İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2309308 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

GÖKTÜRK DEVLETİ

Kategori Kategori: Devletler-Kavimler | Yorumlar 1 Yorum | Okunma 5659 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 28 Kasım 2010 07:42:16

Türk sözünü ilk defa resmî devlet adı olarak kabul edenler Göktürklerdir. Böylece devleti ifade etmesi bakımından siyasî bir anlamı olan Türk kelimesi bu sayede bütün bir milletin adı olmuştur.

            GÖKTÜRK DEVLETİ        

 

            Türk Tarihîndeki Önemi:            

           Türk sözünü ilk defa resmî devlet adı olarak kabul edenler Göktürklerdir. Böylece devleti ifade etmesi bakımından siyasî bir anlamı olan Türk kelimesi bu sayede bütün bir milletin adı olmuştur.

 

Efsaneler ve Ergenekon Destanı'na göre Türklerin tarih sahnesine çıkışı... Göktürklerin "Kurttan Türeyiş"lerine dair Çin kaynaklarında da geçen üç efsane vardır. (Çinliler, bu efsanelerin hemen hemen aynısını M.Ö. 119'da Hunlar tarafından büyük bir yenilgiye uğratılan Wu-sunlar için değiştirip, kendilerine yontma çabasındalar veya Türk Efsanelerini bozmaya... )  Efsaneye göre Hunlar bir taarruz neticesinde Wu-sun kralını öldürmüş, onun oğlu Kun-mo küçük olduğu için Hun hükümdarı ona kıyamamış ve çöle atılmasını emretmiş. Küçük Kun-mo dişi bir kurt tarafından emzirilmiş ve bu olayı uzaktan seyreden Hun hükümdarı, çocuğun kutsal biri olduğuna inanarak, büyüdüğünde onu Wu-sunların kralı yapmış, içinden Göktürkleri de çıkaran, Çinlilerin Kao-çı (Yüksek Tekerlekli Arabalılar) ve T'ieh-li (Tölös) dedikleri, Orhun nehrinden Volga kıyılarına kadar geniş bir alana yayılan bu güçlü Türk kavimler topluluğu için de "kurttan türeyiş" efsanesi aynı motifi işler. Çin'deki Toba sülalesi devri kaynaklarında efsane özetle şöyle anlatılır:

"Kao-çı kağanının çok akıllı iki kızı varmış. Öyle iyi kalpli ve akıllılarmış ki, babaları onların ancak tanrı ile evlenebileceklerini düşünerek, kızlarını bir tepeye götürmüş. Ancak tepeye ne tanrı gelmiş ne de onlarla evlenmiş. Kızlar burada beklerken ihtiyar bir erkek kurt tepede dolaşmaya başlamış. Küçük kız, kardeşine bu kurdun tanrının kendisi olduğunu söyleyerek tepeden inmiş ve kurtla evlenmiş. Bu suretle Kao-çı halkı bu kız ve kurttan türemiş.".

Bu efsanelerin tekamül etmiş şekli, tarihî realiteye de uygun olarak, Göktürk efsanelerinde ve Ergenekon Destanı'nda görülür. M.S.570'te ortaya çıkan Çin'deki Sui Sülâlesi devrinde Göktürklerle yakın münasebet kuran Çinliler, Türklerden öğrendikleri efsaneyi tarih yıllıklarında not etmişlerdir. Efsane şöyledir:

"... (Göktürklerin) ilk ataları Hsi-Hai, yani Batı Denizi'nin kıyılarında oturuyorlardı. Lin adlı bir memleket tarafından, onların kadınları, erkekleri, büyüklü-küçüklü hepsi birden yok edilmişlerdi. Yalnızca bir çocuğa acımışlar ve onu öldürmekten vazgeçmişlerdi. Çocuğu yaralı vaziyette büyük bataklığın içindeki otlar arasına atmışlardı. Bu sırada dişi bir kurt peydah olmuş ve ona her gün et ve yiyecek getirmişti. Çocuk da bunları yemek suretiyle kendine gelmiş ve ölmemişti. (az zaman sonra) çocukla kurt, karı koca hayatı yaşamaya başlamışlar ve kurt da çocuktan gebe kalmıştı. (Türklerin eski düşmanı Lin devleti, çocuğun hâlâ yaşadığını duyunca) hemen kendi adamlarını göndererek, hem çocuğu hem de kurdu öldürmelerini emretmişti. Askerler kurdu öldürmek için geldikleri zaman, kurt onların gelişinden daha önce haberdar olmuş ve kaçmıştı. Çünkü kurdun kutsal ruhlarla ilgisi vardı. Buradan kaçan kurt, Batı Denizi'nin doğusundaki bir dağa gitmişti. Bu dağ, Kao-ch'ang (Turfan)'ın kuzey-batısında bulunuyordu. Bu dağın altında da çok derin bir mağara vardı. (Kurt) hemen bu mağaranın içine girmişti. Bu mağaranın ortasında büyük bir ova vardı. Bu ova, baştan başa ot ve çayırlıklarla kaplı idi. Ovanın çevresi de 200 milden fazla idi. Kurt, burada on tane erkek çocuk doğurdu. (Göktürk Devleti'ni kuran) A-şi-na ailesi, bu çocuklardan birinin soyundan geliyordu."

Efsanede Türklerin yaşadığı ve göç ettiği yer olarak gösterilen Batı denizi, kimi tarihçilere göre Turfan'ın kuzey batısında yer alan Balkaş gölü veya Aral, hatta Hazar iken kimi tarihçilere göre de Işık göldür. Işık göl ve civarı, Kırgızların millî destan kahramanı olan Manas'ın da yaşadığı bir bölgedir. Ancak burada önemli olan kaynak efsanenin, Göktürklerin " Ergenekon Destanı"nın ilk şekli olmasıdır. Bütün Türk boylarında derin izler bırakan bu destan, içinde tarihî olayları barındırması bakımından da dikkate değerdir.

 

 

 

          Çünkü, görmüş olduğunuz şu "abece" örneği, Göktürk "abece"si örneği, Doğu Türkistan'da 1903'ten itibaren 1914'e kadar dört büyük Alman keşif seyahatlerinde yapılan kazılarda bulunan abeceden bir tanesidir. Yalnız, bu abecenin özelliği, harflerin okunuşunun altında mani harfleri ile transkripsiyonlanmasıdır.

Türkçe de harfler daima bir ünsüzden sonra gelen bir ünlüyle, yani eb şeklinde değil be şeklinde, el şeklinde değil le şeklinde, em şeklinde değil me şeklinde söylenir;

Türkçe'de genel söyleyiş budur. Ama, burada daima ön ünlü ile söyleniyor, yani el, em, en sırası gidiyor. Bu, bütün Türkologlarca, eski Türklerde ünsüzler ön ünlüyle söylenir iddiasına yol açtı. Ben hiç öyle düşünmedim. Bana göre, burada yazılan Mani söyleyi-i, kendi dillerindeki transkripsiyon olup Türkçe harflerin okunuşunu göstermez. Dolayısıyla, Göktürk devrinde de hiçbir zaman el denmemiştir kanaatindeyim. Bana göre le denmiştir.

 

Eski Türk halklanndan kalan Göktürk harfli anıt ve yazıtlan

1. 550-745 yılları arasında Göktürklerden kalan metinler

2. 745-840 yılları arasında Uygurlardan kalan metinler

3. 840'tan sonra Kırgızlardan kalan metinler

4. Tarihsiz oldukları için bu gruplardan hangisine ait olduğu anlaşılamayan metinler

5. îsimleri bilinip henüz ya-yınlan yapılmayan metinler

olmak üzere beş gruba ayı-rarak incelemek mümkündür.

 

I. Göktürk devri (550-745) yazıtlan:

A. 550-745 yıllan arasında hüküm süren Göktürk Kağanlığı'nnın ilk devresine ait tek yazıt bilinmektedir.

Bugut Yazıtı: Bulunduğu yerin adı ile B u g u t Yazıtı şeklinde isimlendirilen bu yazıtın üç yüzü îran dillerinden Sogtça ile yazılmıştır. Bu yazıt 5. Göktürk kağanının mezar taşı olup ilk beş Göktürk kağanı ve devreleri hakkmda bilgi vermek-tedir. Halen Çeçerleg Müzesi'nde bulunan bu yazıtın dördüncü yüzü Brahmi harfleri ile yazılmış olup, harflerin aşırı tahrip olması yüzünden okunamamaktadır,

Bugut yazıtının Türk tarihi bakımından bir değeri de yazıtın üzerinde dişi kurttan süt emen elleri kesik bir çocuğun kabartmasının bulunmasıdır. Bu kabartma Türk destanlanndan Ergenekon-Bozkurt Destanı'na işaret eder.

B. 680-745 yıllan arasında hü-küm süren ikinci hanedanın en eski tarihli yazıtı bir taş baba üzerindeki 6 satırlık yazıttır.

Taş Baba'nm hikayesi:

1920'li yılların sonuna doğru bulunan taş babanın 1928 yılının Eylül ayında fotoğrafçı Erdem Bayr tarafından çekilen 4 resmi taş babanın bulunduğu kurganı ve kurganın üzerindeki taş babayı göstermekteydi. Bu resimler 1929 yılında Moğolistan îlim Ko-mitesi'nden SSCB îlimler Akade-misi'ne gönderilmiştir.

A. N. Samoyloviç, üzerinde yazıt ve çeşitli damgalar bulunan taş babanın resimlerini yazıtı okuması için S. Ye. Malov'a vermiştir. S. Ye. Malov 1933 yılının Mayıs ayında taş baba üzerindeki işaretlerin elle yapılmış kopyelerini Tseveen J. Jamtsarano'dan almış ve yine Malov, Jamtsara-no'nun not defterinde taş babanın bulunma yeri hakkında şu kayıtlan okumuştur:

'Moğolistan'ın başkenti Ula-an-Baatar (Urga)'dan güney-doğuya giden demir yolunun 180 km kadar güney-doğusunda, Doğu-Gobi aymağındaki Çoyr istasyonundan 15 km kuzey-doğuya, Bağa-Sansar dağı yamacındaki Urgin-kalgan araba yolundan doğuya doğru olan burunda genel sınırı belli olmayan üzeri örtülü kurgandaki taş yığınında yüzü güney-batıya doğru bir taş adam durmaktadır". Burada belirtilen bulunma yeri 46 1/1° K - 109 o D mevkiine tekabül etmektedir.

Taş Baba 1929 yılında bulunduğu yerden alınarak Moğolistan'ın baş şehri Ulan-Bator'a getirilmiştir. Taş baba 1990 yılında Ulan-Bator State

 

Central Muse-um (Ulsın Tov Musey)'de teşhir ediliyordu. 1995'de ise Ulan-Bator The National Museum of the Mongolian History'de muhafaza edilmekte, fakat teşhir edilme-mektedir.

Taş Baba'mn özellikleri ve ölçüleri:

Taş baba üzerinde yazıt ihtiva etmesi ile diğer babalardan aynldığı gibi taş babanın heykel tipi de bilinen bütün heykellerden ayrılmaktadır. Heykelin kesiti yarım daire şeklinde olup ön tarafı bombeli, arka tarafı ise düzdür. Tseeveen Jamtsarano ile S. Ye. Malov tarafından alınan ölçüleri şöyledir:

Toprağa gömülü olduğu zamanki yüksekliği 100 cm olan heykelin esas yüksekliği 130 cm'dir. Heykelin yüzünün düşey uzunluğu: 35 cm; yüzünün yatay uzunluğu: 30 cm; bir kulaktan diğer kulağa uzunluğu: 42 cm; boy-unun genişliği: 82 cm; omuz genişliği: 102 cm; belinin çevresi: 100 cm.

 

Taş baba ve yazıtı üzerinde yapılan çalışmalar:

1. S. Ye. Malov'un çalışması:

Taş babanın üzerindeki yazıtın ilk neşri Sergey Yefimoviç Malov tarafından "Novıye pamyatniki s turetskimi runami" başlıklı makalesinde yapıldı.1Altı satırlık metnin ilk satınnı incelemeyen Malov'un bu yayımında her ne kadar transkripsiyon, tercüme ve açıklamalar bulunuyorsa da Malov'un bu neşrini yazıtın "ön yayımı" ola-rak saymak yerinde olur.

2. H. N. Orkun'un çalışması:                                                                           Hüseyin Namık Orkun Eski Türk Yazıtları adlı abidevî eserinin ikinci cildinde "Bir baba yazıtı" başlığl ile Malov'un makalesini Türkçeye adapte etmiş ve bu adaptasyonunda da yazıt hakkında oldukça yanlış görüşler ileri sürmüştür.

3. E. Tryjarski'nin çalışması:                                                                             Edward Tryjarski 1962 yılında bu yazıtı incelemiş ve on işaretin yeniden oluşturulabileceğini belirtmiştir.2

 

ERGENEKON DESTANI

Türklerin türeyişlerini ve çoğalmalarını anlatan destan, Ergene (sarp) ve kon (dağ beli, yamaç) sözcüklerinin birleşmesiyle oluşan Ergenekon sözcüğü sarp dağ beli anlamına gelir ve ilk kez Moğollarca kullanılmıştır.

Değişik dönem ve kaynaklarda farklı biçimler almış olan destanın en yaygın biçimi şöyledir; Oğuz Han’ın ölümünden sonra Göktürklere sırasıyla Gök Han, Ay Han, Yıldız Han, Deniz Han ve İl Han başbuğ olur. İl Han döneminde Türk illerinde Göktürk egemenliğine boyun eğmeyen yurt kalmaz. Bunu kıskanan yabancı kavimler ve özellikle Tatarlar birleyip İl Han’a saldırır. Çarpışma sonunda Tatarlar Göktürkleri kılıçtan geçirir. Bu arada İl Han’ın oğlu Kayı ile yeğeni Dokuz Oğuz ve eşleri tutsak edilir. Bunlar bir süre sonra kaçarak Göktürk yurduna giderler. Burada dağınık halde ve ürkmüş birçok deve, at, öküz vb hayvan bulurlar. Bunları da yanlarına alıp kendilerine güvenli bir yurt ararlar. Bir kurdun ayak izlerinin peşinden giderek dağlar arasında, geldikleri yoldan başka geçidi olmayan yemyeşil bir yer bulurlar ve buraya Ergenekon adını verirler. Bu iki Göktürk’ün çocukları birbirleriyle evlenerek çoğalırlar. Yıllar sonra Ergenekon’a sığmaz olurlar. Sonunda 400 yıl kaldıkları bu yurttan çıkmaya karar verirler, ama çıkış yolunu bulamazlar. Bir demirci dağda bir demir madeni olduğunu, dağın ateşe verilmesiyle yolun açılabileceğini söyler. Göktürkler, bütün dağın çevresine odun ve kömür yığarak yetmiş büyük körükle dağın tutuşmasını sağlarlar. Böylece dağ erir ve Göktürkler Ergenekon’dan çıkar. Bayram ilan edilen bu çıkış günü, daha sonraları her savaşta bir tek tutsak dışında bütün Türkler ölür. Düşmanlar henüz 10 yaşında olan bu tutsağa acıyarak öldürmezler, ama ellerini ve ayaklarını keserek onu bir bataklığa atarlar. Bataklıkta bir dişi kurt onu besler ve düşmanlarından kaçırarak Ergenekon’a götürür. Oğlan ile dişi kurt birleşir ve kurt 10 oğul doğurur. Bu 10 erkek çocuk büyüyünce dışardan kızlar getirip evlenirler. Çoğaldıktan sonra Ergenekon’dan çıkıp Avarlara bağlı olmak üzere Altay dağlarının güney eteklerine yerleşirler.

İslam döneminde ilk kez tarihçi Reşideddin (1248-1313) destandan söz eder. Reşideddin Camiüt-Tevarih adlı yapıtında İÖ 8,yüzyılda Moğollar ile Türkler arasındaki savaşta ütün Moğolların öldüğünü anlatır.

Ergenekon’un Aral Gölü çevresinde ya da Ötüken’e yakın bir yer olduğu sanılmaktadır. Ergenekon’da çoğalan kabilenin, Batı Göktürklerin temelini oluşturan 10 kabile olduğu da söylenmektedir.

                GÖKTÜRK YAZITLARI                                                                  Kuzey Moğolistan’ın doğusuna düşen Orhun şehri civarına, sekizinci yüzyılın ilk yarısında dikilmiş olan üç yazılı taş Türk kültür tarihinde mühim bir yer tutar. Çinlilerin Tu-Kiüe adını verdikleri Göktürklerin elli yıl Çin esareti altında kaldıktan sonra 681 de İlteriş Kağan’ın başkanlığında yeniden nasıl istiklal kazanarak büyük bir devlet kurmağa muvaffak olduklarını anlatan bu yazılı taşlardan birisi, bu istiklal savaşında mühim bir rol oynayan büyük kumandan Tonyukuk’a, ikincisi 731 yılında ölen Göktürk Hakanı Kül Tigin’e, üçüncüsü ise 734’te vefat eden Bilge Kağan’a aittir. Tonyukuk’a ait taşın 725 yılında dikildiği tahmin edilmektedir.

Bu yazılı taşlar da, Yenisey mezar taşları gibi, bir ölünün hatırasını gelecek nesillere anlatmak için dikilmişlerdir. Yalnız bu taşlardan bahis konusu olan şahıslar, devlet kurucu büyük kahramanlardır.

Dikiliş maksatları, ihtiva etmiş oldukları geniş ve tafsilatlı bilgi ve ton bakımından, onlar, basit birer mezar taşı olmaktan ziyade, bir devletin hatırasını ebedileştiren tarihi abide hüviyeti taşırlar. Türk Bilge Kağan, daha ilk satırlardan itibaren, geniş bir kitleye, Türk milleti için o mühim hakikatleri bildirmek maksadıyla şöyle seslenir:

“Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit. Bilhassa küçük kardeş yeğenim, oğlum, bütün soyum, milletim, güneydeki şadpıt beyleri, kuzeydeki tarkat, buyruk beyleri, Otuz Tatar... Dokuz Oğuz beyleri, milleti! Bu sözümü iyice işit, adamakıllı dinle:”

Hitap eden şahsın otoritesi, hitap edilen kitlenin genişliği ve hitap ediş şekli bakımından, sadece bu satırlar bile, bu abidelerin Yenisey mezar taşlarından farklı bir mana ve mahiyet taşıdığını göstermeğe kafidir. Burada bir devlet, bir millet ve onun mukadderatı bahis konusudur.

Yukarıdaki satırlardan sonra Bilge Kağan, yapmış olduğu seferleri, Türk milletini götürdüğü yerleri anlatmakta ve şimdi neden Ötüken ormanında oturduğunu izah etmektedir:

“Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tabidir. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında olursa ilde sıkıntı yoktur.

Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevkettim. Denize ulaşmama az kaldı. Güneyde Dokuz Ersine kadar ordu sevkettim. Tibet’e ulaşmama az kaldı. Batıda İnci nehrini geçerek Demir Kapı’ya kadar ordu sevkettim. Kuzeyde Yir Bayırku yerine kadar ordu sevkettim. Bunca yere kadar yürüttüm. Ötüken ormanından daha iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş”.

Bir kahramanın yapmış olduğu savaşlarla geniş bir mekana ve insan kitlesine hakim olduğunu anlatan bu satırlar, bize Oğuz Kağan’ı hatırlatıyor: Yalnız burada bahis konusu olan kahraman, efsanevi bir tip değil, tarihi bir şahsiyet; hakim olduğu yerler de müphem destan mekanı değil belli ve muayyen yerlerdir. Şahsın ve mekanın belirli oluşu bu satırları destani olmaktan çıkararak tarihi yapmaktadır. Fakat kudret iradesi ve geniş bir mekana hakim olma fikri bakımından, Oğuz kağan ile Bilge Kağan arasında hiçbir fark yoktur. Bu benzeyiş, bize destan ile tarihin hemen hemen aynı davranış tarzının ve hayat görüşünün ifadesi olduğunu gösterir.

Göktürk yazıtları, “Tarihi yaratan kavimler, kavimleri hareket ettiren ise muayyen tarzda yaşama iradeleri, yani kültürleridir.” Tezini savunan Alman mütefekkiri Erich Rothacker’in görüşünü teyit eden güzel örneklerden biridir.

 

GÖKTÜRK ALFABELERİNİN ÖZELLİKLERİ VE YAPISI

Orhun harfleri Finli Bilgin Heikel’e göre “rünik” alfabenin harflerinden, Otto Donner’e göre ise Lykia, Hitit ve Friz harflerinden türemiştir. Thomsen önce söz konusu harflerin Arami ya da Pehlevi harflerinden geldiğini ileri sürmüş, daha sonra da Gauthiot gibi Soğd harflerinden çıktığı görüşünü benimsemiştir. Radlov, Orhun alfabesinin Arami ya da rünik kökenli olduğu görüşünü savunurken, Aristov, Mallitski, E.V Polivanov, daha sonra da R.Rahmeti Arat ve Ahmet Caferoğlu bu harflerin Türk damgalarından çıktığı konusunda görüş birliğine varmışlardır. Orta Asya Türklerin toplumsal yapılarına ve kültürlerine ilişkin çok değerli bilgiler veren Orhun yazıtları Yenisey yazıtlarına göre daha gelişkindir. Türkçenin ilk yazılı belgeleri olan ve hem tarihsel, hem siyasal içerik taşıyan yazıtların nazımla mı, nesirle mi yazıldığı konusu günümüzde de tartışmalıdır.

Göktürk yazısı sağdan sola doğrudur ve her sözcük arasında iki nokta bulunur. Türklerin ilk ulusal alfabesi kabul edilen Göktürk alfabesinde dördü ünlü, 34’ü ünsüz, 38 harf vardır. Harfler birbiriyle birleşmez. Sözcük başında ve içindi ünlü yoktur. Sözcük sonundaki ünlü ise her zaman belirtilmemiştir. Alfabede ünsüzler hem ince, hem kalın biçimleriyle yer almış, ayrıca çift ünsüzleri gösteren harflere de yer verilmiştir. Bugünkü Türk lehçelerinin tümünde görülen sesbirim ve biçimbirim özelliklerinin kökenleri Göktürkçeye kadar çıkmaktadır.Tümce yapısı genellikle “özne – tümleç(ler)-yüklem” sıralanışını izler. Yalın tümcelerin yanında girişik ve birleşik tümceler de yer alır.

Köktürkçe olarak da bilinir, 6-8 yüzyıllarda Göktürklerce konuşulan Türk dili. Göktürkçe dönemi Türk dilinin tarihsel gelişiminde belgelere dayalı ilk dönemdir.

Bugün Moğolistan SSC sınırları içinde Orhun ve Yenisey ırmakları arasında bulunan Göktürk yazıtlarından (Kültigin Bilge Kağan, Tonyukuk, Ongin, Köl-İç-Çör-Selenga Karabalsagun,Suci)ilk kez İranlı tarihçi Güveyni’nin (Ö.1238) tarihi Cigangüşa adlı yapıtında ve Çin kaynaklarında söz edilmiştir. Bu yazıtlar çözmeyi başaranlar Danimarkalı Türkolog Thomsen (ö.1927) ve Rus Türkolog Radlov’dur.

 

 

ORHUN YAZITLARI

Moğolistan’ın kuzeyinde bulunan eski Türkçe yazıtlardır. Yazıtlar 38 rünik harften oluşan Orhun alfabesi ile yazılmıştır. Büyük çoğunluğu taşlar üzerine kazılı olan Orhun yazıtları geniş bir bölgede dağınık bir biçimde bulunur. İlk kez 1893’te Danimarkalı bilgin Vilhelm Thomsen tarafından okunmuştur. Orhun yazıtları bulundukları yere göre gruplandırılmaktadır. Kuzey Moğolistan yazıtları, Orhun Irmağı kıyısında bulunan altı yazıttan oluşur. Bunların üçü çok önemlidir. Bu yazıtlardan ilki Bilge Kağın tarafından 732’de küçük kardeşi Kültigin adına Orhun Irmağı vadisinde, Koşo-Çaydam Gölü çevresinde dikilmiştir. Kültigin yazıtı bilge kağan’on ağzından yazılmıştır. Oyuk bir kaideye oturtulan yazıtın yüksekliği 3.75 cm’dir. Dört cephelidir ve yukarıya doğru gittikçe daralır. Doğu ve batı cephelerinin genişliği aşağıa 132 cam, yukarıda 122 cm dir. Güney ve kuzey cepheleri ise aşağıda 46 cm, yukarıda 44 cm dir. Üstü kemer biçiminde biter ve yukarıda beşgene dönüşür. Yazıtta Kültigin Ve Türk budunu övülür. Yazıtın önünde bulunan 4,5  kmlik düz yolun iki yanında 169 balbal sıralanır. Bu Kültigin’in öldürüldüğü düşman sayısıdır. Burada ayrıca çeşitli işlemeli taşlar, heykel parçalrı vb bulunur. 1958’de bu yapıtlar arasında Kültigin’in başı ile karısının bedeni ve yüzünün bir bölümü de bulunmuştur. Yazıtta Türk ve Çinli sanatçılar birlikte çalışmış, yazıları da Bilge Kağın’ın yeğeni Yollğtığın kazımıştır.

Kültigin Yazıtı’nın 1 km uzağında Bilge Kağan Yazıtı bulunur. Biçimi, düzenlenmesi ve yazısı Kültigin Yazıtı ile aynıdır. Ama bilge kağan Yazıtı biraz daha yüksektir. 735’te dikilen yazıt gene Bilge Kağan’ın ağzından yazılmıştır. Kültigin’in ölümünden sonraki olayların da anlatıldığı yazıtın hakkakı (kazıyıcı) gene Yolluğtiğin’dir. Bu yazıtın evresinde de türbe kalıntısı, heykeller, balballar ve taşlar vardır.

Kültigin ve Bilge Kağan yazıtlarının biraz doğusunda Tonyukuk yazıtı yer alır. Yazıt Yazola Irmağının yukarısında, Bayn Çokto’nun yakınındadır. Öbür iki yazıt devrilip kırıldıkları halde Tonyukuk Yazıtı hala ayaktadır. Bu yazıt dört cepheli iki taştan oluşur. Taşlardan biri daha büyük olup 1.5 m boyundadır. Tonyukuk’un ağzından yazılan yazıt süsleme, yazı ve konum olarak öbür iki yazıt kadar önemli değildir. Bu yazıtın çevresinde de türbe kalıntısı, heykeller, balballar ve işlemeli taşlar vardır. Yazıtta Doğu Göktürk Kağanlığı’ndaki önemli olaylar anlatılır.

Öbür Orhun Yazıtları’ından Orgin Yazıtı, 1891’de Orgin Irmağı kıyısında bulunmuştur. 731’de dikildiği sanılan yazıt Alpeletmiş ( bir görüşe göre Taçam) adlı bir Türk beyine ait olup içinde İlteriş ve Kapağan kağanların adı geçer. Yazıtta Oğuzlar ve Çinliler ile yapılan savaşlardan söz edilmektedir.

Orta Moğolistan’da 1928’de bulunan İhe Hüşotü yazıtı, Küli-Çur adlı bir bey adına 716’da dikilmiştir. Yazıtta ilteriş, Kapağan ve Bilge kağanların adı geçer. Tarduşların başı olduğu sanılan Küli-Çur’un kağanlara hizmeti ve öbür boylarla yaptığı savaşlar anlatılır.

 | Puan: 7 / 5 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar

Aslıhan { 28 Aralık 2015 22:42:04 }
[:p)] harika
Di?er Sayfalar: 1. 

 

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA