İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2226557 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

ERİCH FROMM

Kategori Kategori: Bilim dalları | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 2172 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 18 Nisan 2010 11:54:48

Fromm un kuramı temellerini Freud un görüşlerinden alır.Buna karşın Fromm;Horney,Sullivan gibi bilim adamlarıyla birlikte sosyolojik ekole dahildir.Bu ekolde Freud un aksine toplumun insan kişiliğini şekillendirdiğine inanılır.

ERİCH   FROMM  (1900-1980)

 

                   Fromm’un kuramı temellerini Freud’un görüşlerinden alır.Buna karşın Fromm;Horney,Sullivan gibi bilim adamlarıyla birlikte sosyolojik ekole dahildir.Bu ekolde Freud’un aksine toplumun insan kişiliğini şekillendirdiğine inanılır.

                   Freud;insanı içgüdülerinin şekillendirdiği biyolojik bir varlık olarak görür.Bireyin toplumla olan ilişkisi; varolan içgüdülerini tatmin için topluma yönelme ve toplumdan bunları bastırması için gördüğü baskı nedeniyle onla yaşadığı çatışma şeklindedir.Bir yandan da uygarlaşmanın bedeli bu içgüdülerin yeterli derecede bastırılması,diğer adıyla nevrozlardır.

                   Freud’un insan doğasına bakışı karamsardır,insan doğası değişemez,hep kötü kalmaya mahkumdur.Uygarlık,kültür gibi etmenler bu gerçeği bozamaz.

                   Fromm ise insanın kültürel,toplumsal bir varlık olduğunu savunur,temel fizyolojik ihtiyaçları olduğunu kabul eder ama bunların doyumu yine toplum tarafından belirlenir.

                   Fromm insan davranışına yön veren en önemli etkenin sevgi olduğunu savunur,dolayısıyla insan doğası hakkında Freud gibi olumsuz düşünmez,hümanisttir.Fromm’un önem verdiği nokta insanın toplumla kurduğu ilişkidir çünkü birey ve toplumun karşılıklı ilişkisi bir takım değişikliklere yön verir.Bu açıdan bakıldığında ikisi arasında dinamik bir ilişkiden söz edilir(Freud’da statikti)çağdaş insanın yaşadığı sorunlar,çatışmalar tarihsel şartlar ve bunların oluşturduğu toplumsal düzenden kaynaklanır.Ama çağdaş insan bu problemleri çözebilir,bunu yapma yetisi onda mevcuttur.

                   Fromm aşağıdaki önermelerin geçerliliğini kabul eder:

ü  İnsanın doğuştan gelen temel bir tabiatı vardır

ü  Toplum insan tabiatının ihtiyaçlarını tatmin için yaratılmıştır.

ü  Şimdiye kadar yaratılmış olan sosyal düzenler insan varlığının ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde düzenlenememiştir.Ama Fromm böyle bir toplum yaratma imkanın varlığından söz eder.Bu toplumsal yapı içinde insan varlığının bütün güçlerini gerçekleştirerek yalnızlık ve umutsuzluk duygularından kurtulabilecektir.

                  

                   Fromm’a göre insan doğası; ne biyolojik olarak belirlenen ve doğuştan gelen itkilerin bir toplamı ne de kültürel yapının bir yansımasıdır.İnsan doğası,insanın tarih süreci içinde geçirdiği evrimin bir ürünüdür.Bununla beraber fizyolojik itkilerini doyurmak ve yalıtılmışlıktan,yalnızlıktan kaçma zorunluluğu gibi değişmez gerçeklere sahiptir.

Fromm asal güdüler olarak nitelendirdiği açlık,susuzluk gibi fizyolojik ihtiyaçların öz korumaya yönelik olduklarını dolayısıyla her an doyum aradıklarını belirtir. Doğuştan varolan birincil ve temel güdü yaşamı sürdürme eğilimidir.Birey yaşamını sürdürmek için çalışmak ve üretmek zorundadır.Bireyin çalıştığı,içinde bulunduğu ekonomik sistem onun için farklı yaşam tarzları belirler(köle veya patron olma durumu vb.)Böylece bir insanın kişiliği toplumun ona sunduğu imkanlar çerçevesinde şekillenir.Sahip olduğumuz bir diğer gerçek de yalnızlıktan kaçmaktır,bu amaçla dünyayla ilgilenme ihtiyacı duyarız.Fromm aksi takdirde bunun ruhsal parçalanmayla sonuçlanabileceğini ifade eder.

                   Yalnızlık ve hiçlik duyguları insanın normal sorunudur.İnsan evren içindeki konumuyla yüzleştiğinde varoluşunun önemsizliğini kavrar.Bireyin bu durumda yapması gereken gerçekle yüzleşerek kendisinde bulunan güçleri doğru kullanıp yaşamına anlam vermektir.

                   Bireyde yalıtım korkusunun bu kadar güçlü olmasının 2 sebebi vardır:

ü  İnsanların başkalarıyla işbirliği kurmaksızın yaşayamayacağı

ü  İnsanın bir yere ait olmadığı,yaşamının bir anlam,yönelime sahip olmadığı sürece bireysel önemsizliğinin altında ezilmesi.

                   Fromm bireyin bu duygulardan kaçabilmek için,ne kadar saçma olursa olsun bir inanç,gelenek hatta milliyetçiliğe sığınabileceğini ifade eder.


                   Fromm’a göre insanın toplumsal tarihi ;onun doğayla birlik durumundan çıkıp,kendini doğa ve insanlardan ayrı bir bütünlük olarak görmesiyle başlar.Bu bireyleşme süreci Rönesans’la başlar.Rönesans öncesi Orta Çağ döneminde bireysel özgürlük yoktur.İnsan kendini toplumla bir,toplumun bir parçası olarak algılar.Bu dönemin sonlarına doğru bu birlik,bütünlük duygusu zayıflamaya başlar,Artık ait olma duygusunun yerini özgürlük,bağımsızlık alır.Birey orta çağın boyunduruğundan kurtulur ama başlayan bu değişim onu yeni boyun eğmelere sürükler,elde edilen özgürlük aynı zamanda yalnızlığı,yalıtılmışlığı beraberinde getirir.

                   Kapitalizmin başlangıcı bu değişimin ön koşuludur.Birey artık yalnız ve kendi çabasına bağımlıdır.Orta çağdaki feodal ekonomik sistem işbirliği ilkesine dayanırken,kapitalist sistemde bireysel girişimcilik,sermaye birikimi önem kazanır,birey bu ekonomik düzene hizmet edecek bir araca dönüşür.İnsanın kaderi; sermayeyi daha çok arttırmaktır.Bunun getireceği sonuçlar;kişisel değerlerin kaybı,benliğin zedelenmesidir.Birey toplumda,iş yaşamında artan beklentileri karşılamakta güçlük çeker,bireysel özün kaybı giderek artan mekanik davranımla,robotlaşmayla sonuçlanır.

                   Fromm kapitalizmin diğer bir yüzüne de vurgu yapar.Bu;insanın bireyleşme süreci içinde çevreyle olan bağlarını koparması,eleştirel bir yön kazanmasıdır.Ne var ki;birey yalıtılmışlık duygusunu yaşamaktan kurtulamaz.

                   Fromm’a göre yeni dinsel öğretiler(Reform süreci içinde Luther ve Calvin’in öğretileri) Orta Çağ toplumsal sisteminin çöküşü ve kapitalizmin başlangıcı tarafından yaratılan ruhsal ihtiyaçlara bir yanıt niteliğindedir.

                   Fromm bireyleşme sürecinin sonuçlanmasından önce var olan ve insana güvenlik veren bağları asal bağlar olarak adlandırır.Birey bu bağlardan kurtulduğunda kendini birtakım yükümlülüklerle karşı karşıya bulur:Güvenlik bulmak ve kendini dünyada yönlendirmek.Asal bağların koparılması,bebeğin dünyaya geldiği anda göbek kordonunun kesilmesine benzetilir.

                   Çocuk büyüdükçe asal bağlar koparıldığı ölçüde özgürlük,bağımsızlık gelişir.Bu sürecin 2 yönü vardır:

ü  Çocuğun;zihinsel,çoskusal ve fiziksel olarak güç kazanması ve bu alanların bütünleşerek “öz”ü oluşturması

ü  Artan yalnızlık duygusu (Kişi birey durumuna geldikçe tehlikeli olan dış dünyanın koşullarını tek başına yüklenmek durumunda kalır-çağdaş sanayi sistemleri ve ekonomik koşullar bireyde güçsüzlük duygularına yol açar)

                   Birey artık anne karnının güvenilir,korunaklı ortamına geri dönemez(yani bireyleşme süreci geri çevrilemez)O halde dış dünyada güvenlik duyguları arayışına girer.Bu arayış 2 türlü sonuçlanabilir:

 

ü  Bireyselliğin terk edilmesi ve boyun eğme.Bütün nevrotik olgularda görülen bir çözümdür,kaygıyı dindirir,panikten kaçınarak yaşamı olası kılar.

ü  Kendiliğinden etkinlik.Bireysel özden vazgeçmeksizin doğayla ve kendisiyle tekrar birlik olma

Yalıtılmış bireyin güvensizliğinden kaynaklanan kaçış mekanizmaları:

                  

1.      Otoritecilik: Kişinin kendi bireyselliğinden ve bağımsızlığından vazgeçerek özünü başka bir insanla kaynaştırma eğilimidir.Fromm bireyin asal bağlar yerine koyabileceği ikinci bir bağ(tali bağ) aradığını söyler.Bu mekanizmanın belirgin biçimleri mazoşizm ve sadizm çabalarında görülür.

            Mazoşist sapmalar gösteren birey duyduğu aşağılık,güçsüzlük duygularından ötürü kendi dışındaki güçlere,insanlara,teorilere belirgin bir bağımlılık gösterir.Birey kendisini dünyaya karşı yalnız hisseder ve bu olumsuz özgürlüğün yükünden kurtulmak için çeşitli güvenli yollar arar.

            Sadist kişi ise aradığı güvenlik duygusunu bir başkasının üzerinde erk sahibi olmakta bulur.Fromm erk tutkusunun güçlülükte değil zayıflıktan doğduğunu söyler çünkü birey kendi başına ayakta durma yetisinden yoksundur.Sadizmin özü;başkalarına acı çektirme değil,başka bir insan üzerindeki egemenlikten alınan hazdır

            Sadizm ve mazoşizmde bireysel öz yitirilir ve başkasıyla sembiyotik bir ilişki geliştirilir.Bu duygular bireyin yalnızlıktan kaçması için bir araçtır.

            Otoriter kişilik özünü,sadizm ve mazoşizm itkilerinin bütünlüğünden alır.

2.      Yıkıcılık:Birey;hayati çıkarlarına yönelik bir tehdit ve bireysel özünün engellenmesi durumlarında bireysel güçsüzlüğünden dolayı kaygı duyar.Yıkıcılığın ölçüsü yaşamın taşkınlık ve gelişme yetilerinin kısılmasıyla doğru orantılıdır.Yıkıcılık;yaşanmamış bir yaşamın sonucudur.

3.      Robotsu uydumculuk:Bireyin kendi özünü terk ederek,kültürel yapının kendisine sunduğu kişilik tipine uymasıdır.Birey gerçek özünün niteliklerini yitirir,başkalarının beklentilerine uygun davranan sahte bir öz geliştirir.Amaç yine aynıdır,bilinç düzeyindeki güçsüzlük ve yalnızlık duygularından kurtulmak.

                   Fromm bireydeki bu robotsu uydumculuğu kültürün beslediğini söyler.Bu;ilk eğitimle başlar.Eğitimle amaçlanan,kendiliğindenliğin devre dışı bırakılması ve bireyin özgün edimlerinin yerine sahte duygu ve düşüncelerin konmasıdır.Böylece toplumda coşkular yıldırılır çünkü coşkusallıkla dengesiz olmak aynı anlama gelir.Bu olay yaratıcılığı da engeller,birey sığlaşır ve kendi özünü yitirdiği için uydumculuk ihtiyacı artar ve güvenlik aramaya başlar.

                   Fromm her nevrozun çekirdeğinde özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi olduğunu söyler.Bireyin nevrotik eğilimleri bağımlılıkla özgürlük arayışı arasındaki çatışmayı çözmeye yönelik başarısız bir girişim olarak anlaşılmalıdır.

                   Fromm bireyin olumsuz özgürlükten kaçarak güvenlik arayışı içinde olmasının oluşturduğu tehlikeyi şu şekilde açıklar:Kişi yaşamına anlam vereceğini düşündüğü siyasal bir yapı,öğreti veya bir lideri kabul etmeye hazır olur.Robotlaşan insanın çaresizliği faşizmin siyasal amaçları için verimli bir topraktır.Otoriter rejimlerin insanlara çekici gelmesinin nedeni insanın tarih boyunca giderek artan özgürlüğünün sonucunda ortaya çıkan yalnızlaşma duygusundan kaçıştır,bir anlamda olumsuz özgürlükten kaçıştır(bir şeyden kurtularak özgür olmak)

                   Birey olumsuz özgürlükten,yalnızlığın getirdiği kaygılardan ve bunların sonucu olan boyun eğmeden nasıl kurtulur?

                   Fromm’un buna verdiği yanıt kendiliğinden etkinliktir.Özgürlük doğası gereği bir çelişkiye sahiptir:Bireyselliğin doğuşu ve yalnızlığın verdiği acı.

                   Olumsuz özgürlük;bireyin doğayla olan ilişkisini güvensiz,uzak kılarken,birşeye ulaşarak özgür olma anlamına gelen olumlu özgürlük ise bireysel özün gerçekleşmesini sağlayarak insanı dünyayla yeniden birleştirir.Bu gerçek anlamını sevgi,çalışma(üretkenlik) ve toplumsal sürece aktif katılımda bulur.Birey bu yollarla yaşamına anlam katarak,yaşamın anlamına ilişkin gerçeği keşfeder:Yaşama ediminin kendisi

                   Fromm yaratıcı,üretken olmayan bireylerde ortaya çıkabilecek 4 yönelim biçimini tanımlamıştır:

ü  Alıcı yöneliş:Bu yönelime sahip kişiler dışarıya bağımlıdır,kendi başlarına çaba göstermektense ihtiyaçlarını başkaları yoluyla karşılarlar,bu yüzden yalnız kalmak dayanılmazdır çünkü bu durumda kaygılanır,panik yaşarlar.Her koşulda herkese evet dediklerinden bağımlılıkları gitgide artar.Freud’un oral karakteriyle paralellik gösterir.Sıkıntılarını yemek gibi faaliyetlerle giderme çabaları vardır.Egemen olan duygular güven ve iyimserliktir.

ü  Sömürücü yöneliş:Sürekli bir şekilde başkalarının sahip oldukları bir düşünceye,maddi objeye veya tanıdıkları insanlara göz koyma veya zorla alma,çalma eğilimi gösterirler.Bir şeyler elde edebilecekleri herkesi ve her şeyi kullanır,sömürürler.Davranışlarında düşmanlık ve başkalarını kullanma eğilimi gözlenir.Herkese sömürülecek bir obje gözüyle bakar,sömürü objesi durumundaki kişiyi sever,ondan faydalanırlar.Şüphe,alaycılık,kıskançlık duyguları egemendir.

ü  Biriktirici yöneliş:Diğer iki eğilimden farklı olarak bu insanlarda dış dünyaya yönelmek yerine,dış dünyadan kaçış gözlenir.Duygusallık veya maddiyat anlamında olsun her şeyi biriktirme özellikleri vardır,bu bağlamda kendilerini güven içinde hisseder,harcamayı ve dış dünyaya bir şeyler vermeyi tehdit olarak algılarlar.Geçmişe ve anılarına bağlıdır.Düşünsel anlamda biriktirdiklerini ortaya koymadığından üretken,yaratıcı olamaz.Titizlik ve düzenliliğin kendisi için anlamı dış dünyayla ilgili her şeyi yerinde tutarak egemen olmaktır.Kuşkucudur.

ü  Pazarlama yönelişi:Çağdaş toplum ve birey anlayışının ve değişen ekonomik yapıların bir sonucudur.Bireyin insancıl nitelikleri önemini kaybeder,önemli olan bireyin ne kadar sattığı,aldığı,piyasadaki yeridir.Dolayısıyla bireyin ilişkilerindeki derinlik yiter.Sevgi,birlik duygularının yerini doyumsuzluk,anlamsızlık,güvensizlik duyguları alır.

ü  Yaratıcı yöneliş:Birey yaratıcılık süreci içinde bireysel özü ve sahip olduğu güçlerini bütünleştirir,bu esnada onu denetleyen kimse olamaz,üretici yönünü ortaya çıkarması için özgür olmalıdır.

                   Fromm’a göre mizaç tepki biçimi ile ilgilidir,doğuştandır ve değişmez.Karakter ise özellikle ilk çocukluk yıllarındaki yaşantılar sonucu oluşmuştur.Temel yapısında insanın çevresiyle ilişkili özel yaşantıları vardır.İnsan çevresiyle ilişki kurarken ya nesneleri kendine mal eder ya da sosyalleşme süreci yaşar.Sosyalleşme sembiyotik ilişkilere,yıkıcılığa,içe çekilmeye,sevgi ilişkilerine dönüşebilir.İnsanın karakterinin çekirdeğini de dış dünyaya yönelik kurduğu bu ilişkiler oluşturur.

                   Çocuğun karakterinin şekillendiricisi ise anne-babadır,ailede çocuğun yetiştirilme yöntemleri bulundukları kültürün sosyal yapısı tarafından belirlenir.Çocuğun sahip olacağı bu karakter gelecekteki yükümlülüklerini isteklilik şekline dönüşmesini sağlar.Bu,toplumdaki diğer insanlar içinde geçerlidir.Böylece o toplumun üyelerinin ortak paylaşımları,sahip oldukları değerler bu topluma ait insanlar için bir temel oluşturur.Bu da sosyal karakteri şekillendirir.Fromm buna ek olarak bireysel karakterden söz eder.Bireysel karakter;bireyin doğuştan getirdiği mizaç olarak adlandırılan özellikler,yaşadığı çevre,anne-baba tutumları tarafından belirlenir.

                  

 

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA