İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2227256 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

Fotoğraf

Kategori Kategori: İcatlar-buluşlar | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 1623 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 28 Kasım 2010 04:26:54

GERÇEKÇİ VE İZLENİMCİ FOTOĞRAF

Fotoğraf kolaylaşınca yüksek sanat fotoğrafçıları konudan uzaklaşarak, estetik değerlere ağırlık vermeye başlamış: fotoğrafçının, görüntülerine kendi bireyselliğini ve duygularını yansıtması önem kazanmıştır.


GERÇEKÇİ VE İZLENİMCİ FOTOĞRAF

Fotoğraf kolaylaşınca yüksek sanat fotoğrafçıları konudan uzaklaşarak, estetik değerlere ağırlık vermeye başlamış: fotoğrafçının, görüntülerine kendi bireyselliğini ve duygularını yansıtması önem kazanmıştır. Fotoğrafın yapaylığa düştüğünü gören Peter Henry Emerson (1856 - 1936) doğaya yönelerek 10 yıl boyunca çektiği kırsal bölgeleri konu alan fotoğraflarıyla olağan konuların da sanatsal yoruma uygun olduğunu göstermiştir.

1889’da Fransız izlenimcilerin İngiltere’deki ilk sergilerinden etkilenen George Davison (1856 - 1930) eski bir tartışmayı canlandırarak keskinliği yumuşatılmış fotoğrafların daha güzel olduğunu savunmuş; ertesi yıl, bu tanıma uygun ve dokulu kağıt kullanarak ilk izlenimci fotoğraf sergisi açılmıştır. 1892’de gerçekçi ve İzlenimci fotoğrafta yoğunlaşanlar Kraliyet Fotoğraf Derneğinden ayrılarak Davison’un kurduğu Linked Ring brotherbood’a katılmış; üç yıl içinde önde gelen Fransız, Avusturyalı ve ABD’li fotoğrafçılar bu derneğe üye olarak, ürünlerini 1914’e kadar en önemli fotoğraf olayı sayılan Londra Sergisinde sergilemişlerdir. Bu sergi örnek alınarak Viyana, Hamburg, Paris ve Berlin’de de sergi düzenlenmiş; 1902’de ise Newyork’ta Alfred STIEGLITZ’in önderliğinde Photo – Secession (GRUP 291) grubu oluşturulmuştur.

Estetiğin öne alınması sunuşta benzerliği, koyu fonları, grenli dokuyu ve geniş lekeleri getirmiş, pigmentli işlemlerle yeni baskı teknikleri geliştirilmiştir. Emülsiyonun kaba resim kağıdı üstüne fırçayla sürülmesi KÖMÜR KALEM’le yapılmış desen etkisi veriyordu. Bu teknikleri kullananların en ünlüleri, Fransa’da Robert Demachy (1859 - 1937), Avusturya’da Heinrich Kühn (1866 - 1944) ve İspanya’da Jose Ortiz Echague (1886 - 1980) olmuştur. Bir bölüm İngiliz ve ABD’li fotoğrafçı sınırları içinde kalmayı yeğlemiş; onların teknik seçimi, P. H. Emerson’un önerdiği gümüşlü emülsiyonlarla baskı, sepya tonlanmış platinyum kağıt ve fotogravürler olmuştur. Frederick H. Evans (1853 - 1943), Frank M. Sutcliffe (1853 - 1941), Alvin Langdon Coburn (1882 - 1966), Frank Eugene (1865 - 1936), Clarence H. White (1871 - 1925) ve Alfred Stieglitz gibi fotoğrafçılar ters ışık, ıslak ya da karlı havayla izlenimci etkiyi aramışlardır.

20. yy başlarken fotoğraf sanatını gerçek yapısına çeken Stieglitz’dir. Fotoğrafları olduğu kadar, önceleri Photo – Secession ve sonra An American Place adlarını verdiği galerileri ve yayınlarıyla pek çok fotoğrafçının gelişmesini hızlandırmış ve topluma tanıtmıştır. Galerilerinde resmin öncülerine de yer vermiştir. Çağdaş fotoğrafta ise, İzlenimci teknikleri uygulayanlar arasında, umulmadık ayrıntılarda duygusal yükler arayan Josef Sudek (1896 - 1976) makineyi sallayarak soyuta doğru yönelen ve renkli fotoğrafa sanat değeri kazandırılmasına katkıda bulunan Ernst Haas (1921 - 1986) moda fotoğrafında kendine özgü bir yorum getiren Sarah Moon (d. 1940) ve zımparaladığı objektifi ile genç kızlara pastel görünümler kazandıran David Hamilton (d. 1933) sayılabilir.

FOTOĞRAFTA DEVRİM

FOTOGRAMIN HİKAYESİ VE ÜNLÜLERİ

1915 – 16’da Paul Strand’ın (1890 - 1976) olağan konulardan ilgi çekici ayrıntılar, bir anlamda soyut görüntüler elde etmesi, fotoğraf sanatına yeni bir soluk getirmiştir. Bunlar ne olduğu tanınabilir fotoğraflardı.

Fotoğrafın daha fotoğraf olamadığı yıllarda görüntüyü zaptetmeye uğraşanlar, fotogram tekniğiyle zapt süre­sini kısaltma deneyleri yapı­yorlardı. Fotogram ve fotoğ­raf, birbirine yakın zamanlar­da dünya kültürüne katıldıysalar da, fotogram, radyogra­fi ve fen bilimleri alanları dı­şında pek kullanılmadı. Bu tekniğin yarattığı görüntüler anlamsız, boyutsuz, yararsız, kısaca ifadesizdi.

19. yüzyılda, bazı sanat­çıların, desenlerini kopyala­ma aracısı yaptıkları fotogra­mın sanatsal bir üsluba dönü­şümü, Birinci Dünya Savaşı'na denk düşer. Burjuva kültürünün değer yar­gılarından, yanı sıra, savaşın yarattığı umutsuzluktan bunalmış bir grup genç sanatçı, sözlükten rasgele seçtikleri bir adla yeni bir sanat ve edebiyat ha­reketine öncülük ederler. Dada adını alan Batı Avrupa kökenli bu hareke­tin yandaşları, estetik karşıtı yaratıları ve karşı çıkış eylemleriyle; gelenek­sel kültür ve estetik biçimlerin içinden "gerçek gerçekliğin" keşfine çaba­larlar. Avrupa ve ABD'de 1916 - 1923 yıllarında çok etkili olan bu hare­ket, fotogramı da sanatsallaştıracak kapıları açar. Başka bir deyişle fotogram, eskimiş sanat anlayışını zorlamak, geleneksel anlatım biçimleriyle dal­ga geçmek ya da yaratıcılığın sınırlarını zorlamak isteyen sanatçıların elin­de sanatsal yorumun yeni aracı olarak kendini yeniden var eder.

Fotogramın yaşam bulduğu Dada'nın özü her şeye karşı çıkmak ya da reddetmektir. Dadacılar fotogramı, denetlenebilir bir işlemle görüntü nerdeyse kendi kendine oluştuğu için resme, güvenilir ve inandırıcı görsel ak­tarımına ters düştüğü için de fotoğrafa karşıt görür ve yüceltirler.

Christian Schad'ın 1915'te İsviçre'de katıldığı Dada hareketi, onun 21 yaşında ilk fotogramlarını yapmasına neden olmuştur. Soyadından yola çı­karak "Schadograph" adı verilen bu fotogramlar, fotoğrafın gerçekçi görün­tülerini alaya alır. Schad, uygarlığın enkazı nesnelerle oluşturduğu görüntü­lerine, anlamsızlıklarına katkı yapan adlar verir, bununla da yetinmeyip, dik­dörtgen olan biçimsel formatla da oynamaktan kaçınmaksızın geleneksel sa­nat anlayışıyla kıyasıya alay eder.

Amerikalı sanatçı Man Ray'in 1931'de Paris'e gelişi, gelir gelmez de Tristan Tzara -Dada adının isim babası- ve diğer Dadacılarla dirsek tema­sı, Schad ve fotogramlarmdan haberdar olmasını sağlar. Man Ray, Ameri­ka'da yaşarken de kübist denemeleri ve geometrik şekilleri çalışmalarında sık kullanan bir sanatçı. Bu de­nemelerle geleneksel sanata bağımlılıktan kurtulmuş biri. Salt sınırlarını genişletme ça­bası içinde. Daha o yıllarda, hiç denenmemiş bir nesne olan püskürtme fırçasıyla re­sim yapmaya başlar.

Sanat eserinin mekanik bir araçla ya­pılıyor olması, sanatın yerleşik değerler sisteminin dışına çı­karılması anlamına gelmekte­dir. Gelecekte, bu denemeler­le, onun Dadacılığın ironik ve kışkırtıcı kişiliğini yansıttığı söylenecektir. Önce soyut resme, daha sonra da resimde gerçek nesneleri de kullanarak soyut tasarımlara yönelir. Bu, Ray'in Dadacılığa giden yolda ikinci büyük adımı kabul edilir. Schad'dan esinlenerek "Rayograph" adını verdiği fotogramları, bir yanda dadacılara "bunlar gerçek Dadacı işler" dedirtirken, di­ğer yanda da gerçeküstücülerin ilgi ve beğenisini toplar. Man Ray'in fotogramları görüntüyü yansıtan ayna ya da bir sesin yankısı gibidir. Onun için "belirsizlik", bilmece yaratmadaki önemli bir araçtır. Bunu yaparken nesne­lerin tersini kullanan Man Ray'in yapıtı fotogramlar, Dada'dan gerçeküstü­cülüğe geçişin belgeleridir.

Fotogramın aynı yıllarda bir başka kullanıcısı da 1920'de Berlin'e gelen Macar sanatçı Lazlo Moholy Nagy'dir. Moholy Nagy yapısalcı resimlerini üretirken teknik işlemlerle çeşitli denemeler yapar; "telefon resimleri"ni ve ilk fotogramlarım üretir. Bauhaus'da bir göreve atanır. Burada yaptığı ça­lışmalarla fotoğraf kağıdını tuval, değişken elektrik ışığını da boya yerine koyarak, fotogramda ışıkla boyama olanağını görür. Fotogram deneylerinin, reklam tasarımlarında işe yarayan kullanımını da geliştiren Moholy Nagy, yapısalcı sanat fotogramlarıyla ticari çalışmaları her zaman birbirinden ayrı tutan bir sanatçıdır.

İkinci Dünya Savaşı öncesi esen politik rüzgarlar o dönemin sanat ütop­yalarım çok etkilemişti. Özellikle savaştan sonra soyut sanata koşut geliş­tirilen "chemigram"la deneylere girişen bazı sanatçılar bir yanda resimle fotoğrafı bütünleştiren çalışmalar yapmaya çabalarken diğer yanda savaş öncesi sanat tarzını yansıtan fotogramlar da yaptılar. Bunların arasında; 1933'te Fransa'ya yerleşen Berlin Dada grubundan Roul Hausmann'ın, 1950'lerde, eski tüm görüşlerden arınmış olarak ürettiği fotogramlar ve fotokolajlar değer buldu. Günümüzdeyse fotogram çalışmalarıyla dikkat çeken en önemli isim Floris M. Neusüss.

Bilimsel amaçla ele alınan X – ışını ve mikroskop fotoğrafları estetik değerlere dönüştürülünce, KANDINSKY, KLEE, FEININGER gibi soyut ressamlar bu görüntülerden etkilenmiştir.

1929’da Ray, solarizasyonu denenmiş ve geliştirmenin yanı sıra filmi ışıklandırarak negatifin bazı bölgelerini pozitife dönüştürmüştür. Ancak 2. Dünya Savaşı sonrasında bu çalışmalar kesilmiş, renkli tekniklerin gelişmesi ve kimyasalların kağıda doğrudan etkisiyle chimigramme, ışıkla çizim, montaj, kolaj gibi teknikler denenmiştir. Sonraki yıllarda fotoğrafçılar yeni anlatım yollarını aramayı sürdürmüş, Cecil Beaton (1904 - 80) modeli dekorun bir parçası olarak yorumlayarak, Richard Avedon ise (d. 1923) modellerini kelebekler gibi havada uçurarak moda fotoğrafına yenilikler getirmişlerdir.

 

YENİ GERÇEKÇİLİK

Fotoğrafçılar yapıtlarını yayımlama olanağına kavuşunca sergilere gereksinim de azalmıştır. Sergi fotoğrafı “sanat için sanat”ı amaçlarken, yayımlananlar yaşam ve gerçekle ilişkiliydi. Bauhaus deneyselliğine karşı çıkış içinde fotoğraf asıl konusuna geri dönmüş; Albert Renger – Patzch (1897 - 1966), “Resmi ressamlara bırakalım, kendi değerleriyle ayakta duracak fotoğraflar yapalım” yaklaşımıyla bu eğilimin öncüsü olmuştur. ABD’de de Strand, Edward Steichen (1879 - 1973) ve Edward Weston (1886 - 1958) gibi bazı fotoğrafçılar da bu anlayışı benimsemişlerdir. Weston, 1925’te ilk tam net portre ve  manzaralarını sergilemiş; 1927’de ise dolmalık biber, midye kabukları, kumullar gibi alışılmadık nesneleri fotoğraflamıştır. Teknik yetkinlikle aktarılan gerçekçi görünüm arkasındaki duyguları vurgulayan E. Weston ve oğlu Brett Weston (d. 1911), E. Steichen, Imogen Cunnungham(1883 - 1976), Berenice Abbort (1898 - 1991) gibi fotoğrafıçılar uzun yıllar süren bir anlayışı derinden etkilemişlerdir.

Sonraları ulusal parkları konu alan E. Weston’ın öğrencisi ve arkadaşı Ansel Adams (1902 - 1984) aynı yorum üzerinde yoğunlaşmıştı. Bu fotoğrafçı grubu, büyük boyutlu makineyi yeğliyor, teknik düzeyin yaratıcı görüş kadar gerekli olduğunu savunuyordu. Ansel Adams’ın bilimsel bir içerik kazandırdığı zone sistemi, siyah – beyazda geçerliliğini ve önemini hala korumaktadır. Weston ve Adams’tan esinlenen çok sayıda fotoğrafçı arasında, doğa yorumlarında rengi kullanan Eliot Porter (1091 - 1990), konularına meditasyonla yaklaşan ve doğadaki tüm biçimlerde gizli anlamlar arayan Wynn Bullock (1902 - 1975), doğa ve insan ilişkilerini inceleyen Hiroşi Hamaya (d. 1915), havadan çekimlerle yeryüzü biçimlerine soyut görünümler kazandıran William Garnett (d. 1916), ruhsal yapısı ile doğa görünümlerini bütünleştiren Paul Caponigro (d. 1932), büyülü ve melankolik doğa görüntüleri hazırlayan John Blakemore (d. 1936) ve A. Adams’ın asistanı John Sexton (d. 1953) önem kazanmışlardır.

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA