İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2129338 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

KIBRIS SORUNU

Kategori Kategori: Tarihi olaylar | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 2676 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 10 Aralık 2010 10:30:17

Dünyadaki diğer memleketlerle kıyaslanacak olursa, büyüklük bakımından belki önemli bir yer işgal etmez, fakat şimdi olduğu gibi, eski zamanlarda da Doğu Akdeniz’e ve buradan geçen ticaret yollarına hakim idi. İşte bu sebepten dolayıdır ki, tarihi devirlerde sık sık istilalara uğradı ve Akdeniz e hakim olan devlet, Ada yı ele geçirdi.

 KIBRIS   SORUNU

Tarihte  Kıbrıs

Dünyadaki diğer memleketlerle kıyaslanacak olursa, büyüklük bakımından belki önemli bir yer işgal etmez, fakat şimdi olduğu gibi, eski zamanlarda da Doğu Akdeniz’e ve buradan geçen ticaret yollarına hakim idi. İşte bu sebepten dolayıdır ki, tarihi devirlerde sık sık istilalara uğradı ve Akdeniz’e hakim olan devlet, Ada’yı ele geçirdi.

Kıbrıs, doğu ile batı arasında bir köprü vazifesini görmesinden dolayı, Akdeniz etrafında gelişen medeniyetlerin etkisi altında kalmıştır.

Doğu Akdeniz’de ticaret yollarının üzerinde bulunan, zengin madenlere, sık ormanlara ve mutedil bir iklime sahip olan Kıbrıs, komşu ülkelerde kurulan kuvvetli devletlerin her zaman dikkatini çekmiştir.

Mısır’ın Onsekizinci  Sülalesine mensup bulunan Tutmez III. Suriye’yi tamamen hakimiyeti altına aldıktan sonra, Doğu Akdeniz’e hakim olan Kıbrıs Adası’nı M.Ö: yaklaşık 1450 tarihinde zaptetti.

450 sene kadar Kıbrıs’a hakim olan mısırlılar, Ada’nın medeniyeti üzerinde hiçbir etki yaratmadı. Çünkü bunların gayeleri sadece zaptetmek ve hükmetmekti.

Ananeye göre yunan sömürgeciliği Truva Savaşı kahramanlarından Teucred’in Salamis şehrini kurtarması ile başlar. Yunan sömürgeciliğinin Kıbrıs’ta yerleşme devri kesin olarak söylenemez ise de, M.Ö. 1.200-1.000 yılları arasında olduğu söylenebilir. Salamis şehri, Kıbrıs’ta bulunan diğer Yunan şehirlerinin başı olmuştur. Denizci olan Yunanlıların kurdukları diğer önemli şehir krallıkları Soli, Marion, Baf, Curium ve Girne idi.

Yunan şehir krallıkları Pers Kralına karşı M.Ö. 350 yılında isyan etmişlerse de başarı kazanamamışlardır ve yine Pers hakimiyetini tanımak zorunda kalmışlardır. Yunan idaresi hiçbir zaman Ada’ya hakim olamamıştır.

Türkler, Anadolu’nun fethinden sonra ve özellikle Anadolu Birliğini kurma mücadelesi sırasında Kıbrıs ile ilgilenmişlerdir. Türkiye Selçukluları hükümdarı Sultan II. Kılıçarslan zamanında Anadolu şehirleriyle Kıbrıs arasında sıkı bir ticari bağ vardı. Zira Doğu-Batı ticaret yolları Kıbrıs Adası üzerinde düğümleniyordu.

Selçuklu Sultanı İzzeddin Keykavus, Kıbrıs ile Anadolu arasındaki ticareti geliştirmek, Antalya üzerinden Avrupa ve Mısır’a yapılan ihracatta Kıbrıs Adası’nın taşıdığı ehemmiyetten dolayı Kıbrıs Latin Kralı Hugues’e 1213 yılında elçi ve mektup göndermiştir. Selçuklu–Kıbrıs münasebetleri tarih boyunca devam eden Anadolu–Kıbrıs münasebetlerinin bir halkasıdır. Çünkü Anadolu Birliğini kuran Türkler Anadolu’nun siyasi ve ticari emniyeti bakımından ada ile yakından ilgilenmişlerdir. Anadolu’dan Suriye ve Mısır’a yönelik askeri faaliyetlerde merkez olmuştur. Anadolu’daki siyasi istikrar ve aksi durum hemen adaya yansımıştır. Haçlı seferleri, fetret devirleri sırasında Ada, Anadolu için tehlike merkezi; Anadolu’da birlik ve bütünlüğün tesis edildiği dönemlerde de Anadolu’ya bağlı olmuştur. Bu özelliği  dün – bugün değişmediği gibi, gelecekte de değişmeyecektir.

Anadolu, Suriye, Mısır ve Doğu Akdeniz ticaret yolları üzerinde yer alması, tarihin bilinen ilk devirlerinden itibaren Ada’nın önemini muhafaza etmesine ve devam ettirmesine sebep olmuştur. Bu özelliği dolayısıyla Kıbrıs tarihi Ege, Mezopotamya, Suriye, Anadolu ve Mısır tarihleri ile iç-içedir.

M.Ö. 2.000 Girit ve Aka medeniyeti etkisinde kalan Ada, M.Ö.1.500 yıllarında Mısır’a bağlandı. Ege, Anadolu ve civarında başlayan Dor istilası sırasında bu istiladan kaçarak Kıbrıs’a göçenler birçok siteler kurdular ve bu sitelerden dokuz krallık oluştu ve daha sonra bunlar Fenikeliler hakimiyetine girdi. M.Ö. 8. yüzyılda Asurluların etkisine giren Ada M.Ö. 612 de Mısır’ın hakimiyetine geçti. M.Ö. 525 yılında ise Pers kralı Kambiz tarafından  zaptedildi.

Ada’daki Pers hakimiyeti Makedonyalı Büyük İskender’in Perslere karşı kazandığı İssus savaşı (M.Ö:333)’na kadar devam etmiştir. Porteus Cato tarafından Roma’ya bağlanan Kıbrıs, M.S. 395 yılına kadar bu durumunu muhafaza etmiştir. Roma İmparatorluğunun bu tarihte ikiye ayrılmasından sonra Kıbrıs Adası, Doğu Roma İmparatorluğu’nun yani Bizans’ın hissesine düşmüştür.

Bizans dönemi Kıbrıs’ta önemli değişikliklerin olduğu bir dönemdir. Hıristiyanlığın doğuşu sırasında, Kıbrıs adası bu yeni dini kabul eden ilk Roma eyaletlerinden birisi idi. Kıbrıs’ta İstanbul başpiskoposu I. Epiphanios (368-403) un çabaları sonunda Ortodoks kilisesi tesis edilmiş, ancak Katolik-Ortodoks mücadelesi Ada’nın Türkler tarafından fethine kadar devam etmiştir.

Bizans döneminin diğer önemli bir sonucu Yunanlılıkla ilgisi olmayan Kıbrıs Hıristiyan halkının, Rumca’nın Bizans’ın resmi dili olmasından sonra bu yeni dili benimseyerek Rumlaşmış olmalarıdır. Bizans idaresindeki Kıbrıs Adası VII. yüzyılda yeni bir mücadeleye sahne oldu. Doğu’dan Bizans’ı tehdit eden İslâm orduları bu arada Kıbrıs’ı da fethetmek üzere harekete geçmişlerdi. Bunun sonucu olarak 632-964 yılları arasında 24 defa Ada, İslâm orduları tarafından kuşatıldı. 649 yılında Muaviye tarafından Rodos’la birlikte fethedilen Kıbrıs, İslâm devletlerine vergi vermeye başlamıştı.

III. Haçlı Seferi (1189) Kıbrıs’ın tarihinde yeni bir dönemin de başlamasına sebep oldu. Rişard 1191 yılında Kıbrıs’ı ele geçirerek Bizans yönetimine son verdi.

Kıbrıs Cumhuriyeti

Cumhuriyetin anayasasına göre yapılan seçimlerle Rum önderi Makarios Cumhurbaşkanı, Türk toplumu önderi Dr. Fazıl Küçük Cumhurbaşkanı yardımcısı seçildiler. Adadaki İngiliz üslen korunuyordu. Anayasa'ya göre bazı bakanlıklar Türkler'e bırakıldı; kendi belediyelerini kurmalarına da izin verildi. Ancak Rumlar Türkler'e verilen hakları tanımak istemediler. Tarafsız Anayasa mahkemesinin Türkler lehindeki kararlarını da uygulamadılar Enosis yanlısı EOKA Örgütü de saldırılarını yoğunlaştırdı. Makarıos, anayasayı değiştirmek istediklerini resmen açıkladı (kasım 1963). Aralık 1963'te olaylar çatışmaya dönüştü; üç gün içinde 24 Türk öldürüldü. Saldırıları durdurmak amacıyla Türk uçakları ada üzerinde uyan uçuşları yaptılar. İngiltere duRuma müdahale etti. Londra'da İngiltere, Yunanistan, Türkiye, Kıbrıs hükümeti ve adadaki cemaat temsilcilerinin katıldığı bir konferans toplandı (Ocak 1964). Konferansta bir anlaşmaya varılamadı; Rumlar Garanti Antlaşmasının kaldırılmasını istediler. 1964 martında Birleşmiş Milletler bir barış gücü oluşturularak adaya gönderilmesine karar verdi. Birleşmiş Milletler'ce atanan arabulucular da toplumlar arasındaki gerginliği azaltamadı. Artan Rum saldırıları karşısında Türk birlikleri ve donanması şubat 1964'te adaya doğru yola çıktıysa da üç gün sonra geri döndüler. Nisan 1964'te Makarıos, tek yanlı olarak, Zürich ve Londra anlaşmalarını geçersiz saydığını açıkladı. Türkiye Dışişleri Bakanının, gerekirse adaya çıkartma yapılabileceğini açıklaması üzerine ABD Başkanı Johnson, Başbakan İnönü'ye bir mektup göndererek böyle bir harekeli onaylamadıklarını, Türkiye'nin ABD'ce verilen silahları kullanamayacağını ileri sürdü (johnson mektubu); İnönü'yü görüşmek üzere ABD'ye çağırdı. Rumların adadaki Türkler'e saldırıları 8-9 ağustosta Türk uçaklarının Rum hedeflerini bombalaması üzerine durdu. 21 nisan 1967'de Yunanistan' da albaylar cuntası iktidara geldi. Adadaki EOKA örgütü, önderleri Grivas yönetiminde, Yunanistan'daki cunta desteğinde Geçitkale ve Boğazköy köylerindeki Türkler'e saldırdılar. Türk donanması, çıkarma birlikleri yine Akdeniz'e açıldı; uçaklar uyarı uçuşlarına başladı, Makarios bir kez daha gerilemek zorunda haldı. Türkler'e karşı saldırılar bir süre ertelendi. 29 aralık 1967'de "Kıbns Geçici Türk yönetimi" kuruldu. Makarios 1968 ve 1973 seçimlerinde Cumhurbaşkanı seçildi, Rauf Denktaş da 16 Şubat 1973'te Cumhurbaşkanı yardımcısı oldu. 1967 saldırılarından sonra çağrıldığı Yunanistan'a giden çeteci Grivas, Makarios'un Enosisin ertelenmesinden söz ettiği günlerde adaya geri döndü (1971). Bu kez Makarıos yanlısı kişilere karşı da eylemlere girişti; Rum karakollarını bastı. Grivas, Ocak 1974'te öldükten sonra, yeniden örgütlenen EOKAB eylemlerini sürdürdü, Ulusal muhafız birlikleri Yunanlı subaylar yönetiminde Makarios'a karşı bir darbe düzenledi (15 temmuz 1974). Ağrotur İngiliz üssüne sığınan Makarios oradan ABD'ye kaçtı. EOKAB önderi Nikos Sampson Başkan ilan edildi. Türkiye, darbeyi Yunanistan'ın bir girişimi olarak değerlendirdi, Başbakan Bülent Ecevit, İngiltere Başbakanıyla görüştü; garantör devlet olan İngiltere'nin Kıbrıs'taki olaylara müdahalesini, Makarios'un  geri dönmesini istedi. İngiltere etkili girişimlerde bulunmaktan kaçındı; ABD, arabuluculuk girişimleriyle oyalama siyasetine başvurdu. Kıbrıs'ta Türkler'in durumlarının sarsıldığını, Anayasa'nın fiilen ortadan kaldırıldığını gören Türkiye, 20 Temmuz1974’te Kıbrıs'a askeri birlikler çıkarmaya başladı. (Kıbrıs Barış Harekatı). Yunanistan'da Enosis’i gerçekleştirmeye girişen askeri hükümet Kıbrıs çıkarması karşısında iktidardan uzaklaşmak zorunda kaldı. Karamanlis sivil hükümeti kurdu. Kıbrıs'ta Ulusal Muhafız örgütü Sampson'u Başkanlıktan aldı; onun yerine Meclis başkanı Glafkos Klerides geçici Cumhurbaşkanı atandı. Cenevre'de Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin katılmasıyla görüşmeler başladı (25-30 temmuz., 8-13 Ağustos). Yunanistan ve Türkiye Dışişleri Bakanları görüşmelerde bir anlaşmaya varamadılar. Türkiye harekâtın ikinci aşamasını başlattı ve Gazi Mağusa, Lefkoşa Erenköy'den geçen ve adayı ikiye bölen Attila battı tutuldu.

Harekât sırasında güneyde kalan 10 000 Türk, Ağrotur İngiliz üssüne sığındı ve İngilizler tarafından rehin alındı. Türkiye'yle yapılan görüşmelerde pazarlık konusu yapıldı. Rehineler 1975 yılı başında serbest bırakıldı.

Harekâtın tamamlanmasından sonra Rumlarla Türk toplumu arasında görüşmeler yeniden başladıysa da Makarios' un adaya dönüp Cumhurbaşkanlığı makamına geçmesiyle (Aralık 1974) bir ilerleme sağlanamadı. Makarios, Türklerin nüfusları oranında (% 18) toprak almalarını, adada dağınık olarak kurulacak Türk kantonlarının güçlü bir merkezi yönetime bağlanmasını istiyordu. Türkler ise gevşek bir merkezi yönetim yanında, coğrafî esaslara göre iki grupta toplanan kantonların kurulmasını savunuyorlardı. Bir anlaşmanın sağlanamaması üzerine adanın Türk kesiminde Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD) kuruldu (13 şubat 1975); Rauf Denktaş federe devletin başkanı oldu.

İki kesim, toplumlararası görüşmelerin Birleşmiş Milletler genel sekreteri Waldheim gözetiminde sürdürülmesini kabul etti. Viyana'da yapılan toplantılarda  (8 mayıs-31 temmuz 1975) iki kesim arasında nüfus değişimi kabul edildi; güneyde kalan Türkler Kuzey Kıbrıs'a geçtiler. Ada fiilen ikiye bölünmüş oldu.

Rumlar görüşmelerde devletin federasyon yapısında olmasını kabul ettiler; ancak Türk birliklerinin en kısa zamanda adadan çekilmesini, federal hükümet ve çeşitli kuruluşlarda görev alacak olan Türklerin oranının % 25'i aşmamasını, adanın toprak olarak % 20'sinin Türklere bırakılmasını, Kıbrıs'ın toprak bütünlüğünün uluslararası güvenceye bağlanmasını, adada seyahat ve birleşme özgürlüğünün kabul edilmesini istiyorlardı. Türk tarafıysa iki bölgeli federe devlet kurulmasını, Türk birliklerinin barış antlaşması imzalandıktan sonra adadan ayrılmasını, federal hükümette Türkler'le Rumlar'ın aynı oranda temsil edilmesini, Türkler'in topraklarının, tapulu mülklerin toplamından daha az olmasını, Kıbrıs'ın bağımsızlığının Türkiye ve Yunanistan tarafından garanti edilmesini savundular.

 KTFD'de ilk seçimler Haziran 1976'da yapıldı. Rauf Denktaş'ın önderi olduğu Ulusal Birlik Partisi 40 milletvekilliğinden 29'unu kazandı.

 

 

1974’ten  1998’e Kıbrıs

Barış Harekatlarından bugüne gelirsek, 1974 yılında oluşan adadaki fiili durum sürmekte ve Kıbrıs sorunu Türk-Yunan uyuşmazlığının en ciddi nedenlerinden biri olmaya devam etmektedir. Tabiatıyla Kıbrıs sorununun çözümü, Türk-Yunan uyuşmazlığının çözümü için de önemli bir adım olacaktır. Kıbrıs sorunu, bugün, Türkiye, Yunanistan, Avrupa Birliği ile ABD arasında dörtlü bir ilişkinin odağındadır.

Doksanlı yıllarda Kıbrıs’ın stratejik konumu, Türkiye’nin güvenliği açısından daha önemli bir hale gelmiştir. Türkiye’den geçerek Akdeniz’e ulaşacak petrol boru hatlarının güvenliğinden GAP’ın güvenliğine, Manavgat suyunun taşınmasının güvenliğinden İsrail’in güvenliğine, hatta Avrupa Birliği’nin Akdeniz havzasına yayılma politikasına kadar birçok konu artık Kıbrıs’ın stratejik konumuyla doğrudan ilgili hale gelmiştir.

Dolayısıyla, Kıbrıs sorununu yeniden tanımlamak gerekmektedir. Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’nin tam üyeliğine kabul edilecek olması, Türkiye ve Kıbrıs Türk toplumu tarafından Kıbrıs sorununun çözümü konusunda sadece Avrupa Birliği’nin çözümü olarak algılanmamalıdır. Paris Şartı’nın imzalanmasıyla Soğuk Savaşın 1990 yılında resmen sona ermesiyle birlikte Kıbrıs masasını kuran ABD’nin, Doğu Akdeniz’in güvenliğini kendi güvenliği ile özdeşleştirme hazırlıkları içinde olan İsrail’in ve kaçınılmaz olarak bölgesel güç olacağı tahmin edilen Türkiye’nin tutumları Avrupa Birliği’nin ve Yunanistan’ın pazarlık gücünü ciddi olarak etkileyecektir. ABD, Avrupa Birliği’nin Bosna ve Kosova konularındaki beceriksizliğini unutmamıştır. Ayrıca, Avrupa Birliği ülkelerinin ekonomik başarıyla uluslar arası politikadaki yerlerinin doğru orantılı olmadığı ortadadır.

Bu arada, Türkiye’yi yüzyılımızın yalnızlığına sürükleyecek ve 1946’da yaşadığımız yalnızlık sendromunu bile aratacak olan NATO ve Rusya arasında   27 Mayıs 1997 tarihinde Paris’te imzalanan Antlaşmanın, Türkiye’yi, Avrupa Güvenlik Sistemi’nden uzaklaştırarak Orta Doğu’da yeniden oluşturulmaya çalışılan denge hesapları içine itmesi, Kıbrıs sorununu da derinden etkileyecektir.

Avrupa Birliği ve NATO’nun genişlemesinin birbirini tamamlayıcı ve birbirine paralel süreçler olmasını ve bu genişlemenin uzun döneme yayılmasını destekleyen Türkiye, hem Avrupa Birliği’nin muhtemel üyesi, hem de etkin bir NATO üyesi olma gayretini elden bırakmamalıdır.

Sonuç olarak, kuruluşunun 75’inci yılını idrak ettiğimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu dönemde Lozan Antlaşması ile sorun olmaktan çıkan Kıbrıs Sorunu, günümüzde zorunlu olarak tekrar Türkiye’nin gündemine girerek, Türkiye’nin tarihi geçmişinden kurtulamayacağını, zamanın ve değişen konjonktürün Türkiye’yi tarihi ile hesaplaşmaya ve bölgesel güç olmaya zorladığını özümüze batırırcasına göstermektedir.

Cumhuriyet  Dönemi

1960’a kadar İngiliz İdaresi altında olan Kıbrıs’(ta, Türkiye gelişmeleri yakından izlemiş fakat yönetim İngiliz idaresinde olduğu için İngiltere’nin içişlerine karışmak istememesi nedeniyle müdahaleci bir tavır sergilememiştir. Bununla birlikte, 1954 yılında Yunanistan’ın Kıbrıs sorununu ilk defa Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na taşıması ve Yuman temsilcinin ada halkının kendi kaderini tayin hakkı olduğunu ve buna bağlı olarak adanın Yunanistan’a bağlanması gerektiğini ifade etmiş olması Türkiye’nin de bir aktör olarak soruna müdahale etmesini gerekli kılmıştır. Bundan önce, İngiliz idaresinin sonlarına doğru Rumların Yunanistan’a bağlanma yolunda aktif bir mücadeleye başlamış olmaları Türkiye’yi ve Türk halkını da harekete geçirmiş ve adanın Yunanistan’a bağlanamayacağı hususu Türk tarafınca açıkça ifade edilmiştir.

Kıbrıs bağımsızlığını kazanmasıyla 1960 yılında başlayan iki toplumun bir arada barış içinde yaşaması deneyimi pek sağlıklı bir netice getirmemiştir. Özellikle Türk tarafının 1960 Anayasasına bağımlı kalınması ve kendi rızaları dışında Rum tarafının yapmak istediği değişikliklere karşı çıkmaları; buna karşılık Rum tarafının Türk tarafını bypass etmek suretiyle kendi istedikleri bir takım değişiklikleri Türk tarafına kabul ettirmeye zorlamaları ilişkileri gerginleştirmiş ve Türk tarafına yönelik bir şiddet hareketinin doğmasına neden olmuştur.

Kıbrıs sorunu Türkler açısından son derece hassas karşılanan bir konudur, bu noktada Türkiye ve özellikle Türk halkı en yakın müttefiki bildiği Amerika  tarafından böyle şiddetli bir ikaza uğramayı ve yalnızlığa itilmeyi bir türlü kabullenememiştir.

Uluslar arası Hukuk Açısından  S 300 Krizi

Bu noktada Kıbrıs Rum kesiminin adaya S 300 füzelerini yerleştirmeye kalkışması tehlikeli bir gelişmenin habercisi olarak görülmektedir. S 300 füzelerinin yerleştirilmesinin Rum kesimince bir takım politik amaçlara ulaşmaya alet edilmeye çalışılmasının muhtemel tehlikeleri yanında hukuken de böyle bir hakka sahip olup olmadıklarının incelenmesi gereklidir.

Askeri zorunluluk prensibi gözönünde bulundurulduğunda ilk olarak şöyle bir soru akla gelmektedir. Bu silahların kullanımı adadaki mevcut durum ve askeri koşullar gözönünde bulundurulduğunda böyle bir silahlanmayı gerektirecek bir durum söz konusu mudur? Şüphesiz bugün Kıbrıs Rum kesimini tehdit edecek bir Türk tehdidi söz konusu değildir. Arada savaş durumunu oluşturacak belirgin bir gelişme yoktur, aksine son olarak Türk tarafının görüşmeye açık olduğunu belirtmesi ve konfederasyon teklifinde bulunması böyle bir tehdidin olmadığını açıkça göstermektedir.

Bugün hala Kıbrıs sorununa tatminkar bir çözüm bulunmaya çalışılıyor. Ancak yıllardan beri görülen şu ki mevcut güven bunalımına ilaveten durumu daha da güçleştirecek bir takım olumsuz adımların atılması bu sorunun çözümünü imkansızlaştırmaktadır. Tarih içinde Türk tarafına karşı kullanılan şiddetin oluşturduğu olumsuz Rum imajının izlerinin silinmeye çalışıldığı bir ortamda, buna mukabil olarak Rum-Yunan tarafınca barışçıl adımlar atmak yerine adaya gerginliği artıracak S300 füzelerinin yerleştirilmeye çalışılması sorunun kaba kuvvetle çözümü seçeneğinin Rum yönetimince ön plana çıkartıldığını göstermektedir. Her şeye rağmen henüz vakit varken Rum tarafının uluslar arası hukuktan doğan mükellefiyetlerini gözönünde bulundurarak S 300 füzelerini adaya konuşlandırmaktan vazgeçmesi en doğru yol olacaktır. Buna karşılık Türkiye’nin barışçıl bir çözüm için diyalog arayışlarına devam etmesi yerinde bir karar olacaktır.

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA