İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2309375 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

Enver Paşa

Kategori Kategori: Tarihi kişiler | Yorumlar 2 Yorum | Okunma 2583 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 18 Nisan 2010 11:37:45

Enver Paşa, 23 Ekim 1881 de İstanbul da Ahmet Bey (Hacı Ahmet Paşa) ve Ayşe Hanım ın çocukları olarak doğmuştur.

Enver Paşa

Enver Paşa, 23 Ekim 1881’de İstanbul’da Ahmet Bey (Hacı Ahmet Paşa) ve Ayşe Hanım’ın çocukları olarak doğmuştur.Ailesi aslen Kırımlı olup Anadolu’da önce Kastamonu’ya daha sonra İstanbul’a yerleşmişlerdir.Ahmet Bey’in görevi nedeniyle aile bir çok şehirde ikamet etmek durumunda kalmıştır.Manastır’da askeri ortaokulu ve liseyi bitirdikten sonra Harbiye’de öğrenimine devam etmek için İstanbul’a dönen Enver Paşa, Harbiye’den yüksek bir dereceyle mezun olduktan sonra Harb Akademisi’ne girmiştir.1902 yılında Harb Akademisi’nden kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezun olmuştur.Manastır ve Üsküp’te çeşitli askeri görevlerde bulunduktan sonra 1904’te kolağası, 1905’te kurmay ve 1906’da binbaşı olmuştur.

Manastır’da 3. Ordu’da binbaşı rütbesiyle görev yaparken Osmanlı İttihad ve Terakki Cemiyeti’ne katılmıştır.İhtiraslı bir subay olan Enver Paşa, bu dönemde Makedonya’da azınlık çetelerine karşı mücadele verirken bir yandan da İstanbul’a hakim olmayı tasarlıyordu.Nitekim 1908’de Selanik Merkez Kumandanı Kurmay Albay Nazım Bey’in öldürülmesi ile ilgili olarak Divan-ı Harb’e sevkini haber alınca Makedonya’da ‘dağa ‘ çıkmış, akabinde hareket büyümüş ve 24 Temmuz 1908’de 2. Meşrutiyet ilan edilmiştir.Böylece Binbaşı Enver  ‘hürriyet kahramanı’ olmuştur.Mart 1909’da Berlin Askeri Ateşeliği’ne  tayin olan Enver Paşa, 31 Mart Vak’ası ile İstanbul’a dönmüşse de Trablusgarp Hadisesi çıkana kadar görevine devam etmiştir.

1. Kısım

Trablusgarp Osmanlı-İtalyan Savaşı

Enver Paşa’yı gerçek anlamda tanımak ve anlayabilmek için 2. Meşrutiyet ve 1. Dünya Savaşı arası dönemi incelemek doğru bir başlangıç noktası olacaktır.Bilhassa Trablusgarp Osmanlı-İtalyan Savaşı Enver Paşa’nın karakterini, düşünce yapısını, kabiliyet ve zayıf yönlerini tahlil etmede kullanılabilecek doğru bir tarihsel olgudur.

Bilindiği üzere Trablusgarp’a İtalyan saldırısı gerçekleştiğinde Osmanlı Devleti’nin bölgeye müdahalesi ancak gönüllü subayların ve bölgesel güçlerin çabalarıyla sınırlı kalmak gibi trajik bir mahiyet taşımaktaydı.Nitekim başta Enver Paşa olmak üzere Rauf Orbay, Mustafa Kemal, Fevzi, Niyazi ve Eyüp Sabri Beyler gibi gönüllü subaylar oldukça zorlu ve tehlikeli yolculuklardan sonra bölgeye intikal etmiş ve İttihad ve Terakki Cemiyeti Merkezi Komitesi’nce belirlenen strateji doğrultusunda İtalyan kuvvetlerine karşı yerli halkı örgütleyerek yıpratma savaşına girişmişlerdir.

Enver Paşa’nın bölgedeki ilk beklentisi hürriyet kahramanı Enver Paşa olarak karşılanmak olsa da; yalnızca Naciye Sultan ile olan evliliğinden edindiği halifenin damadı sıfatının yerli halk tarafından umursanması kendisini hüzne sevk etmiştir.Ancak özellikle Orta Afrika’nın önemli kabilelerinden olan Sunusilerin desteği kendisine güven verecek ve içinde bulunduğu çaresizliği ve çıkmazı uzun süre göremeyecektir.Bölge halkına karşı başlangıçta daha soğuk hislere sahip olan Enver Paşa, gözlemlediği içten müdafaa karşısında biraz da olsa tutumunu değiştirmiştir.Hayatının hiçbir döneminde ırkçı düşüncelere sahip olmayan Enver Paşa’nın bazı topluluklara karşı biraz ön yargılı yaklaştığı ise bir gerçektir.Örneğin O’na göre Almanlar da dahil tüm Avrupalılar iki yüzlü ve sahtekar idi.

İtalyanlara karşı giriştiği mücadelesinde özellikle teşkilatçılık adına çok önemli başarılara imza atan Enver Paşa; bölgede yollar inşa ettirmiş, okullar açmış, sağlık alanında ilerlemeler sağlamış ve belki de en önemlisi 600 kişilik bir birlikle başlayan mücadelesinde 20.000 kişiyi seferber etmeyi başarmıştır.Adına para bastırarak bölgeye iyice nüfuz etmiş ve nüfuzunu güçlendirmek için Teşkilat-ı Mahsusa’yı, Osmanlı hazinesini ve kişisel ilişkilerini kullanmıştır.Ancak bir yıl kadar devam eden mücadelesi sonucunda daha fazla direnmenin fazla bir anlamı olmadığını anlamış ve dönemin iç politik gelişmelerinin ve şüphesiz patlak veren Balkan Savaşları’nın hayati nitelikte olduğunu düşünerek bölgeyi terk etmiştir.

Balkan Savaşları

Bulgar ordularının İstanbul önlerine kadar gelmeleri ve mevcut hükümetin durağan&aciz tutumu sonucunda gerçekleştirilen Bab-ı Ali Baskını neticesinde İttihatçılar tekrar iktidarı ele geçirmişlerdir.Darbe ordu içinde özellikle genç subaylarca olumlu karşılanmıştır fakat Harbiye Nazırlığı’na beklenenin aksine Enver Paşa değil, Mahmut Şevket Paşa getirilmiştir.Bu esnada Balkan Savaşları devam etmekteydi ve durum Osmanlı Devleti için hiç de parlak görünmüyordu.Aynı dönemde Enver Paşa, politikaya olan aşırı merakından dolayı Mahmut Şevket Paşa’yı öfkelendirmiş ve İstanbul’dan uzaklaştırılmak için Çatalca savunma hattına gönderilmiştir.

Enver Paşa, kendisinden daha kıdemli askerlerin ve sorumluluk almak istemeyen sivillerin ürkek tavırları dolayısıyla hızla sivrilmiştir.Şüphesiz usta bir politikacı gibi hareket etmeyi de çok iyi beceriyordu.Örneğin Edirne’nin geri alınması gibi önemli bir zaferi bile büyük hizmetleri olan İzzet Paşa ve Mustafa Kemal Paşaları atlayarak kendisine mal etme maharetini göstermiştir.

Mahmut Şevket Paşa’nın bir suikasta kurban gitmesiyle boşalan Harbiye Nazırlığı, Enver Paşa için bir hedef halini almıştır.Nitekim bu konuda Ş.Süreyya Aydemir’in ifadesiyle ‘kolay şöhret yapmak isteyen’ genç subayların da desteğini sağlamayı başarmıştır.Talat Paşa’nın karşı çıkmalarına rağmen bu hizip amacına ulaşmış ve Enver Paşa 1918’e kadar devam edecek olan yeni görevine başlamıştır.

Bir Askeri Misyonun Gelişimi ve Çöküşü

19. yüzyılda olduğu gibi 20. yüzyılda da Osmanlı ordusunda yabancı askeri misyonların varlığı devam etmiştir.2.Abdülhamit döneminde ihmal edilen donanmanın modernizasyonu için İngiliz Kraliyet Donanması’ndan ve Prusyalı subaylardan yararlanılmıştır.19. yüzyıl sonlarında öncelikle Grafen von Moltke ve ekibinden, 1897 Dömeke Savaşı’nda Freiherr von der Goltz ve ekibinden yararlanılmıştır.1912 Alman askeri misyonu ise 1.Dünya Savaşı yıllarında önceki askeri misyonlardan çok daha kritik görevler almıştır.

Esasen aldıkları eğitim sebebiyle dönemin Osmanlı subaylarının hemen hepsi Alman askeri ekolünün ürünüydüler ve Alman nüfuzunun artmasına paralel olarak Osmanlı ordusunun silahları da önemli ölçüde Almanya’dan temin ediliyordu.Öncekilerin aksine Liman von Sanders gibi isimsiz fakat yetenekli subaylardan oluşturulan askeri misyon ile İstanbul’daki Alman nüfuzu artırılmaya çalışılıyordu.Enver Paşa ise, 2. Abdülhamit’in düşmesine neden olduğu için Almanlar için çok cazip bir isim değildi.Zira Enver Paşa gayet ihtiraslı ve dizginlenmesi zor, Alman çıkarlarını tehdit edebilecek tehlikeli biriydi.

Bu dönemde Almanlarca amaçlanan Türk tarafına sözünü geçirebilecek ve Türk Ordusu’nun yeniden örgütlenmesini sağlayacak bir komutanı yani nam-ı diğer Goltz Paşa’yı yeniden göreve getirmekti.Fakat Alman askeri çevreleri ve Alman Dışişleri arasındaki kopukluktan kaynaklanan bir sebeple askeri misyonun başına Liman von Sanders getirilmiştir.Ancak Liman von Sanders Türk Ordusu’nun teşkilatlanma çalışmalarında gerekli ölçüde aktif olamamış ve doğan boşluk Enver Paşa’nın etki ve nüfuzunu artırmasıyla doldurulmuştur.Alman askeri çevreleri ve Alman Dışişleri arasında 1914’te Bağdat-Berlin Demiryolu ile ilgili bir sürtüşme daha yaşanmıştır.

Aralarındaki sürtüşmelere rağmen Almanların kesin olarak anladıkları bir nokta vardı ki; Osmanlı Devleti’ni etkileri altına almak için Türk Ordusu’nu tamamen kontrol altına almaları gerekiyordu.Bu doğrultuda Almanlar, Enver Paşa ile yakından ilgilenmiş ve Enver Paşa’nın Kayzer’e kadar varan kişisel ilişkilerini kendi çıkarları doğrultusunda kullanma gayreti içinde olmuşlardır.Fakat Almanlar Enver Paşa’dan genel olarak hep bir rahatsızlık duymuş ve ataklığından, hesapsızlığından, ihtiras ve karizmasından hep çekinmişlerdir.Bu tutumlarını da fazla saklama gayreti içine girmemişler ve Büyükelçi Wangenheim vasıtasıyla bir çok kez bunu dile getirmişlerdir.

Enver Paşa ise bir Avrupalı düşmanı olarak Almanların Trablusgarp Savaşı’ndaki menfi tutumlarını hiçbir zaman unutmamakla beraber kişisel dostluklarından çıkar sağlamaya gayret etmiştir.

2.Kısım

Kendisi de dahil olmak üzere bir çok insan Enver Paşa’nın Osmanlı Devleti’nin tüm gücünü elinde tuttuğu inancına sahiptir.Ne var ki, Enver Paşa’nın gerçek gücü ancak ‘triumvira’nın bir parçası olmasından ibarettir.Zira Enver Paşa, Sarıkamış Felaketi’ne rağmen makro düzeyde gücünün zirvesinde bulunduğu 1916 yılında dahi İttihad ve Terakki Cemiyeti Genel Kongresi’nde Alman seyircilerin şaşkın bakışları altında cemiyet üyelerine açıkça hesap verme durumunda kalmıştır.Fakat ‘triumvira’nın bir parçası olmak dahi Enver Paşa’ya çok önemli bir kuvvet kazandırmıştır.Örneğin Enver Paşa Türk Ordusu’nda derin bir nüfuzu olduğuna iananılan Goltz Paşa’yı hiç çekinmeden görevden alabilmiştir.Yine bu doğrultuda ordu içindeki nüfuzunu artırmak adına Liman von Sanders’i pasifize etmiş ve Alman askeri misyonunu kendisine bağlamıştır.Bu oldu-bittiye Almanya fazla bir tepki göstermezken Liman von Sanders’ten hiç hoşlanmayan Alman askeri misyonu bu durumu memnuniyetle karşılamıştır.

Sonuç Yerine

Osmanlı  Devleti’ni Almanya ile ittifaka zorlayan başlıca nedenler olarak başka bir alternatifin olmaması, Balkan Savaşları’ndaki yenilgi, teknoloji eksikliği ve ordunun modernizasyonu gibi sebepler göze çarparken belki de ittifakın en önemli getirisi olarak Alman Maliyesi’nin bitmek bilmez fonları ilk anda düşünülebilir.

1.Dünya  Savaşı’nın sonlarına gelindiğinde Osmanlı Devleti ve Almanya arasındaki ittifakta Kafkasya meselesinden kaynaklanan çözülmeler görülmekteydi.Bu esnada Osmanlı Devleti ağır kayıplara rağmen Bakü’yü ele geçirmiş ve zengin petrol yataklarına kavuşmuş idi.Ancak Almanya, Osmanlı Devleti’nin bu imkandan yararlanmasını doğru bulmuyor ve Osmanlı Devleti’ni Bakü’yü terk etmeye davet ediyordu.Enver Paşa’ nın baskısı ile kısa bir süre bu çifte standarda ara veren Almanya, daha sonra bizzat Kayzer Wilhelm ile 1918’de talebini yinelemiş ve ittifak tamamen çözülmüştür.

Enver Paşa mükemmel bir saha kumandanı,eşsiz bir asker değildi hiç kuşkusuz; ancak iyi bir politikacı ve çok iyi bir bankerdi.Nitekim az gelişmiş ülke çok gelişmiş ülke sömürü ilişkisini tersine çevirir derecede Almanya’yı kullanmıştır.Çok hırslı bir insan olarak 1.Dünya Savaşı bittiğinde bile siyasi hayatının bittiğine inanmamış ve bu dönemde hayatının son macerası olan Pan Türkizm hayaline dalmıştır.Kendisinden beklenir bir pervasızlık sonucu 8 Aralık 1922’de Ruslarla girdiği bir çatışmada şehit olmuştur.

Savaş büyük tarihi şahsiyetlerin şan, şeref ya da töhmet ve nefret kazandıkları bir vasıtadır.Bu hüküm Enver Paşa içinde geçerli olmuş ve hükmün töhmet ve nefret kısımları Enver Paşa için daha sık tekrarlanır olmuştur.

 | Puan: 10 / 1 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar

erkansanko { 11 Mart 2012 16:13:49 }
bu mesaj bana ait değildir. ilk, tek ve son ERKANSANKO benim. bu mesaj ile hiç bir ilgim yok.. yalan yanlış haberler bunlar.
erkansanko { 16 Ağustos 2010 23:44:03 }
ben ce o bir kahramandı:
Di?er Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA