İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2266434 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

EYYUBİ DEVLETİ

Kategori Kategori: Devletler-Kavimler | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 1883 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 16 Mayıs 2010 08:45:52

Eyyübiler Suriye, el Cezire, Mısır ve Yemen de hüküm sürmüş bir hanedandır. Adını Salâhaddin Eyyubî nin babası Eyyub bin Şadi den alır. Eyyübîlerin asıl kurucusu Salahaddin Eyyubî'dir.

EYYUBİ DEVLETİ

 

Eyyübiler Suriye, el-Cezire, Mısır ve Yemen'de hüküm sürmüş bir hanedandır. Adını Salâhaddin Eyyubî'nin babası Eyyub bin Şadi'den alır. Eyyübîlerin asıl kurucusu Salahaddin Eyyubî'dir.

Eyyub ve kardeşi Şirkuh, önce 17. yy.da Ani'de hüküm süren Sadadât sülâlesinin hizmetinde iken sonradan Bağdat’a giderek Mücahiddin Behruz'un maiyetine girdiler. Kendilerine Tekrit kalesi muhafızlığı verilir. Ancak Bağdat Selçuklu ordusu, Musul atabeki Zengî'yi yenince, Eyyub, Zengi'nin kaçmasına yardım ettiğinden artık Tekrit'te oturmalarına imkân kalmamıştı. Bu sebeple Musul'da Zengî'nin hizmetine girdiler. Zengî'nin seferlerine katıldılar; Eyyub, Baalbek muhafızı oldu. Fakat Zengi'nin ölümü üzerine Börî'ler Baalbek'i geri alınca Eyyub da onların tarafına geçti, kısa zamanda kendini göstererek başkumandanlığa kadar yükseldi. Şirkuh ise Nureddin Mahmud bin Zengî'nin hizmetine girdi, onun emriyle, Şam'ı müdafaa eden kardeşi Eyyub üzerine yürüdü. iki kardeş anlaştılar, Şam Nureddin Mahmud bin Zengî'nin topraklarına katıldı. Nureddin tarafından Eyyub'a Şam valiliği, Şirkuh'a da, Humus verildi. Bundan sonra Nureddin, Mısır işlerine müdahale etmeyi kararlaştırınca, Şirkuh'u, Eyyub'un oğlu Salâhaddin ile beraber oraya gönderdi. Mısırlılar ve Kudüs kralı ile birçok mücadeleden sonra Şirkuh, Mısır'a hâkim oldu. Neticede Fatımî halifesi Azid, Şirkuh'u vezir tayin etti; Şirkuh'un ölümüyle de yerini Salâhaddin aldı. Salâlında Fatımî halifesinin hal edilmiş olduğunu açıklayarak hutbeyi abbasî halifesi adına okuttu. Bundan sonra kendi başına hareket etmeğe başlaması iizerine Nureddin ile araları açıldı.Fakat bir siire sonra Nureddin öliince Salâhaddin Mısır'ın tek hâkimi oldu. Daha önce de kacdeşi Turanşah'ı göndermek suretiyle Yemen'i işgal eden Salâhaddin kolaylıkla Suriye'yi elde etti ve hâkimiyetini Irak içlerine kadar ulaştırdı. Suriye ve Filistin kıyılarına yerleşmiş olan haçlı kuvvetleriyle mücadele hazırlıklarına girişti.Ön Asya'daki Türk boylarının da kendisine katılmasıyle 1187 yılında, Hittin muharebesinde Haçlıları büyük bir yenilgiye uğrattı, Kudüs ile birlikte diğer birçok kıyı şehirlerini eline geçirdi. Bunun üzerine Üçüncü Haçlı seferi düzenlendi (1189-1192). lngiltere kralı Arslan Yürekli Richard, Alman imparatoru Friedrich Barbarossa ve Fransız kralı Philippe-Auguste'nın kumandalarındaki haçlı ordusu Eyyubîlere karşı harekete geçtiler. Ingiliz ve Fransız kralları Salâhaddin'in savunduğu Akkâ kalesini kuşattılar. Philippe- Auguste'un kuşatmadan çekilmesi üzerine, Richard kuşatmaya bir buçuk yıl daha devam etti. Pakat hiç bir başarı elde edemeden üç yıllık barış imzalayarak ayrıldı. Salâhaddin daha ölmeden önce, Ortaçağ’da kurulan diğer Türk devletleri geleneklerine uyarak ülkesini oğulları ve kardeşleri arasında paylaştırdı: oğuları EI-Efdal'e Şam [1260), El-Aziz'e Mısır (1252), EI-Zahir'e Halep, kardeşleri EIâdil'e El-Cezire, Tuğtekin'e de Yemen (1228) düştü. Ayrıca Humus (1262), Hısn-ı Keyfa (1254), Meyyafarikin (1260), Baalbek (1229), Kerek (1263) gibi şubeler de meydana geldi. Salâhaddin 1193'te ölünce oğulları arasında anlaşmazlık çıktı. El-Âdil bu anlaşmazlıktan yararlanarak Salâhaddin'in oğullarinı ortadan kaldırdı ve bütün ülkeye sahip oldu. El-Adil de kardeşi gibi ülkeyi oğulları arasında bölüştürdü. Sadece Halep, Salâhaddin'in torunlarında kaldı. El-Adil'in 1218 yılında ölümünden hemen sonra Dördüncü ve Beşinci Haçlı seferleri başladı. Kendisine Mısır ülkesi verilmiş olan El-Adil'in oğlu Kâmil, ordusunun itaatsizliği yüzünden Haçlılara karşı Dimyat’ı dahi koruyamadı ve şehit düştü. Ancak Eyyubîlerin ortak çabaları sonunda, haçlı kuvvetleri durduruldu ve Dimyat geri alındı.Öte yandan Şam'daki El-Muazzam'dan çekinen EI-Kâmil, imparator Friedrich II ile anlaşarak rakiplerini sindirmek istedi. Muazzam'ın ölümüyle yerine gelen oğlu El-Nâsır'a itimat etmesine rağmen Kâmil yine de Friedrich II ile işbirliği yapmak istedi ve sonunda, hem Eyyubîler, hem de Hristiyanlar arasında nefret uyandıran anlaşmayı yaptı (1229). Buna göre Friedrich II, Kâmil'i düşmanlarına karşı korumayı vaat etti, buna karşılık Kudüs'ü, ve Kudüs ile deniz arasındaki toprak parçasını aldı. Kâmil, Eyyubîler arasındaki anlaşmazlıkları ortadan kaldırmağa çalıştı. Ancak bu sıralarda Konya Selçukluları üzerine yaptığı birtakım başarılı seferler yeni anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına sebep oldu. Kâmil, kendisine karşı başkalarıyle birleşmiş olan Şam hâkimi El-Eşref'in üzerine yürüdü. Şam yakınlarına geldiği sırada ölen El-Eşref'in yerine geçen kardeşi Salih İsmail, Şam'ı El-Kâmil'e teslim etmek zorunda kaldı. Fakat bir süre sonra Kâmi1'in ölümüyle Eyyubîler'in çöküş devresi başladı. Mısır'da babasının halefi ilân edilen Kâmil'in oğlu El-Adil yerini, ağabeyi El-Salih Eyyub'a bırakmak zorunda kaldı. Salih İsmail ise tekrar Suriye'yi ele geçirdi ve Mısır'a karşı cephe aldı.

 

                                 

 

 

 

 

 

Memlüklara dayanılarak ve şiddet göstermek suretiyle Eyyubî ülkesi yeniden merkeze bağlandıysa da, artık hanedan, tamamen kuvvetten düşmüş ve emrindeki Türk boyları da ayrılmışlardı. St. Louis ile gelen altıncı haçlı kuvvetleri, Dimyat'ı zapdettilerse de perişan olmaktan kurtulamadılar. EI-Salih Eyyub'un ölümünden sonra yerine geçen oğlu Turanşah, Memlûklar tarafından 1250'de öldürülünce, yerine annesi Şecerüddür ve ardından da Aybek geçti. Hutbenin 1254 yılına kadar Eyyubî sultanı adına okunmuş olmasına rağmen Aybek'in sultanlığı ile beraber Mısır'da fiilen Memlük hâkimiyeti başlamış oldu.Öte yandan Halep'te 1236 yılında; babası El-Aziz'in yerine geçerek Suriye'yi zapteden E1-Nâsır Yusuf, Mısır Memlûkleri ile mücadeleye girişti.

Fakat, bu sırada (1260) başlayan Moğol istilâsı bu mücadeleye son verdi. Böylece, 1228 yılında Yemen, 1245'te de El-Cezire Eyyubîlerinden sonra, 1260 yılında Halep ve Şam, 1262'de Humus Eyyubîleri son buldu. Moğol hâkimiyetini tanıyan Hama kolu ise Salâhaddin'in kardeşi Şehinşah sülâlesinden bir hanedan haline getirildi ve Mısır Memlûklarına bağlı valiler olarak 1241 yılına kadar varlıklarını korudular.

Büyük Selçuklu imparatorluğunun geleneklerine göre kurulan Eyyubî devleti, Türk İslâm medeniyeti tarihinde önemli bir bolümü meydana getirir. Eyyubî devlet teşkilâtı sonradan Memlûklarca örnek olarak alındığı gibi Osmanlı devlet teşkilâtı üzerine de etkili oldu. Haçlı seferleri sırasında Avrupa, Eyyubîler yoluyle Türk kültürüyle temasa girdi, bazı unsurları ;(Örn. Arma sistemi, kıyafet) ; benimsediler. Ayrıca Eyyubîler, Sünniliğin yerleşmesinde ve Türk örf ve geleneklerinin benimsenmesindeki hizmetleriyle de önem kazanmışlardır.

 

 

EYYUBILER^ SANAT

 

Eyyubîler devri askerî işler ve yönetim bakımından çok parlak olmasına rağmen sanat alanında aynı derecede yaratıcı olamamış, yalnız fatımî mimarîsini sürdürmüştür. Eyyubîlerin Mısır'da yaptırdığı dinî yapılar da fazla değildir. Bunlar imam Şafiî'nin (1211), Ebu Mansur İsmail'in (1216), Melik Salih Eyyub'un (1239-1240) türbeleridir. Bu türbeler XI, ve XII. yy.larda Kahire'de yapılan türbeler gibi kubbelidir. Tuğla kubbeler kare şeklindeki taştan yapılmış kasnağa oturur. Eyyubî devrinde iki kemer tekniği görülür. Bunlardan birincisi, Imam Şafiî'nin ve Melik Salih Eyyub'un türbelerinde görülen "gemi teknesi", ikincisi de Ebu Mansur İsmail'in türbesinde görülen sivri kemerdir. Melik Salih Eyyub türbesinin büyük kapısı, niş sıraları, istiridyeli madalyonları, dantelli bordürleriyle dikkati çeker. Bu kapı motifi El-Ahmer camiinin kapısı ile yakın benzerlik gösterir. Süslemede fatımî geleneğinin devam ettiği açıkça görülür. Eyyubîlerle birlikte Kahire'ye Sünnîliğin girmesinden sonra yeni bir yapı tipi olan medreseler belirmeye başladı.İlk ınedrese 1180 yılında Salâhaddin Eyyubî tarafından yaptırıldı. Eski kaynaklar da Eyyubîler devrinde yirmi beş medrese yapıldığı yazılıysa da hepsi bugüne kadar gelememiştir. Melik Kâmil tarafından 1225'te yaptırılan Kâmiliye Medresesi'nden bugüne iz kalmamıştır. Kaynaklar yapılarında avlu olduğunu, avlunun kenarında öğrenciler için eyvanların bulunduğunu yazar. Eyyubîler devrinde Şam'da ve Halep'te yapılan medreseler de bu bilgileri doğrular. Basit ve sanat değerinden yoksun olan bu medreseler bugün harap haldedir. Bunlar arasında nispeten iyi korunmuş olanı Şam'daki Adiliye Medresesi'dir. Salâhaddin Eyyubî'nin kardeşi Melik Adil Seyfeddin Ebubekir tarafından 1223'te yaptırılan medrese 1600 metre karelik bir alan üzerindedir. Medrese şadırvanlı bir avlu ve bunun etrafındaki salon, eyvan ve hücrelerden meydana gelir. Yapıda genel bir sadelik görülür. Medresenin güney batı köşesinde yapılan ilâvenin tarihi kesin olarak bilinmiyor.

Eyyubî sanatında asıl yenilik askerî mimarîde olmuştur. Haçlı seferleri sırasında Suriye'nin askerî mimarîsi Salâhaddin Eyyubî nin dikkatini çekmişti. Hükûmet merkezi olan Kahire'nin etrafına yaptırdığı surlarda Suriye askerî mimarîsinin etkileri görülür. Taşla örülen kalenin kuleleri, fatımî devrinde olduğu gibi kare planlı değil, haçlıların Fransız usulüne göre yaptırdıkları kalelerde olduğu gibi yuvarlak planlıydı. Tamamlanamamış olan bu tahkimat sisteminden, Fustatta meydana çıkarılan bazı kalıntılarla, Kahire'nin yüksek kalesi (Burcezzafer) ayakta kalmıştır. XI. yy.da Suriye'de ortaya çıkan <çıkma mazgaları> da Salâhaddin Eyyubî Kahire kalesinde uygulatmıştı. Bu mazgallar çok katlı yuvarlak konsollara dayanır. Salâhaddin Eyyubî devrinde, pandantif üzerine kubbeler ve geçme tonozlar da kullanılmıştır.

Eyyubîler devrinde süsleme çoğunlukla bitki motiflerini kapsayan yıldızlı poligonlardan meydana gelir; Geometrik çizgiler açık ve düzgün olarak işlenir; Arabesk ile birlikte yazı da kullanılırdı. Bu devirde süsleyici değeri sebebiyle ara sıra kullanılan kûfî yazının yerini nesih almıştır. Doğudan gelen bu yazı türünün benimsenmesi, Sünnîliğin, Şiîliğe tepkisi ile aynı zamana rastlar.

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA