilave olarak, bazı özel amaçlı fonları da yönetmekle de görevlendirilmiştir.

Birleşmiş Milletler'in çölleşmenin kontrolü ve kuraklıktan etkilenen bölgelerin ıslahı faaliyetlerinde uzmanlaşan Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Ofisi (UNSO), UNDP bünyesinde yer alan önemli bir kurumdur.

Global Çevre Oluşumu; UNDP, Dünya Bankası ve BM Çevre Programı tarafından ortaklaşa yönetilen bir kurumdur. Kuruma 1994 ve 1997 yıllarında çeşitli ülkeler 2 milyar doların üzerinde bağışta bulunmayı taahhüt etmişlerdir. Global Çevre Oluşumu, gelişmekte olan ülkelerin küresel ısınmayı azaltmak, uluslararası suları kirlilikten korumak, biyolojik çeşitliliği korumak ve ozon tabakasının daha fazla delinmesini önlemek amacına katkıda bulunacak projelerine, bağış ve düşük faizli krediler vermektedir.

Kapasite 21, Haziran 1992'de Rıo de Jeneryo'da ülkelerin Ajanda 21'i uygulamalarına yardım etmek üzere UNDP ve UNCED tarafından yürürlüğe konmuştur. Kapasite 21 aşağıdaki amaçları içermektedir;

1) Ülkelerin çevresel konuları kalkınma planları ile uyumlaştırarak kalkınma planları dahilinde sürdürülebilir büyümeyi sağlamak için işbirliği yapmalarına yardımcı olmak,

2)Ülkelerdeki tüm sivil toplum örgütlerinin, kalkınma planlarına ve çevre yönetim faaliyetlerine katılmalarını sağlamak,

3)UNDP’ye, gelişmekte olan ülkelere, özel kuruluşlara sivil örgütlere ve diğer kurumlara sürdürülebilir büyüme ve kapasite arttırımı konularında bilgi akışı ve danışmanlık hizmeti verecek olan uzmanlar kurulunun oluşturulmasını sağlamak,

Kapasite 21 hedeflerine ülkelerin çevre yönetimi kapasitelerini arttıran ve çevresel yönetim programlarını kalkınma programları ve ulusal planlarla birleştirmelerine yardım eden programlarla ulaşmaktadır. BPPS’deki özel sektör programlarıyla UNDP, gelişmekte olan ülkelerde özel sektörün oluşturulması ve büyüme olanaklarının arttırılmasına büyük önem vermektedir. UNDP’nin özel sektör geliştirme programının odak noktasını oluşturan bölüm, Birleşmiş Milletler Uluslararası Kısa-Vadeli Müşavirlik Kaynakları (UNISTAR), aynı zamanda Yatırım Kalkınma Ofisi’ni de bünyesinde birleştirmektedir. UNISTAR kalkınmakta olan ülkelere kısa vadeli müşavirlik hizmetleri sağlamaktadır, Yatırım Kalkınma Ofisi ise aynı ülkelerin yatırım öncesi faaliyetlerinde yardımcı olmaktadır.

Bu fonlar ve programlar, koordinatör kurum olan “Politika ve Yardım Programı Büro’’suna (BPPS) rapor vermektedirler.

1966 yılında kurulan ve 1974 yılından itibaren tamamiyle faaliyete geçen Birleşmiş Milletler Sermaye Kalkınma Fonu (UNCDF), sermaye bağışlarını öncelikli olarak az gelişmiş ülkelere yöneltmektedir.

Birleşmiş Milletler Gönüllüler Programı (UNV), BM tarafından özellikle az gelişmiş ülkelere sağlanan, acil orta düzeyde yetenek ihtiyaçlarınını önemli bir kaynağıdır. UNV gençlerin kalkınma sürecine girmelerini sağlamak ve ulusal kalkınma hizmetlerinin teşviki amacıyla çok çeşitli faaliyetlerde bulunmaktadır.

Bunlara ilave olarak, Birleşmiş Milletler Kadın Gelişim Fonu, UNDP çatısında alınarak, 1985 yılında UNDP’ye bağlı bir fon haline getirilmiştir.

ÜYELER

BM’ye üye tüm ülkeler ve ihtisas birimleri: Afganistan, Arnavutluk, Cezayir, Andora, Angola, Antigua ve Barbuda, Arjantin, Ermenistan, Avustralya, Avusturya, Azerbaycan, Bahamalar, Bahreyn, Bangladeş, Barbados, Beyaz Rusya, Belçika, Belize, Benin, Bhutan, Bolivya, Bosna Hersek, Botswana, Brezilya, Brunei, Bulgaristan, Burkına Faso, Burundi, Kombodya, Kamerun, Kanada, Kapa Verde, Güney Afrika Cumhuriyeti, Çad, Şili, Çin, Kolombiya, Komoros, Kongo, Kosta Rıka, Fildişi Sahilleri , Hırvatistan, Küba, Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Dijiboti, Dominik, Dominik Cumhuriyeti, Ekvator, Mısır, El Salvador,Ekvatoral Gine, Eritre, Estonya, Etyopya, Fiji, Finlandiya, Fransa, Gabon, Gambiya, Gabon, Gambiya, Gürcistan, Almanya, Gana, Yunanistan, Grenada, Guatemala, Gine, Gine-Bisau, Guyana, Haiti, Holy Sea, Honduras, Macaristan, İzlanda, Hindistan, Endonezya, İran İslam Cumhuriyeti Irak, Irlanda, İsrail, Italya, Jamayka, Japonya, Ürdün, Kazakistan, Kenya, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Kore Cumhuriyeti, Kuveyt, Kırgız Cumhuriyeti, Lao Halk Demokratik Cumhuriyeti, Lübnan, Lesoto, Liberya, Libya, Lihenştayn, Lüksemburg, Makedonya, Magadaskar, Malavi, Malezya, Maldivler, Mali, Malta, Marshall Adaları, Mauritanya, Mauritus, Meksika, Moldava, Monako, Mongolya Fas, Mozambik, Myanmar, Nabibya, Nauru, Nepal, Hollanda, Yeni Zelanda, Nikaragua, Nijer, Nijerya, Norveç, Umman, Palau, Pakistan, Panama, Papua Yeni Gine, Paraguay, Peru, Filipinler, Polonya, Portekiz, Katar, Romanya, Rusya Federasyonu, Ruanda, St. Kitts ve Nevis, St. Lusya, St. Vinsent ve Grenada, Samua, San Marino, Sao Tome ve Principe, Suudi Arabistan, Senegal, Seyşeller, Sierra Leone, Singapur, Slovakya, Solvenya, Solomon Adaları, Somali, Güney Afrika, İspanya, Sri Lanka, Sudan, Surinam, Swaziland, İsveç, İsviçre, Suriye, Tacikistan, Tanzanya, Tayland, Togo, Tonga, Trınıdad ve Tobago, Tunus Türkiye, Türkmenistan, Tuvalu, Uganda. Ukrayna, Birleşik Arap Emirlikleri, İngiltere, ABD, Uruguay, Özbekistan, Vanuatu, Venezüella, Vietnam, Batı Samoa, Yemen, Zaire, Zambiya ve Zimbabve.

YAPI

BM Genel Kurulu 48/162, sayılı kararın, 21. paragrafı hükümlerine uygun olarak, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı/Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu 'nun idaresi, Ocak 1994'te bir Yönetim Kuruluna çevrilmiştir. Yılda dört kez düzenli olarak toplanan Kurul, UNDP'nin politika yapıcı merciidir. Kurul, tüm ülke program ve projelerinden programın faaliyetlerini yönetmekten ve fonların dağıtımından sorumludur ve 36 üye ülke temsilcilerinden oluşmaktadır. Bunun 20'si kalkınmakta olan ülkelerden, 16'sı da ekonomik olarak gelişmiş ülkelerden oluşmaktadır.

Sekreterlik, UNDP'nin bütün faaliyetlerini koordine etmekle sorumlu olan bir yönetici tarafından idare edilmektedir.

UNDP yardımı alan ülkelerin pek çoğunda UNDP ve ev sahibi ülke arasında iletişim kanalı olarak hizmet veren ve ev sahibi ülke hükümetine tavsiyelerde bulunan bir Ülke Ofisi bulunmaktadır.

BAŞLICA YAYINLAR

İnsan Gelişim Raporu (yıllık), Magazin (yılda üç kez), Güney İşbirliği (yılda iki kez).

Bunlardan başka çok çeşitli yayınları bulunan UNDP'nin bu yayınları aşağıdaki Merkezten temin edilebilmektedir;

Division Unit, Division of Public Affairs,

Room DCI-1972, One United Nations Plaza

New York, NY 10017, USA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Rusya ekonomisinde yaşanan son gelişmelerin Türk-Rus Ekonomik ilişkilerine etkisi

 

1. Kriz Öncesinde Genel Durum

 

Rusya, 150 milyon kişilik nüfusu ve mal ve hizmet sektöründeki boşlukları ile son yıllarda Batılı firmaların hedef pazarları arasında yerini almıştır. Burada dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen kar oranlarının elde edilmesi ise bazı sıkıntıların göz ardı edilmesine yol açmıştır.

            1996 yılında başlayan makro ekonomik toparlanma ve IMF ile peş peşe imzalanan anlaşmalar Rus ekonomisi hakkında olumlu beklentileri artırmıştır. Çernomridin hükümeti, ticaret ve enerji sektörünün liberarizasyonu konusunda, önlemler almış ve uyguladığı katı mali politikalarla, makro ekonomik dengeleri yakalamıştır.

            GSYİH 1995 yılında %4, 1996 yılında %6 azalırken, 1997 yılında %1 artmış ve bu Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ilk artış olmuştur.

            Tahıl üretimi artmaya başlayınca, tahıl ithalatına olan bağımlılık azalmış ancak hayvancılıkta yaşanan gerileme engellenememiştir. Sanayide metalürji (özellikle alüminyum), makine-imalat (taşıt araçları), kimya-petrokimya gibi bazı sektörlerin büyümesi ve canlanması başka sektörleri de canlandırmıştır. İç talebin artması ekonominin iç dinamiklerinin çalışmaya başladığını göstermiştir. 1997 yılında, birçok firma ihracat yapmak yerine iç piyasaya mal vermeyi tercih etmiştir.

            Enflasyonla mücadele Rus hükümetinin en önemli başarısı olmuştur. 1992’de %2501 olan enflasyon oranı 1996 yılında %22’ye, 1997 yılında da %16 ya inmiştir. Eylül 1995 ten itibaren uygulanan ruble koridoru, rublenin istikrarını artırmış ve enflasyonun azaltılmasında yardımcı olmuştur.

            Ülkenin döviz rezervleri hızla artarak, 1996 sonundaki 16 milyar dolardan, 1997 yılında 23.8 milyar dolara çıkmıştır.

            Dış ticaret fazlası 1997 yılında 40 milyar dolara çıkarken, Rusya’nın dış ticaretinde yavaş yavaş ihracatçı birlikleri, (Demir dışı Metaller İhracatçıları Birliği, Petrol İhracatçıları Birliği gibi) ve ithalatçı örgütlerin ağırlığı hissedilmeye başlanmıştır.

Rus vatandaşlarının  yurt dışı tasarrufları 50 milyar dolar, iç tasarrufları da 40-60 milyar dolar seviyesine ulaşırken, 1996 yılından itibaren, yurtdışı tasarruflarının bir kısmı Rus yatırımlara, bir kısmı da yabancı yatırım olarak Rusya’ya dönmeye başlamıştır.

1991 – 1993 yılları arasında 3 milyar dolar, 1994 yılında 1 milyar dolar, 1995 yılında 3 milyar dolar ve 1996 yılında 6.5 milyar dolar olan yabancı yatırımlar, 1997 yılında 6.2 milyar dolara ulaşmıştır ve toplam yatırım miktarı da 19.7 milyar doları aşmıştır. Bununla birlikte Rusya’daki yabancı yatırımlar miktarı diğer doğu Avrupa ülkelerindeki miktarla kıyaslandığında oldukça mütevazı bir tablo doğmaktadır.

Geçiş döneminde ayakta olan sektörlerin büyük firmaları ve dönem içerisinde yeni oluşan finans grupları da ülke sanayisinin çeşitli sektörlerinde üretim, pazarlama ve dağıtım aşamasında yatırımlara başlamış ancak yatırımlara başlamış ancak yatırımlarının ağırlıklı bir kısmı üretim dışı sektörlerde yoğunlaşmıştır.

Çernomirdin hükümetinin mali politikalar alanındaki başarısı neticesinde 1992 yılında %40 olan bütçe açığı, 1997 yılında %6 olmuştur. Bu sonucun en önemli sebebi hammadde ihracatı ile artırılan dış ticaret fazlası olmakla beraber, harcama kalemlerinde gidilen tasarruflar, askeri harcamaların kısılması, kamu yatırımlarının azaltılması ve fiyat sübvansiyonlarının ortadan kaldırılması da etkili olmuştur. Buna karşın batılı vergi sistemine geçilmekle birlikte, etkili bir vergi toplama sistemi yaratılamadığından vergi toplamada başarısızlıklar devam etmiştir.

1992 yılında, devlet sübvansiyonları GSYİH %25 ini oluştururken, 1996 yılında bu oran %1 e inmiştir.

Yukarıda sayılan gelişmeler neticesinde uluslar arası finans kuruluşları ve Batılı devletler Rus ekonomisi için olumlu yorumlar yapmış ve ülkenin kredi notu yükseltilmiştir. Bunun neticesinde Rusya hükümeti iki kez dünya piyasalarına toplam değeri bir milyar doları aşan Eurobond ihraç ederken Rusya değerli kağıtlar piyasası 1996 yılında yüzde 156 büyümüştür.

Finans sektörü sayıca büyümesine rağmen (1995 yılı başında banka sayısı 2500’e, sigorta şirketi sayısı 2200’e ve aracı kuruluş sayısı 28.700’e çıkmıştır) bu sektördeki kuruluşlardan önemli bir bölümü küçük ölçeklidir ve mali temeli zayıftır.

1996 ve 1997 yılında gösterilen yayılma neticesinde büyük finans grupları bir nevi monopollere dönüşmüş ve Rus ekonomisinin sağlıklı bir şekilde gelişmesine engel olmuştur. Ancak her şeye rağmen Rus ve yabancı devlet adamlarının Rusya’ya yönelik iyimser yorumları devam etmiştir.

Mart 1998’de Çernomirdin’in görevden alınmasıyla Rus ekonomisinde bazı sıkıntıların meydana geldiği anlaşılmaya başlanmıştır. Gerçekten de Çernomirdin hükümetinin son yılı finans gruplarıyla ekonomik hakimiyet mücadelesinin etkisinde geçmiştir.Hükümetin vergi toplama ve ülke ekonomisinde rekabet ortamını iyileştirme çabaları sert tepki görmüş, aynı zamanda da B. Yeltsin’in çevresindeki kimi görevliler hükümeti güç durumda bırakmıştır.

Vergi hedeflerini tutturamayan ve Asya’daki krizle birlikte ihracat gelirleri azalan hükümet sosyal görevlerini yerine getirmekte zorlanmıştır. Maaşları ödememek yoluyla bütçe istikrarını sağlama olağan bir yöntem haline gelirken hükümetle arası açılan bir grup işadamı, sahip olduğu basın araçlarıyla hükümeti yıpratmaya devam etmiştir.

Yeltsin, Rus Parlamentosu Duma’nın desteğinden de yoksun kalmıştır. 1996-1998 döneminde Rus hükümeti, Duma’ya sunduğu büyük sayıdaki yasadan çok küçük bir kısmını büyük pazarlıklar sonucunda onaylatabilmiştir.

Duma-Hükümet ve Duma-Başkan arasındaki sürekli sürtüşmeler 1999 yılındaki Duma ve 2000 yılındaki Başkanlık seçimlerine kadar Rusya’nın normal bir yasama sürecine sahip olmasını engellemektedir. Duma’daki komünist ve milliyetçi çoğunluk çoğu zaman reform yasalarının kabulü karşılığında Yeltsin’in yetkilerinin kısılmasını talep etmiştir.

Duma ile sık sık uzlaşma yolları bulan Çernomirdin’in yerine Duma’nın tanımadığı Sergey Kirienko’nun Başbakanlığa atanması yasama sürecini önemli bir ölçüde tıkamıştır. Özellikle, yabancı yatırımlar açısından kritik olan bazı yasalar (Product Sharing Agreements-Üretimi Paylaşma Anlaşması gibi) Duma’dan çıkartılamamıştır.

Finansal oligarşi ve tekellere karşı başlattığı kampanya sonucunda Kirienko, merkezi basın ve televizyonlarla karşı karşıya kalmıştır. Bu mücadelenin tırmanması Ağustos ayında patlayan ekonomik krizin siyasi krizle birleşmesine yol açan nedenlerden birisi olmuştur.

2. 17 Ağustos Krizi ve Nedenleri

 

Kirienko hükümeti zor bir dönemde işbaşına gelmiştir. Bunun nedenlerinden ilki, vergilerin toplanmamasıdır. 1998 yılının ilk yarısında planlanan verginin 100 milyar rublelik kısmı (15 milyar dolar civarında) toplanamamıştır.Mükelleflerin sadece %8’i düzenli vergi ödeyen statüsündeyken özellikle büyük monopoller ve başta Rusya’da vergilerinin dörtte birini veren Gazprom daha az vergi vermek için hükümetle mücadeleye başlamıştır. Vergi oranlarının yüksek olması neticesinde vergi sistemi etkili olamamıştır.

İkinci olarak, petrol fiyatlarında yaşanan sürekli düşme eğilimidir. 1997 yılının son aylarında varil başına petrol fiyatı 22 dolar iken 1998’in ortalarına doğru 14 dolara, Ağustos ayında da bir ara 9 dolara inmiştir. Doğal gaz ve diğer hammaddeler Uzakdoğu Asya ve dünyadaki krizle birlikte ucuzlarken Rusya’nın ihracat kayıpları 10-15 milyar dolara çıkmıştır. Sadece 1998 yılının ilk beş ayında ihracat %14’e gerilemiştir. Rus hükümeti bütçeyi varil başına petrol fiyatının 19 dolar olacağı varsayımından hesapladığından 1998 yılının ortalarına doğru bütçe darboğazına girilmiştir.

IMF’nin azalan finansman desteği ve ABD Kongresinin Rusya’ya yeni yardımlara sıcak bakmaması da dış kaynaklı finansman imkanlarını daraltmıştır.

Dönemin bir başka zorluğu, Rus finans grupları arasında savaşın şiddetlenmesi olmuştur. Çeşitli gruplar devlet tekellerinin özelleştirilmesinde birbirine savaş açmıştır. Savaş siyasi sahneye de taşınmıştır.

1998 yılında dışarıdan gelen krediler rublenin güçlendirilmesi ve iç ve dış borç ödemelerine giderken, hükümet ithalatı kısmak için ek %3’lük ithalat vergisine başvurmuştur. 1998 yılında herkes tarafından sabırsızlıkla beklenen Rosneft ve Gazprom’un özelleştirme denemeleri fiyasko ile sonuçlanmıştır. Düşen petrol fiyatları karşısında Rosneft ilk ihalede 2.2, ikinci ihalede de 1.6 milyar dolara alıcı bulamamış, Gazprom’un %5’ i de satılamamıştır.

Gelirleri arttırmak için tüm araçlardan yoksun Rus hükümeti Duma’nın muhalefetinden dolayı daha esnek, caydırıcı ve geniş bir vergi yasası veya geçici vergi düzenlemeleri hazırlayamamıştır. Mayıs 1998’de işsizlik oranı %9.3’e çıkarken, Haziran 1998’de hükümetçe ödenmeyen maaşların toplamı 11 milyar dolara ulaşmıştır.

Bütün bu sıkıntılar Rusya’da devalüasyon beklentisinin doğmasına yol açmıştır. Uluslararası kredi kuruluşları peşpeşe Rusya’nın kredi notlarını düşürmüştür. Ayrıca, Rusya’daki yatırımların önemli bir kısmının sıcak para olması bu paranın ülkeyi hızla terk edebileceği korkularını uyandırmıştır. Gerçekten de 1997 yılında Rusya’ya 6.2 milyar dolar doğrudan yatırım yapılırken portföy yatırımları 10.5 milyar dolar olmuştur.

13 Temmuz 1997’de Rus hükümeti ve uluslararası  finans kuruluşlarının Rusya’ya 22 milyar dolarlık bir destek paketi açıklaması da devalüasyon beklentisini azaltamamıştır. Kirienko hükümetinin anti-kriz paketinin uygulanması için her ay gelirlerin 3-4 milyar Ruble ile arttırması gerekirken gelirlerde sürekli düşüş gözlenmiştir.

Hükümet ve özel sektörün dış borç ödemeleri aksamaya başlamıştır. 1 Ocak 1998 itibarıyla Rusya’nın 149 milyar dolar devlet ve 30 milyar dolar özel sektör dış borçları birikirken gelirlerdeki gerileme bu borcun ödenmesini zorlaştırmıştır.

1998 yılının önemli bir başka talihsizliği Rusya’da son 40 yılın en kötü hasatının elde edilmesi olmuştur.

Kirienko, 17 Ağustos 1998’e kadar anti-kriz programını devam ettirmiş ancak bun tarihte yeni tedbirlerin kaçınılmaz olduğunu görüp Rusya için önem taşıyan kararlar almıştır.

Her şeyden önce ruble koridoru kaldırılmış ve neticede 17 Ağustos ve 7 Eylül arasında ruble devalüasyonu karaborsada %70’e kadar çıkmış, daha sonraki müdahalelerle de %50 civarına inmiştir.

Rusya’nın iyi kredi notu sayesinde ucuz kredi bulan devlet kurumları ve özel bankaların bu kredileri geri ödemedeki sıkıntılarını hafifletmek için 90 günlük dış borç ödeme morratoryumu ilan edilmiştir. Spekülatif faaliyetleri önlemek açısından yabancıların kısa vadeli finansal araçlara yatırım yapmaları da yasaklanmıştır.

Bu tedbirler neticesinde doğan ekonomik kriz hızla siyasi krize dönüşmüş ve Krienko’nun görevden alınmasıyla hükümet krizi doğmuştur. Daha da önemlisi Yeltsin’in Devlet Başkanlığı o güne kadar olmayan bir şekilde tartışılmaya başlanmıştır. Durma Yeltsin’in başbakan adayını onaylamayıp kendisini tavize ve Duma’ya daha uygun Başbakan atamasına zorlamıştır. Ancak krizin ekonomik sonuçları daha da yıkıcı olmuştur :

 

 

1.      Krizle birlikte Rusya’daki bankacılık ve ödemeler sistemi çökmüştür. Hükümet, bankalar ve rubleye karşı önemli bir güven sorunu doğmuştur. Rusya uluslar arası finans piyasalarında izolasyon dönemine girmiştir. Sadece birkaç banka borçlarını ödeme veya ödeme takvimini tekrar düzenleme imkanı elde etmiştir. Bankalar arası ödemelerin yerine peşin ödeme veya gayri resmi ödeme mekanizmaları doğmuştur. Kredi kartları dondurulmuş, banka personelleri %30-70 azaltılmış, bankalar arası çeşitli birleşme çabaları başlamıştır. Bank Imperyal’in lisansı iptal edilmiş ve SBS-Agro Bank millileştirilmiştir.

2.      Dış ticarette akreditif işlemleri azalmaya başlamıştır. Barter türü ticaret önplana çıkmıştır. Devalüasyonun Rusya’nın ihracatını önemli ölçüde artırması beklenmemekle birlikte petrol ve doğal gaz şirketlerinin kar oranlarının artması beklentisi doğmuştur.

3.      Ülke içinde perakende satışlar hızla artarken toptan satışlar büyük alıcıların nakit sorunları neticesinde hızla azalmıştır. Krizin ileriki aşamalarında ise halk perakende satış yerlerinden açık pazarlara yönelmeye başlamıştır. Perakende ticareti ile uğraşanlar elindeki stokları eritmediklerinden ithalatlarını kısmış veya tamamen dondurmuştur.

4.      Spekülatif sermaye Rusya ve benzer durumdaki ülkelerden hızla kaçarken, Batılı yatırımcıların Rusya’da risk alma istekleri azalmıştır. Birçok sektörde yabancılar, yüksek vergiler, yüksek suç oranı, yolsuzluklar, zayıf banka sistemi ve eksik mevzuatın yanına ekonomik krizin eklenmesiyle Rusya’ya ilgisini yitirmiştir.

5.      Rusya’da döviz darboğazı boy göstermiştir.

6.      Genel olarak fiyatlar artarken, ürün arzı da hızla azalmıştır. İthalatın kısılması ürün sıkıntısını artırmıştır.

7.      Kriz işçi çıkarmalarına, geçici izinlere, maaş ödemelerinde gecikmelere neden olmuştur.

8.      Rusya’da oluşmakta olan orta sınıf büyük bir darbe almıştır. Toplumdaki ekonomik uçurumlar artmıştır.

9.      Önceki hükümetlerin en önemli başarısı olan enflasyonu indirme alanında geri adım atılmış ve sadece Eylül 1998 enflasyonu %38 olmuştur. Daha sonra yürürlüğe giren fiyat denetimi enflasyonu frenlemiştir.

 

 

 

 

3. Kriz ve diğer ülkeler

 

Rusya krizinin diğer ülkelere yansımaları incelenirken üç grup ülke ayırt edilebilir.

Birinci grupta Rusya’nın alacaklıları ve diğer gelişmiş batılı ülkeler sıralanabilir. Burada özellikle Alman finans sektörünün AB Gıda ve Tüketim malları ihracatçılarının, ABD çiftçilerinin ve İskandinavya ülkelerinin ihracatçı ve ithalatçılarının çok olumsuz etkilendiğini vurgulamalıyız.

AB, ABD’den sonra ikinci en büyük pazarını korumak, tekstil- konfeksiyon alanında da büyük pazarlarından biri olan Rusya’yı kaybetmemek için önlemler geliştirmektedir. ABD’de çiftçilerini korumayı amaçlamaktadır. ABD, Rusya’ya 885 milyon dolarlık gıda yardım ve kredisi AB’de 500 milyon dolarlık gıda paketi açıklamıştır.

Rusya’nı en önemli finansman kaynağı olan Alman bankaları, her ne kadar verdikleri kredilerin önemli bir kısmı sigorta kapsamında olsa da, endişeli bir döneme girmiştir.

İskandinavya ülkeleri arasında Finlandiya ve Norveç en olumsuz etkilenen ülkeler olmuştur. Rusya’ya büyük miktarda dayanıklı tüketim malı ve hizmet ihraç eden bu ülkeler önemli pazarlar yitirmiştir.

 

 

Çeşitli ülkelerin ihracatçılarının Rusya’ya bağlılığı

Ülke

%

Belarus

70.0

Moldova

62.0

Kazakistan

31.0

Gürcistan

27.4

Azerbaycan

26.0

Ermenistan

22.1

Ukrayna

21.8

Litvanya

21.4

Kırgızistan

20.2

Özbekistan

16.3

Letonya

15.9

Estonya

13.5

Tacikistan

8.4

Bulgaristan

8.0

Türkiye

7.8

Polonya

6.5

Türkmenistan

5.8

Macaristan

5.0

Hırvatistan

3.8

Slovakya

3.7

Çek Cumhuriyetleri

3.3

 

 

Kaynak : Economist inteligence unite (BDT ülkeleri), Solomon Smith Barney (Doğu Avrupa Ülkeleri)

 

Türkiye, Doğu Avrupa ülkeleri, Çin gibi ülkeler ikinci grup ülkeleri oluşturmaktadır.

Rusya’ya komşu olan, bu ülkeler için, Rusya pazarı hayati önem taşımaktadır. Bununla birlikte bu ülkelerin bir kısmı (Orta ve Doğu Avrupa) son yıllarda Rus pazarındaki yerini yitirmekte ve dış ticarette Rusya’nın payı azalmaktadır. Türkiye ve Çin’in Rusya pazarındaki yeri ise güçlenmektedir. Bu iki ülke firmaları son krizde Rusya pazarında çekinmeyen ve faaliyetlerini devam ettiren ender yabancı firmalardır.

Üçüncü grupta yer alan bağımsız devletler topluluğu ülkeleri ise, Rusya’ya ekonomik bağlılıklarına göre, önemli ölçülerde krizin etkisi altında kalmışlardır.

Ukrayna’da önemli oranda devalüasyon (%35) ve bütçe dengesizlikleri meydana gelirken, Moldova ve Belarus’ta develüasyon daha düşük oranda kalmıştır. Bununla birlikte Ukrayna ve Belarus’ta döviz piyasasında önemli bir darboğaz doğmuştur. Hükümetler döviz piyasaların ciddi bir denetim altına almıştır. Rusya’daki kriz ihracatlarını Rusya’ya yapan bu ülkelerde ihracat gelirlerinde azalmalar doğurmuştur.

Finans pazarlarına ulaşması zorlaşan Kazakistan’da Rusya ile ticaretin azalması sonucu üretimde küçülme yaşanmıştır.

Rusya’ya dış ticarette bağımlılıkları daha düşük olan ülkelerde ise gözle görülür bir değişiklik görünmese de, makro ekonomik istikrarı korumada sıkıntılı bir döneme girdikleri bilinmektedir.

Krizi firmalar açısından değerlendirdiğimizde, büyük kayıplar sonucu tamamen çekilen firmalar veya faaliyetlerini küçültüp Rusya’daki varlığını sürdüren firmalar karşımıza çıkmaktadır. Özellikle yatırımcı yabancılar, yerel girdileri artırmak ve fiyatları indirme yoluyla varlıklarını sürdürmüştür.

Rusya’ya sırf ihracat yapan firmalar ise, satışlarını korumak için fiyatları önemli ölçüde azaltmıştır.

Yeni Rus hükümetinin müdahaleci politikası finans alanındaki yabancı yatırımcıları Rusya’da uzaklaştırırken, ithalatın çok pahalılaşması yerel üretimi çok cazip hale getirmiştir. Kriz ithalatı pahalılaştırdığından Rusya’da montajda pahalı hale gelmiştir. Bu özellikle otomotiv alanındaki montaj yatırımlarını frenlemiştir.

Tüketim malları üretiminde ağırlık ucuz markalara verilemeye başlanmıştır. Bu süreç gıda ürünlerinde çok hızlı değilken temizlik malzemeleri giyim gibi ürünlerde daha çok hissedilmektedir.

 

 

4. Rusya krizinin Türkiye’ye etkileri

Daha önceki yıllarda yaşanan küçük krizleri başarı ile atlatan ve Rus pazarına gittikçe önem veren Türk firmaları bu krizden derin bir şekilde etkilenmiştir.

a.Taahhüt

Taahhüt alanındaki firmalar için en önemli sorun kısa ve orta vadede kamu ve özel sektörden yeni proje alma imkanlarının daralması olmuştur. Bu gelişme karşısında bu firmaların bir kısmı Rusya’ya komşu ülkelere ağırlık vermeye başlamıştır.

Ruble ile iş yapan Türk taahhüt firmalarının bulunmaması devalüasyonun etkisini hafifletmiştir.

1998 yılında firmalarımızın Rusya’da üstlendikleri taahhüt işlerin toplamı 440.7 milyon dolar seviyesine inmiştir. Bu işlerin önemli bir kısmı da kriz neticesinde askıya alınmıştır. Fiilen sadece Türk Eximbank tarafından finanse edilen projeler devam etmiştir.

b.Ticaret

Rusya’daki bankacılık sektörünün çökmesi, güven müessesesinin sarsılması ve ithalatın pahalılaşması karşısında Rusya’ya ihracat azalmıştır.

Bununla birlikte Rusya’daki kriz ancak kendi dağıtım ve pazarlama sistemini kuran şirketlerin bu tür olaylardan etkilenmeden faaliyetlerini sürdürebildiğini göstermiştir.

Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı 1998 yılında 1997 yılına göre %34 gerilerken ithalatta 1997 yılı hacmi korunmuştur. Krizden sonra Rusya’da oluşan fiyatlar ihracat imkanlarını oldukça kısıtlamıştır.

Krizin atlatılmaya başlanacağı dönem Türk firmaları için büyük önem taşımaktadır. Batılı firmaların temkinli yaklaşımlarına karşın Türk firmalarının fiyat avantajlarını kullanmaları uzun vadede Türkiye’nin Rus piyasasındaki yerini sağlamlaştırabilir.

İthalatta çok önemli değişikliklerin olması beklenmemektedir. Rusya’nın rekabet gücüne sahip ihraç ürünleri yelpazesi çok dar olduğundan devalüasyon Rusya’ya önemli ihracat avantajları yaratamaz.

c.Bavul Ticareti

Son iki yılda bavul ticaretine uygulanan sınırlamalar kriz döneminde hafiflemeye başlamıştır. Y. Primakov’a yakın iktisatçılar reformlarda sosyal boyutu savunmaya başlamış ve bavul ticaretinin dar gelirli vatandaş için kısa vadede iyi bir alternatif olduğunu açıklamıştır. Bununla birlikte orta ve uzun vadede bavul ticareti ile gelen ürünlerin Rusya içinde üretimine geçilmesi öncelik olarak vurgulanmıştır.

Bavul ticareti alanında çalışan firmalar, ekonomik güçlerine göre krizden en çok etkilenen firmalar olmuştur. Özellikle Karaköy ve Salı Pazarında sistem gereği açık hesap usulü çalışan firmalar Rusya’da önemli miktarda para kaybetmiştir. Ticaret işlemlerini bankalardan aldıkları kredilerle finanse eden ve küçük aile şirketi olan bu girişimler Türk bankalara karşı çok hassas bir konuma gelmiştir.

Tekrar kredi alıp borçlarını ödeyememeleri bavul ticareti için sıkıntı doğurmuştur.

Kriz neticesinde 1998 yılında bavul ticareti bir önceki yıla göre %36.2 azalmıştır. 1997 yılında 5.8 milyar dolar olan hacim 1998’de 3.7 milyar dolara inmiştir. Rusya ile 1997 yılında 4 milyar dolar civarında olan bavul ticareti 1998 yılında 2-2.5 milyar dolar civarında seyretmiştir.

d.Turizm

Turizmde kısa vadede turist sayısında bir azalma beklenmekle birlikte orta ve uzun vadede Türkiye’nin en ucuz turizm merkezi olması sebebiyle bazı Batılı ülkelere giden Rus turistlerin Türkiye’ye yönelmesi beklenmektedir.

Rusya’dan Türkiye’ye turist gelişlerinde yaşanan azalmaya rağmen Türkiye halen Rus turistlerin en çok ziyaret ettikleri ülke konumunu korumaktadır.

Yukarıdaki verilerden anlaşıldığı gibi Rusya’daki krizden sonra Türk-Rus ekonomik ilişkilerinde önemli bir daralma meydana gelmiştir. Krizin Türkiye’nin dış ekonomik işlemleri üzerindeki olumsuz etkisi, bavul ticareti de hesaba alındığında 3-4 milyar dolara yaklaşmaktadırlar. Ancak bavul ticareti ve taahhüt hizmetleri alanındaki gerilemenin kriz öncesinde başladığı, krizin arttırıcı bir rol oynadığı vurgulanabilir.

Dış ticaret, turizm ve taşımacılık alanındaki gerileme ise esasen krizle birlikte tırmanmıştır.

Kriz sonrasında Türk hükümetinden üst düzey temsilcilerinin Moskova’yı hızla ziyaret edip firmalara yardımcı olacak çeşitli tedbir vaatlerinde bulunmasına rağmen uzun bir süre hiçbir tedbir alınamamıştır.

Kararların alınması Türk Başbakanı’nın Moskova ziyaretine endekslenmiş, ancak bu ziyaret olamayınca krizle ilgili tedbirler büyük bir gecikme ile Aralık ayında açıklanmıştır.

Tedbirlerin Rusya’ya yönelik tedbir olmasından ziyade genel tedbir olması ve aralarında Rusya ile ilgili maddelerin bulunmaması önemli bir dezavantaj olmuştur.

Eximbank’ın sermayesini arttırma, banka ve finans kurumlarının yurtdışından sağladığı kredilerden KKDF kesintisinin sıfıra indirilmesi, tekstil sektörüne 6 ay vade ile faizsiz pamuk satılması, dahilde işleme rejimi kapsamında ithalatta gümrük teminatlarının yüzde 10 indirilmesi gibi önlemler içeren paket Rusya ile ticarette canlılık getirmemiştir.

Esasen Başbakanlar seviyesinde tartışılabilecek ve Türkiye’deki gıda ve tekstil/hazır giyim üreticilerine geçici bir rahatlık verecek Rusya’ya bir yardım paketi yürürlüğe girememiştir. Daha sonra da ABD ve AB’nin açıkladığı yardım paketleri, ki bu paketlerin büyük kısmı gıda ve ilaç kredisi şeklinde verilmiştir ve Gazprom’un doğal gaz karşılığında Belarus, Moldova ve Polonya ile barter anlaşmalara gitmesi ile ilgili sektörlerdeki üreticilerimizin sıkıntılarının çözülmesini engellemiştir.

Tedbirlerin taahhüt sektörüne yönelik hiçbir madde içermemesi ve özellikle Türkiye Müteahhitler Birliği üyelerinin talep ettiği Türk inşaat firmalarına Rusya’daki makine parklarını ve işçilerini asgari seviyede koruma imkanı tanıyacak köprü kredisinin kararlaştırılamaması da sıkıntı yaratmıştır.

Bazı özel sektör birimleri özel barter anlaşmalarına gitmeyi denese de bu mekanizmalar yeterli siyasi destek olmadığından dolayı gerçekleştirilememiştir.

Aynı dönemde Rus firmaların iddialı oldukları bazı projelerde aksamaların çıkması ve doğal gaz alanında Türkmen doğal gazına da öncelik verilmesi pürüzler yaratmıştır.

Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından sonra Türkiye’de yaşanan bazı terör olaylarının Rus medyasında çarpıtılması karşısında da etkili çalışmalar yapılamayınca Rus turistlerin Türkiye ziyaretlerinde azalmalar başlamıştır.

Yukarıdaki tespitlerden de anlaşıldığı gibi Türkiye’nin Rusya krizine yönelik politikası çok verimli olamamıştır.

Rusya krizinin Türk özel sektörünün gündemine yerleştirdiği temel konulardan birisi de Rusya içinde kriz ortamında yatırım projelerini devam ettirme ve Rusya’ya ihracattan Rusya içinde üretime geçme gereksinimi olmuştur. Rusya’da proje yürüten şirketler faaliyetlerini aksatmazken, yeni başlayacak projelerde aksamalar olmuştur. Rusya’da mevzuat ve güvenlik sorunlarının artması ve genel olarak finans sisteminin çökmesi tereddütleri arttırmıştır.

Rusya’da hükümet ve bölge yönetimleri bazında Türk firmaları ve özellikle bu ülkedeki pazarlarını korumak için burada yatırım yapması gereken KOBİ’lere, destek verilmesi öncelik kazanmıştır.

1999 yılının her iki ülke için seçim yılı olması Rusya’daki ekonomik belirsizliğin devam etmesi ve Rusya’nın uluslararası  finans kuruluşlarıyla ilişkilerinin geliştirilememesi, bu arayışları yavaşlatan etkenlerdir. Ancak, 1998 yılında ikili ilişkilerde yaşanan düşüşün giderilmesi Türk özel sektörü için çok önemlidir ve ikili işbirliğinin geleceğini belirleyecek projelerde acil çözümler gerekmektedir.

 

 

 

           Rusya’ya Yönelik Ekonomik Stratejinin Öncelikleri

            İkili ekonomik ilişkilerin gelişmesi için aşağıdaki konulara önem verilmelidir:

1)      Türkiye ve Rusya’nın AB ile ilişkileri çerçevesinde Türkiye ve Rusya arasında Serbest Ticaret Anlaşması sürecinin başlatılması önemlidir. Rusya AB’den sonra Türkiye’nin en önemli dış ticaret ortağıdır.

1998 yılında Rusya ve AB arasında serbest ticaret alanının kurulmasına yönelik müzakerelerin başlamaması, firmalarımızı olumsuz etkilemektedir.

Her iki ülke firmaların diğer ülkede AB ülkeleri firmalarına karşı dezavantajlı konumda olmaması açısından, Türkiye ve Rusya arasında Serbest Ticaret Anlaşmasının imzalanması önemlidir.

2)      ABD ve Rusya arasındaki ekonomik konuların düzenli müzakeresi ile ilgili kurulan ve düzenli olarak yılda iki kez toplanan Çernomirdin-Göre Komisyonuna benzer bir komisyonun Türkiye ile Rusya arasında kurulması iş hacmimiz gözönünde bulundurulduğunda önemlidir. Bu komisyon özellikle ikili ilişkilerdeki acil sorunları ele almalıdır. Bu şekilde, Karma Ekonomik Komisyon (KEK) toplantılarının, sık sık yapılan hükümet değişikliklerinden dolayı uzun süre toplanamamasından doğan boşluklar doldurulabilecektir.

3)      Türk işadamlarının Rusya’daki faaliyetlerinin kolaylaştırılması açısından vize rejiminde bazı değişikliklerin yapılması önemlidir. Bugün vize vermede uygulanan, ilgili kuruluştan davetiye gönderilmesi şartı ve yıllık giriş vizelerinin zor verilmesi işadamlarımızın faaliyetlerini aksatmaktadır. Ancak, son siyasi gelişmelerin ışığında Rusya’nın vize rejimini yumuşatmasını beklemek de zordur.

4)      Rusya Federasyonu’ndaki mevcut diplomatik ve ticari temsilciliklerimizi güçlendirmek gerekmektedir. Ekonomik alanda rakibimiz olan ülkelerin yaptığı gibi Rusya’nın bazı önemli şehirlerinde ekonomik ve ticari temsilcilikler açılması ve Türkiye’nin Rusya’ya yönelik ticaretinin önemli bir kısmının geçtiği Navorossisk’te bir Türk konsolosluğu açılması, burada biriken sorunların çözümü açısından önemlidir. Oysa, Türkiye’nin genel olarak dış temsilciliklerini sayıca azaltmaya yönelmesi ve temsilciliklerin harcama imkanlarını sınırlaması bu ihtiyaçlara zıt bir gelişmedir. 1998 yılında 115 yurtdışı kadrodan 32’si iptal edilmiş, 10 temsilcilik de tamamen kapatılmıştır.

Son dönemde Rusya’nın Türkiye’de fahri başkonsolosluklar açmak yoluyla bazı bölgelerdeki ağırlığını arttırmaya çalıştığı da görülmektedir. Antalya’da açılan fahri başkonsolosluğun yanında, son dönemde Samsun’da da bir fahri başkonsolosluk açılması çabaları gözlenmektedir. Bu girişimlerin karşılıksız bırakılmaması ve Türkiye’nin de Rusya’nın önemli yerlerinde fahri konsolosluklar açması önemlidir.

5)      Türk-Rus ticaretinin gelişmesinde önemli katkı sağlayan karayolu taşımacılığında ücretsiz kamyon geçiş kontenjanı arttırılmalı, ayrıca Türk mallarının Rusya’ya girişini arttırmak için nehir-deniz taşımacılığı teşvik edilmelidir.

Özellikle Volga-Don Kanalı’nın kullanımı ile Türk mallarını Rusya’nın tüm Avrupa bölgelerine yayabilme imkanı doğmaktadır.

 

6)      Türk Hava Yolları’nın Rusya’ya seferlerini arttırmak ve uygulanan yüksek fiyatları düşürmek, ayrıca da hava kargo taşımacılığında Türk firmalarının da yer almasını sağlamak, Türk mallarının Rusya’ya ihracatını arttıracaktır.

Moskova dışında da uçuşların ekonomik olabileceği tek yer olan St. Petersburg’a direkt uçuşların başlatılması önemlidir.

7)      Türk işadamları sadece başkent Moskova’da değil, tüm Rusya’da iş yapmalıdır. Bu çerçevede Türkiye’nin, Rusya’nın bölgelerine ilişkin ekonomik politikalar geliştirilmesi gerekmektedir.

Rusya nüfusunun %94’ü Moskova dışında yaşarken, sanayi üretiminin %94’ü, tüketim mallarının %91’i, yatırımların %91’i, ithalatın %80’i ve ihracatın %91’i Moskova dışındaki bölgelere düşmektedir.

8)      Kaliningrad ve Nakhodka’daki serbest ekonomik bölgeler gibi Novorossiskt’te bir serbest bölge kurulması ve Türk işadamlarının bu bölgedeki faaliyetlerinin teşvik edilmesi, ikili ekonomik ilişkiler açısından önemli sonuçlar doğuracaktır. Aynı zamanda, Rus işadamlarının da Türkiye’deki serbest bölgelerde iş yapmaları teşvik edilmelidir.

9)      İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin kalıcı olması açısından Rus firmalarının da Türkiye’de iş yapabilmeleri önemlidir. Rus firmalarının güçlü oldukları alanlarda iş alabilmeleri uzun vadeli işbirliğinin kurulmasını destekleyecektir.

10)  Enerji projelerinde ortak çözümlerin bulunması ve çok katılımlı işbirliği modellerine gidilmesi hem finansman, hem de teknolojik açıdan yararlı olacaktır. Özellikle ihtilaflı olan enerji konularıyla ilgili olarak müzakerelerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

11)  Ekonomik ilişkilerin gelişmesi açısından, hükümetlerin desteği çok önemlidir. Son birkaç yılda üst düzey siyasi temasların az olması bazı sorunlar yaratmıştır. Çok önemli bir gösterge, daha önceleri Karma Ekonomik Komisyon Eşbaşkanlığına Başbakan Yardımcılarından birisini getiren Rusya’nın son Komisyon Başkanları olarak Sağlık Bakanı ve Ticaret Bakanı’nı atamasıdır. Oysa Rusya’nın çok daha sınırlı ekonomik ilişkilere sahip olduğu İran ve Kanada gibi ülkelerle ilgili Komisyon Başkanları, Başbakan Yardımcısı seciyesindedir. Üst düzey siyasi temasların düzenli bir şekilde yapılması ve hükümet dışı siyasi temasların arttırılması (Parlementolararası Dostluk Grubu gibi) işadamlarımızın faaliyetlerini teşvik edecektir.

12)  Şirketlerimizin pazarlama gücünün artması açısından, tamamlayıcı mal pazarlayan şirketlerin kuruluşunun teşvik edilmesi ve bu şirketlere sektörel dış ticaret şirketlerine tanınan teşviklerin sağlanması önemli olacaktır. Bu, özellikle bölgesel bazda firmaların birleşmesine ve yurtdışı faaliyetlerde maliyetlerini azaltmalarına yardımcı olacaktır.

13)  Rusya’ya ihracatımızda çok önemli bir sorun da standartlar alanında çıkmaktadır. Rozexpertiza ve Goststandart’ın sık sık TSE belgelerini kabul etmeyerek ve Türk firmalarından Moskova’da tekrar sertifika almalarını istemesi, özellikle küçük ve orta ölçekli ihracatçılarımızı olumsuz etkilemektedir.

ABD hükümeti benzer sorunları önlemek için Rosexpertiza’nın ABD’de temsilci firma bulmasını teşvik etmiştir ve US Testing, ABD’li ürünleri Rosexpertiza yerine ABD’de araştırıp sertifika vermektedir. Benzer bir şekilde İstanbul’da da Rosexpertiza temsilciliği açılmalıdır.

14)  Mersin-Gaziantep-Şanlıurfa yolunun inşaası ve bu yolun Trabzon veya Samsun’a bağlanması, Rusya için önemli bir avantajdır. Rus Tırları Türkiye üzerinden Akdeniz’e ulaşacağı gibi, bu yeni hattaki hacminin bir kısmı Rusya’dan genelde boş dönen Türk TIR’lardan oluşacaktır. Akdeniz ülkelerinden de Rusya’ya karayolu taşımacılığı güçlenecektir. Ayrıca, Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Akdeniz bölgesinin ürünleri daha büyük miktarlarda Rusya’ya ihraç edilecektir. Bu ise, yaş sebze-meyve, tarım ürünleri, gıda ürünleri, tekstil gibi bazı alanlarda Rusya’ya yönelik yeni ihracat imkanları yaratacak ve özellikle de GAP’ın yürürlüğe girmesi sonrasında önemli bir iş imkanı doğacaktır.

15)  Türk mallarının Rusya’daki imajını değiştirmek çok önemlidir. Ucuz ve kalitesiz mal imajını iyileştirmek için tanıtım kampanyalarının yapılması kadar, kaliteli mal satışını arttıracak veya ülke prestijini arttıracak firma mağazaları ve marketlerin açılışları da teşvik edilmelidir. Bu konuda, turizm alanında son 2-3 yıl içerisinde yapılan başarılı tanıtım çalışmaları örnek alınmalıdır. Kaliteli Türk malının tanıtımında üst düzey Rus yetkililerinin Türkiye’ye getirilmesi de çok önemli bir yöntemdir. Nitekim, Türk malının imajı ile ilgili değişiklikler, Rusların yoğun bir şekilde turist olarak Türkiye’ye gelmesi ile değişmeye başlamıştır. 

Ayrıca, bazı ülke firmalarının, ürünlerine Türkiye menşesi koyup Rusya’nın bölgelerinde Türk ürünü gibi pazarlamaları da imaj gerilemesine yol açmaktadır. Bunları önlemek için tedbirler alınmalıdır.

16)  Hükümetdışı kuruluşların Rusya ile ekonomik ve kültürel ilişkileri geliştirmek için gerçekleştirdikleri çabalar daha fazla desteklenmelidir.

 

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar

ddd { 20 Mart 2010 16:39:47 }
dsfsdfsd
Di?er Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA