İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2167308 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

İSRAİL”İN1985 STABİLİZASYON PROGRAMI YADA PARA TEORİSİNİN BASİT GERÇEKLERİ

Kategori Kategori: Devletler-Kavimler | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 1560 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 07 Nisan 2010 11:28:36

İsrail”İn1985 Stabilizasyon Programı Yada Para Teorisinin Basit Gerçekleri

İSRAİL”İN1985 STABİLİZASYON PROGRAMI YADA PARA TEORİSİNİN BASİT GERÇEKLERİ

 

DON PATİNKİN

 

 

2.dünya savaşından sonraki periyotta, özellikle “Latin Amerika’da” 3 haneli enflasyonların hükümet tarafından yenilmesi için bir çok başarısız girişime rastlıyoruz. hiperenflasyondan söz etmiyoruz. fiyatlar seviyesini stabilizasyona yaklaştırmak için gereken ilk hükümet hareketleri  sonuçta politik baskılar nedeniyle enflasyon yapıcı politikalara geri dönmüştür. Bu başarısızlıklar, sırasıyla halkın gözünde hükümetlerin prestij kaybetmesine ve bir sonraki girişime daha soğuk bakmalarına neden olmuştur.

 

Bu yüzden israilin 1985 stabilizasyon programı rahatlıkla bir literatür olarak nitelendirilebilir.

Daha önce görülen bir çok başarısız programa rağmen 2 aylık bir periyot içinde reel ekonomiye  ve istihdama en az zarar verecek şekilde enflasyon oranı %500 lerden %20lere indirilmiştir.aylık oranlar %16.1 den %1.5 kadar çekilmiş  ve bu istikrar şimdiye kadar(1992)Devam etmiştir. Bu çalışmanın asıl amacı ,bu enflasyon tecrübelerini basit para teorileri ve gerçekleri olarak açıklamaktır. Aynı zamanda bu inanılması güç politikaların avantajlarını ve nasıl uygulandığını da açıklamaya çalışacağız.

         2.amaç ise programın başarısı için oluşturulmuş eşsiz politik güvenceyi açıklamaktır.(programın başında başarısız olarak nitelendirilmesine rağmen)

 

ÖZGEÇMİŞ;

İsrail ekonomisinin genel tanımlama ve analizlerine göre okuyucular başka yönden düşünüyor.

Ekonominin asıl yüzü  yüksek enflasyon düzeyinde çok acımasız durumların varolduğudur.

        2.dünya savaşından beri ücretler tüketici endeksine bağlanmıştı,aynı şekilde maaşlarda. Ve 1950lerden beri çoğu hükümete ait olan uzun vadeli borçlarda tüketici endeksine yada döviz kuruna bağlanmıştı. Sonunda stabilizasyon programına kadar döviz kurları tüketici fiyatları endeksinde kendi etkisine sahipti.

      İsrailin varoluşunun ilk yirmi yılında enflsayon oranı %5 ler gibi sabit durumdaydı. ancak 70lerden itibaren adım adım yükselen oran 1985deki %500 seviyesine kadar geldi. 

      Cagan tarafından hiperenflasyon olarak adlandırılan bu durum her nasılsa %50 aylık enflasyona tekabül ediyordu. Üstelik, halkın panik hareketleri karşısında , stabilizasyon programlarının hiçbir önlemi görülmüyordu. Şekil 2 ve 3 1985 temmuzunda stabilizasyon programının başlamasının dramatik olarak göstermektedir. Şekil 1 ise para miktarı ve fiyatlar düzeyi arasındaki Milton Friedman’ın “enflasyon daima parasal olaydır)cümlesiyle açıkladığı ilişkiyi gösteriyor. Enflasyonun ilerlemesinde para miktarı ve fiyatlar düzeyi arasındaki pozitif ilişkinin etkisi üzerinde hiçbir şüphe yoktur. Enflasoyonun sona erdirilmesinde bu iki aletin esas araç olabileceğini hiç düşünmediğini kabul etmeliyim.

       Her şeyden önce maaş artışları enflasyonun yükselmesinde aktif bir rol oynamaktadır.

      Bu yüzden, örnek olarak, 1973 petrol krizini tanımlarken bazı aktörler unutulmuştur. Genel olarak hükümetler para miktarının nasıl arttırılacağını biliyorlar. Peki neden bunu bazen yapıp bazen yapmıyorlar? Nedeni başarılır anti_enflasyonist politikalarda maaş azalışlarının gerekli  ve önemli bir alet olduğu gerçeğidir.

 

 

         BAZI BASİT GERÇEKLER

 

İzin verirseniz İsrail tecrübesinden yararlanarak bazı basit parasal ekonomi  gerçeklerine dönelim. Ödeme periyotlarının kısalması, enflasyon dönemlerinin bilinen bir yüzüdür. Bu İsrail’de meydana geldi. Örneğin kredi kartları ödemeleri ayda 2 kere faturalandı ve doğal olarak mağaza sahipleri nakit ödemelere kredi kartı ödemelerine karşı büyük indirimler yaptı.

    En düşük yaşama sınırı için gerekli ücretler yani asgari ücret her ay yeniden belirlenmeye başladı. Enflasyonu %5ler gibi olduğu 20 yıl boyunca bu işlem yılda bir kez yapılıyordu. Enflasyon yükselişinin bir diğer karakterize sonucu ise nominal faiz oranlarıyla enflasyon oranı arasındaki pozitif  kolerasyondur. Bu yüzden ekim 1984de aylık enflasyon %24,3iken aylık  faizin %25,9 olması ve sonuçta gerçek faiz oranının %1,3 olması sonucu ortaya çıktı. Şekil 4 enflasyonun toplam likit değerler üzerinde ne gibi etkiler yapabileceğin gösteriyor. Eski kitaplar paranın 4 fonksiyonu olduğunu belirtmektedir, bunlar; hesap birimi, değişim aracı , borç standardı ve değer saklama aracıdır. Şekil 4de şekel’in enflasyonla beraber nasıl değer saklama aracı fonksiyonundan uzaklaştığını ve değişim aracı olarak enflasyon tarafından nasıl kemirildiğini görüyoruz. Ve tüketici endeksinin dolara endekslendiğine  şahit oluyoruz. Emlak ve araba , eşya gibi ticarette doların su götürmez hakimiyetini görüyoruz. Enflasyon için borç senetlerinin haftalık hatta günlük düzenlendiği görülüyor.

    1973 ün ilk çeyreğinde tamamı altı ay vadeli olan borç senetleri 1985in 2.çeğreğinde tamamen ekonomiden çekilip payları %2ye inmiştir.

Hatta 2 aylık ve üzeri senetleri payı %5 dolayındadır. Bu dönemdeki senetler haftalık yada en uzun 2 haftalık olarak düzenlenmekteydi. Stabilizasyon programından sonra borç senetlerinde keskin yükselişler oldu. Bunun açıklaması mevduat hesaplarından borç senetlerine doğru sert hareketler olduğudur. Şekil5 ise mevduat hareketliliğinin nasıl enflasyonla beraber yükseldiğini açıklamaktadır. Şekil 6 ise şekel’in değişim aracı olma özelliğini enflasyon süresince nasıl kaybettiğini açıklamaktadır. bu 3 şekil başka bir enflasyon dönemi gerçeğini resmetmektedir. Gerçek para değerindeki ani değişikler halkın stabilizasyon başarısına nasıl tepki gösterdiğini belirtir. 1985in  3.çeğreğinde gerçek para değerine talebin nasıl düştüğü şekil  6nın 3 gen şeklindeki bölümünden anlaşılır. aynı zamanda stabilizasyon programının başarısıyla 90larda artan talepte görülebilir.

 

ENDEKSLEMENİN VE ENFLASYON DEĞERİNİN ROLÜ;

İsrail ekonomisinde yaygın endeksleme yüzünden en ciddi sosyal  ve ekonomik etkiler görülmemişti. Fakat bu 2 ağızlı kılıçtı. Enflasyon tarafından ciddi şekilde yaralanmadan beri programa karşı hiçbir politik ve toplumsal karşı çıkış olmamıştır. En bilinen analitik prosedür nominal para değerinin düzeltilmesindir. Burada işçi sendikasının ve hükümetin rolü vardır. Hükümet işsizliği çözerken,  sendikalarda ücret ayarlamalarına yanaşmalıdır. İsrail ekonomisinde nasıl olduysa, hiçbir nominal değer düzeltilmemiştir. Bunun belirtisi olarak ücret oranları endekslendi  ve döviz kurları da öyle. Burada doğal bir soru ortaya çıktı; neden her şey endekslendiyse ve enflasyon masumca gidiyorsa devam etmesine izin verilmedi? Bu sorunun ilk yanıtında ilk bölüm İsrail’deki enflasyonun masum olmadığıdır. Enflasyonun bazı  nedenleri vardır. Bunlardan biri döviz kurunun sürekli yükselmesi ve fiyat artışlarının kötü  bir his vermesidir. Bunun nedeni insanlarının gelirlerinin enflasyonun gerisinde kalma korkusudur. Bu ortamlarda insanlar neyin gerçekten ucuz ya da pahalı olduğun tahmin edemez. Ayrıca insanlar sürekli maaşlarındaki artışları  düşünmek ve kısa dönem mevduat hesapları açmak için banka kuyrukları oluşturmak zorunda kalacaklardır. Aylık enflasyonun %10-20 seviyesinde olduğu dönemlerde en verimli üreticiler bile para akışlarını iyi düzenlemezlerse iflas edebilirler. Bu  durum da üreticiler akıllı üretim, akıllı pazarlamadan çok akılı para yönetimi alanında  zaman harcamak zorunda kalacaklardır.

 

       Enflasyonun İsrail’de ekonomiye etkilerinin tümünün ve miktarlarının belirlenmesinin zor olduğunu kabul etmeliyiz.

 

   Kuznetin önerilerini takip edersek bankacılık sektörünün nihai mal değil ara mal üreten bir sektör olduğunu kabul ederiz. Ve David Humenin “para ekonominin tekerleği değil, tekerleğin daha rahat dönmesini sağlayan yağıdır” görüşüne rastlarız. Ve enflasyonun daha fazla yağ kullanmak zorunda olduğumuz bir durum olduğu sonucuna varırız.

 

 

HÜKÜMETLER VE ENFLASYON

 

    Bir başka temel soru ise: hükümetlerin neden enflasyona neden oldukları ve bunu yenmek için daha güçlü tedbirler almadıklarıdır. Cevap ise yıllar önce keynes tarafından parasal reform kitapçığında verilmiştir. Enflasyon hükümet karlarının bir vergisi gibidir. Hükümetten verilen faizsiz borçları halk sevinçle karşılar. Ancak bu İsrail’deki enflasyona bir açıklama getirememektedir. Yıllarca hükümet hem halka hem firmalara kredi vermiştir. Bu kredilerin geri ödemelerinde %5 lere varan negatif vergilere rastlıyoruz. Hükümet1979da bütün politikalarını enflasyon döneminde kamu alacaklarından elde edeceği karlara endekslemiştir. Bir hükümetin tekil olduğu görüşünü kabul edemem. Demokratik bir hükümet bir koalisyondur. Bazen bu resmi bir koalisyondur bazen değil.

    Ve enflasyon genelde ekonomi bakanlığının işçi birlikleri ve değişik işveren baskılarına dayanamaması sonucu olarak açıklanmaktadır. Ekonomi bakanlığını diğer bakanlık  ve hükümete bir külfeti olarak görülmektedir. Bu para aldatmacasından bakanların acı çektiği anlamına gelmez. Bu noktadan hareketle son zamanlardaki hükümet ve kamu arasındaki oyun dönemi olarak analiz edilen enflasyon analizlerini de kabul edemem. Bu ikili bir oyun değil hükümetin bakanlıklarını da kapsayan çok aktörlü bir oyundur.

 

STABİLİZASYON PROGRAMI

 

 

 Sonunda stabilizasyon programına geliyorum. 1985 temmuzunu başında, profesyonel bir komite ekonomi bakanlığın katılıp detaylı bir rapor hazırlayıp sunmak için görevlendirildi. Enflasyonu yenmek için seçilecek sert ya da aşamalı programdan,  komite tarihsel tecrübelere de dayanarak  sert olanı seçti. Ve hükümet de programın ayrıntılı olarak anlatan bir sonuç hazırladı.

   Çapa olarak adlandırılan dolar kurunun sabitlenmesi sağlandı. Bu seçimin ardında iki sebep vardı birincisi küçük bir ülke olarak İsrail dış ticarete çok bağımlıydı. Bunu anlamı döviz kurunu çok büyük öneme sahip olmasıdır. Kurların çok büyük artışlarla ilerlemesi halkın da programa güvenini arttırmıştır. İkincisi ise enflasyon stabilizesi programlarının geleneksel olarak nominal para miktarıyla kur çapası uygulamasını zorluğuydu. Ücretlerin fiyatlar genel düzeyine endekslenmesinden sonra, programın başarısı için fiyat ve ücretin bir kerelik artışının ardında fiyat endekslemesine bir süre ara verilmesi gerekti.

    Bu stratejiye uygun olarak 1985 haziranının bitimi ve temmuzun başında şekel’in değeri %26 düşürüldü. Bu ayarlamanın ardından tüketici fiyatları endeksinde de %27’lik artış görüldü. Kontrol altına alınan fiyatların yavaşça ayarlanması gibi, fiyat endeksi de takibeden 3 ay boyunca ortalama %4 oranında artış gösterdi. Bu yükselişte 1986 ve 1987’de de devam etmesine rağmen oran kabaca %1.3’ e düşmüştü.

   Temmuzun ortalarında programın başlamasından  2 hafta sonra, nispeten yüksek bir halk desteği esnasında, ülkenin işçi sendikaları birliğiyle kabaca develüasyon oranında bir nominal ücret artışı üzerinde anlaşıldı. Ve bu ücretlerin gelecek 3 ay içinde aynı kalacağı da karara bağlandı. Diğer nominal miktarlar da (İsrail bankasından verilen krediler gibi) dondurulmuştu. Bunun bir sonucu ise gerçek faiz oranları arttı ve 85’in 2. Yarısında oldukça yüksek seyretti. Ekonomideki baskıyı azaltmak için bu yol seçilmişti.

     Ekonomideki nominal miktarları düzenlemek için birinin düzenlenmesiyle başlanmasının yeterli olduğunu vurgulamak isterim. Bir başka olası soru ise; stabilizasyon programı için tüm diğer nominal fiyatların ve kurun neden düzenlenmesi gerektiği olabilir. Açık cevap ise hükümetin programı terk etmemesi için ve ekonomideki gerginliğin giderilmesi için bunun gerekliliğidir.  Ekonomik tahminler yapmanın zorluğu hepimizce biliniyor. 1985-1987 döneminde petrol fiyatlarının %50 düşüşü ve dolar değerindeki düşüş b8u programda etkilidir.

 

 

EKONOMİLER, POLİTİKALAR VE GÜVENİLİRLİK:

     Son parasal ekonomi gerçeği ise, halk desteğinin her programda en önemli ayaklardan biri olduğudur. Ve haziran 1985 te kesinlikle güvenilirlik karşısında güçler vardı. Fakat program firma ve ekonomi bakanlığı deklerasyonlarıyla güç kazandı. Programdaki bir başka önemli faktör ise; iki büyük partinin beraber çalışmasıdır. Günlük gazetelerin de desteğiyle halk bu mücadelenin çok çetin geçeceğini kabul etti. Ayrıca İsrail hükümeti ve halkı da ABD’nin 1.5 milyar dolar kredi sağladığı bu programın desteklenmeye değer olduğunu gördü.

     Yine de en önemli faktör; 1984 seçimlerinde öne çıkmış 2 partinin parlâmentoda başarılı bir koalisyon oluşturmasını görüyoruz. Bu hükümette işçi partisi lideri Shimon Peres başbakan ,likud partisi lideri Yitzhak Shamir ise dış işleri bakanıydı. Ve iki yıl sonra görevlerini değiş tokuş ettiler diğer önemli bakanlıklar da eşit olarak paylaşıldı.

      En önemli ikisi olan savunma ve ekonomi bakanlığı da işçi partisinden Yitzhak moda ve likut partisinden Yitzhak Rabin arasında dönüşümlü olarak kullanıldı.

   Bu iki ayaklı ulusal birlik partisi enflasyonu bitirmek için Lübnan’dan çekileceğini açıkladı. Bu kara doğruydu. Bu hareketin karşısında olacak görüşlere karşı sessiz kalmak önemliydi. 

Bu hikayenin tam bir mutlu sonla bitmesi hikayeyi gerçekten mükemmel bir hikaye yapacaktı. Ama öyle olmadı. Enflasyon%15-20’lerde seyretti 1992’de ilk olarak 1969’dan beri enflasyon %10’nun altına indi

  Ama açıkçası bizim İsrail ekonomistlerimizin İsrail’deki mekanizmayı tam olarak anlayamamaları da ayrı bir hikayedir.

 

 

 Fiyat endekslemenin düşük enflasyonlarda çok iyi bir silah olmasına karşın yüksek enflasyonda bu etkiyi gösterememesi paradoksunu da gözler önüne sermek isterim.

 

 

 

 

 

 

JAMES TOBIN

FİYAT ESNEKLİĞİ VE VERİM SABİTLİĞİ; ESKİ BİR KEYNESGİL GÖRÜŞ

 

     Bu sempozyumda yenide inşa edilmeyen bir keynesgil rolü oynayacağım. Zaman okul ve markalara karşı olduğum dönemdi. Yeni yeni ortaya çıkan bilimimizin masumca onları büyüteceğini umuyorduk. Genel teorinin öğrencilere şiddetle açıklanması gerekiyorken ekonomiye girmekteydim. Ayrıca Keynes’in teorisinin bazı bölümleri üzerinde rahatsızlıklarım vardı. 1950 ve 1960’larda iki geleneksel teori olan neoklasik ve Keynesgil teorinin sentezi oluşturuldu. Umutlar ve sözler prematüreydi. Son 20 yılda, makroekonomideki hakim görüş Keynesgil teoriyi yeterince ele almamıştır. Buna rağmen teori, tahminler politikalar ve ampirik araştırmalarda kullanılmaya devam etmiştir. Makroekonomik modeller, çoğunlukla Keynesgil iskelet üstüne oluşturulmuştur. Doktrin ve incelemelerin, teori ve pratiğin arasındaki ayrılık, bizim bölümümüzün klasik araştırma kaynağıydı. Modern ekonomide Gregory Mankiw’ in yenileyici dersinden yararlandım. Alternatifleri değerlendirirken, eski Keynesçi yakıştırmasına  aldırmadım. Eski ve yeni klasik makroekonomilerde keynesgil teorinin ayrılmasını her zaman tartışmışımdır.

 

KETNESYEN DURUMUN ÖZETİ:

Keynesyen ekonominin merkezi genel olarak “keynesyen görüşe göre, üretim düşüşlerindeki büyük dalgalanmalar, nominal talepteki dalgalanmalardan meydana gelir” cümlesiyle özetlenir. Bu dalgalanmalar gerçek etkilere sahiptir çünkü; nominal fiyatlar esnek değildir.

 

    1970 ve 1980’lerde keynesyen teoriden esnek fiyat ve ücrete sahip yeni klasik modele doğru bir dönüş görülmüştür. Keynesyen teorini temeli nominal fiyat sertliği değildir ama, efektif talebin prensibi budur. Keynesyen makroekonomiciler, büyük ekonomik Pazar yanlışlarından halkın kolaylıkla incinebileceğini belirtmiştir. Ball, Mankiw ve Romer’in önerilerinden alındığı gibi, bir çok geçici teorisyen, hiçbir rasyonel olmayan Pazar başarısızlığına inanmamaktaydı. Bireysel irrasyonelliklerin teorinin başka bir yerinde gizlendiğinden şüphe etmektedirler. Kişisel rasyonelliğin görülemeyen el sonucunu garanti etmek için gerekli olmadığını düşünmektedirler.

  Ball, Mankiw , Romer ve diğerleri yeni keynesyenlere benzer bir görüşe sahiptirler.

     Keynesyen iş devri teorisinde, şok üreten dalgalanmalar, mal ve hizmet talebindeki değişmeler ve para yatırımı miktarınca hareketlendirilir.

      Keynes ve onun eski klasik rakipleri arasındaki büyük konu, ekonominin doğal Pazar ayarlamalarının istihdamı restore ettiğidir.

 

 EFEKTİF TALEP ZORLAMALARIYLA MAKROEKONOMİLER:

   Gelişmiş bir kapitalist endüstri ekonomisinde cari fiyatlar, işçi ve ürün cari fiyatları üzerinde konumlanmıştır. Çalışanlar, isteksizce çalışmaktadır ve para eksik kullanılmaktadır.

  Keynesyen işsizlik, klasik ve sürtüşme işsizliğinden farklı olmalıdır.

    Sürtüşme işsizliği mikroekonomik alışkanlıklardan meydana gelir. Enflasyon yükselişlerinde gerileme ve depresyonlar meydana gelir.

 Klasik işsizlik ise gerçek ücret oranlarının hükümet ya da ticaret birliklerince şişirilip sınırlandığı durumlarda oluşabilir. Kişisellikte verilen ücretin altında çalışmak gönülsüzlük yaratacaktır. Klasik veya keynesyen olarak işsizliğin bir çok çeşidi vardır. Belirli sektörlerde verilen yüksek ücret diğerlerinin bu sektörlere girebilmek için beklemede kalmalarına sebep olur. Tarımdan sanayiye geçen gelişmekte olan ülkelerde şehir merkezlerinde iş bekleyen köylüler çok tanıdık bir manzaradır. Gelişmiş ülkelerde ise, çalışanlar, bir işte oldukları esnada bile daha iyi bir iş için araştırma ve başvurular yapmaktadırlar. Keynesin açıkça belirttiği gibi bu teoriler daha çok gelişimi tamamlanmamış pazarlarda ortaya çıkar.

 

TALEP ZORLAMALARIYLA İS DEĞİŞİKLİKLERİ:

 

      Keynesyen maroekonomicilere göre iş değişiklileri, efektif talep ve istihdama göre dalgalanır. Üretimdeki iş gücü ve diğer faktör kullanımı yıl be yıl, dönem be dönem düzgünce hareket eder. Ekonomik büyüklük faktörü teknolojik gelişmeyi büyük oranda destekler. Neoklasik- neokeynesyen sentezde arz kendi talebini yaratır.

 

  KLASİK AYARLAMA MEKANİZMALARININ FAYDALARI: FAİZ ORANLARI

       Bu mekanizma aniden ortaya çıkan şokların sorumlusuysa, talep ve arz arasında hiçbir doğal fark almayacaktı.

     Para talebinin faiz elastikiyeti makroekonomik teorinin anahtar parametresidir.

      3 durum ayırt edilebilir. Bunlardan biri klasik aşırılıktır. Bu para miktarı teorisiyle bağdaştırılır, elastikiyet sıfırdır. Diğer bir uç noktaysa, keynesyen likidite tuzağıdır. burada Pazar faiz oranları insanların para ve diğer mali değerler arasındaki tercihlerine göre değişiyor. Fakat ekonomiler bunun orta vadede ve parasal uçta etkili olabileceğini düşünmekteydiler. Faiz oranları tam olarak inelastiktir.

    Para talebi bütün bir hikaye değildir.

    Keynes likidite tercihinin farklı bir formda uzun dönem faiz oranlarında olduğunu belirtiyor.

 

TALEP DEĞİŞİMLERİ VE  FİYAT DEĞİŞİKLİĞİ ORANLARI

    Bir sonraki tartışma konusu nominal ücret ve fiyatların düzeyidir. Daha önemli bir konu olsa bile(kur olanları)

     Keynes ve Pıgou yüksek ve alçak fiyatların etkilerini büyük depresyon olarak görüyoruz. Keyneste bu konuya dikkat çekmiştir.

 

 

 

 ROBERT KİNG

 

  YENİ KEYNESYEN EKONOMİLERİ IS-LM MODELİNİ CANLANDIRACAK MI?

Başarılı pazarlama tipik olarak eski ve yeni ürünleri aynı anda üretir. Örneğin bir çok yeni otomobil modeli her yıl tüketicilere sunuluyor. Her yeni modelle beraber üreticiler Pazar paylarını ve müşterilerini genişletme çabasındadır. Tipik bir reklam kampanyası bu yüzden geleneksel modellere eklene yenilikleri içeriyor. Halihazırdaki müşteriler klasik modele eklenen yeniliklere göre hareket ederken, potansiyel alıcılar ise tamamen yeni bir model aldıklarını düşünüyorlar. İşte bunlar ekonomiktir.

  Bu gelişim tanıtımı boyunca, küçük bir çabayla keynesyen ürünlerin müşterilerine yeni bir güven vermektedir. Fakat ekonomistler bu reklamın amaçlarının sapmasını önlemek zorundadırlar. Son on iki yılda  yapılan araştırmalar rasyonel umutların Pazar hareketlerini rasyonel olarak açıklamada güçlü bir parça olduğunu düşünüyordu. Bu yazının okurlarından çoğu IS-LM modeline bir sınıf aracı olarak aşinadır. IS tanımlaması genelde tasarrufların, yatırım ve gelirin pozitif bir fonksiyonu ve faiz oranlarını negatif bir fonksiyonu olduğu yönündedir.

   Para talebi üzerindeki değişikliklerin reel ve nominal faiz oranları üzerinde etkili olduğunu biliyoruz. Yatırım beklentileri üzerindeki etkilerin de reel ve nominal faiz oranlarını arttırmaya yetecek bir güç olduğu da kesindir. Akademik araştırmacılar ise yatırımların politik hareketlere ve zaman etkenine bağlı olduğunu düşünüyorlar.

 

    KEYNESYEN DEVRİMLER VE IS-LM MODELİ

     Makroekonomilerin merkez sorusu ekonomilerin neden farklı oranlarda dalgalandığı ve büyüdüğüdür. Ayrıca hangi kamu politikalarını büyümede etkili olduğu da bir başka sorudur. Bu sorulara tutanaklı cevap ise keynes tarafından genel teoride verilmiştir.

    İlk olarak, keynes, özel sektörün basit kurallara göre hareket ettiğini söylemiştir. Örnek olarak tüketim, doğal tüketim eğilimleriyle bağdaştırılmıştır.

   İkincisi ise, ekonomik anahtar hareketlerin beklentiler çerçevesinde şekillendiğidir. Örneğin yatırım talebi, gelecekteki kar beklentilerine göre hareket eder demiştir. Ama bunların ayrıca ekonomik şokların çok önemli bir nedeni olabileceğini de belirtmiştir.

    Üçüncü olarak ise kamu tipik ekonomik karışıklıklara çözüm getirebilecek şekilde şekillendirildiğidir.

      John Hicks ve Franco Modigliani tarafından yapılan çalışmada keynesyen görünümün IS-LM modeline benzer olduğu vurgulanmıştır.

    Aslında bu model bir kestirmeydi. Keynes özel sektörün firma ve hane halkı seçimlerine nasıl hareket ettiği konusunda başlıklar ortaya koymak istiyordu.

 Elbette ki genel teori bir çok  başka ilgi çekici fikirler de öneriyordu ancak; Keynes’in çalışmalarının merkez elemanı, ekonomik aktivitelerin çözümlenmeleri perspektifiydi.

      Bu, Hicks ve Modigliani’nin IS-LM modelinde ele alındı ve daha sonra Lowrence Klein Modigliani ve onlarını yardımcılarıyla bir ekonomik model inşa edildi.

  Burada para ve tasarruf-yatırım sektörü arasında düzgün bir ayrım vardı.

 

 

IS TARİFNAMESİNİN GELİŞTİRİLMESİ

1950 ve 1960’lı yıllar boyunca, mikroekonomik tüketim modelleri ve yatırımlar çeşitli yönlerden anlaşılmaya çalışılıyor. Bu araştırmalar sadece teori ruhu için teori değillerdi.

    Teori, kişisel tüketim için de bazı açıklamalar içeriyordu. Neoklasik yatırım teorisi sermaye maliyetinin tam olarak hesaplanması ve bu sermayenin yatırım talebi fonksiyonuna hangi şekillerde girmesi gerektiğini inceliyordu.

   Bu tüketim ve yatırım teorilerinin genel bir elemanı gelecekten beklentilerdir. (gelecekteki gelir beklentileri, üretim seviyeleri ve maliyetler)

    LM TARİFNAMESİNİN BİRLEŞTİRİLMESİ

 1950ve 1960’lı yıllarda ayrıca mikroekonomik para talebi modellerini birleştirme modellerini birleştirme çabaları da vardı. Bunların en verimlileri ise William Baumol ve James Tobin tarafından biçimlendirilen  Keynes’in para talebinin faiz oranlarına karşı hassas olması gerektiği görüşüdür. Aynı anda diğer bütün mikroekonomik analizler sınırlı etmenleri para talebi üzerinde etkili görüyordu. 

    Eğer para tutmak bir fırsat maliyeti yüklüyorsa, spekülatif hareketler para akışı şekillerine etki edemeyecektir.   Benzer olarak, teoriye göre, beklenen enflasyondaki değişiklikler, nominal faiz oranlarındaki değişiklikler oranında şekillenecektir.

     Para pazarının diğer tarafındaysa, para arzındaki faiz hassasiyeti bankaların rezervlerini nasıl kullandıklarıyla bağlantılıdır.

Bu yönde para arz ve talebinin statik görüşü IS-LM modeliyle birleşmektedir

 

RASYONEL BEKLENTİLER VE IS-LM MODELİ

          Makroekonomik modellerdeki rasyonel  beklentilerin içinde yatırım programları önemli bir yer tutar.

Temel yoldaki IS-LM modelinin mantığı rasyonel beklentilerle karşı karşıyadır.

     Ekonomik fenomenin anlaşılmasında rasyonel beklentiler güçlü bir araçtır. Örnek olarak, hükümetlerin, orta vadeli bonoları otomatik olarak zaman teorisinde değişiklikler yapmaktadır.

 

IS-LM MODELİ VE PRATİK MAKROEKONOMİLER

IS-LM modelinin geleneksel mantığı bize profesyonel aktivitelerimiz bir sıra halinde gösteriyor.  Özellikle beklentilerin, politikalar üzerindeki etkisini gösterir. Bu bölüm, eğitim, politik analiz ve ekonometrik alanlarda bir görüş sunuyor.

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA