İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2301272 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

DÖRT HALİFE DEVRİ

Kategori Kategori: Dini | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 4437 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 07 Nisan 2010 11:30:31

Hz.Muhammed ölmeden önce yerine kimin geçeceğini söylememişti. Onun ölümüyle Müslümanlar şaşırdılar

DÖRT HALİFE DEVRİ

 

Hz.Muhammed ölmeden önce yerine kimin geçeceğini söylememişti. Onun ölümüyle Müslümanlar şaşırdılar. Fakat bu uzun sürmedi. Hemen danışma meclisini topladılar. Hz. Ebubekir halife seçildi. İslam tarihinde Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin halifelik yaptığı döneme Dört Halife Devri denilmiştir.

Hz. Ebubekir Dönemi

            Kutlu ashabın büyük kısmı halifeliği herkesten çok Hazreti ebubekir’i ehil görmekteydi. Hazreti Ebubekir , Hz. Muhammed’e mağarada arkadaşlık etmişti. Mekke’de imam eden kutlu ashabın en hayırlısı olarakta  o gösteriliyordu. Hz. Muhammed , Hazreti Ebubekir i aziz dostu olarak bütün ashabın üstünde tutardı. Hastalığı sırasında kutlu ashaba veda ederken Ebubekirden memnun olduğunu bildirmiştir. Kutlu ashabın bu duruma göre Hz. Ebubekir'i resmen halife seçmesi gerekiyordu. Fakat ensardan bazıları kendi içlerinden halife seçmek emeline kapıldıklarından Beni Sad  sofrasında toplanmışlardı. Mazrec kabilesinin reisi Sad ibni Ubade hasta hasta gelmiş onlara şöyle hitap etmişti:

            “Ey ensar! Sizin sin bakımından kavuştuğunuz fazilet diğer kabilelerde yoktu. Hazreti Muhammed birçok yıllar kavmi içinde kalıp onları davet ettiği halde pek azı imana geldi ve kafirlerle savaşmayı ve İslam dinini yaymayı başaramadılar. Düşmanlara en çok şiddet gösteren sizler oldunuz. Araplar sizin kılıçlarınız sayesinde ister istemez itaat ettiler. Resülüekrem  sizlerden razı olarak vefat etti. Şimdi halifelik sizin hakkınızdır.”

            Ensardan orada bulunanlar “Allah muvaffak etsin. . Seni halifeliğe seçeriz.” deyince Hazrecliler de kendi reislerinin seçilmesi sözüne çok memnun oldular. Hazreclilerden bir şahsın halife olması hem Hazreclilerle Evslileri kapıştıracağı, hem de Kureyşliler seçilerek şahsı halife tanımayacakları için ayrlık tohumları ekecekti.

            Böyle dar ve tehlikeli bir anda hazreti Ebu Bekir, hazreti Ömer ve Hazreti Ebu Ubeyde durumu öğrenip derhal Beni  Sade sofrasına geldiler. Üçünün birden gelmesi ensar üzerinde son derece tesirli oldu. Ensar Ömer’i soluna aldığını ve Ebu Ubeyde için “bu ümmetin eminidir” dediğini biliyordu. Onun için onların konuşmasını beklediler.

HAZRETİ EBU BEKİR HALİFELİĞE ADAY GÖSTERİLİYOR

            Hazreti Ebu Bekir, “Size bu iki zatı seçtim birini kabul ediniz” diye Hz. Ömer ile Ebu Ubeyde yi gösterdi. Araplar da kabilelerini üstün görmek ve çok eskiden beri görülen bir durumdu. Bu olay da her iki kabile kendini üstün görmeye başlamış, her kabile kendi adayını halife seçtirmek istemişti. Ensar ve göçmenlerin İslam dinine hizmet bakımından öne geçmek istekleri de ayrıca rol oynuyordu. Bu sebeple kesin bir davranışa ihtiyaç vardı. Hazreti Ömer konuşmaları kestirdi. Hazreti Ebu Bekir e “Hazreti Muhammed seni namazda kendine halife yaptı” dedi. “Elini uzat bende sana biat edeyim. Hazreti Ömerin bu sözleri tesirini göstermişti. Daha Hazreti Ömer ile Ebu Ubeyde birinin hakimliğini kabul etmeden önce Beşir ibni Sad koştu. Hazreti Ebu Bekirin elini tutarak biat etti. Böylece Sad ibni Ubeyde’ye  biat etmek konusu unutuldu. Bütün ensar ve göçmenler orada Hz. Ebu Bekire biat ederek onu halife tanıdılar. Hazreti Ömer bu olayda Arap psikolojisindeki rehber ihtiyacını karşılamış  buzların çözülmesinde büyük rol oynamıştır. Kutlu ashab halifeliği halife seçilen şahsın hayatına bağlı bir görev olarak biliyor, Ebu Süfyan, gibi düşünmüyordu. Hazreti muhamed’den sonra gelen dört halifede aynı düşünceyi taşımışlardı. Dört halifede halifeliği bir emanet olarak kabul edip onu kendilerinden sonra oğullarına değil, kim seçilirse ona devretmeyi esas olarak almışlardı. Halife seçimleri ve Hazreti Ali’nin halife seçimi için hakemliği kabul etmesi bunu göstermiştir. Bu düşüncelerde İslam devletinin temel yasasını da görmekteyiz.

HAZRETİ EBU BEKİRİN HALİFELĞİNİN ERTESİ GÜNÜ

            Hazreti Ebu Bekir ticaret ile geçinirken meşru halife olmuştu. Halife olduğunu ertesi günü, sabahleyin herzaman olduğu gibi omuzuna takım bezler alıp satmak üzere pazara giderken  Ömer ve Ebu Ubeyde ye rast geldi. “Ne yapıyorsun  ya Ebu Bekir, Müslümanların işleri size havale olundu?” dediler. “Ya ben ailemi ne ile besleyeyim?” demesiyle, “ Biz sana Müslümanların malından günlük nafaka takdir ederiz” cevabını verdiler. Müslümanların  işlerine vakitlerini harcayan zatın masrafları Müslümanların mallarından sarf olmak tabii şeylerdir. Fakat buda yeni meydana çıkmış bir mesele olduğu halde “ icmaı ümmetle” karar altına alınmıştır.

 

            HAZRETİ Peygamber gibi  ulu bir şahsiyetin bırakacağı boşluk elbette büyük olacaktı. Hazreti Muhammed bütün fani ihtirasları susturmuştu. O ölünce bu ihtirasların fani kalplerde canlanmasıda tabii idi.

            Hazreti Muhammed in öldüğü haberi yayılınca büyün Arap yarım Adası’nda büyük sarsıntılar başladı. Yer yer isyanlar ayaklanmalar oldu. Medine’de anlattığımız anlaşmazlıklar olduysa da üç büyük şahsın faragatı ve basiretiyle sona erdi. Ama Mekkeyi bu dehşetli olay yıldırım gibi vurdu. Ahaliyi birbirine düşürdü. Ebu Bekir hazretlerinin babası Ebu Kahafe  Mekke de bulunuyordu. Halkın ızdırabını görünce biçare ihtiyar telaş ederek “ Bu ne?” diye sormuş. “Hazreti Peygamber öldü” demişler. Ebu Kahafe o zaman geçkin ihtiyardı. Ama görmüş geçmiş, bir zat olduğundan derhal oğlunun hilafette kalmasının Kureyş büyüklerinin kabuluna bağlı olduğunu hatırlamıştır.

            Mekke gibi Taif’te dinden dönme vuku bulmamış. Kureyş gibi Sakif kabilesi da dinden dönme belasından kurtulmuştur.ama diğer Arap kabileleri kim tamamen, kimi kısmen dinden dönmüştür.

            RESULULLAHIN halifesi bu meseleyi kesin olarak halletti ve dedi ki:

“Vallahi Resulullaha verdikleri bir dişi çebiçi vermekten kaçınırlarsa elim kılıç tuttukça onlarla vuruşurum”

            Gerçekten zekâtı namazdan ayıranlar kelimei tevhidin hakkı yerine getirmemiş olacakları için dinden dönenenlere katılacakları açıktı.

            İslam’a karşısına çıkan Roma ve İran kuvvetli,zengin devletlerdi. Bunlara ancak kuvvetli olarak silahlanarak karşı çıkılabilirdi. Bu iş içinde vergi almak gerekiyordu. Dinden dönenler zaman kaybetmeyip Abis ve Ziban kabileleri Medine civarında İbrak namındaki mahale inmişler ve Taliha’ya tabi olan aşiretlerden bir toplulukta Necid yönünde Zülkasa  namındaki mevkiye konmuşlardı. Dinden dönenler geceleyin yağmacılık amacıyla Medine üzerine geldilerse de gözetlemede bulunan muhafızlar tarafından haber verilince Halife hazretleri mescitte toplu bulunan İslam halkı ile çıkıp dönenleri kaçırdı. Bu sırada Esame Hazretleri muzaffer olarak döndü. Halife hazretleri göçmenler ve Ensar ile beraber Medine dışına çıkıp onu karşıladılar. Esamenin Şam tarafına gönderilmesi Medine-i münevvere’de askerin azlığına sebep olmuşsa onun bu seferi o tarafta İslam dininden dönme niyetinde olan kabilelerin yatışmasını sağlamıştır. Esamenin askeri gelip Medine-i Münevvere’de yeter miktarda kuvvet toplanınca halife Hazretleri bizzat Zülkasa mevkiine giderek oradaki dininden dönenleri kaçırdı. Halit Bin Velid , Akreme bin Ebu Cehil, Halid bin Sad, Amar bin As gibi ünlü başbuğlar dört bir tarafa sevk edilerek dinden dönenlere karşı amansız bir savaş açıldı.

KUTSAL KURAN’IN TOPLANMASI

            Kutlu ashabtan Kuran’ı  ezberlemiş olanlara kura denildi. Bazıları da sure ve ayetleri dağınık olarak deriler ve tahtalar üzerine yazmışlardı. Yemame vakasında pek çok kura şehit olduğundan Kuran hafızları azaldı, artık Kuran’ı Kerimin toplanmasına lüzüm görüldü. Onun için Hz. Ömer’in ihtarı üzerine Halifenin emriyle vahy kâtiplerinden ve fıkıh bilginlerinden Zeyd Bin Sabitülensari hazretleri hicretin on ikinci senesi başında gayret sarfederek Kuran’ı Kerimi sayfa sayfa toplattı. Hepsine birden mushaf denildi. Halifenin yanında saklandı. Ondan sonra Hz. Ömer’in yanında ve onun vefatından sonra Ümmülmümin Hafasa hazretlerinin evinde korunmuştır.

 

HZ. EBU BEKİR’İN HZ. ÖMER’İ HALİFE SEÇMESİ

            Ebu Bekir hazretleri on üçüncü hicri senesi cemaziyülahırının yedisinde hastalanıp on beş gün mescide çıkamadı. İmamlığı Ömer hazretlerine havale buyurdu. Hilafete de onu uygun gördü. Hazreti Ebu Bekir hicri on üç yılının Cemaziyelahır ayının sonuna sekiz gün kala Salı gecesi akşamı altmış üç yaşında olduğu halde vefat etti. Son sözü “Yarab, Müslim olduğum halde ruhumu al ve beni salihlere ilhak eyle” oldu. Cenazesi Resülüekrem Hazretlerinin sediriyle götürüldü. Namazı Hz. Ömer, kabir ile minber arasında kıldı.

HZ. ÖMER

            Hazreti Ömer büyük İslam fetihlerinin yolunu açtı. Bu fetihlerle Müslümanlar hem gerçekçi hem ülkücü bir amacı gerçekleştireceklerdi. İslam dini geniş sahalara yayılacak birçok ilkel insana ışık verecekti.

            Hazreti Ömer halife olur olmaz Hazreti Ebu Ubeyde’yi Şam kumandanı yaptı. Bunun iki sebebi vardı. Birincisi Halid bin Velid kumandan iken bazı zatlara karşı iyi davranmadığından Hazreti Ömer ona darılmıştı. İkincisi Ebu Ubeyde’yi kumandan yapınca Halid bin Velidin onun yanına verilmesi Halid bin Velide güç gelmezdi.            

            Hz. Ömer, Hz. Ebu Bekir’in de vaziyetine uygun olarak biat günü ilk hutbesinde Müslümanları Irak gazasına davet ederek şunları söyledi:

            “Hicaz size merkez olacak yer olmayıp ancak otlak arayacak bir yurttur. Ve Hicazı hal bu suretle tutabilir.”

            Önce Ebu Ubeyde Bin Mesudül Sakafi ve sonra Sad Bin Ubeydetülensari, daha sonra da ehli Bedirden Halid Bin Kays ayrılıp diğerlerinden evvel daveti kabul ettiler. O sırada Müsni de kalkarak : “Ey ahali, bu işi okadar büyütmeyiniz. Biz Fars ehli ile savaştık, galip çıktık. İnşallah bundan sonra meydan bizimdir.” dedi.

            Bunun üzerine pek çok kimseler ırak seferine talib oldular. Hazreti Ömer Ebu Ubeyde’yi Halid Binvelid’in yerine Irak kumandanı nasp ve tayin buyurdu. Sad Ensarı ile Halidi birer fırka ile onun maiyetine verdi. O esnada İran devleti, Arap Irak’ını geri almak için kuvvetli hazırlıklar yapmışlardı.

IRAK SEFERİ

            Hazreti Ebu Ubeyde Sad ve Halid Irak’a vardılar. İran atabeği olan Rüstem ise Caban namındaki kumandanı bir ordu ile Fırat badaklı üzerine ve Kisra’nın halazadesi olan Nesri namındaki kumandanı Keskir tarafına sevk etmiş ve Müsni üzerine başka bir fırka göndermiş ve Fırat boyunda olan Kuri ahalisini boru çaldırmak suretiyle İslam halkı aleyhine ayaklandırmıştı. Müsni bu durumdan haberdar olunca, Hayreden çıkıp Hufan denilen yerde konakladı. Ebu Ubeyde ile arkadaşları oraya gelip birleştiler. Caban’ın yanında çok fazla asker toplanmış olduğundan hemen Nemerak denilen yere gelip ordusunu kurdu. Ebu Ubeyde de süvari üzerine Müsni’yi memur ederek Caban’ın üzerine yürüdü. Nemerak’da şiddetli bir muhabere vuku buldu. İran ordusu bozuldu, firarileri Keskirde bulunan Nersi ordusun sığındı. Atabek Rüstem, Caban’ın bozulduğunu haber alınca Nersi’ye imdat için Calimus adlı kumandanı göndermişti. Ama o gelmeden önce Nersi bozulduğu gibi Ebu Ubeyde sevk  olunan Müsni ve Asım, köyve kasaba ileri gelenleri marifetiyle toplanıp da Calinus’un gelmesini bekleyen toplulukları vurup dağıttı.

            Hz. Ömer halife olduğu sırada iki büyük devletle, Rum ve İran devletleriyle muharebe vardı.

            Yermük vakasında Rumlar büyük zarara uğrayıp Konstantineye İmparatoru Herakl’in kolu kanadı kırılmıştı. Fakat eshabtan ve İslam meşhurlarından da nice zatlar şehit olmuştu. Onun için Şam başkumandanı olan Cerrahoğlu  Ebu Ubeyde Hazretleri Şam şerhrini fethetmek üzere ordusunu kuvvetlendirmekle meşguldü. Irak başkumandanı Sad Bin Ebi Vakkas Hazretleride Kadsiye de ikamet ile İranlıları kandi üzerine çekip mağlup ettikten sonra ileri saldırmak istedi. İkiside  aserei mübeşşireden olup birbirleriyle yarış edercesine zafere kavuşmuşlardır.

            İslamiyet’in iki büyük komşu devlete karşı zaferi tarihin en ilgi çekici olaylarındandır. Müslümanlar kendilerinden on defa büyük bir kuvvete karşı zafer kazanmışlardı.

ŞAM’IN FETHİ

            Yermük vakasından sonra İmparator Herakl Humus’ta Humus’un ve Şam’ın muhafazalarına itina etmekteydi. Hicretin on dördüncü senesi başlarında Ebu Ubeyde Hazretleri diğer kumandanlarla birlikte Şam üzerine yürüdü. Rumlar Şam şehrini kapılarını kapayıp içeri sığınınca İslam askerleri şehri her taraftan kuşattı.

            Ebülkila da bir fırka ile Humus yolunu muhafazaya memurdu. İmparator Herekl ise Humusun muhafazası için bir general ile  kâfi miktarda asker bırakıp kendisi Humustan çıkmıştır.

            Recep ayının başında generalin bir oğlu dünyaya gelmişti. Asker yiyip içmekle meşgul olunca mevkileri boş kalmıştı. Bu ziyafet sırasında muhafaza yerlerinin boş kaldığı tahkik edilince hemen geceleyin askeri hazırladı. Kağkağ ile Müzavr yukarı çıkıp merdivenlerinin uçlarını bağladılar. Kapıyı açtılar. Şehir içinde bir gürültü başladı.Halk ne olduğunu bilmediğinden ne yapacağını şaşırmıştı. Çaresiz kalan Rumlar, Ebu Ubeydeye haraç vermek üzere sulh anlaşması yaparak onu askeriyle beraber içeri aldılar. Ebu Ubeyde fetih haberini Emirilmüminine  arz etti.

KADSİYE ZAFERİ

            Kadsiyede Ebu Vakkas  Hazretlerinin ordusu otuz dört bin askerden ibaretti. Daha önce bilindiği gibi Haşim ve Kağkağ ile Şam’dan iade olunan Irak askerinin gelişinde Kadsiye ordusu kırk dört bin kişi olacaktı. Fakat bu askerin gelişinden önce Kadsiye’de muharebe başlamıştı.

            Savaş kısa aralıklarla sabaha kadar devam etti. İslam askeri uykusuz ve yorgun olduğu halde şiddetle çarpışıyordu. Savaş öğleye doğru iyice kızıştı. Nihayet İran ordusunun sağ ve sol kanatları geriledi. Rüstemin öldürülmesi üzerine İran ordusu bozuldu. Calinus da köprü başına gelerek geri çekilme emrini verdi. Kadsiye savaşında İslam ordusu o zamana kadar görmediği ölçüde ganimet mallarına sahip oldu.

            İranlılar ve Arap ordularının kaderi Kadsiye savaşına bağlıydı. Bu savaş kazanılınca İran İslam ordusuna açıldı. İranlılar Müslümanlığı kabule başladılar. Fakat İranlılar Türklerden farklı olarak kılıç zoruyla kabul ettiler. Onun için bir çok İranlı zorla kabul ettiği dine karşı reaksiyon göstermiş ve onda değişiklikler yapmaya çalışmışlardır. Bu bir bakıma Kadsiye savaşından sonra doğan kinin ve kendi medeniyetlerini savunmanın ifadesidir.

           

            Hazreti Ömer, kendisinden sonra halife olacak şahıs hakkında kesin karar vermediği için tereddütlüydü. Bir gün  Abdullah bin Abbas yanına girince kendisini üzüntülü gördü. Hazreti Ömer in halife seçmekteki titizliği yüksek şahsiyetine uygundu. O idealindeki lideri arıyordu. Hz. Ali’yi diğer adaylardan üstün tutuyor., fakat onun kendisini ilme vermesi ve bazen latifeler yapması konusu üzerinde düşünüyordu. Hazreti Osman ise iradesi zayıf bir şahıstı. Hazreti Ömer’in ölümüyle manevi gerilme başlayacaktı.

           

            Hz. Ömer sabah namazını kıldırmak için mescidi şerife gelmişti. Tam herkes saf olmuştu ki Ebu Lülüi içeri girdi. Kimse ne olduğunu anlayamadan Hazreti Ömer e saldırdı. İki başlı bir hançerle onu altı yerinden vurdu. Kendisini yakalamak isteyen birkaç kişiyi öldürdükten sonra kaçmaya muvaffak oldu. Ömer yaralı olarak yere serildi. Ama yinede namazı bırakmadı. Hz. Ömer halife seçme işin Hz. Ali, Osman, Talha, Zübeyr, Sad bin Ebu Vakkas, Abdurrahman bin Avf’tan meydana gelecek altı kişilik danışma meclisine bıraktı. Bu meclisin içlerinden birini halife seçmesinin vasiyet etti.

            Abdurrahman, halkın fikrini yoklamak üzere Medine’de bulunan kumandanlarla ve Arap ileri gelenleri ile konuştu. Üç gün  böyle geçti. Dördüncü gün halife seçilmesi gerekiyordu. O akşam Abdurrahman şûranın toplandığı eve gelip önce Zübeyr ile konuştu.

            Hazreti Ali’yi çağırıp onunla gizli konuştu. Osmanla da sabahın çok erken saatlerine kadar sohbet etti. Sabah namazı kılındıktan sonra şûra azaları toplandı.

            Abdurrahman elini Hz. Osman’ın eli üzerine koyarak: “Yarabi şahit ol boynumdaki emaneti Osman’ın boynuna koydum” diye ona biat etti.

 

HZ. OSMAN

            Hazreti Osman devri, Hz. Ömer’in daha önceden söylediği gibi anarşinin başladığı, anlaşmazlıkların iyice ortaya çıktığı bir devir oldu. Bilhassa Hazreti Osman’ın halifeliğinin son yıllarında karışıklıklar iyice arttı.

 

            Hazreti Ebu Bekir devrinde dinden dönme olayları önlenmiş, ayaklanmalar bastırılmış, fetih hareketleri başlamıştı. Hazreti Ömer devrinde ise kuvvetli bir idare kurulmuş, Suriye, Mısır, İran’ın büyük kısmı, Güneydoğu Anadolu fethedilmiş, bu geniş topraklarda idari teşkilat kurularak nizam ve intizam sağlanmıştı. Hazreti Ömer kuvvetli bir hükümet kurmaya ve adaleti bütün topraklara tatbike muvaffak olmuştu. Hazreti Osman bu idareyi devam ettirir ve adaleti eskisi gibi sağlarsa görevini yerine getirmişi olacaktı.

            Hazreti Osman önce Hazreti Ömer’in vasiyetine uygun olarak Mugure Bin Şabe’nin yerine Sad bin Vakkas’ı Kûfe valiliğine tayin etti.

            Hicretin yirmi dördüncü yılıydı. Azerbaycan ve Doğu Anadolu’da bazı kıpırdanmalar olduğundan ve o tarafların halkı vergi ödemek istemediğinden asker gönderilmesi kararlaştırıldı. Hazreti Osman olaylar üzerine hata ettiğini anlayarak Amr’ı Mısır valiliğine iade etti. Amr derhal İskenderiye ye  karşı harekete geçerek şehri süratle geri aldı. Mısır’ın yerli halkı da çok güvenlikleri Amr’a her türlü yardımı göstermişlerdi.bu başarıdan sonra Hazreti Osman, Mısır’ın mülki idaresini Abdullah’a askeri idaresini Amr’a vermek istediyse de Abdullah bin Ebu Serh Afrika savaşına çıkmak istediğinden valilik idari ve askeri yetkilerle beraber Amr da bırakıldı. Abdullah da Kuzey Afrika savaşına çıktı.

            Kuzey Afrika da o sırada Müslümanlar için yeni bir alandı. Bu alanda o devirdeki coğrafya isimleriyle Mamarika, Siranika, Kartaca, Nümidya,  Moritanya bugünkü isimleriyle Berka, Trablus, Cezayir ve Fas ülkeleri yer alıyordu.

AFRİKANIN FETHİ

            Trablus’a karşı hicretin yirmi beşinci sensinde hazırlığa başlamakla beraber ancak hicretin yirmi yedinci sensinde harekete geçildi. Abdullah bin Ebu Serh altındaki kuvvet Libya çölünü geçerek o zaman Akdeniz’in Afrika sahilindeki en müstahkem ve en zengin şehirlerinden olan Trablus’un duvarları önünde durmuştu. Hazreti Osman, Medine den gönderdiği bir ordu ile bu orduyu takviye etmiş ve bu orduda Abdullah binil Zübeyr, Abdullah bin Ömer gibi kişiler bulunmuştu. Trabluslular cizyeyi ve İslamiyet’i reddettikleri için, savaş başlamış, Trablus’u Gregoryus’un kumandası altında savunan Romalılar mağlup olmuş, Trablus halkı Müslümanlarla sulh yapmıştır. Bundan sonra Müslümanlar  hicretin yirmi altıncı sensinde Fas’a kadar ilerlemiş, Abdullah binil Zübeyr in cesareti sayesinde bütün bölge İslam bölgesine katılmıştı.

KIBRIS İLE ADALARIN FETHİ

            Hazreti Osman’ın devrinde vuku bulunan fetih hareketlerinden biri Kıbrıs’ın alınmasıdır. O devirde Kıbrıs Avrupa dan Suriye ve Mısır’a emniyeti için bu adanın zaptı gerekiyordu. Muaviye hazırladığı bir donanmayı Abdullah bin Kays Elharsi’nin kumandasına vermiş, Abdullah, askerleriyle birlik gemilere binerek Kıbrıs’a varmış fakat orada vefat ettiğinden Amiral Şaban bin Avf tarafından yürütülerek Kıbrıs tamamıyla feth edilmiş Kıbrıslılarla yapılan anlaşmada Kıbrıs’ın yıllık bir vergi vermesi, Müslümanların Müslümanlara istihbarat işlerinde  yardım etmeleri karalaştırılmıştır. Kıbrıslılar bir müddet bu antlaşmaya sadık kalmakla beraber hicretin yirmi ikinci sensinde Romalılara yardım ettikleri için Muaviye adayı tekrar feth etti.

            Kıbrıs’ın fethinden sonra Rodos adası da fetholundu. Fakat Müslümanların bu sıralardaki en parlak deniz muvaffakiyeti hicretin otuz birinci sensinde Bizans donanmasıyla İslam donanması arasında vuku bulunan deniz muharebesidir. Düşman donanması söylediğine göre beş yüz parçadan müştekkildi. İslam donanması bulunmuş iki taraf arasında son derece şiddetli bir savaştan sonra düşman donanması imha edilmiştir. Bu deniz seferinden sonra Müslümanlar defalarca Malta, Girit Adalar Marmara surlarında da sancağını göstermişti. Müslümanlar, karada zafer kazandıkları gibi denizlere de hakim olmuşlardı.

 

            Hazreti Osman tedbirler almaya çalışırken aleyhindeki muhtelif bahanelerle taarruza hazırlanıyordu. Mısır, Kûfe ve Basra’daki bozguncuların bir kısmı da Hz. Osman’ın sır Kâtibi Mervan’dan şikayetlerden bulunmak üzere yola çıktılar. Büyük gruplar halinde Medine’ye gelen asiler şehirden bira ötede çadırlarını kurdular. Hazreti Osman aleyhinde gördüğümüz ithamlar yanında sır kâtibi Mervan’ın usulsüz işler yaptığı iddiası vardı; bu nedenle görevden alınması isteniyordu.

            Aynı hafta Cuma günü Hz. Osman Hutbe’de durumun düzelmesi için alınacak tedbirlerden bahsedilmiş ve açıklamasından halk memnun kalmıştı. Tam bu sırada sokaklarda gürültüler başlamış bozguncuların tozu dumana katarak Medine’ye girdikleri görülmüştü. Ayaklananlarda bu durumu Hazreti Osman aleyhinde kullanarak önce Mervan’ı teslim etmesini sonrada kendi adına yapılan işlerden bile haberi olmadığını bu sebeplede çekilmesi gerektiğini ileri sürdüler.

            Hz. Osman isyancıların isteklerini kabul etmedi ve ölünceye kadar halifelikte kalacağını açılayarak evine çekildi.

            Aylananlardan bir grup Hz. Osman’ın evine girdi. Hz. Osman Kuran okurken şehit edildi.

           

 

HAZRETİ ALİ DEVRİ

 

Resulullah'in amcasının oğlu, damadı, dördüncü halife. Babası Ebû Talib, annesi Kureys'ten Fâtima binti Esed, dedesi Abdulmuttalib'tir. Künyesi Ebu'i Hasan ve Ebû Tûrab (toprağın babası), lâkabı Haydar; ünvanı Emîru'l-Mü'minin'dir. Ayrıca 'Allah’ın Arslani' ünvaniyla da anılır.

 

Hz. Ali küçük yasından beri Resulullah'in yanında büyüdü. On yasında İslâm’ı kabul ettiği bilinmektedir. Hz. Hatice'den sonra Müslümanlığı ilk kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Hatice'yi bir gün ibadet ederken gören Hz. Ali'ye Peygamberimiz sirkin kötülüğünü, tevhidin manasını anlattığında Hz. Ali hemen Müslüman olmuştu. Mekke döneminde her zaman Resulullah'in yanındaydı. Kâbe'deki putları kırmasını söyle anlatır: "Bir gün Resul-u Ekrem ile Kâbe'ye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çıkmak istedi. Kalkmak istediğim zaman kalkamayacağımı anladı, omuzumdan indi, beni omuzuna çıkardı ve ayağa kalktı. Kendimi istesem ufukları tutacak sanıyordum. Kâbe'nin üzerinde bir put vardı, onu sağdan soldan ittim. Put düştü, parça parça oldu. Resulullah'in omuzlarından indim. ikimiz geri döndük." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).

 

Resul-u Ekrem, en yakın akrabasını uyarmak ve hakki tebliğ etmek hususunda Allah’a Teâlâ'dan emir alınca onları Safa tepesinde toplayıp ilâhî emirleri tebliğ edince, Kureys müşrikleri onunla alay etmişti. ikinci toplantıyı yapmasını Hz. Ali (r.a.)'ye bıraktı, Ali de bir ziyafet hazırlayarak Hasimogullarini davet etti. Resulullah yemekten sonra: "Ey Abdülmuttalibogullari, ben özellikle size ve bütün insanlara gönderilmiş bulunuyorum.

 

İçinizden hanginiz benim kardeşim ve dostum olarak bana bey'at edecek" dedi. Yalnız Ali (r.a.) kalktı ve orada Resulullah'a onun istediği sözlerle bey'at etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem, "Kardeşimsin ve vezirimsin " diyerek Hz. Ali'yi taltif etti.

 

Hz. Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri, sahiplerine verilmek üzere Ali'ye bıraktı ve o gece Hz. Ali, Resulullah'in yatağını da yatarak müşrikleri şaşırttı. Böylece Hz. Ali, Hz. Peygamber'i öldürmeye gelen müşrikleri oyalayarak onun yerine hayatini tehlikeye atmış, bu suretle Peygamber'e hicreti sırasında zaman kazandırmıştır. Hz. Ali, Peygamberimiz'in kendisine bıraktığı emanetleri sahiplerine verdikten sonra Medine'ye hicret etti. Medine'de de Hz. Peygamber'in devamlı yanında bulundu, bütün cihat harekâtlarına katildi, Uhud'da gâzî oldu. Bedir'de sancaktardı. Ayni zamanda kesif kolunun basındaydı; hakim noktaları tespit ederek Hz. Peygamber'e bildirdi. Bu mevkiler işgal edilerek, Bedir'de önemli bir savaş harekâtını başarıya ulaştırdı. Bedir gazasının başlamasından önce, Kureysliler'le teke tek dövüşen üç kişiden biriydi. Bu dögüste, hasmı Velid b. Mugire'yi kılıcı ile öldürdüğü gibi, Hz. Ebû Ubeyde zor durumdayken yardımına koştu ve onun hasmını da öldürdü. Kendisine "Allah’ın Arslani" lâkabı ve Bedir ganimetlerinden bir kılıç, bir kalkan ve bir de deve verildi.

 

Hz. Ali, Bedir savasından sonra Hz. Peygamber'in kızı Hz. Fâtima ile evlendi. Nikâhını Hz. Peygamber kiydi. O zamana kadar Resulullah'la oturan Hz. Ali nikâhtan sonra ayrı bir eve tasındı. Hz. Ali'nin, Hz. Fâtima'dan üç oğlu, iki kızı dünyaya geldi. Hicret'in üçüncü yılında Uhud savasında, Müslüman okçuların hatası yüzünden müşrikler Müslümanların üzerine saldırmışlar ve Hz. Peygamber de yaralanarak bir hendeğe düşmüş ve düşman onun öldüğünü yaymıştı. Halbuki o sırada dögüse dögüse gerileyen Hz. Ali, Hz. Peygamber'in içine düştüğü hendeğe ulaşarak, onu korumaya almıştı. İki tarafın da kazanamadığı bu savaşta Hz. Ali birçok yerinden yaralanarak gazi oldu.

 

Uhud savasından sonra Hz. Ali "Benu Nadr" Yahudilerinin hainlikleri üzerine bu kabile ile yapılan savası bizzat idare etti. Bütün çarpışmalarda Hz. Ali kahramanca dögüsmüs ve müşriklerin en meşhur savaşçılarını öldürmüştür. Hudeybiye barışında da sulh şartlarının yazılmasında o memur edildi. Hz. Ali, sulhnameyi yazmaya söyle başladı: "Bismillâhirrahmânirrahîm . Muhammed Resulullah...." Ancak müşrikler bu ifadeye itiraz ettiler. Hz. Peygamber, "Resulullah" yerine "Muhammed b. Abdullah" yazmasını Hz. Ali'ye söylemiş fakat Hz. Ali "Resulullah" ifadesinin yazımında ısrar etmiştir.

 

Hz. Ali Mekke'nin fethi sırasında yine sancaktardı. "Keda" mevkiinden Mekke'ye girdi. Mekke kan dökülmeden fethedildi. Hz. Peygamber ile birlikte Kâbe'deki bütün putları kırdılar.

 

Mekke'nin fethinden sonra Resulü Ekrem, Hâlid b. Velid'i Benu Huzeyme kabilesine gönderdi. Bu kabile ya cehaleti, ya da bedevî olmalarından, "Müslüman olduk" anlamındaki "eslemna" kelimesi yerine "Rabbena" dedigi için Halid  b. Velid hiddetlendi ve onlarla harp etti. Hz. Peygamber olayı duyunca çok üzüldü. Hz. Ali'yi bu hatayı telâfi ile görevlendirdi. Hz. Ali Benu Huzeyme'ye giderek öldürülenlerin diyetini ödeyip mağdur olanların zararlarını telâfi etmişti.

 

Huneyn gazasında Müslümanlar bir ara bozulup dağıldılar. Sayıları binleri bulduğu halde içlerinden ancak birkaç kişi sabredip dayanabildi. Hz. Ali bu savaşta yalnız sabırla tahammül etmekle kalmayarak gösterdiği yiğitlik ve kumandanlıkla İslâm ordusunun kendi safında toparlanmasını sağladı.

 

Resulü Ekrem hicretin 9. yılında Tebük seferine çıkarken Hz. Ali'yi ehil-i beytin muhafazası için Medine'de bıraktı, ancak bu sefere katılamadığı için müteessir oldu. Bunun üzerine Resulullah: "Musa'ya göre Harun ne ise, sen bana karsı o olmak istemez misin?" dedi. Ali, bu iltifattan çok memnun oldu.

 

Berae suresinin ayetleri nazil olunca, Resulullah Hz. Ali'yi Mekke'ye gönderdi. Bu suretle hiçbir müşrikin artık Kâbe-i şerîfi bundan sonra haccedemeyeceğini bildirdi.

 

bundan sonra haccedemeyeceğini bildirdi. Yemen bölgesinin İslâm’a girmesi zordu. Görev yine Ali b. Ebi Talib'e verildi. Hz. Ali "Bu çok güç bir is" dedi. Resulullah da "Ya Rabb, Ali'nin dili tercümanı, kalbi hidayet nurunun memba olsun" diye dua edince, Ali, siyah bir bayrak alarak Yemen'e gitti, kısa süren irsadlari sayesinde Yemen'in bütün Hemedan kabilesi Müslüman oldu.

 

Hz. Peygamber'in vefatı sırasında, hücresinde bulunanların basında geliyordu. Hz. Ebu Bekir halife seçildiği sırada Hz. Ali Resulullah'in hücresinde tekfin ile meşgul idi.

 

Hz. Ömer devrinde devletin bütün hukuk isleriyle ilgilenip adeta İslâm devletinin bas kadısı olarak görev yaptı. Hz. Ömer'in sehâdeti üzerine yine devlet başkanını seçmekle görevlendirilen altı kişilik sûra heyetinde yer alıp, bu altı kişiden en sona kalan iki adaydan biri oldu.

 

Hz. Osman’ın hilâfeti döneminde idarî tutumdan pek memnun olmamakla birlikte İslâm devletinin muhtelif vilâyetlerinden gelen şikayetleri hep Hz. Osman'a bildirmiş ve ona hâl çareleri teklif etmişti. Hz. Osman’ı muhasara edenleri uzlaştırmak için elinden gelen gayreti saffetti.

 

Hz. Osman’ın sehâdetinden sonra İslâm’ın ileri gelen şahsiyetleri ona bey'at ettiler. Ancak onun bu dönemi Allah’ın bir takdiri olarak son derece karışık bir dönem oldu. Hilâfete geçtiğinde hâlledilmesi gereken bir çok problemle karsı karsıya kaldı. Bu karışıklıklar Cemel ve Siffin gibi iç çatışmalarını doğurdu. İslâm devleti bünyesindeki bu ihtilâfları giderme konusunda büyük fedakârlık ve gayretler gösterdi.

 

Nihayet, Kûfe'de 40/661 yılında bir Hârici olan Abdurrahman b. Mülcem tarafından sabah namazına giderken yaralandı. Bu yaranın etkisiyle sehid oldu.

 

Hz. Ali devamlı olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yanında bulunduğu için Tefsir, Hadîs ve Fıkıhta sahabenin ileri gelenlerindendir. Hatta Resulullah'in tabiri ile "ilim beldesinin kapısı" olarak ümmetin en bilgini idi. Hz. Peygamber yolunda insanları hakka iletmek için büyük gayretler sarfetmis ve hilâfet dönemi iç karışıklıklarla dolu olmasına rağmen İslâm’ın öğretilmesi ve öğrenilmesi hususunda büyük katkıları olmuştu.

 

Medine'de duruma hakim olup yönetimi tam olarak eline aldıktan sonra öğretim için merkezde bir okul kurdu. Arapça gramerin öğretilmesini Ebu Esved ed-Düeli'ye, Kur'an okutma ve öğretme isini Abdurrahman esSülemi'ye, Tabiî ilimler konusunda öğretmenlik görevini Kümeyl b. Ziyâda verdi. Arap edebiyatı konusunda çalışma yapmak üzere de Ubade b. esSamit, ve Ömer b. Seleme'yi görevlendirdi. Devlet yönetimi ve hizmetlerini; maliye, ordu, tesrî ve kaza gibi bölümlere ayırarak yürütüyordu. Malî isleri, dağıtma ve toplama diye iki kısma ayırmazdı.

 

Ümmetin malini ümmete dağıtırken de son derece titiz davranırdı. Kendisine bir pay ayırma noktasında gayet dikkatli olup, kimsenin hakkına tecavüz etmemekte de büyük bir örnek idi. Kendisini Kûfe'de görenler, kisin soğuğunda ince bir elbisenin altında tir tir titreyerek camiye gittiğini aktarırlar. Devlet yönetici ve memurlarının nasıl davranmaları gerektiği konusunda su yönetmeliği hazırlamıştı.

 

1. Halka karsı daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin. Onlara bir canavar gibi davranmayın ve onları azarlamayın .

 

2. Müslüman olsun olmasın herkese ayni davranın. Müslümanlar kardeşleriniz, Müslüman olmayanlar ise sizin gibi bir insandır.

 

3. Affetmekten utanmayın. Cezalandırmada acele etmeyin. Emriniz altında bulunanların hataları karsısında hemen öfkelenip kendinizi kaybetmeyin .

 

4. Taraf tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu tür davranışlar sizi zulme ve despotluğa çeker.

 

5. Memurlarınızı seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemiş ve devletin suçlarından ve zulümlerinden sorumlu olmamış bulunmalarına dikkat edin.

 

6. Doğru, dürüst ve nazik kişileri seçin ve çıkar ummadan ve korkmadan acı gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.

 

7. Atamalarda araştırma yapmayı ihmal etmeyin.

 

Hz. Ali bütün bu emirleri kendi nefsinde eksiksiz uygulayan bir halifeydi. Beş yıllık halifeliği çok önemli olaylarla, savaş ve sıkıntılarla geçmişti. Fitnelere karsı sonuna kadar doğru yoldan sabırla mücadele etmek istedi sonunda sehid oldu.

 

Hz. Ali İslâm’ın bütün güzelliklerine vakıftı. Çünkü o, Resulullah'in daima yanında bulunmuştu. Vahiy kâtibiydi, hâfız, müfessir ve muhaddisti. Hz. Peygamberden beş yüzden fazla hadis rivayet etti. Ahkâmın nazariyatından çok amelî keyfiyetine bakardı: "Halka anladıkları hadisleri söyleyiniz. Allah ile Peygamber'in tekzip edilmesini ister misiniz?" (Buhârî, ilim) demiştir.

 

Hz. Ali'nin, Hz. Fâtima'dan Hasan, Hüseyin, Muhsin adli oğulları ve Zeynep, Ümmü Gülsüm adli kızları oldu.

 

Hz. Ali âbid, kahraman, cesur, iyilikte yarışan, takva sahibi ve son derece cömertti. Medine'de Müslümanların durumu düzeldikten sonra, Hz. Ali de bir hizmetçi almaya karar verip, Resulullah'a gitti. Resulullah kızıyla damadının arasına girerek: "Ben size hizmetçiden daha hayırlısını haber vereyim. Yatarken otuz üç kere Allahü ekber, otuz üç kere Elhamdülillah, otuz üç kere de Suphanallah deyin" buyurdu. Yine bir gün yiyecek çok az yemekleri olan Hz. Ali ile ailesi sofraya oturdukları sırada kapılarına bir dilenci geldi, onlar da yemeği dilenciye verdiler. Ertesi gün gelen bir yetime, üçüncü gün gelen bir esire yemeklerini verdiler. Bu olay üç gün sürdükten sonra su ayet-i kerime indi: "şüphesiz en iyiler mizacı kâfur olan bir tastan içerler. Allah’ın kullarının taşıra içeceği bir kaynak. Adağı yerine getirirler ve şerri yaygın olan bir günden korkarlar. içleri çektiği hâlde yiyeceği, miskine, yetime ve esire yedirirler. 'Biz sizi ancak Allah’ın rızası için doyuruyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz oldukça asık süratli zorlu bir günden dolayı Rabbimizdan korkuyoruz' derler. Allah da bu günün şerrinden onları korur. Onlara parlaklık ve sevinç verir." (İnsan, 5/11)

 

Hz. Ali'nin "Zülfikâr" adi verilen meşhur bir kılıcı vardı. Kılıcın ağzı iki çatallı idi ve Hz. Ali'ye Resulullah tarafından hediye edilmişti. Hz. Ali'nin cömertliği, insanîliği, Resulullah'a olan yakınlığıyla edindiği büyük manevî miras onu yüzyıllardır halk inançlarında destanı bir kişiliğe büründürmüştür. Bir gün onun dört dirhemi vardı. Birini açıktan, birini gizliden birini gündüz, birini de gece infak etti ve hakkında su ayet-i kerime indi: "Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık olarak infak edenler. Onlar için Rableri katında karşılıkları vardır ve üzülecek de değillerdir." (el-Bakara, 2/274).

 

Hz. Ali'nin peygamberimizden rivayet ettiği bazı hadis-i şerifler: "Günah isleyen biri pişman olur, ab dest alır namaz kılar ve günahı için istiğfar ederse Allah’a Tealâ Nisâ suresinde 'Biri günah isler veya kendine zulmeder sonra pişman olup Allah'u Teâlâ'ya istiğfar ederse Allah'u Teâlâ'yi çok merhametli ve af ve mağfiret edici bulur' buyurmaktadır."

 

"Üzerinde farz namaz borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa bos yere zahmet çekmiş olur. Bu kimse, kazasını ödemedikçe Allah’a Teali onun nafile namazlarını kabul etmez. "

 

"Malinizin zekâtını veriniz. Biliniz ki, zekâtını vermeyenlerin bunu vazife kabul etmeyenlerin namazı, orucu, haccı ve cihadı ve imanı yoktur. "

 

Peygamberimiz (s.a.s.) Hz. Ali'ye buyurdu: " Ya Ali, altiyüzbin koyun mu istersin, yahut altiyüzbin altın mi veya altiyüzbin nasihat mi istersin ? " Hz. Ali dedi: "Altiyüzbin nasihat isterim." Peygamberimiz buyurdu: "su altı nasihate uyarsan altiyüzbin nasihate uymuş olursun: 1. Herkes nafilelerle meşgul olurken sen farzları ifa et. Yani farzlardaki rükünleri, vacipleri sünnetleri, müstehaplari ifa et. 2. Herkes dünya ile meşgul olurken sen Allah’a Teâlâ'yi hatırla. İslâm’a uygun yasa; İslâm’a uygun kazan; İslâm’a uygun harca. 3. Herkes birbirinin ayıbını araştırırken sen kendi ayıplarını ara. Kendi ayıplarınla meşgul ol. 4. Herkes dünyayı imar ederken sen dinini imar et, zinetlendir. 5. Herkes halka yaklaşmak için vasıta ararken, halkın rızasını gözetirken sen Hakkin rızasını gözet; hakka yaklaştırıcı sebep ve vasıtaları ara. 6. Herkes çok amel islerken sen amelinin çok olmasına değil, ihlalli olmasına dikkat et."

            Hariciler aralarında üç kişi seçerek aynı anda Hz. Ali, Muaviye ve Amr ibnül As’ı öldürme kararını aldılar. Hz. Ali Kûfede sabah namazına giderken suikastçı tarafından zahirli kılıçla yaralandı. Üç dört gün sonrada vefat etti. Hz. Ali’nin ölümüyle, Dört Halife Dönemi kapanmış oldu.

 | Puan: 10 / 2 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA