İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2309353 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

Erzurum

Kategori Kategori: Şehirler-köyler | Yorumlar 2 Yorum | Okunma 2493 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 18 Nisan 2010 12:33:43

Tarihte, kılıçla, kalkanla alınamayacak gibi görünen Erzurum Kalesi ilginç bir kale kuşatması ve esir mübadelesiyle ele geçirilir.

Dadaşlar diyarı Erzurum
Tarihte, kılıçla, kalkanla alınamayacak gibi görünen Erzurum Kalesi ilginç bir kale kuşatması ve esir mübadelesiyle ele geçirilir.
Bu fetih şu hikayeyle süslenir:
''Türkler, kaleyi önce dört yönden kuşatırlar ve bu kuşatma birkaç hafta savaşla geçer. Bu arada esirler alınır, esirler verilir. Sonra da, bir akşam karanlık bastığı sırada, kale tekfuruna elçi gönderip şöyle derler; (Kuşatmadan vazgeçtik. Hemen gideceğiz. Elimizde kırk kadar esir var. Bir anlaşma yapalım. Biz size esirleri teslim edeceğiz. Siz de bizimkileri bırakın). Bu haber, kalede sıkışıp kalan Bizanslıları çok sevindirir. Hemen Türk esirlerinin zincirlerini çözer, kale kapısı önüne çıkarırlar. Türkler de, kırk yiğit seçer, bunları esir kılığına sokarak, alaca karanlıkta kaleye sokarlar ve burayı fethederler.''
Erzurum Kalesi'nin güneyinde bugün bir Saat Kulesi, kulenin önünde de ''Kırklar Türbesi'' adıyla anılan küçük, sade bir yapı bulunmaktadır...

           

Türk Tarihine Tepeden Bakan Şehir

Erzurum, Anadolu'da bir zirvedir. Türk tarihine, Türk coğrafyasına 1945 metre yüksekten bakar. Malazgirt zaferinin Anadolu'ya açtığı gedikten, yeni vatana giren dedelerimizin ilk fethettikleri büyük şehirlerden biri Erzurum olmuş, Selçuklu Türkleri, Doğu Anadolu'daki egemenliklerini, Erzurum Kalesi'ne diktikleri bayrakla temsil etmişlerdir.

Tarihçiler, Erzurum'un 1080 yıllarına doğru, Selçuklu Sultanı Melikşah'ın komutanlarından Emir Ahmet tarafından fethedildiğini yazarlar.

Tarihçiler böyle yazarlar ama, öte yanda yüzyıllardır söylenegelen fetih destanları da Erzurum'un adsız gazilerini dile getirir, bu fethi şu hikâyeyle süslerler:

Türkler, Erzurum Kalesi önüne geldikleri zaman, bir an için atlarının dizginlerini çeker, hayran hayran kaleye bakarlar. Böylesine sağlam ve sarp bir kale görmemişlerdir:

- Bu kale kılıçla, kalkanla alınmaz, derler. Çevresine bile yaklaşmak her babayiğidin harcı değildir. Böyle de olsa bir çare bulunmalı, Erzurum Kalesi fethedilmeli, burçlarına Türk Bayrağı çekilmelidir.

Türkler, kaleyi, önce dört yönünden kuşatırlar. Bu kuşatma birkaç hafta savaşla geçer. Bu arada esirler alınır, esirler verilir. Sonra da, bir akşam karanlık bastığı sırada, kale tekfuruna elçi gönderip şöyle derler:

- Kuşatmadan vazgeçtik. Hemen gideceğiz. Elimizde kırk kadar esir var. Bir anlaşma yapalım. Biz size esirleri teslim edeceğiz. Siz de, bizimkileri bırakın.

Bu haber kalede sıkışıp kalan Bizanslıları çok sevindirir. Hemen Türk esirlerinin zincirlerini çözer, kale kapısı önüne çıkarırlar. Türkler de, kırk yiğit seçer, bunları esir kılığına sokarak, alaca karanlıkta kaleye sürerler. Bizanslılar, bunlara kale kapılarını açtıkları an, kıyamet kopar. Esir kılığındaki kırk yiğit, birer aslan kesilir, sakladıkları kılıçlarını sıyırarak kale muhafızlarının üzerine atılırlar. Göz açıp kapayıncaya kadar, kale kapısı tutulmuş, pusuda bekleyen öteki bahadırlar, bu şaşkınlık anından faydalanarak şehre girmişlerdir. Birkaç saat sonra, Erzurum Kalesi'nin en yüksek burcunda Türk bayrağı dalgalanmaktadır.

Bugün Erzurum Kalesi'nin güneyinde bir Saat Kulesi, kulenin önünde de "Kırklar Türbesi" adıyla anılan küçük, sade bir yapı var. Türbe ne zaman yapılmıştır, bunu kimse bilmez ama, içerisinde Erzurum'un ilk fatihleri olan kırk yiğidin gömülü olduklarına inanırlar. Bir "Meçhul Asker" anıtı gibi, adsız kahramanlar...

Erzurum'da Selçuklular devrinden kalma daha nice anıtlar ve mimarî şaheserler vardır. Bunlardan biri de, herkesin bakmakla doyamadığı "Çifte Minareli" denilen "Hatuniye Medresesi" dir. Bu eser, Selçuklu Sultanı Birinci Alâeddin Keykubat'ın kızı Hunt Hatun tarafından 1253 yılında yaptırılmıştır. Aradan geçen yedi yüz şu kadar yıl, bu sanat şaheserini yer yer göçürmüş, taş işçiliğinin seçkin örneği olan büyük kapısı üstten uçmuş, kapının iki yönünde, başlıbaşına bir anıt olarak yükselen minareleri, yarıya kadar yıkılmıştır.

 

 

Dadaşlar Diyarı
    ERZURUM

Erzurum yalnız yiğitlerin değil, efsanelerin, destanların, türkülerin, koşmaların da vatanıdır. Bir Erzurum barındaki davulun tokmağı, dadaşın gür sesi destanları dile getirirken, Erzurum'u kucaklayan yüzyıllar, efsanelerle, hikayelerle süslenir.

Sendedir tarihin şerefli payı
Sendedir Selçuk'un ok, gürzü, yayı
Ata, sende kurdu ilk Kurultay'ı
Yiğitlik sırrını bilen Erzurum...

Diyor şair.

Eski kitaplarda Erzurum'un adı "Erzenelrûm" dur. Söylentilere göre, Siirt'in batasındaki Erzen halkı, Selçuklular devrinde buradan alınarak, bugünkü Erzurum'un bulunduğu yerdeki küçük bir kasabaya yerleştirilmiş. Gelenler, kasabaya kendi şehirlerinin adını vermişler. Ama, iki Erzen'in karışmaması için, buraya "Anadolu Erzeni" demek olan "Erzenel - Rûm", ötekine de "Diyarbakır Erzeni" anlamına gelen "Erzen'ül Amid" adını takmışlar.

Başka bir söylentiye göre, şehrin surlarının yüksek ve sağlam oluşuyla, buraya, Anadolu'nun en yüksek yeri demek olan "Elzenel-rûm" denilmiş.

Bunlar, Erzurum adı için söylenenler. Tarihçiler, Erzurum'un ilk önce, bugün Karaz denilen eski Karin şehrinde kurulduğunu, bir süre sonra bugünkü Erzurum'un bulunduğu yere taşındığını, Bizans devrinde, adının "Teodos şehri " demek olan "Teodosyopolis" olduğunu yazarlar.

       Çifte Minarelerin Hikâyesi

Minarelere şöyle geriden bir bakacak olsanız, ikisinin birbirine benzemediğini, ayrı biçimlerde işlendiğini görürsünüz. Erzurum'un yaşlı nineleri de bu konuda size şu hikâyeyi anlatacaklardır:

Çifte Minareleri, usta ile çırağı yapmaya başlamışlar. Usta bir minareye başlamış, çırağı ötekine. Günler geçtikçe minareler de yükselirmiş. Ne var ki, çırağın yaptığı minare, ustanın yaptığından daha güzel, daha göz alıcı olmuş. Usta bunun farkına varmış ama, ağzını açıp tek kelime söylemeyi de gururuna yedirememiş. Çırak ise, ustasını geçtiğine inanmış. O da anlayamadığı bir gurura, bir büyüklüğe kapılmış.

Sıcak bir yaz günü. Usta- çırak, harıl harıl minarelerini örüyorlarmış. Bir ara çırak dayanamamış, alnındaki terleri silerek, öteki minarede çalışan ustasına seslenmiş:

- Usta, bana bir su getir!

Bunu duyan ustanın elinden malası düşüvermiş. Gururu incinmiş, gönül kâsesi çatlamış, gözleri bulanmış:

Usta idim oldum çırak,
At kendini aşağı bırak!

Diyerek, kendisini aşağı bırakıvermiş. Bu durumu gören çırak, işlediği kusuru o zaman anlamış, üzülmüş. Elinden malasını atmış:

Çırağiken oldum üstad,
Ne durursun kendini at!

Diyerek, o da kendini aşağı bırakıvermiş. Her ikisi de oracıkta can vermişler.

Gel gör ki, minareler yarım kalmış. O günden bugüne tamamlanmamış.

Erzurum'da her anıtın bir hikâyesi, her taşın bir efsanesi anlatılır size. Bunlar susarsa, âşık Sümmanîler, Emrahlar dile gelir. Akar sular, dağlar ses verir sazlarının telinde. Aşık Veysel Şatıroğlu:

Sordum Erzurum'un Dumludağına,
Niçin akar gözlerimin yaşları...
Palandöken denen dert ortağına
Niçin akar gözlerimin yaşları?...

Ben Palandökenim, hem de gaziyim,
Kalem verin dertlerimi yazayım...
Çalar ağlar âşıkların sazıyım,
Durmaz akar gözlerimin yaşları...

Diyerek konuşturur onları...

Yeter ki, halden anlayan bir kalem verin onlara...

 | Puan: 4 / 3 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar

nazlı { 10 Nisan 2012 22:13:06 }
çok güzel [:p)]
elif kanbay { 08 Şubat 2011 04:30:25 }
bende erzurumluyum çok hoşuma gitti [:p)]
Di?er Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA