İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2129333 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

KIRŞEHİR İN TARİHÇESİ

Kategori Kategori: Şehirler-köyler | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 3409 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 11 Aralık 2010 06:46:46

Kırşehir, ilk çağlardan beri Hititler, Frigler, Makedonyalılar, Helenler, İranlılar, Romalılar ve Bizanslılar yönetiminde ve çeşitli kültürlerin etkisi altında kalmıştır. Bunlardan ayrı olarak Kırşehir e Alan, Kelt ve kumanlar gibi Türk soyundan kavimlerde gelip yerleşmişlerdir.

KIRŞEHİR’ İN TARİHÇESİ :

 

Kırşehir, ilk çağlardan beri Hititler, Frigler, Makedonyalılar, Helenler, İranlılar, Romalılar ve Bizanslılar yönetiminde ve çeşitli kültürlerin etkisi altında kalmıştır. Bunlardan ayrı olarak Kırşehir’e Alan, Kelt ve kumanlar gibi Türk soyundan kavimlerde gelip yerleşmişlerdir. Oğuz Türklerinin Anadolu’ya 11.yüzyılda yerleşmek ve burayı ebedi vatan yapmak amacıyla gelişleri, yine o çağlarda İslamiyet’in bu bölgede yayılmaya başlaması da Kırşehir kültürünü oluşturan faktörlerdi.

Kırşehir ilinde yazılı tarih dönemi Hititlerle başlamış olmakla beraber, ilin bu dönemdeki adı bilinmemektedir. Hattuşaş (Boğazköy) ‘tan güneye inen yol üstünde bulunan Kırşehir, önemli bir Hitit merkeziydi. Ancak, buradaki yerleşmenin adına Boğazköy metinlerinde de rastlanmamaktadır. Kent bir dönem Aque Saravenae adıyla da anılır(1).

Kırşehir, Güney ve orta Anadolu’yu birbirine bağlayan yol üstünde olması ve yakınında kaplıcalar bulunması sebebiyle Bizans döneminde de önem verilen bir kent olmuştur. Önceleri, Makissos(Macissus) diye bilinen kent, imparator Justinianopolis ismini almıştır.

Eski adı Gül şehri olan Kırşehir, Orta Anadolu’nun yayla bölgesine düşer. Kızılırmak ve Delice Çayı’nın kolları arasında olup kervan yolları üzerine kurulmuş küçük bir durak yeridir. Ankara’nın 185 km güneyindedir(2). Selçuklular ve Osmanlılar zamanından beri Anadolu’nun önemli şehirlerinden birisi olmuştur. Selçukluların son zamanlarında Gül şehri bir kültür merkezi olmuştur. Bunun en büyük nedeni ise I. Alaaddin Keykubat’ın Kırşehir de Cacabey Medresesini kurması olmuştur. Bu ilim merkezinde yetişen ünlü bilim adamları ise Aşık Paşa, Süleyman Türkmani, Ahmet Gülşehri, Ahi Evran Veli, Cacabey, Hacı Bektaş Veli ve Aşıkpaşazadedir(3).   

Kırşehir’e Gül Şehri denmesinin sebebi ise 13. ve 14. yüzyıllarda Anadolu dil, edebiyat ve kültür sahasının önemli isimlerinden Ahmed-i Gülşehri ve Mesud-i Gülşehri’nin bu şehirde yetişmiş olmasıdır. Gül Şehri şuanda Nevşehir’e bağlı olarak durmaktadır. Adım adım tarih kokan Kırşehir’de, Cacabey Medresesinden başka Kesik Köprü Kervansarayı, Çarşı Camisi, Ahi Evran Camisi, Aşık Paşa Türbesi, Kalender Baba Kümbeti, Melik Gazi Kümbeti ve Fatma Hatun Kümbeti yer almaktadır.

 

2)CACABEY HAKKINDA BİLGİ :

 

            Asıl adı Cacaoğlu Nurettin Cebrail’dir. Ona Caca denilmesinin nedeninin dedesinin Kırşehir civarında bulunan Ceceli aşiretine mensup olmasından ileri geldiği söylenmekte ise de Caca dedesinin adıdır. Cacabey’in 1240’ta Kırşehir’ de doğduğu bilinmektedir. Caca sözü Caca neslinden geldiğini ifade etmektedir.

             

 

 

 

Cacabey’ in Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında dünyaya geldiği bilinmektedir. Cacabey bir çok hayrat, Eskişehir’ de bir cami ve han bunlardan başka 17 cami birde zaviyeyi tamir ettirmiştir(Kırşehir emiri iken). Sonra Tokat ve yine Kırşehir’ e emir olarak tayin edilmiştir.

Hacı Bektaş Veli Cacabey için ;

               Beyi adı idi Nureddin Cece

               Diyeyüm anın ahvalinden ben nice,

               Sancağı beği idi Kırşehrinin

               Padişahtan sancağı idi anın(5).

diyerek Cacabey’ in sancak beyi olduğunu bildirmiştir. Tabutu medresenin yanındaki türbesine defnedilmiştir(1301).

 

 

3)CACABEY MEDRESESİ

           

            Ankara Bulvarı üzerinde, pazar yerinin yanında ve Kayseri Caddesi ile Tabaklık Sokağı arasındadır. Medresenin giriş taç kapısının en üst kornişine gömülmüş büyük harflerle kabartma Selçuki sülüs iki satırlık kitabesinden anlaşıldığına göre; Kılıçarslanoğlu Keyhüsrev zamanında Nurettin Cibril İbn-i Caca tarafından H.671(M. 1271-1272) tarihinde medrese olarak yapıldığı bilinmektedir. Taç kapının en üstünde yer alan bu kitabe Arapçadır. Bu kitabenin altında daha küçük harflerle yazılmış olan Selçuki nesih kabartma Farsça, 4 satırlık ikinci kitabesi daha vardır. Bu kitabe ise İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han zamanında eklenmiştir. Yine aynı kitabede vergi ilanından bahsedilmektedir. O tarihlerde halktan şahna, tabkur, küçe, ketene, sabun ve aşbaşlık gibi vergiler alınmaktaydı. Kitabede bundan böyle keten ziraatçılığı yapanlardan vergi alınmayacağı belirtilmektedir.

            Bani kitabesi taç kapı kemerinin üst tarafında yer almaktadır. Selçuklu sülüs harfleriyle yazılmıştır ve kabartma şeklindedir. Bu kitabe şöyledir :

                    

 

“ Bismillahirrahmannirrahim bu mübarek medresenin yapılmasını büyük sultan, ulu şahinşah, ümmetin koruyucusu, Arap ve Acem sultanlarının efendisi, karanın ve denizlerin sultanı, İslam’ın ve Müslümanların yardımcısı, sultanların ve meliklerin efendisi, fetihler babası, Gıyaseddin Keyhüsrev Bin Kılıçarslan zamanında Allah’ın rahmetine ve mağfiretine muhtaç Cebrail Bin Caca, Allah’a yaklaşmak ve onun rızasını kazanmak için 671 senesi aylarında emretti. (6)

            Diğer kitabe ise İlhanlı hükümdarı Ebu Sait Bahadır Han’ın zamanında yazılan kitabedir. Bu kitabe ise şöyledir :

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

            “ Hükümranlığını ebedi kalmasını Allah’tan dilediğimiz padişahın adalet nuri tekmil yaradılış üzerinde parladığı için buyurdular ki şahne vergisi, tabkur vergisi, keza sabun vergisi ve küçe vergisi ortadan kalksın. Cihana hakim olan padişahın hüküm ile bu fene vergiler tamamıyla ortadan kaldırılmış olduğundan hükümdarın kuvvetli devleti, devamlı olması için çok dua kılınsın. Bundan sonra bu vergileri tekrar vazedecek yahut onların vaz’ı için çalışacak olanlar Allah’ın gazabına uğrasınlar, keza keten ekenler mahsus damga, bunun gibi aşbaşlık namına alınan vergiler de kaldırılmıştır.”(7)

           

            Medresenin üçüncü kitabesi ise Cacabey’in türbesinin içinde yer almaktadır. Yapıda bu kitabeyle birlikte toplam 3 adet kitabe bulunmaktadır.

            Kitabelerde yapının mimarından hiç bahsetmemektedir. Bu nedenle yapının mimarı bilinmemektedir.

            Caminin bir medrese olarak yapıldığı kitabesinden kesin olarak anlaşılmaktadır. Yapı daha sonradan camiye çevrilmiştir ama hangi tarihte çevrildiği hakkında her hangi bir bilgi yoktur. Cami minaresindeki mavi ve firuze renkli çiniler yüzünden de halk arasında “cıncıklı cami” adı ile de bilinmektedir. Yapı ilk Türk rasathanelerinden birisidir. Taç kapısındaki yazıttan “ Heyet ilmi” yani astronomi okutulduğu anlaşılmaktadır. Burada aynı zamanda İslam hukuku incelenmekte ve hikmet dersleri verilmekteydi(Yani felsefe ve tasavvuf öğretilmekteydi.). Bu medresede astronomi araştırmaları yapılırdı ve burası bir rasathane idi. Şimdi minare olarak kullanılan kulede rasat kulesi olarak işlevini görmekteydi. Medresenin ortasında da havuz bulunurdu ve kuyu şeklindeki bu havuza akseden yıldızlar burada incelenmekteydi(8). Böylece yurdun çeşitli yerlerinden gelen öğrenciler burada astronomi araştırmaları yaparlardı.

            Cacabey medresesinin yanında mescit, hanikah, imaret ve hamam gibi tesislerden oluşan bir külliye bulunmaktaydı fakat şimdi bu yapılardan günümüze eser kalmamıştır.

            Kırşehir’in merkezinde yer alan medresenin önündeki yol yükseltilmiş olduğundan, bugün çukurda kalan yapıya basamakla inilmektedir. Son yıllara kadar ön cephesi toprağa gömülmüş durumda iken, etrafındaki topraklar alınarak taç kapı tamamıyla ortaya çıkartılmıştır(9). Yapıya bakıldığında göze ilk çarpan nokta – Anadolu Selçuklu özelliği- zengin işlemeleri olan taç kapısıdır. Bilindiği üzere, Selçuklularda ana caddeye bakan cephe daha ihtişamlı ve düzenli yapılırdı. Aynı zamanda taç kapılarda daha süslü, dışa taşkın ve itinalı yapılırdı. Taç kapıda iki renk taş( açık kahverengi ve sarı) yatay sıralar halinde kullanılmıştır. Yüksekliği 11.30 metre olan taç kapı cephenin merkezinde hafifçe batıya(sağa) doğru kaymış vaziyettedir(10). Taç kapının köşelerinde burmalı gömme kolonlar bulunmaktadır. Bu gömme kolonlar Türk sanatında önemli bir yere sahiptir. Koni ve kürelerin üst üste bindirilmesiyle bu kolonlar oluşturulmuştur. Medresenin taç kapısı bu köşe sütunlarından başka, mukarnaslar, sülüs yazı bordürleri, kitabeler, rozetler ve yan taraflardaki mihrabiyelerle de hareketlendirilmiştir. Aynı zamanda mihrabiyelerin üstündeki panoların hemen yanlarında ise asılı gibi duran kürelerden sağdaki geometrik, soldaki ise bitkisel örneklerle bezenmiştir. Burada astronomi araştırmaları yapıldığından buradaki kürelerin, gezegen sembolü olarak yapılmış olabileceği de düşünülmektedir. Kürelerin yanında yer alan panolar ise gelişi güzel düzenlenmiş palmet ve rumilerle süslenmiştir. Taç kapıda bu süslemelerden başka birde kitabeler bulunmaktadır. Bu kitabelerden en üstteki bani, alttaki ise vergi ilanını anlatan ilhanlı kitabesidir. Yapıdaki üçüncü kitabe ise – daha sonra bahsedeceğim- türbenin içinde yer almaktadır. Bu kitabede ise Ayet’ el Kürsi yazılıdır.

            Cephenin köşelerinde(kuzeydoğu ve kuzey batı), bir tanede batı cephesinin ortasında yer alan duvarlara bitişik füze biçiminde toplam üç tane( ikisi köşe kulesi, bir tanesi de destek kulesi) kule bulunmaktadır. Bunlardan sağ köşedeki alttan dilimli başlar, sonra düz çıkar ve yukarıda konik bir külahla sonuçlanmaktadır. Cephenin sol tarafını ise yine bir köşe kulesi sınırlamıştır. Bu kulenin alt tarafı ise yalın bırakılmıştır ve üstünde kaytan bağı motifi bulunmaktadır. Bu kule- yanında türbenin de olmasından dolayı- sağ köşedekinden daha kısadır. Cephenin sol tarafında köşedeki kuleye bitişik olarak yer alan türbe bulunmaktadır. Bu türbenin de cepheye hareketlilik kazandıran mukarnaslı bir penceresi vardır. Taç kapıdan sivri beşik tonozlu dar giriş eyvanına, buradan da bir kenarı 8.15 metre olan kubbeli orta mekana geçilir(11). Giriş eyvanı merkezi holün orta ekseni üzerinde yer almayıp, yana kaydırılmış ve diğer eyvanlara oranla daha alçak yapılmıştır. Orta mekanın üstünde ise kesme taştan pandantifler üzerine oturan kubbe yer almaktadır. Kubbenin etrafı dışarıdan taş örülüdür ve üzeri sıvalıdır. Aynı zamanda kubbenin ortası açıktır ve bu kısım sonradan camekanla kapatılmıştır. Kubbe ikisi bağımsız, ikisi duvarda olmak üzere dört ayağa oturmaktadır. Kubbenin hemen altında ise daha sonradan ortaya çıkarılan bir havuz bulunmaktadır. Yapılan gözlemlerde yıldızların bu havuza yansıtıldığı bilinmektedir. Havuz kısmı medrese cami haline getirildiğinde doldurulup, zemini ahşap döşemeyle kapatılarak namaz kılma hacmine eklenmiştir. Daha sonra 1947’de Walter Ruben ve Aydın Sayılı’ nın yaptığı kazıyla tekrardan açılarak bugünkü halini almıştır.

            Giriş eyvanının sağındaki odada ise üst kata çıkan merdivenler bulunmaktadır. Bu katta ise iki hücre vardır. Birincisinin merkezi hole bakan ve önünde yarım daire bir balkon bulunan kapısı, ikincisinin taç kapının batısında dışarı açılan bir penceresi vardır(12). Bu odaların ikisi de sivri beşik tonoz örtülüdür.

            Alt katta orta mekandan sonra, mihrap ve minberin bulunduğu ana eyvan bulunmaktadır. Bu ana mekan mescit olarak kullanılmaktadır. Mihrabı orijinal olan yapının minberi orijinal değildir. Minberin hangi tarihte yenilendiği hakkında her hangi bir bilgi yoktur. Yapının içinde olduğu gibi mihrabında da fazla süsleme unsuru yoktur. Mihrap sade profilli bir bordürle çerçevelenmiştir. Ana eyvan kemerinin köşelerinde de boğumlu gövdeleri üstünde mukarnaslı başlıklar bulunan süs kolonları vardır. Bu ana eyvanda sivri beşik tonoz örtülüdür.

            Orta mekanın sağında üç tane hücre bulunmaktadır. Bu hücrelerden kenardakiler dışarıya mazgal pencerelerle açılmaktadır. Ortadaki hücrede ise mazgal pencere yoktur. Çünkü bu hücrenin ortasındaki, dışarıda, duvar dayanağı buraya pencere açılmasını engellemiştir. Bu odalar küçük boyutlu hücrelerdir. Batıda yer alan bu hücrelerle, ana eyvanın birleştiği yerde, güney batı köşede, dikdörtgen biçimli bir kısım daha bulunmaktadır. Bu kısımlar talebe odaları olarak kullanılmaktaydı. Bu mekanın hemen önünde, önü merkezi hole açık, sivri beşik  tonozlu bir hacim daha vardır ki eyvan addedilip addedilemeyeceği tartışma konusudur(13). Buna sebep, burasının belirli bir fonksiyonu olan özel bir mekan olmayıp gerisinde ve yanlarındaki oda ve hücre kapılarının açıldığı bir koridor veya hol karakterinde olmasıdır. Bu kısımda sivri beşik tonoz örtülüdür.

            Ana eyvanın yanında( güney doğu köşesinde) da, güney batı köşede olduğu gibi dikdörtgen bir mekan bulunmaktadır. Bu mekandan da ana eyvana geçilmektedir. Bu mekan yapının diğer bir eyvanı olan doğu eyvanına açılmaktadır. Bu yan eyvanda türbe ve bir medrese odası yer almaktadır. Doğu eyvanı, ana eyvandan biraz daha dardır.

            Yapının görünürde ana eyvan, doğu eyvan ve giriş eyvanı olmak üzere üç eyvanı olduğu tahmin edilse de, batıda yer alan mekanında eyvan olup olmadığı tartışması hala sürmektedir. Bu nedenle de yapının 3 eyvanlı mı, 4 eyvanlı mı olduğu hala tartışılmaktadır.

            Yapının kemeri iki merkezli Türk kemeridir. Örtü sistemi ortada kubbe ve odalarda sivri tonoz örtü sistemidir. Bu özellik Anadolu Selçuklu medreselerinin genel özelliği olarak bilinmektedir.

 

            Yapının minaresinin ise eskiden rasat kulesi olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. Minare, yapıya bitişik değildir ve medreseden 22 cm uzaklığı bulunmaktadır. Minare yapının güney batısında yer almaktadır. Kalın ve tek şerefelidir. Minarenin silindirik gövdesi şerefeye kadar tuğla ve çinilerle süslüdür. Önemli bir özellik olarak, minarenin cepheden arka kısma alındığı ilk medrese budur(14). Cepheye minare yerine türbe ve köşe kuleleri yerleştirilmiştir. Minare sekizgen bir kaide üzerine oturmaktadır. Üzerinde aynı zamanda zigzaglı sıralar halinde tuğla örgü bulunmaktadır. Medresede eğitim görenlerin yanındaki camiye geldiği tahmin edildiğinden, minareyi caminin bir parçası olarak kabul edenlerde olmuştur.ama bu görüş fazla geçerli bir görüş değildir. Çünkü minaresinin medreseye göre yapılmış olduğu doğrultusundan rahat bir şekilde anlaşılmaktadır. Kalın gövdesi nedeniyle Selçuklu özelliği taşıyan minare üzerindeki firuze ve turkuaz renkli çiniler nedeniyle de yapıya halk arasında “Cıncıklı Cami” denmesinin de nedeni olmuştur. Burada astronomi araştırmaları yapıldığından minarenin eskiden bir rasat kulesi olduğu da ağırlık kazanan bir görüştür.

 

            Yapının batı cephesinde füze şeklinde kuleler, mazgal pencereler ve çörtenler dışarıdan ilk göze çarpan şeylerdir. Yine bu yapıda güney batı köşesi- yani dikdörtgen şeklindeki odanın olduğu yerin dış yüzü- pahlanmıştır.

 

            Doğu cephesinde ise ne amaçla kullanıldığı anlaşılamayan 70 santimetrelik bir yükselti bulunmaktadır. Buranın işlevi bilinmemektedir. Yine doğu cephesinde bu yükseltinin hemen yanında bir adet pencere bulunmaktadır ki bu pencere sonradan açılmıştır. Fakat açılış tarihi hakkında kesin bilgiler söz konusu değildir. Doğu cephesinde dışarıda birde şadırvan bulunmaktadır. 8 kemerle açılmakta olan bu şadırvan külahla örtülüdür.

 

 

 

 

 

4)MEDRESENİN SÜSLEMESİ :

 

 

            Taç kapısı, Selçuki özelliği olarak, çok süslü olan medresenin içinde fazla süs yoktur. İçeride sadece mihrapta süslemeyle karşılaşıyoruz. Mihrap sade profilli bir bordürle çerçevelenmiştir. Nişin üst tarafı beş sıra mukarnaslıdır ve yanlarında burmalı gövdeli, gömme kolonları bulunmaktadır. Eyvan kemerinin köşelerinde de boğumlu gövdeleri üstünde mukarnaslı başlıklar bulunan süs kolonları vardır. Cacabey Medresesinin süslemesi genel olarak Selçuklu geleneğini devam ettirmektedir. Taç kapıda kullanılan rozetler, panolar, mukarnaslar, küreler, yazı bordürleri, mihrabiyeler devrin diğer yapılarında da aynı şekilde görülmektedir. Ama taç kapının köşelerinde yer alan burmalı gömme kolonlar Cacabey Medresesinin Türk sanatına kazandırdığı bir özelliktir.

 

 

5)CACABEY TÜRBESİ :

 

            Kitabesine göre banisi Cacaoğlu Nureddin Cibril olan türbe, medreseyle aynı tarihte yapılmıştır(15). II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında H.671(M.1271-1272) yılında yapılan türbede Cacabey yatmaktadır ve türbe medresenin içinde yer almaktadır. Türbe, yapının kuzey doğu köşesinde yer almaktadır ve 7 basamaklı bir merdivenle türbeye çıkılmaktadır. Cacabey Türbesi kübik gövdesi köşelerinde pahlanarak, poligonal bir kasnak üzerinde yükselen ehrami bir külahla örtülmüş taş bir yapıdır(16). Selçuklularda plan olarak 3 tip türbe söz konusudur. Bunlar ;

1)      Avlunun gerisinde bulunanlar,

2)      Avlunun yanında bulunanlar,

3)      Avlunun önünde bulunan türbelerdir.

Cacabey Medresesi bunlar içinde avlunun önünde bulunan türbeler grubuna girer ve bununda 3 alt grubu bulunmaktadır. Bunlar ;

a)      Külahlı olanlar,

b)     Eyvan tipli olanlar,

c)      Kubbeli türbeler.

Cacabey Medresesi, bu alt gruplardan da külahlı türbeler grubuna girmektedir. Kısacası Cacabey Türbesi plan tipi olarak avlunun önünde bulunan, külahlı türbeler grubuna girmektedir.

            Düz atkılı kapı açıklığı kaval silmelerle çevrelenen geniş bir dış bükey silme ile dikdörtgen çerçeve ile alınmıştır(17). Kapısı lacivert üzerine beyaz kabartmalı çiniler ve Selçuklu nesih yazılarıyla bezenmiştir. Kapıda aynı zamanda üç yapraklı palmetler filiz kıvrımlarıyla çevrelenmiş grift bir şekilde yapılmıştır. Türbeyi içi çinilerle süslü olan ve içten kubbeli piramit şekilli bir sivri külah örtmektedir. Kubbe ebatları farklı iki pencere ile  aydınlanmaktadır. Türbede siyah, mavi, ve beyaz renklerle yapılan bezekler vardır. İç bölümü yukarıdan çevreleyen Selçuki nesih yazılı bir kitabe vardır. Bu kitabe Ayet’ el Kürsi ile başlamakta ve bunu Nur suresinin 35, 36, 37 ve 38. ayetleri takip etmekte ve Mümin suresinin 39. ayetinin ilk bölümü ile son bulmaktadır. Bu kitabe yarım kalmış ve dışta pencere lentosunun üstünde tamamlanmıştır. Türbede sonradan konulduğu belli olan sanduka bulunmaktadır, bu sanduka ahşaptır. Türbe dıştan kübik gövdenin pahlanmasıyla on iki kenarlı bir kasnağa dönüşmekte ve yine on iki vecihli bir külahla son bulmaktadır(18). Türbe kubbesine içeriden Türk üçgenleriyle geçilmektedir. Türbenin cenazelik kısmına yine medresenin içinden girilmektedir. Türbenin hacet penceresinin olduğu  bölümdeki -cepheye bakan tarafta- mukarnas altında iki iyon sütuncuğu ve üzerinde içten kubbeli piramit şekilli bir korint başlık bulunmaktadır. Bu pencerenin süslemesi yarım kalmıştır. Burada da Mümin suresinin 39. ayetinin devamı ile Rahman suresinin 262. ayeti bulunmaktadır. Medresenin bu kuzeydoğu köşesinde birde köşe kulesi bulunmaktadır. Türbenin doğu cephesi, kuzey cephesi kadar dikkat çekici bir özelliğe sahip değildir. Dikdörtgen şeklinde bir pencere bulunmaktadır. Bu pencerenin daha sonraki tamirlerde açıldığı anlaşılmaktadır. Bu kenar yarısına kadar moloz taşla örülüdür ve üst kısmı taşla kaplıdır.

            Türbenin külahının sivri olması gereken tepesi yıkılmış fakat tamir edilmemiştir. Malzeme olarak kesme taş ve moloz taş birlikte kullanılmıştır.

            Cacabey Türbesi, bir medrese bünyesine dahil bulunmasına rağmen üstte müstakil bir gövde halinde belirmesi, on iki kenarlı kasnak ve külahı ile nihayet kuzey cephesindeki penceresinin tezyinatı ile dikkati çeken güzel bir eserdir(19).

 

 

6)CACABEY MEDRESESİNİN GEÇİRDİĞİ ONARIMLAR

 

            1972’ ye kadar ön cephesi toprağa gömülü durumda iken, bu tarihte etrafındaki toprakların alınmasıyla taç kapı tamamıyla ortaya çıkartılmıştır. Yapının biraz aşağıda kalmasının sebebiyse önünden geçen yolun yükseltilmiş olmasıdır.

            1947’de kuyuda yapılan kazıda 7.5 metre kazılmış ama buradan su çıkması nedeniyle daha sonra bu derinlik 3 metreye getirilerek bırakılmış ve havuz haline getirilmiştir.

            1941’de damın durumu düzenlenmiş, sıva yapılmış, bitkiler temizlenmiş, kubbe deliğini de camekanla kapatabilmek için üstü kiremitli kargir bir ilave yapılmıştır.

            Doğu cephedeki türbe penceresinin daha önce olmadığı ve son tamirlerde açıldığı anlaşılmaktadır(1991). Birde türbenin damının toprak tabakayla kaplandığı ve bununda sonradan yakın bir zamanda temizlendiği geçmektedir.

 

 

7)YAPILAN KAZI ÇALIŞMASI

           

            1947’de Walter Ruben’in teklifiyle, Aydın Sayılı ile medresenin kubbe ortasındaki deliğin altında olduğu söylenen rasat kuyusunun bulunduğu yerde kazı yapıldı(20). Bu kazı Selçuklu döneminin ilim tarihi açısından önemli bir kazıydı. 7 metrelik bir kuyu kazıldı ve döşeme altında sel topraklarının oluşturduğu yumuşak bir tabaka bulundu. İkişer metrelik yassı döşeme taşlarla örülüymüş burası. Kuyu içinde bulgur dövmede kullanılan sokuya benzer bir şey bulunmuştur. Birde sonradan güneş saati olduğu anlaşılan mermerden sahife şeklinde bir taş bulunmuştur. Bunun hesap cetveli olarak kullanıldığı düşünülmektedir.

            Kuyunun içinde sağda tandır yerine rastlanmıştır. İçinde de bir küp bulunmaktaydı, küpün içindeki toprakta çini ve seramik parçaları, kemikler, yumurta kalıntıları bulundu. Küpün etrafında kül, kömür ve yanmış çömlek parçaları da bulunmuştur. Daha sonra bu kuyunun(camiye çevrilince) gıda deposu olarak kullanıldığı tahmin ediliyor.

            Kazı devam ederken kuyudan su çıkması nedeniyle kazı çalışması durdurulmuş ve kuyu 3 metre yüksekliğe geri çekilerek bir havuz haline getirilmiştir.

 

8)DEĞERLENDİRME

 

            Cacabey Medresesi, rasat hane olarak kullanılması bakımından ilim dünyasında büyük önem taşımaktadır. Bilindiği üzere burada astronomi araştırmaları yapılırdı ve o zamanın alimleri burada yıldızlar hakkında incelemeler yaparlardı. Türbenin medrese içinde olması, minaresinin rasat kulesi olarak kullanılmış olması, minarenin arkaya, türbe ve köşe kulelerinin öne alındığı ilk yapı olması, taç kapı köşeliklerinde gömme kolonların bulunması, bu kolonların ana eyvanda yinelenmesi Cacabey Medresesinin önemli özellikleri olarak dikkatimizi çekmektedir.

 

 

 

9)MEDRESE EĞİTİMİ HAKKINDA BİLGİ

 

            Medrese ders fiilinden üretilmiştir ve ders verilen bina anlamına gelmektedir. Osmanlılar devrinde düzenlenen vakfiyelerde medreselerin esas vazifelerinin bugünkü öğrenci yurtlarına benzer bir durumda olduğu bilinir. Medreseler, cami okullarından sonra ortaya çıkmıştır. Öğretimin camilerden medreselere geçiş sebepleri ise; camilerin hem ders hem de ibadet işlevlerini birlikte yürütemez olması. Ayrıca ders sırasında müderrisin anlatımından başka karşılıklı soru cevabı gerektiren derslerinde bulunması ve öncelikle ibadet yeri olduğu için sükunet gerekli olan camilerin bu gürültülü havadan kurtarılması ihtiyacı eğitimi camilerden medreselere geçirmiştir(21).

            Genellikle Anadolu Medreseleri bir vakıf müesseseleri olarak kabul edilmiştir. İslam dünyasında arzu eden ve mali gücü yeten her hangi birisi medrese yaptırabilir ve bir vakfiye ile işletilmesini ve devamlılığını güvence altına alırdı. Vakfiyelerde giderler yanında gelir kaynakları da yazılırdı.

            Öğretim parasız olup öğrencilerin yiyecek, yatacak, masrafları vakıf gelirlerinden karşılanırdı. Öğretim üyesi müderristir. Yardımcısı muid’i kıdemli öğrenciler arasından seçerdi. İlk seviyedeki öğrencilerle muid meşgul olurdu.

            Medreselerde eğitim süresi 2-3 sene olarak değişirdi, örneğin Cacabey vakfiyesinde fukuhanın 3 yılda bitireceği yazılıdır.Medreseler okutulan konulara göre Darül- Hadis, Fıkıh medresesi, Tıp medresesi şeklinde sınıflandırılmışlardır. Örneğin; Konya İnce Minareli Medrese Darül- Hadis, Konya Sırçalı Medrese ise Fıkıh medresesidir.

 

 

 

10)SELÇUKLU MEDRESELERİ

 

 

Selçuklular, ilk yıllarda ihtiyaçları olan devlet memurlarını, elçileri bu medreselerden yetişmiş kimselerden seçiyorlardı. Bilinen ilk Selçuklu medresesi, vakfiyesi 1202 yılına tanzim edilen Konya Şemseddin Altun Aksa medresesidir. Selçukluların eğitim faaliyeti Anadolu’ya girip yerleşmeleriyle değil, Anadolu’ya hakim olmalarıyla düzenli bir şekle girmiş, ilim ve eğitim müesseseleri olan medreseler işte o zaman inşa edilmeye başlanmıştır. Anadolu Selçuklu Medreseleri, 2 ana gruba(açık ve kapalı avlulu) ayrılır(22). Anadolu Selçuklular, Danişmentliler’ in kapalı avlulu ve Artukoğullarının açık avlulu tiplerini geliştirmişlerdir(23).

Kapalı avlulu tipte; orta mekan, kubbeyle örtülü olduğu için kare veya kareye yakın bir dikdörtgen biçiminde oluşmaktadır.

Açık avlulu tipin avlusu ise; genellikle giriş ekseni itibariyle uzunlamasına dikdörtgen biçimindedir. Anadolu Selçuklu medreselerinde daha çok sivri beşik tonoz kullanılmıştır. Portaller zengin işlemelidir. Açık avlulu tiple, kapalı avlulu tip arasında fazla fark yoktur, malzeme ve yapı elemanları hemen hemen aynıdır. 2 tipte de ortada havuz bulunan avlunun etrafına düzenlenmiş, avlu çok eyvanla zenginleştirilmiş ve talebe hücreleri konulmuştur. Kapalı avlulu tiplerin boyutları açık avlulu tiplere göre daha küçüktür. 

 

 

A)Kapalı Avlular                                        B)Açık Avlulular

Ertokuş medresesi,                                        Karahisar medresesi,

Ali Gav medresesi,                                        Çifte Minareli medrese,

Karatay medresesi,                                         Ümmuhan Hatun medresesi,

İnce Minareli medrese,                                  Huand Hatun medresesi,

Cacabey medresesi.                                        Hacı Kılıç medresesi,

                                                                        Sırçalı medrese,

                                                                        Sahibiye medresesi,

                                                                        Buruciye medresesi,

 

Kapalı ve açık avlulu medreselere örnek olabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

13)SÖZLÜK

 

 

Aşbaşlık : Selçukluda hükümdar ve valilerin mutfaklarına verilen vergidir.

 

Çörten : Fazla suyu akıtmak için yapılan oluk şeklinde kısım.

 

Fukuha : Hukuk.

 

Heyet İlmi : Astronomi.

 

Kaytan Bağı : Birbirine geçen çizgilerden oluşan bir süsleme unsuru.

 

Ketene : Keten.

 

Küçe (güçe) : Cadde temizliği için alınan vergi.

 

Muid : Medreselerde müderrisin yardımcısı.

 

Müderris : Medreselerde öğretim üyesi.

 

Nesih Yazı : Selçuklu yazı türlerinden birisidir.

 

Palmet : Kıvrım şeklinde bitkisel motif.

 

Rumi : Kuş kanadına benzeyen bitkisel motif.

 

Sahife : Sayfa.

 

Şahna ( şahne) : Şehir subaşılığı için toplanan vergi.

 

Soku : Bulgur dövmede kullanılan mermerden taştır.

 

Sülüs : Şeş kalem diye adlandırılan 6 yazı türünden birisi.

 

Stalaktit : Mukarnas.

 

Şeş kalem : Selçukluda kullanılan 6 yazı türüne verilen ad.

 

Tabkur : Hükümet namına yaptırılan binalara alınan vergi.

 

Tezyinat : Süsleme.

  

 

 

 

 



(1)  Ahi İlim-Kültür Dergisi, “ Kırşehir Ahilik ve Ahi Evran “ Ocak 1994.

(2) Şapolyo , Enver Behnan, “ Kırşehir’ in Büyükleri ” , 1967 Ankara, Sanat Matbaası. 

(3) Şapolyo, Enver Behnan, “ Kırşehir’ in Büyükleri” , 1967 Ankara, Sanat Matbaası.

(5) Şapolyo, Enver Behnan, “ Kırşehir’in Büyükleri”, 1967 Ankara, Sanat Matbaası.

(6) Kunter, H. Baki, Kitabelerimiz, Vakıflar Dergisi, Ankara 1942, sayı 2, s. 433

(7) Kunter, H. Baki, Kitabelerimiz, Vakıflar Dergisi, Ankara 1942, sayı 2, s 433.

(8) Şapolyo, Enver Behnan, “ Kırşehir’in Büyükleri”, 1967 Ankara, Sanat Matbaası.

(9) Sözen, Metin, “ Anadolu Medreseleri”, C.II, İstanbul 1972, s 15. 

(10) Kuran, Abdullah, “ Anadolu Medreseleri”, C.I, Ankara 1969, s.55.

(11) Kuran, Abdullah, “ Anadolu Medreseleri”, C.I, Ankara 1969, s.55.

(12) Kuran, Abdullah, “ Anadolu Medreseleri”, C.I, Ankara 1969, s.57.

(13) Kuran, Abdullah, “ Anadolu Medreseleri”, C.I, Ankara 1969, s. 57.

(14) Sözen, Metin, “ Anadolu Medreseleri”, C.II, İstanbul 1972, s. 19.

(15) Şapolyo, Enver Behnan, “ Kırşehir’in Büyükleri”, 1967 Ankara, Sanat Matbaası.

(16) Önkal, Hakkı, “Anadolu Selçuklu Türbeleri”, 1996 Ankara, s.404.

(17) Önkal, Hakkı, “Anadolu Selçuklu Türbeleri”, 1996 Ankara, s.404.

(18) Önkal, Hakkı, “Anadolu Selçuklu Türbeleri”, 1996 Ankara, s.404.

(19) Önkal, Hakkı, “Anadolu Selçuklu Türbeleri”, Ankara 1996, s.405.

(20) Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, “ Cacabey Dosyası”.

(21) Kuran, Abdullah, “Anadolu Medreseleri”, C.I, Ankara 1969,s.42.

(22) Sözen, Metin, “Anadolu Medreseleri”, C.I, İstanbul 1970, s.2.

(23) Kuran, Abdullah, “Anadolu Medreseleri”, C.I, Ankara 1969,s.43.

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA