İSTATİSTİKLER

Sitemizde;26 kategori altında, toplam 720 Hayat hikayesi bulunmaktadır.

Sitemizdeki hayat hikayeleri toplam 2129372 defa okunmuş ve 1557 yorum yazılmıştır.

AVRUPA BİRLİĞİ

Kategori Kategori: Birlikler-Topluluklar | Yorumlar 0 Yorum | Okunma 1794 Okunma | Yazar Yazan: ballikas | 01 Temmuz 2012 14:11:36


1965'te Brüksel Antlaşması ile kurulup 1967'de işlerlik kazanan Avrupa Birliği (EC), Avrupa'da var olan üç örgütü bir araya getirdi:


AVRUPA BİRLİĞİ

1.1.İÇ İŞLEVİ:

1965'te Brüksel Antlaşması ile kurulup 1967'de işlerlik kazanan Avrupa Birliği (EC), Avrupa'da var olan üç örgütü bir araya getirdi: Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (ECSC), Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (Euratom) . ECSC, kömür ve çelik sağlanması konusunda ortak bir yol izlemek amacıyla 1952'de kurulmuştu. AET 1958'de üye devletlere ortak bir Pazar oluşturmak ve mal, personel ve hizmetlerin serbestçe taşınması amacıyla kuruldu. Euratom da 1958'de kuruldu, amacı atom enerjisinin barışçı amaçla kullanımını sağlamaktır. Başlangıçta her örgütün de altı üyesi vardı; Belçika, Fransa, Federal Almanya, Hollanda, Lüksembourg ve İtalya-"Altılar Avrupas'ı". Aynı altı ülke Avrupa Birliğinin de üyelerini oluşturuyordu. Avrupa Birliği kendisini oluşturan kuruluşların amaçlarına uymaya sürdürdü ve kendi uzun vadeli hedefi olarak, ECSC, AET ve Euratom'um ayn ayn başarabileceğinden daha geniş kapsamlı uluslararası politik işbirliği sağlandı. 1 Ocak 1973'te İngiltere, İrlanda ve Danimarka, Avrupa Birliği'ne üye oldular. Yunanistan 1 Ocak 1981'de Avrupa Birliğinin onuncu üyesi oldu. İspanya, Portekiz ve Türkiye'nin ileride üye olabilmeleri için görüşmeler sürmektedir. Şu anda üye devlet sayısı 12 dir.

1.2. KURULUŞU :

2. Dünya Savaşı'nı izleyen yeniden kalkınma döneminde ortaya çıkan Avrupa işbirliği düşüncesi, başlangıçta Doğu-Batı arasındaki anlaşmazlıktan geniş ölçüde etkilendi. Doğu bloku ülkelerinin  karşı  çıktıktan  Marshall  Planı'nı  uygulamak  için  1948'de  Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (EEC), 1949'da Avrupa Konseyi kuruldu. Bunları 1952'de ESCS izledi; bu tek tek hükümetlerden bağımsız olarak karar verebilen ilk uluslararası kuruluştu. ECSC'nin baransı pek büyük olmadı. Özellikle Fransa'nın geniş kapsamlı  uluslararası güçlere karşı olması ve örgütün çelik endüstrisindeki kartellere karşı durabilecek kadar güçlü olmaması yüzünden, öncü niteliğinin getireceği sonuçlara ulaşılmadıysa da ekonomi politikası alanında işbirliğine yönelik ilk adımlar atıldı ve 1957'de Roma'da AET ve Euratom'un kurulmasını sağlayan anlaşmalar imzalandı. AET, 1970'den önce bir ortak Pazar ve ortak bir tarım politikası gerçekleştirmenin yollarını aradı, tam bir ekonomik bütünleşmeye 1970'li yıllar içinde varılacaktı. ECSC ile kazanılan deneyimlerin ışığı altında, uluslararası olma niteliği bir ölçüde sınırlandı. Yürütme organı olan komisyon, karar verme süresi içinde hazırlık çalışması yapacak ancak, san kararlar Bakanlar Konseyi tarafından verilecekti. Bu durum 1967'de Avrupa Konseyi'nin kurulmasından sonra da geniş ölçüde sürdürüldü.

1.3. ÖRGÜTLENME :

Bakanlar Konseyi karar verme ve yasama görevini yürüten organ olarak genel ekonomi politikasını düzenler ve üye olmayan devletlerle anlaşmalar yapar. En yüksek yargı organı, Avrupa politikasının ana çizgilerini belirlemek için yılda üç kez toplanan devlet yöneticilerinin yan resmi görüşme organı olan Avrupa Koııseyidir. Konseye ve Avrupa Parlamentosu'na sunulan öneri ve kararlar Avrupa Birliği'nin etkin yürütme organı olan Avrupa Komisyonunca hazırlanır. Komisyonun, konsey kararıyla belirlenen çerçeve içinde bağımsız karar verebilme yetkisi vardır. Yunanistan'ın da katılmasıyla komisyon, üye devletler tarafından önerilen ve 4 yıl görevde kalan 14 üyeden oluşmâktadır. Görev dağıtımı komisyonun kendi içinde yapılır. Avrupa Birliğinin sürekli bir merkezi yoktur, toplantılar Brüksel, Lüksembourg ya da Strasburg'ta düzenlenir. Avrupa Parlamentosu ayda bir kez Strasburg ve Lüksemburg'da toplanır.  1979'dan bu yana doğrudan seçimlerin yapıldığı parlamentonun 410 üyesi vardır. Ulasal devletlerden Avrupa Birliğine geçen yetkilerin çoğu konseyde ve komisyonda toplanır;  hiçbir yasama yetkisi olmayan yalnız danışma ve denetleme işlevi olan parlamentonun yetkisi oldukça azdır. Bununla birlikte parlamento, komisyonu istifaya zorlama ve konseyin hazırladığı bütçeyi geri çevirme yetkisiyle baskı uygulayabilir. Parlamento bu yetkiyi 1979'da kullanmıştır. Avrupa Birliği'nin Lüksembourg’da adalet mahkemesi biçiminde bir yargı organı bulunur. İki gruba ayrılan mahkeme, Avrupa Birliği'nin yaptığı anlaşmaların uygulanmasını denetler ve topluluk içindeki kurumlar, üye devletler ve bireyler arasındaki anlaşmazlıklarda karar verir. Mahkeme üye devletleri Avrupa Birliğinin kararlarına uymaya zorlayabilir. Önemli kararların alınmasında çoğunlukla fikir birliği gerekir, ancak bazı durumlarda, bu durumda yetkili olan çoğunluğunun oylama gerek vardır. Fransa, Federal Almanya, İngiltere ve İtalya'nın onar, Hollanda ve Belçika'nın beşer, Danimarka, Yunanistan ve İrlanda'nın üçer, Lüksembourg’un iki  oy hakkı vardır. Çok uzun süren toplantılar artık normal süreye inmiş ve çoğunlukla uzlaşma yoluyla sağlanan kararlar güç de olsa alınabilmektedir. Avrupa Birliği'nin, ekonomik yapılan oldukça farklı olan 10 üyesi arasında karar verme işleminin giderek daha da zorlaşacağı ve fikir birliği ilkesinden vazgeçmek zorunda kalınabileceği sanılmaktadır. Bu durumda üyeler arasındaki birliğin korunup korunamayacağı belli değildir.

1.4.KURULUŞLARIN İŞLEYİŞİ

İngiltere'nin Birlik'e geç üye olması en büyük iki üye devlet olan Fransa ve Federal Almanya'nın etkinliği kendilerinde toplamalarına yol açmıştır. İki ülke birlikte, Avrupa Birliği üyelerinin toplamının üçte ikisini ellerinde tutuyorlardı ve aynı zamanda ekonomik yönden en güçlü olan ülkelerdi. Federal Almanya ve Fransa arasındaki anlaşma öteki ülkeleri pek çok konuda oldu bit tiye getiriyordu. Bu durum, küçük devletler arasında geniş ölçüde huzursuzluğa neden oldu. İngiltere topluluğu katıldığında, büyük güç olma niteliğini çoktan yitirmişti ve Federal Almanya ile Fransa’nın üstünlüğünde önemli bir azalma olmadı.

1.5.TARIM POLİTİKASI  :

Değişik ekonomik sektörlere gösterilen ilginin ölçüsü konusunda Avrupa Birliği kendi İçinde çelişkilere düşmektedir. Avrupa Birliği bütçesinin dörtte üçü, işgücünün %10'undan azını karşılayan tarım sektörü için ayrılmıştır. Tarım politikasının amacı, yeterli üretim değişmeyen fiyatlar, yiyecek sağlanması ve çiftçiler için uygun bir gelirdir. Bu amaçlara ulaşmak için Avrupa Birliği belli ürünlerin taban fiyatlarını dondurmuştur. Bununla birlikte belirlenen  düzeyler  gerekenden  fazla üretim  yapılmasına neden  olmaktadır.  (tereyağı üretiminde olduğu gibi) Başka bir olumsuz etken de paylaştırmadaki eşitsizliktir. Az sayı da küçük çiftçi ve belli ürünlerin alındığı verimli geniş çiftlikler. Bu  tarım politikası, 1970'e kadar Avrupa işbirliği alanında bir başarı olarak nitelendirildi. 1970'lerde ortaya çıkan ekonomik durgunluk görüntüyü değiştirdi. Akaryakıt ve gübre fiyatları yükselirken, tarımdaki fiyatlar düştü. Ürün fazlasından ve fiyatlardaki düşüşten kurtulmak için getirilen önlemler yeterince başarılı olmadı. Avrupa Birliği bütçenin tarım politikası, ekonomik politikanın büyük bir bölümü, ekonomideki öteki alanların zararına tarım politikasına ayrıldı. Avrupa Birliğinin iflas etmemesi için tarıma ayrılan payın azaltılması zorunludur. Komisyon, tarım harcamalarının artışını durdurmayı ve böylece artacak parayı yöresel fona ve artan işsizlik gibi toplumsal sorunlar karşılama fonuna ayırmayı istemektedir. Bu politikanın uygulanması bakanlar konseyinin etkisiyle büyük ölçüde engellenmektedir. Üye ülkelerin tarım bakanları kendi tarım ödeneklerini azaltmadıkça, Avrupa Birliği tarıma ayrılan büyük harcamalarının azaltılması için çok az şey yapılabilir.

 

1.6. VERGİLER VE DIŞALIM VERGİLERİ :             

Ortak bir pazar kurulması için dışalım vergilerini kaldırmak ve birbirine benzer ulusal bir vergi düzenlemesi getirmek gerekiyordu. 1968'de AET içinde yapılan ticarette gümrük vergileri tümüyle kaldırıldı ve aynı zamanda AET dışı uygulanacak bir gümrük tarifesi getirildi. Vergi konusu daha da zordu. En akla uygun önlem Fransız vergi iadesi ya da katma değer vergisi sisteminin getirilişiydi. Uygulanan oran değişmekle birlikti, bu 1972'den beri bütün üye devletlerle geçerlidir.

1.7.DAVRAMŞ ÖZGÜRLÜĞÜ:

Malların serbestçe taşınması konusuyla ilgili sınırlı da olsa bir ilerleme sağlandı. Ülke içi gümrük vergileri ortadan kalkmakla birlikte gümrükle ilgisi olmayan çok sayıda engel vardır. Tüm üye ülkelerde serbest yerleşme hakkı yasal olarak kabul edilmişti ancak, burada hala mesleki niteliklerin farklı ülkelerde kabul edilme durumu gibi pek çok sorun vardır. Serbest yolculuk olanakları ve herhangi bir üye ülkede çalışma hakkı ile birlikte kişilerin hareket özgürlüğü de vardır. Avrupa Birliği'ne üye ülkelerde yaşayanlar, her yerde işsizlik sigortası, vergi ve sağlık konusunda yasal olarak aynı haklardan yararlanır. Sermayenin serbestçe yer değiştirmesi henüz bir kuram aşamasındadır. Avrupa Birliği'nin henüz gerçekleşmemiş amaçlarından bir olan ekonomik ve mali işbirliği kurulmasını sağlamak amacıyla üyeler kambiyo kurları konusunda işbirliğine varmak için çalışmaktadır. Özellikle, sermaye yatırımlarının kar sağlayan birkaç alanda toplanacağı ya da değersiz dövizlerle spekülasyon yaratmak için kullanılacağı endişesiyle sermayenin serbestçe yer değiştirmesi engellenmektedir.

1.8. BÖLGESEL POLİTİKA :

Avrupa Birliği içinde belli bölgeler bazı yönlerden gelişmemiştir. Bu yüzden Avrupa Komisyonu 1975'te işlerlik kazanan bölgesel fonu kurmuştur. Fondaki en büyük pay İtalya'nındır. Özellikle İtalya'nın güneyinde yoksulluk, yüksek oranda işsizlik, kötü yerleşme koşullan  ve  yanlış  gelişmiş  yapı  sıkıntısı  çekilmektedir.  Fonun  para  kaynaklarının dağılımındaki çarpıcı özellik, Fransa ve İngiltere gibi oldukça zengin ülkelerin, Yunanistan gibi gelişme yönünden geri ülkelerden daha büyük paylan olmasıdır. Buna benzer bir soruna, daha da büyük ölçüde, Avrupa Birliği'nin tarıma yönelik desteklemelerinin bölgesel dağılımında  rastlanır.  1980'de  Paris  Havzası,  Kuzeydoğu  Almanya  ve  Güneydoğu İngiltere'dekiler gibi gelişmiş tarım alanları,  Kuzeydoğu İtalya ve Güney Fransa gibi alanlarda % 60'ın üzerinde Sicilya'dan % 100'ün üzerinde daha fazla destek görmekteydiler.

1.9. GENEL GÖRÜNÜM :

İngiltere'nin topluluğa katılması ülkede geniş tepkiyle karşılandı. Norveç halkı ise yapılan oylamada üyeliğe hayır deyince bu ülke topluluğa  katılmadı. Sol görüşlü ülkeler, örgütün büyük kapitalist ülkeler için bir araç olduğunu ileri sürerek Avrupa Birliği'ne karşı çıkmalarının yanı sıra, ulusal etkinliğinin sınırlanacağı ve eski ulusal geleneklerin yok olacağından korkan sağ görüşlü ülkeler de örgüte karşı çıkmaktadırlar. Yunanistan’daki muhalefet,  güçlü Avrupa  ekonomileriyle  birleşmenin  zayıf sekt6rlerde  işsizliğe  yol açacağından  korkmaktadır.  Ulusal  hükümetler  etkin  çıkar gruplarına,  özellikle  çiftçi birliklerine karşı her zaman duyarlı olmuşlardır. Tarım konusunda daha fazla önemi olan bazı ülkelerin üyeliğe alınması bunu daha da büyük bir sorun durumuna getirecektir. Batı Avrupalı şarap üreticileri ve sebze yetiştiricileri Türk, Yunan, İspanyol ve Portekiz ürünlerinin rekabetinden korkmaktadırlar.  Genelde,  1970'lerde başlayan ciddi ekonomik bunalım Avrupa Birliğinin görev yapmasını daha da zorlaştırmaktadır. 1980'de Avrupa Birliği içindeki toplam işsiz sayısı 8 milyona ulaşmıştır. Enflasyon, yüksek faiz oranlan ve artan uluslararası rekabet, ekonomik durgunluğu artırmaktadır. Bu durumda hükümetler, Avrupa' nınkinden çok, kendi ulusal çıkarlarına yönelme eğilimindedirler. Ne ölçüde olursa olsun, Avrupa Birliği için destek fonları kısa dönemde hazır olmayacaktır, bu da tarımdan çok öteki ekonomik sektörleri özendirmeyi amaçlayan politikanın pek başarı şansı olmadığı anlamına gelir. Avrupa'da ekonomik birleşme ulusal ekonomilerdeki durgunluk nedeniyle yavaşladı. Avrupa Birliği içinde ekonomik ve politik bir birlik oluşturulması her zamankinden daha uzak görünmektedir. Avrupa Birliği, ekonomik bir güç olarak yalnız Avrupa'da değil, aynı zamanda Üçüncü Dünya Ülkelerinde de giderek önem kazanmaktadır.  Doğu Avrupa, İskandinavya, Akdeniz ülkelerinin  çoğu  ve  gelişmekte  olan  birçok  ülkeyle ilişkiler korunmaktadır. Değişik ülkelerle ortaklık anlaşmaları,  serbest ya da öncelikli ticaret anlaşmaları gibi çeşitli anlaşmaları yapılmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

2.EURO

Euro, Türkçe’si ile Avrupa parası, bu yılbaşından itibaren l 1 AB ülkesinde yürürlüğe girecek bir para birimidir. 1 Ocak 1999' dan itibaren Euro, AB’ de Parasal Birliğe katılan 1 l üye ülkenin geçerli parası haline gelecektir. Euro'ya geçiş ise geri dönülemez bir olaydır 2000 yılı ortasına kadar geçecek süre, "geçiş dönemi" olacaktır. Bu dönemde gerçek ve tüzel kişiler hesaplarına Euro cinsinden tutmaya başlayacaklardır. Euro, bir para birimi olarak l00'e bölünecektir. Yıl başından itibaren milli paralar Euro'nın ondalık olmayan alt bölümleri haline gelecek ve 31 Aralık 2001 tarihine kadar öyle kalacaklardır. Bu dönem boyunca fiyatları milli paralar cinsinden hesaplamak ve ödemeleri milli paralarla yapmak mümkün olacaktır.  l. Ocak  1999'dan ünce milli paralar cinsinden yapılan sözleşmeler, taraflar değiştirmeyi arzu etmedikleri sürece donem sonuna kadar ayrı kalacaktır. Bu aşamada, vatandaşların ve fırmaların, milli paraların kullanmaya devam etmeleri beklenmektedir.

Euro,  1992 yıları da yürüt giren Maastıielıt Antlaşması sonrasında AB üyesi ülkelerin yasal olarak tek parası olmuştur. Fakat o tarihteki ismi henüz konmamış idi. 15-16 aralık 1995 tarihinde Madrid’e yapılan AB Zirvesi'nde üye ülkeler, AB ülkeleri tek parasının adının "Euro" olmasını kabul etmişlerdir. Maastricht Antlaşması'nda ön görülen şar~lan yerine getiren ülkelerin, 1 Ocak 1999'da Avrupa Ekonomik ve Parasal Birliği'nin ikinci aşamasına geçmesine karar verilmiştir. 1 Ocak 2002'de başlayacak üçüncü aşamada Eııro banknot ve bozuklukları piyasaya çıkarılacaktır.  Eııro'ların üzerinde milli  semboller bulunacaktır. Mesela Almanya için banknotun bir yüzü Euro, diğer yüzü ise bir Alman sembolü taşıyacaktır. Bu farklılıklar, Euro’n un tüm katılımcı ülkelerde tedavülde olmasını etkilemeyecektir. 1 Temmuz 2002 tarihinde ise, Euro'ya geçiş tamamlanacaktır. Böylece Euro, tamamen milli para birimlerinin yerini alacaktır.

 

 

2.1 Ekonomik ve Parasal Birlik'in Türk Ekonomisi Üzerindeki Muhtemel Etkileri.

Ekonomik ve Parasal Birlik'in iki önemli nedenle Türk ekonomisini diğer bir çok üçüncü ülke ekonomisinden daha fasla etkilemesi beklenebilir. Nedenlerden birincisi, Türkiye ile AB arasındaki ekonomik ilişkilerin yoğunluğudur. Bir bütün olarak AB ülkeleri Türkiye'nin bir numaralı ticaret ortağı konumundadır. Daha dar anlamda, Türkiye toplam ithalatının %43'ünü, ihracatının ise %39'ıınu Euro bölgesi ülkeleri (tek paraya katılan l  AB üyesi ülke) ile yapmaktadır. Türkiye ise AB ülkelerinin sekizinci en büyük ticaret ortağıdır. Ayıca Türkiye'ye gelen yabancı sermayenin, turistlerin ve işçi dövizlerinin büyük bölümü AB kökenlidir. Aslında bunlar bugün AB üyeliğine aday diğer Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri içinde büyük ölçüde doğru olan hususlardır. Fakat Ekonomik ve Parasal Birliği Türkiye açısından belki daha da önemli kılan  ikinci neden henüz söz konusu ülkeler için geçerli değildir ki, bu da 1.1.1996 tarihinde yürürlüğe giren Gümrük Birliğidir. Gümrük Birliği uyarınca Türkiye AB menşeli sanayi ürünlerine uyguladığı gümrük vergilerine ve kotaları kaldırmış; OGT `yi benimsemiş ve rekabet, diş ticaret, standardizasyon gibi alanlarda çok ciddi uyum çalışmalara gerçekleştirmiş durumdadır.

Bu nedenlerle,  euro'nun Türkiye'de diğer ülkelerden daha fazla hissedilmesi muhtemel olan etkilerini dolaylı ve dolaysız etkiler olarak iki gurupta toplamak mümkün görünmektedir. Dolaylı etkiler, daha çok AB ile Türkiye arasındaki dış ticaretin ve diğer ekonomik ilişkilerin yoğunluğu nedeniyle görülebilecek olan ektilerdir. Euro ile ona katılacak AB ülkelerinden  faizlerin  düşmesi,  yatırımların  artması  ve  büyümenin  hızlanması beklenmektedir. Eğer bu gerçekleşirse, Türkiye olumlu gelişmelerden pay alabilir.Dolaysız etkiler ise daha çeşitli ve karmaşık biçimlerde karşımıza çıkabilir. Euro her şeyden önce Türkiye'de izlenen döviz kuru ve para politikalarında değişiklik yapılmasını gerekli kılacaktır. Türkiye'deki makro ekonomik dengesizlikler sürerken TL' nin euro'ya bağlanması elbette beklenemez. Fakat Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) döviz kuru politikasını belirlerken, artık Amerikan Dolan yanında Alman Markı'nı değil Euro’ya nazara alacaktır. Euro’n un uluslararası rezerv para olma özelliği arttıkça TCMB döviz rezervleri içindeki payı da doğal olarak yükselecektir. Aynı olgu dış ticarette de yaşanacak ve Türk dış ticaretinde Euro ile faturalama ve ödemelerin payı Amerikan Dolan aleyhine genişleyecektir.

Euro ile Avrupa Birliği'nde parasal istikrar daha önem kazanacaktır. Euro’ya tedavüle çıkaracak ve Euro bölgesi için tek bir para politikası belirleyip uygulayacak olan Avrupa Merkez Bankası'nın başta gelen hedefi fiyat istikrandır. Fiyat istikrarında bu denli önem veren bu ülkeler gurubu ile iş yapan ve onlara katılma amacı güden Türkiye artık istese de bugünkü çok yüksek enflasyon hızını  sürdüremez.  Bu nedenle AB’ de euro'ya geçiş Türkiye'de Maastricht uyum kriterleri kabul edilerek ekonomik istikrara yönel inmesi görüşlerini savunanlara güç kazandıracaktır. Bu konuda Ankara Anlaşması da kendilerine yardımcı olabilir. Çünkü söz konusu Anlaşmanın 17. Maddesine göre, " Anlaşmaya taraf olan her Devlet, ekonomisine, fiyat seviyesi kararlılığı için devamlı ve dengeli bir genişleme sağlarken, genel ödeme bilânçosunda denge sağlamak ve parasına olan güveni devam ettirmek için gerekli ekonomi politikalarını uygular... "

Türkiye'nin dış borçlarının kompozisyonuna bakıldığında,özellikle orta vadeli dış borçlarla Amerikan Dolan ve Japon yenini ağırlığının AB ülkeleri paralarına oranla çok daha fazla olduğu göze çarpmaktadır. Eııro ile bu kompozisyonun da değişmesi beklenebilir. Çünkü Euro AB içinde mali piyasalarını bütünleşmesini sağlayarak, işlem ve borçlanma maliyetlerini düşürerek; bu da Türkiye gibi ülkelerin, derinliği ve likiditesi artacak Avrupa mali piyasalarından daha ucuza ve daha kolay borç bulmasına yarayacaktır.

Kısa dönemde Euro’n un uluslar arası piyasalarda kazanacağı konumun Türkiye'nin dış borç servislerini etkilemesi de söz konusudur. Zayıf bir Euro Türkiye dış borç servisinde iyileşme, güçlü bir eııro ise kötüleşme anlamına gelecektir. Euro’n un hayata güçlü mü, yoksa zayıf mı bir başlangıç yapacağı ise, uluslararası krizin AB ülkelerini etkileme derecesi, Avrupa Merkez Bankası'nın tutumu ve politikası, ABD'nin Euro karşısında izleyeceği stratejiler, uluslararası piyasaların euro'ya yaklaşımı gibi etkenlere bağlı olacaktır.

AB ülkeleriyle ticari ilişkiler içinde bulunan Türk fırmalarının karşılaştıkları kur listeleri  işlem maliyetleri  ortadan kalkacak;  Euro'nun getireceği  rekabet ve  şeffaflık ortamında fırmaların gerçek rekabet güçlerini sergilemeleri kolaylaşacaktır. Bu güce sahip olmayan Türk fırmaları ve  KOBİ'leri ise  sorunlarla karşılaşabileceklerdir. Aynı şey bir ölçüde Türk bankaları içinde düşünülebilir. Kuşkusuz fırmaların aksine bankalar döviz alışverişinden sağladıkları  komisyonların bir bölümünden mahrum  olacaklardır.  Kısa dönemde Türk bankalarını bekleyen bir tehlike de, Euro bölgesi paralan cinsinden açılmış döviz tevdiat hesaplarının Amerikan Doları'na da euro'ya dönüştürülmesi konusunda yaşanabilecek yoğun isteklerdir. Aslında üç yıllık geçiş döneminde böyle bir dönüştürme zorunluluğunun bulunmamasına karşın, hesap sahipleri bilgisizlik nedeniyle Euro'nun ilk günlerinde bankalara hücum edebilirler.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

3. ETRAFIMIZDAKİ BEYINLERIN KULLANILMASI

Kalkınma,gelişme,refah seviyesi ve güvenliğin sağlanması kavramları teknolojik bilginin üretilmesi ve uygulanması ile yakından ilişkilidir. Teknolojik bilgi ancak araştırma- geliştirme faaliyetlerinin sonucunda elde edilebilmektedir. Bilğiııin önemini kavrayıp bilgi üretimi  çalışmalarını  çok  önceden  başlatan  ülkeler  bugün  gelişmiş  ülkeler  olarak adlandırılmaktadır.

Dünyada oluşan yeni düşünce şekli uluslararası pazarlardan pay almak isteyen fırmaların kendi teknolojilerini kendilerinin üretmesini zaruri kılmaktadır. Teknoloji üretmek için iyi bir organizasyon iyi bir araştırma altyapısı ve iyi yetişmiş araştırmacı personel gerekmektedir. Araştırma imkanını hazırlayacak ortamın oluşturulması firmaya önemli maliyetler getirmektedir. Araştırma-geliştirme faaliyetinden sonuç alabilmek için düşünen beyinlerin araştırmada istihdamı edilmesi gerekmektedir.

Araştırmacı personelden en yüksek verimi elde etmek için bu personelin maddi ve manevi desteklere kavuşturulması gerekir. Teknolojik bilgiyi sahip olmanın bir bedeli vardır. Araştırmacının  ihtiyacını  karşılamak  için  katlanılmak  zorunda  kalınan  maliyet (ekonomik,sosyo-ekonomik ve psikolojik) teknolojik bilgi eksikliğinden çok daha az bir maliyeti ifade eder. Türk sanayinin 2l.yüzyıla teknoloji üretebilen ve dünya tüketicilerine mal ve hizmet sunan bir yapıya kavuşması araştırma-geliştirme faaliyetlerine verilen önem kadar olacaktır. Ülkemiz on bin iktisadın faal nüfusa düşen tam zamana eşdeğer 8.2 araştırmacı personel sayısı ile dünyadaki bilgi toplumu olmayı hedefleyen ülkelerin çok gerisinde bulunmaktadır. Gelişmiş ülkelerde on bin iktisadın faal nüfusa düşen tam zamana eşdeğer araştırmacı personel sayısı 40'ın çok üzerinde bulunmaktadır. Bilim ve teknolojiye önem vermeyen hiç bir ülke, çağımızda ve önümüzdeki dönemde medeni milletler topluluğu içinde yer alamayacaktır. 2l.yüzyılda eşit şartlarda olmanın tek bir yolu bulunmaktadır. Bu da araştırma-geliştirme faaliyetlerine her şeyden daha çok kaynak ayırmak,iyi organize olmak ve hedefleri doğru belirlemekle mümkün olacaktır.

2l.yüzyıla çok az bir sürenin kaldığı sırada Türkiye hem avantajları hem de dezavantajyarıyla yeni bir yüzyılı karşılamaktadır. Dezavantajı;Türk ekonomisinin tam bir sanayi yapısının sağlayamadan bu öneme girmesidir. Gelişmiş ülkelerin Türkiye'den farkı sanayi toplumu olma döneminden bilgi toplumu olma saflıasını yakalamasıdır. Avantajı ise;azım sanmayacak yetişmiş insan gücü ve dinamik genç nüfusa ve önemli bir coğrafyaya sahip olmasıdır. Bu imkanın iyi kullanılması ülkeyi kısa sürede gelişmiş ülkeler seviyesine ulaştıracaktır. Geçen on yılda Türkiye'nin telekomünikasyon ve askeri haberleşme sistemleri teknolojilerinde sağladığı başarı, atılım yapabilme kabiliyetinin olduğunu göstermektedir. Araştırmacı personelin yetiştirilmesinde ve istihdamında özen gösterilmelidir. Türkiye bilime,teknolojiye her türlü fedakarlığa razı olarak teknoloji elde etme kararlılığını göstererek çok kısa bir süre içerisinde bu çabanın sonuçlarını almaya başlamalıdır. Bu konu Türkiye için hayati öneme sahiptir. Bilgi açtığını kapatmak için önümüzdeki on yılı bilim-teknoloji on yılı ilan edip bu konuda kararlı adımlar atmak gerekmektedir. Türkiye'yi bilim-teknolojide cazibe merkezi haline getirmek bilgi açığını kapatmak açısından önemli araçların kullanılması olacaktır. Bunun için bilim adamı ve araştırmacı personele bu dönemde özel imkanlar sağlanmalı ve ihtiyacı duyulan bilim adamı ve araştırmacılara sahip olunabilir ortam hazırlanmalıdır. Türkiye'nin bilgi açığı iyi bir organizasyonla kısa bir sürede kapatılabilir. Bir şeye değer vermeden o şeyden beklenen sonucu almak imkan dahilinde değildir.

Türkiye'nin  doktora  düzeyindeki  yetişmiş  personel  açığı  yüksek  noktalarda bulunmaktadır. Konuya hem üniversitelerdeki eğitim-öğretim açısından hem de araştırma- geliştirme açısından baktığımızda üniversitelerimizdeki bilim adamları bir taraftan eğitim faaliyetinde bulunurken,diğer taraftan araştırma-geliştirme faaliyetini yürütmektedirler. Bu açıdan doktora seviyesinde bilim adamı açığını,yurt dışına doktora yapmak için göndererek kapatmaya kalktığımızda her bir doktora öğrencisinin maliyeti 150 bin dolan bulmaktadır. Yurt dışı programlan ile yurt dışına personel göndererek araştırmacı personel açığının kapatılmasının fınansal boyutu çok yüksek olacaktır. Araştırmacı personelin yurt dışında eğitilmesi ile her yurt dışına gönderilen personel için kabulünün yapıldığı üniversiteye bir ücret ödemektedir. Öğrencinin gönderildiği üniversite mali açıdan desteklemekte ve bu doktora öğrencisinin yapacağı araştırma- geliştirme faaliyeti o ülkenin ihtiyaçlarına yönelik olmaktadır. Oysa bu doktora programlan ülkemizin  belli  üniversitelerinin  belli  gelişmiş  bölümlerinde,bu  bölümleri  daha  da geliştirilerek uluslararası cazibe merkezi haline getirilerek yurt dışı seviyesinde eğitim programı uygulaması sağlanabilir. Böyle bir uygulama Doktora programı için seçilen üniversitelerin ilgili bölümleri altyapı açısından yeterli hale getirilir ve eksik olan bilim adamı yurt içinden veya dışından bu programlarda istihdam edilebilir. Bu uygulama ile yurt dışına gönderilecek her bir doktora öğrencisi maliyetine 5 doktora öğrencisi yurt içinde aynı kalitede eğitilebilecektir. Diğer taraftan ülkemizin ihtiyacı olan araştırma projeleri bu cazibe merkezlerinde gerçekleştirilebilecektir.

Böyle bir organizasyonun uygulamaya konulması ile kısa sürede araştırmacı açığının kapatılabilme fırsatı yakalanabileceği gibi büyük kaynaklar da yurt dışına aktarılmadan üniversitelerimiz  uluslararası  standartta  araştırma  alt  yapısına  kavuşacaktır.  Doktora öğrencilerine doktoranın son bir yılında bilgi ve görgü seviyelerini artırmak için yurt dışına gönderilme imkanı sağlanmalıdır.

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

4.1. BİLİM

4.1.1. Bilim Nedir?

            Üzerinde herkesin birleşebileceği ortak bir tanım yapabilmek oldukça güç olmakla birlikte, bilim; kontrollü ve gözlem ve gözlem sonuçlarını, mantıksal düşünce yoluyla olguları, olayları açıklama niteliği olan hipotezler bulma ve bunları doğrulama yöntemidir.

Arapça bir sözcük olan ilim yerine bugün bilim sözcüğünü kullanmaktayız. Bilim, bilinen ve bilinmeyen fakat bilinmesi gereken ve bilinebilecek olan tüm evreni kapsamaktadır. Nitekim bugün, kavram ve kapsamı hakkında hiç birşey bilmediğimiz fakat yarın karşımıza çıkabilecek olan herşey bilimin kapsamı içindedir. Bilim temel olarak ikiye ayrılmaktadır:

i. Bilmektir: Eşya ve olaylar arasında varolan ilişkiler sistematiğine ilişkin bilinmesi gereken şeylerin hepsine bilim denir. Buna göre Alim (bilim adamı) cahil olmayan kimse demektir. Bu anlamda matematik, ahlak, dilbilgisi, ekoloji (çevre bilimi), astronomi, iktisat hepsi de bilimdir. Bunlardan birini veya birkaçını bilene alim yada bilim adamı denir. İngilizce’de Knowledge, Fransızca’da Connaissance bu anlamda bilimin karşılığıdır.

ii. Doğrudan duyumlar ve deney yoluyla elde edilen bilgiler bilimin ikinci anlamını oluşturmaktadır: Bu yönüyle bilim, doğrudan deney yoluyla elde edilemeyen bütün bilgilerin karşısındadır. Metafizik (mutlak varlıkla ilgili olayların bilgisi), ahlâk (iyinin ve kötünün bilgisi), irfan (kişisel ve içsel deneyimlerin bilgisi), mantık ve metodoloji bilimin dışındadır. Bilimin bu anlamı dikkate alındığı zaman Fransızca ve İngilizce’deki karşılığı “science” dir.

            İlk anlamı ile ele alındığı zaman bilim insanlığın ilk ortaya çıkışıyla başlar. İkinci anlamda kullanımı ise Rönesans dönemindeki gelişmeler ile ortaya çıkmıştır. Bu konu tarihsel süreç içerisinde bilimsel düşünce tarzı başlığı altında ayrıca işlenecektir.

i.    Einstein’ın bilim tanımı: Her türlü düzenden yoksun duyu verileri ile düzenli düşünceler arasında uygunluk sağlama çabasıdır.

ii.   Russel’in bilim tanımı: Gözlem ve gözleme dayalı akıl yürütme yoluyla dünyaya ilişkin olguları birbirine bağlayan yasaları bulma çabasıdır.

4.1.1.1. Bilimin Temel Özellikleri

i.          Mantıksal Tutarlılık: Bilim ulaştığı sonuçların çelişkisinden uzak kendi içinde tutarlı olmasını ister.

ii.         Olgusal olma: Bilimsel önermelerin tümü ya doğrudan ya da dolayısıyla gözlenebilir olayları ve olguları dile getirir. Bilimde hiçbir hipotez ya da teori, gözlem ya da deney sonuçlarına dayanılarak kanıtlanmadıkça doğru kabul edilmez. Bilim kendiliğinden doğru sayılan ya da tanım gereğince doğru olan önermelerle ilgilenmez.

iii.        Objektiflik: Araştırılan konunun, araştırmacının inançları ve değer yargılarından bağımsız olarak ele alınmasıdır. Araştırmacı tarafsız bir bakış açısına sahip olup, olması gerekeni değil, olanı bulmaya çalışmalıdır.

iv.        Eleştiri: Bilimin en temel özelliği eleştiriye açık olmasıdır. Bilimsel yöntem her türlü dogmatizme karşıdır. Yanlışlanabilirlik, bilimsel yöntemin –pozitif bilim metodunun parçadan bütüne, sebeplerden sonuçlara gitme metodundan farklı olarak- gerçeğe ulaşmada kullanılan en sağlıklı kriterdir.

v.         Genelleyicidir: Bilim tek tek olgularla değil, olgu türleri ile ilgilenir. Bu nedenle sınıflandırma bilimsel araştırmada ilk adımı oluşturur. Bilim açısından tek bir olgunun kendi başına fazla anlamı yoktur.

vi.        Seçicilik: Bilimsel nitelik taşıyan gözlem ve deneyler ancak, belli bir hipotezin ışığında belli olguları açıklamaya yöneldiğinde anlam kazanır.

vii.      Bilimsel incelemeye konu olan gerçek dünya gelişi-güzel değil, olguların düzenli ilişkiler içinde yer aldığı, tutarlı ve anlamlı bir dünyadır. Bilim, gözlem konusu olan bütün olguların zaman ve uzay içinde yer aldığını kabul eder.

viii.     Bilim, varolan herşeyin “ölçülebilir” olduğu ilkesine bağlıdır. Bilimsel bir alanda ölçme tekniğinde sağlanan başarı o bilim dalının gelişme düzeyini saptamada önemli bir ölçüdür.

            Bilim hep varolacaktır. Zira insanlığın geleceği ile bilim birbirlerine kopmaz bağlarla bağlıdır. Uygar insan varlığının devamı evrensel moral ilkeleriyle yönlendirilen bilime dayanmaktadır. İnsanoğlu hayatına bilimin egemen olmadığı devirlerde, tabiatta gerçekleşen olaylar karşısında çaresiz kalmış, mikrop ve hastalıklardan kırılmış ve batıl inançlar sorunların çözümünü engellemiş, yaşadığı bunalımlar karşısında ise dehşete kapılmıştır. İnsanoğlunun gerçeğin bilgisine ulaşmak, hayatı kolaylaştırmak, kendisinin ve evrenin sırlarını çözmek sahip olduğu bilgi birikiminin aktarılacağı en büyük araç olan okul ise uzun yüzyıllar boyunca bilginin geniş kitlelere yaygınlaşması için kullanılamamıştır. Daha sonraki dönemlerde insanlar bilimi oluşturmuş, bu sayede batıl inançlarından kurtulmuştur. İnsanlar bilim sayesinde yaşadıkları çevrenin (tabii, sosyal, kültürel, ekonomik vb.) anlamını idrak etmiş, daha güvenli olarak geleceğini belirleme yoluna girmiştir.

            Bilim yaygın olan kanaatin tersine yalnızca belirli özelliği olan bir bilgi çeşidi değildir. Günümüzün dünyasında bilim, aynı zamanda toplumsal iktisadi, siyasal, kültürel ve ideolojik örgütlenmenin merkezini oluşturan, metafizik değerlerle yüklü bir bakış açısının da adıdır. Bilim günlük hayatın bütün süreçlerine nüfuz etmiş bir dünya görüşüdür. Bununla birlikte, bilim bu dünya görüşünün, bakış açısının yeniden üretiminin de en temel araçlarından birisidir.

            Bilim, çağdaş dünyayı çevreleyen en gözde bilgilenme yolu ve modern insanın en fazla güvendiği silahıdır. Bu nedenle birbiriyle hiç alakası olmayan durumlarda insanlar düşüncelerini, görüşlerini yada yaklaşımlarını ifade ederken, onlara güvenirlilik sağlama kaygısıyla “bilimsel olarak söylemek gerekirse......” şeklinde sözlerine başlarlar. Her ne kadar üzerinde tartışılsa bile “mutlak doğru bilimdir” önermesi insanlar tarafından genel kabul gören bir yaklaşım tarzıdır.

Bilim hayatımızın merkezine öylesine yerleşmiştir ki bilimin farkına varsak ta varmasak ta, bilimsel gerçekliği kabul etsek de etmesek de bilginin dışında kalmak, onu yaşamdan soyutlamak mümkün değildir. Bilim makro ve mikro alemden, sosyal hayattaki olaylardan, çevreden, eğitimden, tarihten, vb. herşeyden bahseder. Modern hayat tarzının kabul ettiği alanlardan birisi seçilip sonuna “logy” eklendiğinde de yeni bir bilgi dalı ortaya çıkar; Antropoloji, psikoloji, meteoroloji, teoloji, epistomoloji, vb.

            Medeniyetler bazı temel soyut kavramlar üzerinde yükselmektedirler. Medeniyetleri birbirinden ayıran özellikler de bu soyut kavramlardır. Bilim ve felsefenin önemi işte burada ortaya çıkmaktadır. Çünkü soyut kavramları anlamlı bir şekilde sistemleştirerek bilgi haline getiren bilim ve felsefedir.

4.1.1.2. Bilimsel Düşünce Tarzı

            “Bilimsel bilgi doğrulanmış bilgidir. Bilimsel kanunlar bir kısım titiz yöntemlerle gözlem ve deneyle elde edilen deney olgularından çıkarılır. Bilim görebildiğimiz, işitebildiğimiz, dokunabildiğimiz, şeyler üzerine bina edilir. Bilim de şahsi fikirlerin veya tercihlerin ve spekülatif tasavvurların yeri yoktur. Bilim nesneldir. Bilimsel bilgi nesnel olarak doğrulandığı için güvenilir bilgidir.”

            Yukarıdaki türden önermeler, modern zamanların bilimsel bilgiden ne anladığının popüler bir görüşünün özetlenmiş halidir. Fakat buradaki eksiklik duyu organlarının ulaşamadığı, yalnızca aklın sınırları zorlanarak bulunabilecek türden bilgilerin ihmal edilmiş olmasıdır.

            Hangi amaca yönelik olursa olsun herhangi bir sorunu çözümlemenin yolu üç temel unsura bağlı kalmaktan geçer. Bunlardan birincisi “şekil” yani “form”dur. Fakat şekilden kastedilen şey sadece somut değildir; soyut da olabilir. İkinci olarak, o işin belirli bir “muhteva”ya sahip bulunması gerektiğidir. Yapılacak işin içeriği hakkında belirli bir kanaat oluşmamışsa, yapılacak iş bir çok eksikliklere yol açacaktır ve amaca ulaşılamayacaktır. Üçüncü olarak, hedeflenen amaca ulaşmada “metod” yada “usule” ihtiyaç olacaktır. Metod olmadan birinci ve ikinci unsurlar ne kadar mükemmel olursa olsun amaca ulaşılamayacaktır.

            Yıllardır büyüme ve kalkınma çabası içinde olan ülkemizde, özlenen muasır devletler seviyesine ulaşılamaması ve üzerine çıkılamamasının arkasında bu üç unsurun dikkate alınıp alınmadığının üstünde durulması gerekir. İlk iki unsura dikkat edildiği zaman toplumumuzda yeterlilik hatta fazlalık olduğunu, diğer ülkelerden önde olduğumuz bile söylenebilir. Öyleyse sorun üçüncü unsurda yani metod (içerik) konusunda eksikliklere bağlıdır. Batılı ülkelerin içerik konusunda eksiklikleri olmasına rağmen bugünkü düzeylerine ulaşamamalarındaki tek unsur “metod”larının sağlamlığından geçmektedir. Bu metod ise tartışmasız bilim metodu yani bilimsel düşünce tarzının kullanılmış olmasıdır. İlk paragraftaki belirtilen popüler bilimsel düşünce ve yaklaşım tarzı bu ülkelerin kısa sürede gelişmelerini sağlamış, fakat bunun yanında akılla ulaşılabilecek bilgileri ihmal etmelerinden dolayı belirli bir toplumsal maliyete katlanmak zorunda kalmışlardır. Günümüzde ise bu sosyal maliyetlerin yeniden ortaya çıkmaması doğrultusunda bu ülkeler akılla ulaşılabilecek bilgilere de önem vermeye başlamışlardır. Toplumumuzun kalkınabilmesinin yolu, problem çözümünde düşünce tarzının yani metodun yeterince bilinmesi ve uygulanabilmesine bağlıdır.

4.2. BİLİM SİSTEMATİĞİ

Önce eğitim diye belirlemiştik ilk etkenini. Eğitim! Drucker, bu konuda çarpıcı bazı değerlendirmeler yapar.  "Önümüzdeki  on  yıllarda  eğitim  alanında  meydana  gelecek değişiklikler,modern okulun, üç yüzyılı aşkın bir süre önce kitapların basılmasıyla ortaya çıkışından bu yana görülen değişikliklerinden daha büyük olacaktır. Bilginin gerçek sermaye ve zenginlik yaratan başlıca kaynak haline gelmekte olduğu bir ekonomi,eğitim performansı ve eğitim sorumluluğu açısından okullara yeni ve zorlu talepler yöneltmektedir. Bu durumda kazanılan öğrenim,bilgi toplumundaki iş,geçim ve meslek kapılarının açılmasında etkili olduğuna göre,öncelikli toplumun bütün üyelerinin okur yazar olması gerekecektir. Ama bu okur yazarlık yalnızca,okuma yazma ve aritmetikle sınırlı olmamalıdır". Drucker bilgi toplumu     fertlerinin,yeni   eğitim   sistemiyle   teknolojiden,teknolojinin boyutlarından,özelliklerinden ritimlerinden anlamak yanında asıl hedeflerin "öğrenmeyi öğrenmek" olduğunu söyler. Böylece bilgi toplumunun eğitimindeki hedefini belirler. Bilgi toplumunda "bitmiş eğitim" diye bir şey yoktur. Eğitim,okullarda sınırlı kalamaz. Her fert, her kurum hayatın her saflıasında öğrenmeye devam edecektir...

Drucker'e göre "eğitimli insan" önceki toplumlarda bir süstür. Ama bilgi toplumunda, toplumun bir simgesi ve örnek tipidir. İşte bu örnek insanı yetiştirecek eğitim ekonomiyi ateşleyecek, ama bunu,"ürünü" yani eğitimli insanı yoluyla yapacaktır. Bu beyanda,bilginin tek yönlü bir eğitimli şekillenmesi korku endişesini de dile getiren düşünür.  "bilgi toplumunda eğitim,bir yandan da "erdem"aşılamak zorundadır" der. Peki,yüzyılımızda yeni anlaşılmış bir hedef gibi görünen bu düşünce gerçekten yeni midir? Bilgi çağının eğitiminde süreklilik içinde şekilleneceği ileri sürülürken,sanırım insanımıza bu düşünce bazı şeyleri hatırlatmış olmalıdır! Yine de isterseniz birlikte hatırlayalım: "Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu hiç? (Kur-an-ı Kerim); Ancak akıl sahipleri düşünürler (Kur-an-ı Kerim); Beşikten mezara kadar ilmi isteyiniz (Hadis-i Şerif) O halde insanoğlunun bugün söylendiğinde,bilgi çağının insanı için hedeflerine,yüzyıllar öncesinde işaret koyan islamı gözlemesi,doğru anlaması gerekmez mi!

Eğitim insanı,insan bilgiyi hazırlarken vardığı hedefler için kullandığı araçlar vardır. Bilgi   toplumun  hızlanarak  gelişmesinde  etken  olacak  başlıca  araçların  aralarında "bilgisayarlardan" başlamak üzere " mikro elektronik "," robotlar "," iletişim teknolojisi "  biyoteknoloji" günümüzde belli ölçülerde bilinen ve hatıra geleceklerdir. Bir de gelecek için muhtemel ve tasarlananlar vardır. Mesela,yeni teknolojilerin enerjiye bağlılıklarının hızla azalmasıyla  bugünkü  elektronik  bilgisayarların  yerini  optik  bilgisayarların  almasının varsayılması  bunlardan  biridir.  Suni  zekanın  oluşumu,elektronikte  ışığın  kullanıldığı opto elektronik ,akıllı robotların kullanılması,gen teknolojisindeki gelişmelerle istenilen tipte insanların geliştirilmesi, mikro elementlerin insan üzerindeki etkisiyle insan beyninde değişik bilgilerin depolanması ve böylece erken yaşlarda daha çok bilgiden istifade edilebilmesi günümüz bilim dünyasında konuşulanlar olup, bilinenlere ekleneceği tasarlananlardı. Kim bilir böylece gelecek bilimci Japon Masuda'nın söylediği gibi, akıllı yaratık insanın yerini akıllı robotların hizmet gördüğü ve gen kültür özellikleriyle yeni bir insan tipi olan "homo intelligens"in ortaya çıktığı dünya gündeme gelecektir!....

Var Olacağı Sanılan Toplum Yapısı

Bilgi çağının geçmişin ilkel,daha sonraki tarım ve nihayet sanayi toplumundan farklı bir teknolojik ekonomik sosyal ve politik sistem  içerisinde bulunacağı hususundaki mutlakıyet iddiaları yanında,farklı varsayımlardan da söz edilmektedir. Konuda düşüncelerini geliştiren gelecek bilimciler arasında,bugün ulaşılan bilim seviyesinde en önde görülen iki ülke, A.B.D. ve Japon menşeli olanlar fazlaca sayıdadır. Onlara göre, 21'nci yüzyıla damgasını vuracak bilgi çağının temelinde "bilginin üretken" kılınması gelmektedir. Şimdilik ekonomi ve teknolojide uygulanabilir hale getirilmiş olan bilginin üretkenliğinin, gelecek yüzyılda toplumda ve politikada da geçerli kılınacağı ileri sürülür.  Buna göre bilgi toplumunun bu güne kadar yaşanan şeklinden çok daha rekabetçi bir toplum olmasından kaçınmak mümkün olamayacaktır. Böylece keyfiyet olarak bilgi işçisinin egemen olacağı yeni  bir  toplum  türünün  doğacağı  hesaplanmaktadır.  İddiayı  teyit  edici  mahiyette, günümüzde  A.B.D.'den  başlayarak  gelişmiş  ülkelere  yansımaya  başlamış  örnekler verilmektedir. Bütün bunlarla,yeni yapılanmanın "ileri"anlayışından uzaklaşılarak örgüt ve ekip anlayışına doğru bir gelişmeyi gerçekleştireceği düşünülmektedir. Uzmanlaşan ekiplerin kaçınılmaz biçimde bir örgütler toplumuna dönüşmeyi gerektireceği,bununsa merkezi ve ayırt edici "yöntem"organına ihtiyaç duyacağı ileri sürülmektedir. Bu gelişmenin yanısımasınınsa ,politikada yeni bir merkez arayışı ekonomi politikaların tamamen değişimi devlet işlerliğinde yeni  değişimler  tarzında  olacağıdır.  Japon  Masuda,  sanayi  toplumunun  mekanik teknolojilerine dayalı bilgi üretiminin; fiziki emeğin ikamesi yerine, zilini emeğin ikamesinin gündeme geleceğini;üretimin,işletmelerde yapılması yerine,veri bankaları ile bilgi ağlanma bağlı olarak gerçekleşeceğini,savunur.  Sanayi toplumunun yeni girdi ve pazarlar için kolonizasyona  yöneldiğini,oysa  bilgi  çağında  bilginin  ve  bağlı  olarak  ekonominin, küreselleşmeyi gündeme getireceğini vurgular.

Gerçekten yüzyılımızın son yıllan, Masuda'nın ileri sürdüğü hedefleri doğrular mahiyette,ekonominin Küreselleşme eğilimlerinin arttığını delilleriyle dolu hale gelmiştir. İletişim sistemleri ülke sınırlarını zorlarken,bir bakıma artan rekabet ortamında siyası açıdan bölgesel ve etnik gruplaşmalara yol açmış,ekonomik açıdan da "dünya çapında tekleşen standartlaşmayı" öne çıkarmağa başlamıştır. Bu ortamda bilgi çağının gittikçe daha çok doğal ve  nükleer  enerjiye  yöneleceği;  kullanılan  malzemelerde  yenilenebilir  kaynakların robotlar,uzay gemileri ve aklı geliştirici makinelerle değerlendirileceği;bütünlenmiş küresel ekonomide küçük müteşebbislerin öğütlendiği bir yapının artan bir ferdiyetçiliği ama bu arada sosyal değerlerde çeşitlilik ve eşitliğin öne geçeceği,katılımcı bir demokrasi anlayışının geçerlilik kazanacağı bir dünya içinde yaşanacağı tasarlanmaktadır. 21'nci yüzyıla verilen "bilgi çağı" anlayışında var sayılanlar bunlardır. Peki halen gelişmiş ülkeler dışında bulunan Türkiye'nin bu gelişmeler karşısında durumu nedir!...

 

 

BEŞINCİ BÖLÜM

5. BİLGİ TOPLUMUNUN TANIMI VE TEMEL ÖZELLİKLERİ

Gelişmiş ülkelerde şekillenen ve tüm dünya ülkelerini kısa zamanda etkisi altına alan toplumdaki gelişmelerin özellikle sanayileşme sürecini tamamlayamamış veya sanayileşme sürecinde olan gelişmekte olan ülkeler açısından irdelenmesi ve ekonomilerin bilgi toplumuna uyum sürecine girerek yeni stratejilere yönelmesi gereksimi gittikçe artmaktadır. Bilgi toplumu, başta emek faktörü olmak üzere tüm üretim faktörlerinin, kamu ve özel sektör işletmelerinin, bireylerin ve devletin teknolojik gelişmeler karşısında yeniden yapılanmasını, yeni bir dünya görüşü ve yaşam felsefesini beraberinde getirmektedir.

Bilgi toplumu da en önemli girdilerden insan faktörü ve bilginin niteliğinde değişim ortaya çıkmaktadır. Bilgi, hem kişisel bir kaynak olarak, hem de kilit ekonomik bir kaynak olarak görülmektedir. Günümüzde, bilgi toplumunda ise bilgi anlamlı tek kaynak olarak benimsenmektedir. Geleneksel üretim faktörleri yani doğal kaynaklar, emek ve sermaye ortadan kalkmamakta ancak, ikinci plana düşmektedir. Söz konusu üretim faktörleri bilgi sayesinde elde edilebilir kaynaklardır. Burada bilginin niteliği de önemlidir. İşe yarayan bilgi, sosyal ve ekonomik sonuçlar getirebilecek bilgi önem kazanmaktadır. Bilginin oluşumuna katkı verecek ve bilgiyi kullanacak olan ise insandır. Bilgi toplumunda diğer önemli girdi insan faktörü olmaktadır. Burada, düşünsel anlamda emek faktörünün gelişimi, insana yapılacak yatırımlar ön plana çıkmaktadır.

Bilgi toplumu; yeni temel teknolojilerin gelişimiyle bilgi sektörünün, bilgi üretiminin, bilgi sermayesinin ve nitelikli insan faktörünün önem kazandığı, eğitimin sürekliliği ön plana çıktığı, iletişim teknolojileri, bilgi otoyolları, elektronik ticaret gibi yeni gelişmeler ile toplumu ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal açıdan sanayi toplumunun ötesine taşıyan bir gelişme aşaması olarak tanımlanabilir. Sosyoekonomik gelişme sürecinde başta insan faktörü ve bilgi olmak üzere tüm alanlarda yapısal değişimi gerekli kılan, sanayi toplumunun uzantısı olarak ortaya çıkan bilgi toplumu, "bilgi ekonomisi", "sanayi-sonrası toplum", "bilişim toplumu", "bilgi çağı" ve benzeri şekillerde ifade edilmektedir. Ayrıca; sos yo - ekonomik gelişme sürecinde tarım devrimi birinci dalga, sanayi devrimi ikinci dalga, enformasyon devrimi veya bilgi toplumundaki gelişmeler ise "üçüncü dalga" olarak nitelendirilmektedir. Üçüncü dalga, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal alanda   yeni bin yaşam biçimi getirnektedir. Bu yeni gelişmeler yeni davranış biçimlerinin oluşmasına yol açmakta ve toplumu standartlaşma ve merkezileşmenin ötesine taşımaktadır. Bu yeni uygarlık, farklı bir dünya görünümünü de beraberinde getirmekte; zamanı, mekanı, mantık ve nedenselliği ele almada kendi özgül biçimlerini geliştirmekte ve geleceğin politikasının ilkelerinin de kendine göre oluşmasına yol açmaktadır.

Tüm  dünyayı  kısa zamanda etkisi  altına alan  bilgi  toplumunun temel titizliklerini  ise  sanayi  toplumunun  özellikleri  ile  karşılaştırmalı  olarak  şu  şekilde sınırlandırabiliriz:

·  Sanayi toplumunda maddi seı7rıayeııin bilgi toplumunda bilgi ve insan sermayesi almaktadır.

·   Sanayi toplumun da mal ve hizmet üretiminde gelişmenin başlangıcı alan buhar makinesinin yerini bilgi toplumunda bilgisayarlar almaktadır.

·   Sanayi toplumunda kol gücünün yerini, bilgi toplumunda beyin gücü almaktadır.

.   Sanayi toplumunda fiziksel ve düşünsel anlamda insan sermayesinin üretime katılımı söz konusu iken, bilgi toplumunda düşünsel anlamda, yükseköğretim görmüş nitelikli insan sermayesinin üretime katılımı söz konusudur.

· Sanayi toplumunda sanayi mallarının ve hizmetlerin üretimi yapılmaktadır. Bilgi toplumunda ise bilgi ve teknolojinin üretimi gerçekleşmekte ve bilgi sektörünün ürünü olarak bilgisayar, iletişim ve elektronik araçlar, elektronik haberleşme, robotlar, yeni gelişmiş malzeme teknolojileri gündeme gelmektedir.

·   Sanayi toplumundaki fabrikaların yerini bilgi toplumunda bilgi kullanımını içeren bilgi ağlan ve veri bankaları (iletişim ağ sistemi) almaktadır. Bilgi, dünyanın her tarafında  üretilmekte  ve  iletişim  teknolojisi  aracılığıyla  anında  her  tarafa yayılmaktadır.

·   Bilgi toplumu işgücünde tasarruf sağlamakta, bu ise kısa dönemde işsizlik, uzun dönemde ise yeni teknolojilerin global etkilerini ortaya çıkarın aktadır.

·   Sanayi  toplumundaki  genel  eğitimin  yerini  bilgi  toplumunda  eğitimin bireyselleşmesi sürekliliği almaktadır.

·   Sanayi toplumunda: birincil, ikincil, ve üçüncül endüstriler tarım, sanayi ve hizmetler, bilgi toplumunda birincil, ikincil ve üçüncül sektörlerin yanı sıra dördüncü sektör olan bilgi sektörü ortaya çıkmaktadır.

·   Sanayi toplumundaki özel ve kamu iktisadi kuruluşlardan faklı olarak bilgi toplumunda gönüllü kuruluşların önem kazandığını görüyoruz.

·   Sanayi toplumunda başlıca üretim faktörleri emek, tabiat, sermaye, girişimci iken, bilgi toplumunda üretim sürecinde bu üretim faktörlerinin yanısıra beşinci üretim faktörü teknik "bilgi" ön plana çıkmaktadır.

·   Sanayi toplumunda üretilen mal ve hizmetlerin kıtlığı söz konusu iken, bilgi toplumunda bilgi kıt değildir. Bilgi, sürekli artmakta ve artan verimler özelliği içirmektedir.

·   Sanayi toplumunda üretilen mal ve hizmetlerin bir yerden bir yere taşınmasında uzaklık ve maliyet önemli iken, bilgi toplumunda bilgi otoyolları ile tüketici ile bilgi arasındaki uzaklık önemini kaybetmekte ve maliyetler minimuma inmektedir.

·   Sanayi toplumunda tüketici taleplerinin karşılanmasında mal ve hizmetlerin mobilitesi oldukça düşük, bilgi toplumunda ise bilginin mobilitesi kolaydı. Bu durum, bilginin sınırsız bir tüketici tarafından tüketilmesine ve yenilikleri teşvik etmesine yol açmaktadır.                    

·   Sanayi toplumunda temel bilgiyi, fizik, kimya bilimleri, bilgi toplumunda ise; kuantum elektroniği, moleküller biyoloji ve çevresel bilimler gibi yeni araştırma alanları oluşturmaktadır.

· Sanayi toplumunda politik sistem temsili demokrasi iken, bilgi toplumunda katılımcı  demokrasi  anlayışnınn  daha  belirgin  bir  önem  kazanacağı düşünülmektedir. Bilgi ve iletişim teknolojileı7ndeki gelişmeler neticesinde adına "Tele-Demokrasi"  denilen bir değişimin  ileriki   yıllarda yaşanacağı  tahmin edilmektedir.

Bilgi toplumunun yukarıda belirtilen temel özelliklerden hareketle bilgi toplumu, sanayi toplumunun sos yo- ekonomik gelişme sürecinde yol açtığı gelişmelerden daha farklı, ekonomik alandaki tüm karar birimlerinin ve kurumların yapısında hızlı değişimi ve yeniden yapılanmayı gerektiren bir aşama olarak nitelendirilebilir.  Bilgi teknolojilerinin hızla gelişimi, bu gelişmelere aynı hızla ayak uydurabilecek bir toplum yapısını gerekmektedir. Daha çok gelişmiş ülkelerin ulaşmış olduğu ve henüz sanayileşme sürecini tamamlamış olmasa da gelişmekte olan ülkeleri de etkisi altına alan bilgi toplumu aşamasında, ekonomik politika  önceliklerinin  bilgi  üretimi  ve  kullanımı  yönünden  oluşturulması  önem kazanmaktadır. Bilgi toplumu aşamasına ulaşmış bir çok gelişmiş ülkede ulaşılan gelişmişlik düzeyinin sürekliliğinin korunması amacıyla, giderek bilime, teknoloji ve insana yatırım unsuru eğitime daha fazla önem verilmektedir. Türkiye `nin ve diğer gelişmekte olan ülkelerin uluslar arası alanda gelişmiş ülkelerle aralarındaki gelişmişlik farkının daha fazla açılmaması,ulusal  alanda  ise  kalkınmanın  sağlanması  açısından,  bu  ülkelerin  bilgi toplumundaki gelişmelere ne ölçüde uyum gösterdikleri önemlidir.

5.1. BİLGİ TOPLUMUNA ERİŞMENİN KOŞULLARI

5.1.1. Alt Yapı

Üretilen bilgiyi depolayacak, çoğaltacak, dağıtacak, kullandıracak  teknolojik sistemleri alt yapıyı oluşturmaktadır.

-  Bilgiyi Toplayacak Kütüphaneler Kitaplar, ses ve görüntü kasetleri bilgisayar disketleri, dia pozitifler, filmler.

-   Bilgi - Çoğaltacak Tesisler Matbaalar (Kitap,Gazete,Dergi). Fotokopi makineler, kaset, dia disket, film çoğaltacak cihazlar.

-   Bilgiyi Dağıtacak İletişim Şebekesi Radyo - TV yayınlan, telefon hatları, şebekeleri, link istasyonları, uydular (Türk sat- Türk Uydusu).

Sanayi sonrası toplumun en önemli kaynağı bilgi ve en önemli alt yapısı ise iletişim alt yapısı olmuştur.

Her çeşit toplum üç çeşit alt yapı tarafından bir arada tutulur: Ulaştırma, Enerji, ve İletişim.

Son zamanlarda iletişim alt yapısı, ulaştırma ve enerjinin önüne geçmiş insanlığın eylem alanı büyümüştür.

Ulaştırma sektörünün birim fiyatları sürekli artarken, iletişim birim fiyatları sürekli düşmesi nedeniyle fikirleri yaratan insanları nakletmek yerine, fikirlerin ve bilginin iletişim yoluyla iletilmesi maliyet ve sürat açısından yeni bir ufuk açmıştır.

 

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

 

AÇIKGENÇ Alparslan, "Bilgi Felsefesi", İnsan Yayınları, İstanbul, 1992.

AKARSU Bediâ, Felsefe Terimler Sözlüğü, İnkılap Kitabevi, 5. Baskı, İst.,1994.

BARNES Barry, Bilimsel Bilginin Sosyolojisi, Vadi Yay. 199.

BUĞRA Ayşe,  "İktisatçılar ve İnsanlar", Remzi Kİtapevi, İstanbul, 1989.

BULUTAY Tuncer, Bilimin Niteliği Üzerine Denemeler, Mülkiyeliler Birliği Vakfı Yayınları, Ank. 1986.

DİNÇER Ömer, "Stratejik Yönetim ve İşletme Politikası", Timaş B.Y.T. Ltd.İstanbul, 1992.

DOĞAN D.Mehmet., "Büyük Türkçe Sözlük", Birlik Yayınları, Ankara, 1992.

DRUCKER Peter P., Yeni Gerçekler, Türkiye İş Bankası Yayını, Ank. 1992.

DURA Cihan, Bilgi Toplumu, Kültür Bakanlığı Yayını, Ank. 1990.

DÜĞER İ.Hakkı, "Bilim Üzerine Birkaç Söz", Kütahya İ.İ.B.F. Yıllığı, Kütahya, 1991.

HAYEK Friedrich A., Kanun, Yasama Faaliyetine Özgürlük, (Çev: Atilla Yayla) İş Bank.,Yay., Ank., 1994.

HAZARD Paul, Batı Düşüncesindeki Büyük Değişme, Tur Yayınları, İstanbul, 1981.

KAZGAN Gülten, "İktisadi Düşünce Veya Politik İktisadın Evrimi", Remzi Kitapevi, 5. Baskı, İstanbul, 1991.

 

 

 

 

 | Puan: Henüz oy verilmedi / 0 Oy | Yazdyrylabilir SayfaYazdır

Yorumlar


Henüz Yorum Yazylmamy?

Yorum Yazın



KalynYtalikAltçizgiliLink  
Simge Ekle

    

    

    

    





Arama ARAMA